# Doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde son günlerde yaşanan olaylar hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Erkan Mumcu (Isparta)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 4 Nisan 2006
- **Gündem:** DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGELERİNDE SON GÜNLERDE YAŞANAN OLAYLAR HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2006-04-04-dogu-ve-guneydogu-anadolu-bolgelerinde-son-gunlerde-yasanan-olaylar-ha

> Erkan Mumcu, 4 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGELERİNDE SON GÜNLERDE YAŞANAN OLAYLAR HAKKINDA); konuşma 1.823 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ERKAN MUMCU (Isparta) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün burada görüştüğümüz mesele, hiç şüphesiz, üzerinden söz düellosu yapabileceğimiz bir mesele değil. Bugün burada konuştuğumuz mesele, klasik muhalefet-iktidar pozisyonlarını takınıp, karşılıklı eleştirilerle kendi pozisyonumuzu tahkim etmeye yöneleceğimiz bir mesele değildir.

Bunu söylemek, bu kürsüden, sözgelimi, hükümetin tutumuna ilişkin olarak bir eleştiride bulunmayacağımız anlamına elbette gelmez; ancak, eleştirilerimizi, bir ötekine yöneltilmiş, bir diğerine yöneltilmiş tenkit gibi ifade etmek niyetinde olmadığımızı, ifade edeceğimiz her eleştiriyi bir özeleştiri gibi gördüğümüzü, bu bağlamda, hükümetimizi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hükümeti olarak, böyle bir millî mesele karşısında "hükümetimiz" olarak anlamayı ve algılamayı en fazla da bu meselede gerekli gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Böyle bir mesele ele alınırken, bu konunun, hakikaten, zaman tahditleriyle filan sınırlandırılmış olması, bizi değil; ama, zannediyorum, milletimizi rencide ediyor ve böyle bir konunun, çeşitli bakış açılarından değerlendirilerek, gerçekten, millî bir tutumun konusu, bir millî mutabakatın konusu edilmesi gerekirken, ucuz iktidar-muhalefet pozisyonlarıyla harcanmak istenmesinin tarihin affetmeyeceği bir şey olduğunun altını çizmek istiyorum.

Dolayısıyla, bu gibi konularda kendilerini kuşatan çevrelerin telkinlerine mahkûm edilmiş olanların, başka bakış açılarına da açık olabilmek cesaretini göstermeleri, başka bakış açılarıyla yüzleşmekten, başka düşünce biçimleri, çözümleme biçimleriyle karşı karşıya gelmekten korkup kaçmamaları lazım gelir diye düşünüyorum; burada, çünkü, milletimizin tarihinde karşılaştığı en önemli meselelerden birisi hakkında konuşuyoruz. Hepimizin aynı gemide olduğumuzu bilmemiz gerekiyor ve önemli olan, geminin neresinde olduğumuz değildir, kimin kaptan köşkünde, kiminin lüks kamarada, kiminin avam kamarasında olduğu konusu burada önemli değildir ve burada, her ne kadar İçişleri Bakanına verdiği bilgiler dolayısıyla teşekkür etmek durumundaysak da, bir şeyin altını çizmek ihtiyacı içindeyiz: Mesele, nerede durduğumuz değildir Sayın Bakan. Mesele, nereye doğru hareket etmekte olduğumuzdur. Mesele, nereye doğru sürüklendiğimizdir. Olayların istikametinin bize gösterdiği yön, bizi sürüklediği yöndür. Acaba, kendi irademizle mi bir yere gidiyoruz, yoksa sürükleniyor muyuz; bunu net bir biçimde görmek ve anlamak durumundayız.

Dolayısıyla, televizyon haberlerine, gazete haberlerine de konu edilmiş şeylerin burada bir tekrarını sunmanın, zannediyorum Büyük Millet Meclisinin çözüme katkı sunması için çok fazla bir değeri yoktur.

