# Hayvan sağlığı ve zabıtası kan.değ.yap.dair.(ss.289)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim
- **Tarih:** 22 Ocak 2004
- **Gündem:** HAYVAN SAĞLIĞI VE ZABITASI KAN.DEĞ.YAP.DAİR.(SS.289)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-01-22-hayvan-sagligi-ve-zabitasi-kan-deg-yap-dair-ss-289

> Fahrettin Üstün (CHP), 22 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAYVAN SAĞLIĞI VE ZABITASI KAN.DEĞ.YAP.DAİR.(SS.289)); konuşma 1.568 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gıda konusundaki eksik bir mevzuatı gidermede Komisyonun vermiş olduğu katkılardan dolayı, huzurunuzda Komisyona teşekkür ediyorum.

İnsanlık tarihi boyunca, vazgeçilemez unsur olan gıda, önemini ileriki yıllarda ve yüzyıllarda giderek artıracaktır. Günümüzde, çiftlikten sofraya kadar gıda güvenliğinin sağlanması, tüm dünyanın olduğu gibi, ülkemizin gündeminde de önemli bir yer tutmaktadır. Bu kapsamda, gerek tüketicinin sağlığı ve gerekse ülkemizin dışticareti açısından canlı hayvan, et, süt, su ürünleri, bal ve yumurta gibi hayvansal ürünlerde yapılacak kontroller, büyük önem taşımaktadır.

Bu konudaki çalışmalar Ülkesel Kalıntı Kontrol Planı çerçevesinde, Avrupa Birliği mevzuatı da temel alınarak başlatılmış olmakla birlikte, hatalı uygulamalar durumunda alınacak önlemler ile üretim zincirinin her aşamasındaki kontroller açısından yeterli kanunî dayanak bulunmamaktadır.

Uygulamanın tamamına temel oluşturacak kapsamlı kanunî dayanağın oluşturulması ve böylece yapılan çalışmalar esnasında ortaya çıkan sıkıntıların giderilmesi amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır.

Gıda kaynaklı hastalıklar ve kirleticiler, tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, insanlar için ciddî sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Gıdanın gerekliliği kadar, sağlıklı olması da çok önemlidir.

Hayvansal gıdalar, insanların beslenmesinde ne kadar önemli ise, gıda kaynaklı zehirlenmeler ve diğer tehlikelerin yüzde 90'ı da hayvansal gıdalarla ilgilidir. Gıda kaynaklı 250'den fazla mikrobiyel hastalık ve zehirlenme tanımlanmıştır. Bunlardan özellikle bakteriyel (salmonelloz, bruselloz, listeriyoz, kampiylobakteriyoz, verem, şarbon, leptospiroz, tricinellozi, listeriyoz, yersiniyoz gibi) ve viral (kuduz gibi) hastalıklar ile zehirlenmeler (clostridium toksinleri, botulismus toksinleri, shigella toksin, e.coli gibi) ve paraziter hastalıklar (kist hidatis, teniazis, askariazis, sistiserkoz, sarkosporidioz, kriptosporidioz gibi) olmak üzere, gıdalardaki çevre kirleticileri (dioksinler, poliklorobifeniller, tarım ilaçları gibi) doğal kaynaklı zehirli maddeler (biyolojik zehirler, mikotoksinler, alkaloidler gibi) veteriner hekimliği ilaçları (antibiyotikler, antelmintikler, insektisidler gibi) ve anabolik maddelerin (zerenol gibi) kalıntıları, halk sağlığı açısından ciddî tehlikeler oluşturmaktadır.

Dünyada 1998'de, 1 800 000'i çocuk, 2 200 000 kişi ishalle seyreden hastalıklardan ölmüştür. Bunların önemli bir kısmını, mikroorganizmalarla bulaşık gıda maddelerinin tüketilmesi ve suların kullanılması oluşturmaktadır.

Tüm zehirlenmelerin ABD'de yüzde 25'ini, İngiltere'de yüzde 50'sini, et ve ürünlerinden ileri gelen zehirlenmeler oluşturmaktadır. ABD'de yılda 76 000 000 kişi gıda kaynaklı zehirlenmelerle karşılaşmakta, bunların 325 000'i hekime başvurmakta, 5 000 ile 9 000 arasında ölüm oluşmaktadır. Yapılan tıbbî harcama ve verim kaybı, yıllık 37 milyar doları aşmaktadır.

Türkiye'de, Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre, 1999 yılında 11 432 insanımızda bruselloz, 96 insanımızda botulismus, 460 insanda şarbon ve 5 146 insanda diğer zehirlenmelerle karşılaşılmıştır.

Dünyadaki gıda üretimi aslında herkese yetecek miktardadır. Açlık ve beslenme yetersizliği, gıda üretimindeki eksiklikten ziyade, gıdanın dağılımındaki dengesizlikten ileri gelmektedir. Bu durum, gelir dağılımındaki dengesizlikle de paralellik göstermektedir.

Bazı ülkelerde insanlar, satın alma güçlerinin iyi olması sebebiyle aşırı şekilde beslenirken, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise, 1 500 000 000'dan fazla insan günde 1 doların altındaki bir gelirle yaşam mücadelesi vermekte, bu sayı giderek artmaktadır.

Dünya nüfusunun en zengin yüzde 20'si et ve balığın yüzde 45'ini tüketirken, en yoksul yüzde 20'si de sadece yüzde 5,5'ini tüketmektedir. Tüketilen et miktarı gelişmiş ülkelerde 75 kilogramın üzerindeyken, gelişmekte olan ülkelerde 20 ile 25 kilogram arasındadır.

