# 2709 sayılı türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim
- **Tarih:** 13 Aralık 2002
- **Gündem:** 2709 SAYILI TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-yalcinbayir-22-2002-12-13-2709-sayili-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisik

> Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti), 13 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2709 SAYILI TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK); konuşma 933 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Diyarbakır Milletvekili meslektaşım Cavit Torun'un konuşmasına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, sevgi, saygı, barış, mutluluk dileklerimle selamlıyorum.

Bilindiği gibi, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Dünya İnsan Hakları Günü, uluslararası barış ve güvenliği korumak, insancıl nitelikli sorunları çözmek... Bu amaçla kurulmuş, dünyada daha büyük bir birliği ve barışı sağlamak amacıyla kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin kurulması sürecinde, 10 Aralık 1948'de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabul günü.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesiyle, insan haklarının ülkelerin içişlerini ilgilendiren bir konu olmadığı ve insanlığın ortak sorunu olduğu ifade edilmiştir. İnsan hakları, gerçekten, sadece o yeri, o yöreyi, o bölgeyi, o ulusu, o uluslararası bölgeyi değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir konudur. İnsan haklarıyla ilgili günün kutlanmasında sadece insan hakları ihlallerine vurgu yapılması, bunun bir sevinç ve barış ortamı içerisinde kutlanmaması dikkat çekici bir husustur. İnsanların böyle bir günü sevinç içerisinde, barış içerisinde kutlaması gerekirken, aksi davranışlar, kınamalar, şüphesiz ki insan hakları ihlalleriyle ilgili ciddî eleştirileri beraberinde getirmektedir. Bu, Türkiye için de böyledir; Türkiye'de insan hakları denilince, hemen akla ihlaller gelmektedir. Gerçekten, Türkiye'de insan hakları ihlalleri olmaktadır.

Bu, kurumsallaşmış değildir; bireyseldir; ama, ihmallerin boyutu, bu bireysellik hususundaki tereddütleri de beraberinde getirmektedir. İnsan haklarıyla ilgili mücadele, sadece devletin kurumlarına bırakılacak bir mücadele değildir. Onun yanı sıra, sivil toplum örgütlerinin ve diğer kurumların birlikte yapacağı bir mücadeledir.

Biz, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı olarak, insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini sağlamak, insan haklarının kurumsallaştırılması için gerekli önlemleri oluşturmak, ulusal ve uluslararası düzeyde insan hakları alanındaki gelişmeleri izlemek, kamuoyunu ve yetkilileri bilgilendirmek, insan hakları konusunda koordinasyonu sağlamak, eğitim önerileri hazırlamak ve yapılacak eğitime yardımcı olmak, insan hakları ihlallerini belirlemek ve çözüm önerilerinde bulunmak üzere kurulmuş bulunuyoruz.

Bakanlığın yerine getirmekle yükümlü olduğu bu konular, öncelikle, Adalet, İçişleri, Dışişleri gibi bakanlıklarla sıkı bir işbirliğini gerektirmektedir; ancak, bunlar yetmez. Sivil toplum örgütleriyle işbirliği gerekir; kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarıyla işbirliği gerekir, hatta bunlarla işbirliği, devletin kurumlarıyla olan işbirliğinden daha da önemlidir. Onların gönüllü katılımlarıdır ki, onların araştırıcı, eleştirici gözlemleridir ki, önerileridir ki, bizi zaman zaman sarsacaktır; ancak, bu sarsıntı içinde gerçekten zaman zaman kabul edilemez boyutta işkenceler görülmektedir, insan hakları ihlalleri olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, arkadaşımız genellikle işkenceyle ilgili konuştu. İnsan haklarıyla ilgili kuralların kabul edilmesi yetmiyor, insan haklarının kayden tanınması yetmiyor, onların fiilen uygulanması önemli.

Bakın, çevreyle ilgili, çevre hakkını güvence altına alan 415 kanunda hükümler var. Özel kanunlar var, bazı kanunlarda hükümler var, binlerce idarî tasarruf var; yönetmeliği, tüzüğü, talimatı... Türkiye'de çevre hakkının vardığı boyutu gelin görün. 415 kanun, onbinlerce maddeyle bunlar güvence altına alınmış; ancak, biz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşadığımızı söyleyebilir miyiz? Bunun nedeni sadece mevzuat eksikliği midir? Uygulamadan kaynaklanan eksiklikler... Bunların izlenmesi, takibi, sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılması, bir eğitim, bir kültür meselesi. Bu topyekûn bir mücadeleyi gerektirmektedir. Bu herhangi bir siyasî partinin başarısı, başarısızlığı anlamında da değildir, toplam kalitenin bir ürünüdür.