Şimdi, her şeyden önce, bu meselenin, Türkiye'nin en önemli meselesi olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Diğer bütün meselelerimizi ilgilendiren, diğer bütün meselelerimize ilişkin komplikasyonları; yani, sorun yaratıcı etkileri bulunan bir mesele hakkında konuştuğumuzun farkında olmamız gerekiyor.

Dolayısıyla, bu mesele karşısında, her mesele bekleyebilir. Dolayısıyla, bu mesele karşısında Sayın Başkan, İçtüzüğün katı kuralları esnetilebilir ve esnek bir bakış açısıyla sorun çözecek bir anlayış içinde yaklaşılabilir.

Şimdi, burada, önemli olan şey şudur: Olaylardan daha önemli olan şey, olayların arkasında yatan niyetler ve olayların hedeflediği noktalardır. Niyetlerdir diyorum; çünkü, ne olayların bir tek faili vardır ne de olayların arkasında yatan bir tek niyet vardır. Olayların arkasında niyetler vardır, olayların arkasında biri diğerinden farklı, zaman zaman beklenti ve çıkarları uyuşsa bile, farklı hedeflere yönelmiş aktörler vardır.

Net bir cümleyle söylemek gerekirse, olayların hedefi, Türkiye'yi Balkanlaştırmaktır. Net bir cümleyle söylemek gerekirse, olayların hedefi, bölgede -bölgeden kastettiğim şey, Türkiye'nin de içinde yer aldığı bölgede- Türkiye'yi inisiyatif ortağı olabilecek bir irade olmaktan çıkarıp, bölgeye yönelik planlar karşısında Türkiye'yi nesneleştiren, yani, Türkiye'yi çözümün değil, sorunun bir parçası kılmak isteyen niyetler ve aktörler vardır. Özellikle, bölgemizde gelişmekte olan olaylar konusunda Türkiye'nin bir inisiyatif ve irade merkezi olmasının önüne geçmek için "sen kim çare olmak kim, sen zaten hastasın, dolayısıyla, bizim bulduğumuz çareye boyun eğmek zorundasın" demek isteyenlerin yönlendirdiği ve kışkırttığı niyetler vardır.

Hiçbir zaman terör örgütleri kendi başlarına önemli, kendi başlarına bu kadar etkili olmamışlardır. Terör, icat edildiği günden beri terör, uluslararası siyasetin bir aygıtı olarak işlevlendirilmiş, araçsallaştırılmıştır ve bu araç, çoğu zaman yöneltildiği iradenin niyetlerini, tutumlarını baskılamaya yönelmiştir. Asıl amaç, Türkiye'nin iradesini baskı altında tutmak, Türkiye'yi bir hasta adam mertebesine geri çekmektir.

Bu olayların arkasında duranların kışkırttıkları kimseler, eğer, cesaret veriyorlarsa, bu cesareti kendileri için bir çıkış yolu olarak görenler bilsinler ki, uluslararası güçler, bu gibi taşeronları bir çırpıda satarlar ve tarih, bu satışların örnekleriyle doludur. Eğer, bu ülkede ya da bölgemizde yaşayan halklardan kendisine uluslararası güçlerden dost edinmek niyetinde olanlar varsa, bilsinler ki, emperyalistlerle aynı yatağa girmek, yılanla aynı yatağa girmek gibidir, emperyalistlerin niyetleri üzerinden, sözümona kendi çıkarları için, kısa vadeli menfaatlar ummak, boş ve ham bir hayalden başka bir şey değildir. Bir gün orta yerde bırakıldıklarını gördüklerinde, bir hayal kırıklığıyla, bir hüsranla orta yerde bırakıldıklarını gördüklerinde durumu anlasalar da iş işten geçmiş olacaktır.

Olayların arkasında yatan önemli faktörlerden bir tanesi, adına "siyasî çözüm" denilen, sözümona, bir çözüm demeti hakkında bölücü terör örgütünü müzakere edebilir bir taraf haline getirme arzusu yatmaktadır ve olayların hedefi, bölgede sivil siyasî otoritenin değersizleştirilmesi, etkisizleştirilmesidir. Olayların hedefi, sivil siyasî otoritenin yerine, çatışan tarafların olduğu otoriteler koymaktır; çatışmanın doğasından kaynaklanan nedenlerle süreci yönetilemez kılmak ve süreci, dışarıdan ithal edilecek iradenin buyurduğu gibi, çözülebilir bir soruna dönüştürmektir. Dolayısıyla, olayın uluslararası boyutunu görmeden, uluslararası ilişkiler boyutunu görmeden sadece asayiş olayları, vakai adiyeden asayiş olayları demeti diye görmek, meseleden hiçbir şey anlamamış olmak anlamına gelir.

Şimdi, bu Balkanlaştırma politikasının hedefi, dediğim gibi, sadece Türkiye'yi bölmekten ibaret değildir. Birileri, bulundukları yerden Türkiye'nin bulunduğu yere baktıklarında iri ve diri bir Türkiye'nin varlığını kendileri ya da bölge için tehdit gibi görmektedirler ve olayların çözümünün bir numaralı anahtarı, Türkiye'nin, küresel süreçlerin, küresel ölçekte bölgemizde oynanan oyunların nesnesi olmaktan çıkacak, öznesi olmak iradesini ortaya koyabilecek cesareti net bir biçimde açığa çıkarmasıdır, net bir biçimde ortaya koymasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Mumcu.

ERKAN MUMCU (Devamla) - Dolayısıyla, millî iradenin, bu konuda, bir tenakuz içinde gözükmemesi, Türkiye üzerinde oynanan, millî iradenin parçalanması, millî hedeflerin şaşırtılması amacına dönük olarak kurgulanan "tavşana kaç tazıya tut" oyunlarına alet olmamak son derece önemlidir. Dolayısıyla, bu ülkede, ellerinde anayasal güç bulunduran, anayasal görevlerle görevlendirilmiş olan tüm kişi ve kurumların, bu sorun karşısında ortaklaşılmış bir millî hedef politikasına sahip olmaları, çözümün bir numaralı anahtarıdır. Bu olmadıkça, Türkiye'nin başı ağrımaya devam edecektir; otuz yıllık süreçte Türkiye'nin başının ağrımasının temel nedeni işte budur.

Dolayısıyla, meselenin çözümüne ilişkin olarak, kiminin güvercin kiminin şahin rolü oynaması milletimizi aldatmamalıdır. Önemli olan, güvercin ya da şahin rolü oynamak değil, mesele karşısında adam gibi durabilmektir; sorun karşısında adam gibi durabilmek, sorunla, meseleyle adam gibi yüzleşebilmektir. Kendisini, sorunun herhangi bir tarafı gibi gösteren, iradenin ortağı gibi gösteren herkesin, meseleyi çok net bir biçimde anladığının berraklaşması gerekir ve bu meselenin kökeninde, aslında, Batı dışı toplumların tamamının sorunu olan bir sorunun yattığı unutulmamalıdır. Bu meselinin kökeninde yatan şey, Batı dışı toplumlardan birisi olarak bizim toplumumuzun da, kendi sosyolojisi, kendi tarihsel gerçekliği ve kendi zihniyet evrenine uygun bir çağdaşlaşma modelini kendisinin gerçekleştirememiş olması ve düveli muazzamanın iradesiyle ve başkalarının iradesiyle, bir modernleştirme sürecinin nesnesi kılınmış olması yatmaktadır. Bize dayatılan bir millet anlayışının, bize dayatılan kendi tarihsel gerçekliğimizle uymayan ırkçı bir millet anlayışının, zihniyet dünyamızı yaralamasından kaynaklanan bir sorunla karşı karşıyayız. Onun için, bu meselenin çözümü, kendi değerlerinin farkında, kendi ufkunu kendi tasarlayabilen bir iradenin ortaya çıkmasıdır.