Değerli milletvekilleri, işkenceye ilişkin uluslararası düzenlemelere biz imza attık, bunların birçoğunu kendi iç hukukumuza uyarladık; ancak, yeterli bir mesafe kat ettiğimizi söyleyebilmek zordur. Anayasamızın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu ve ayrıca 14 üncü maddede yapılan son değişiklikle insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyet olduğu belirtilmektedir ve 17 nci maddede de "kimseye işkence ve eziyet yapılamaz" hükmü yer almaktadır. Biz, uluslararası denetimi kabul ettik. Bu denetimden alınmamak gerekir. Bizim de, başka ülkelerdeki insan hakları ihlallerini izlemeyle ilgili irademiz ve çalışmalarımız daha fazla olmalıdır. Son yapılan değişikliklerle, 243 ve 245 inci maddelerdeki işkence ve kötü muamele için öngörülen ceza miktarları 4771 sayılı Kanunla, 26.8.1999 tarihli yasa değişikliğiyle artırılmıştır. Ayrıca, Haziran 1999'da, yakalama, gözaltına alma ve ifade alma yönetmeliğinin eksiksiz uygulanması için Başbakanlık genelgesi yayımlanmıştır. Devlet Memurları Kanununda yapılan son değişiklikle, işkence suçunu işleyerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı sonucunda devletimizin tazminat ödemesine neden olan kamu görevlilerine rücu imkânı tanınmıştır. Bundan önce de rücuu genel hükümleri itibariyle kabul eden kurallara rağmen, bugüne kadar nedense rücu edilmemiştir. Bundan sonra, sadece bu konuda değil diğer konularda da zarara sebebiyet veren kamu görevlilerine rücu edileceğinin bilinmesini önemle arz ederim.

Ayrıca, son yapılan değişikliklerle işkence hususunda hem yasal düzenlemeler bakımından ilerleme kaydedilmiş hem de idarî işlemler bakımından alınacak önlemler özel olarak ifade edilmiştir. Kararlılık vardır; bu kararlılık, sadece hükümetin değil, aynı zamanda toplumun da kararlılığıdır. Bizim denetime açık olmamız, kamu kurumlarının denetlenebilir olması önemli hadisedir.

Ümit ediyoruz ki, elbirliğiyle insan hakları ihlallerini ortadan kaldırırız; en azından azaltırız. Sivil toplum örgütlerinin yanındayız; onlarla birlikte çalışmaya hazırız. Kamu kurumlarının bu konudaki bizim irademizi bilmelerini özellikle istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, yasal düzenlemeler olarak da birtakım çalışmalarımız sürmektedir. Sözleşmeler paketi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelecektir. Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesini değiştiren Protokol, Yolsuzluklara Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi ve yine, özel hukuk sözleşmeleri ve benzer sözleşmeler Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine ivedi olarak getirilecektir. Bir yıl içinde yapılacak olan yasal düzenlemelerle ilgili çalışmalarımız, en kısa zamanda takdim edilecektir.

Bir daha teyit etmek istiyoruz: İşkence, insanlık suçudur. İşkencede affı, bu Meclis kabul etmemiştir. Geçen dönem, af kanunu diye bilinen erteleme kanununda, işkence kapsamdışı bırakılmıştır. İşkencede, biz, ceza zamanaşımının ve dava zamanaşımının olmaması neticesini doğuracak idarî tedbirleri ve yasal düzenlemeleri de elbirliğiyle yapıyoruz. Bu irade, ülkenin -tekrar ediyorum- elbirliğiyle koyduğu bir iradedir.

İnsan haklarını, eleştiri günü, kınama günü olmaktan daha ziyade, bir barış günü, bir sevgi günü olarak kabul edeceğimiz yıllarda hep birlikte buluşacağız ve gün, bu gündür. İnsan hakları ihlalleri karşısında, insan haklarının her zaman, herkese karşı, her yerde kayden ve fiilen tanınması ve gecikmeksizin ve hemen, şimdi, insan hakları, bizim ve tüm Türkiye'nin sloganıdır, idealidir.

Bu duygularla, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti, Bursa). “2709 sayılı türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 13 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-yalcinbayir-22-2002-12-13-2709-sayili-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisik (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