Bölge, yeniden, yeni bir modernleştirme sürecinin konusu olarak tasarlanırken, dizayn edilirken, bölgede Türkiye'nin varlığını tehdit gibi, Türkiye'nin iriliğini tehdit gibi gören unsurlar bakımından verilecek en önemli cevap, Türkiye'nin birliğinin ve dirliğinin, başkalarının huzurunun teminatı olacağını apaçık ortaya koymak, Türkiye'nin küresel sistemdeki yeri konusunda tereddütlere son verecek bir kararlılığı net bir biçimde ifade etmektir. Onu istemeyiz, bunu istemeyiz diyerek bir yere varılmaz. Neyi istediğiniz konusunda net bir siyasî iradeyi ortaya koymadıkça, içeride başınızın ağrımasından kurtulamayacağınızı bilmeniz gerekir. Dolayısıyla, bu meseleleri, içpolitika tercihlerine ayarlanmış bir tutumlar süzgecinden geçirmek yerine, tarihsel bir süzgeçten geçirmeye mecbur olduğumuzu bilmeliyiz. Olayların hedefi, bu ülkede binlerce yıldır ortaklaşılmış bir millet telakkisiyle yaşayan insanların zihinlerine ırkçı bir duvar örmektir.

Biz, Batı'nın türdeş toplum yaratma idealinden uydurduğu millet kavramını yaşayabilecek bir toplum değiliz. Biz, türdeşliği, çeşitliliği ve çeşitlilik içindeki ahengi inkâr eden bir dünya görüşü olarak kabul edemeyiz. Batı dışı toplumlarının hepsi, İslam toplumları, Budist toplumlar, Hinduist toplumlar, yani, grekolatin kültürün dışındaki toplumların tamamı bu çeşitliliği ahenge dönüştürebilmiş toplumlar olarak, aslında, medeniyeti Batı'dan değil, medeniyeti Batı'ya öğretebilecek potansiyellere sahiptir ve bizim, milletimize, bunu bir ideoloji olarak sunabilecek beceriyi göstermemiz gerekiyor. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Yani, milletimize dememiz gerekiyor ki: "Korkmayın; terör, otuz yıldır, kırk yıldır başaramadığını bundan sonra da başaramayacaktır." Otuz yıldır onlar insan öldürdüler, insan katlettiler ve istediler ki, Türkler Kürtlere, Kürtler Türklere düşman olsunlar; hayır, olmadı. Alıveriş yapmaya, akrabalık kurmaya, kız alıp vermeye devam ettik. Bu işin çözümü, bunu yapmaya devam etmektir (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) bunu yapmaya devam etmektedir.

Bu işin çözümü, bu olaylar sürecinin hedeflerinden birisinin de, insanların "yeter artık" demesini sağlamak olduğunun, toplumu refleksleri üzerinden yönetmek olduğunun farkına varmaktır ve bu olayların hedefinin, aynı zamanda mağdurunun, bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımız olduğunun farkına varmış olmaktır ve bu olayların hedeflediği şey, tabiî, özellikle hükümeti, refleksleri üzerinden yönetmektir. Hükümet, daha önce, özellikle batı illerinde seri bir şekilde önümüze çıkan bombalama hadiselerinden sonra gösterdiği refleksle, hayat alanını yitirmekte olan PKK'ya can üflemişti; şimdi, yeniden köşeye sıkıştırılarak, böyle bir yanlışa sürüklenmek istenmektedir. Bu gibi meselelerin uzun boylu konuşulmasının da, hükümete de asıl yararı bu olacaktır.

Sayın Başbakanın, burada, bu konuşmayı dinlemiş olması, kendisi için de, milletimiz için de hayırlı olacaktır; çünkü, kendisini kuşatan ve türlü yöntemlerle, kendi masumiyetini elinden alanlardan korunmasının yolu, bizi ve burada, Millet Meclisinin başka üyelerini soğukkanlılıkla dinlemek, kaçmamaktır! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Bu kaçışın arkasında bir yüzleşme cesaretinin olmayışının var olduğunu milletten gizleyemezsiniz. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Şimdi, biz, size, bu meselenin çözümlerini anlatmak istedik; ama, bir genel görüşme talebini engellediniz. Açın, bakın tutanaklara, bugün bunların yaşanacağını, daha o günden söylemiştik. "Bir şey olmaz, bir şey olmaz" dediniz. Bir şey olmazların sonunda insanlarımızı kaybediyoruz. Biraz önce bu kürsüden ifade edildi -yeniden başsağlığı diliyorum- İstanbul'da masum bir genç kızımızı kaybettik, güvenlik güçlerimizi her gün kaybediyoruz ve büyük bir samimiyetle söylüyorum, küçücük bir yavrumuzu Diyarbakır'daki olaylarda kaybettik; ona da Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum. Allah'ın bile masum kabul ettiği herhangi bir insanı -yani bir küçüğü- herhangi bir şeyden sorumlu tutmak, insanlık vicdanıyla da bağdaşmaz. Dolayısıyla, birilerini günah keçisi ilan ederek bu sorunlarla yüzleşemeyiz ve bu sorunların üstesinden gelemeyiz.

Şimdi, aslolan nedir; aslolan, gerçek çözümü ortaya koymaktır. Soruna, şöyle veya böyle, önceden sonradan, çark edeceğiniz tanımlama girişimlerinde bulunarak herhangi bir çözüm katkısı katamazsınız. PKK'nın gazını alacağınızı sanıyorsanız, hiçbir şey yapamazsınız. Kürt sorunu ve demokratik cumhuriyet tanımlamalarıyla gönderdiğiniz kripto hiçbir şeyin gazını almamış, tam tersine gaz vermiştir. İşte geldiğimiz nokta burası. Bugün buradan geri dönmeniz, bugün buradan usulüne uygun olarak çark etmeye çalışmanız, bizim için şayanı takdir bir şeydir; ama, meseleyi kapsamlı bir biçimde gördüğünüzü de bilmek istiyoruz. Dolayısıyla, meseleyi kapsamlı bir biçimde görmek için, geride bıraktığınız fırsatların, harcadığınız fırsatların değerini gelip burada bir itiraf etmeniz lazım.

1999'dan 2002'ye kadar gelen süreç Türkiye için son derece değerli bir fırsatlar süreciydi. O fırsatlar kaçırıldı, heba edildi; ama, bundan daha önemlisi, 2002 seçimlerinin ortaya çıkardığı tek başına iktidar seçeneği, Türkiye için, özellikle bu konuda önemli bir fırsattı; ama, bu meselede hiçbir adım atmayarak, meseleyi kaderine terk ederek milletin tarihine yüklediğiniz, milletin kaderine yüklediğiniz yük çok ağır olmuştur. 2004 seçimlerinin net sonucu şuydu: Türkiye'de, İktidar Partisine, bölge milliyetçiliği vaat eden partilerden daha fazla oy veren millet, Türkiye bütünlüğü içinde soruna çözüm beklediğinin mesajını partinize, iktidarınıza net bir biçimde vermişti. Ben soruyorum: İktidarınızın 1 200 gününde, allahaşkına, ne yaptınız?! 50 ile çıkardığınız Teşvik Kanunu saçmalığına çözüm mü diyorsunuz?! Bakın, ben size çözümleri söyleyeyim: Çözüm entegrasyondur. Çözüm, uluslararası iradeye ortak olacağınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Erkan Mumcu (Isparta). “Doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde son günlerde yaşanan olaylar hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2006-04-04-dogu-ve-guneydogu-anadolu-bolgelerinde-son-gunlerde-yasanan-olaylar-ha (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