Küreselleşme ve piyasa ekonomisi, tekelleşmeye yol açmış, gelişmekte olan ülkelerin ithal gıdaya olan bağımlılığını artırmıştır. Bugün, gelişmekte olan 132 ülkeden 104'ü net olarak gıda dış alımcısıdır.

Gelişmiş ülkeler, her sene çiftçilerine 300 milyar dolardan fazla yardımda bulunurken, Gıda Tarım Örgütü vasıtasıyla, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yaptıkları yardımda ise son derece cimri davranmaktadırlar.

Gıda maddeleri stratejik özelliktedir. Gelişmiş ülkelerin strateji tespiti gıda merkezli olmaktadır. Son yüzyılda, hayvan kaynaklı olanlar başta olmak üzere, gıdalar, gelişmiş ülkeler tarafından, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere karşı, vahşice, ekonomik ve politik silah olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple, Roma'da 1996 yılında yapılan Dünya Gıda Zirvesinde, 186 ülke tarafından herkesin yeterli ve güvenli gıdaya ulaşma hakkı olduğu, ülkeler tarafından gıdanın politik ve ekonomik baskı aracı olarak kullanılmaması gerektiği vurgulanmış ve 2015 yılında aç insanların sayısının en azından yarıya indirilmesi hedeflenmiştir.

Dünyada durum böyleyken Türkiye'de nasıldır:

Türkiye, yıllardır dünyada gıda üretimi yönünden kendi kendine yeterli birkaç ülkeden biri olmuştur; ama, yeterli ve dengeli beslenme bakımından düşünüldüğünde, özellikle hayvansal gıdalar bakımından olmak üzere, tarihinin hiçbir döneminde kendi kendine yeterli olamamıştır.

Türkiye'de, bugün, nüfusun yarısından fazlası yoksulluk sınırının altındadır. Yüzde 20'den fazlası, yani, 14 000 000'un üzerindeki insanımız, açlık sınırının altında bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır.

Türkiye, hayvan sayısı bakımından dünyada altıncı, Avrupa Birliği ülkeleri arasında üçüncü sırada yer almasına rağmen, et ve hayvansal ürünler bakımından yeterli ve dengeli beslenememektedir.

Hayvan başına verim, gelişmiş ülkelerin son derece gerisindedir. Sığırlarda karkas ağırlığı 160-170 kilogram, süt verimi 1 600-1 700 litre arasındadır. Bu miktarlar, gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak kadar azdır. Bu ülkelerde sığırlarda karkas ağırlığı 250-320 kilogram, süt verimi de 5 000 litrenin üzerindedir.

Türkiye'de 1998 yılında yaklaşık 1 600 000 ton et, 10 000 000 ton süt ve yaklaşık 868 000 ton yumurta üretilmiştir. Hayvan sayısındaki ciddî azalmaya rağmen, 1963-1998 döneminde, kanatlı ve su ürünü dahil, et üretimi 3,3 kat ve yumurta üretimi de 12,5 kat artmıştır. Bu artışa rağmen, Türkiye, 1990 yılından itibaren, hayvansal gıdalarda net dışalımcı duruma gelmiştir, beyaz et ve yumurta dışında her türlü hayvansal üründe dışa bağımlıdır, hatta, beyaz et ve yumurta üretiminde gerekli damızlıklar için de tümüyle dışa bağımlı haldedir.

Genel kırsal kalkınma içinde, hayvansal üretim ve tüketim miktarları ülkelerin gelişmişliğinin göstergesidir. Türkiye, ekonomik kalkınmasını hızla gerçekleştirerek, halkın yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesini güvence altına almalıdır.

Halkın sağlığı büyük ölçüde gıdaların güvenilirliği ve kalitesine bağlıdır. Vücudun fiziksel ve fizyolojik doyumunun yanında ruhsal doyumu da çok önemlidir. Tüketicilerimizin çoğunun zihinlerini, bugün, yedikleri gıdaların eskisi kadar doğal olmadığı, satın aldıkları ve yedikleri et, süt, yumurta gibi çok değerli ve pahalı gıda maddelerinin elde edildiği hayvanların neyle ve nasıl beslendikleri, nereden geldikleri, çoğu kez ilaç veya ilaçlı büyütme faktörleri kullanıldığı, böylece kendileri için öldürücü ve zararlı olabilecek veteriner ve tarım ilacı, hormon, çevre kirleticisi gibi madde kalıntıları içerip içermediği soruları meşgul etmektedir. Bunda da haksız değildirler. Şöyle ki: 1998'den beri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından bazı hayvansal gıdalarda (bal, balık, süt, beyaz et gibi) ilaç ve hormon kalıntısı için Ülkesel Kalıntı İzleme Planı uygulanmaktadır. Türkiye'de veteriner hekimlikte kullanılan tüm ilaçları kapsamayan 1999 ve 2000 yılına ait bazı sonuçlar, son derece ürperticidir. Örneğin, 2000 yılında analiz edilen bal örneklerinin yüzde 12'sinde oksitetrasiklin, yüzde 18'inde sülfadimidin ve yüzde 32'sinde de naftalen kalıntısı; süt örneklerinin yüzde 24'ünde beta-laktam antibiyotik, yüzde 8'inde sülfadimidin ve yüzde 15'inde de AFM kalıntısı bulunmuştur. Bu durum, gıda güvenliği ve halk sağlığı bakımından, Türkiye'de ilgili bakanlığın, Ülkesel Kalıntı İzleme Planına, 96/23/EC'de olduğu gibi, kırmızı et de dahil, hayvansal gıdalara ve tüm veteriner hekimliği ilaçlarını katmasını ve uygulamasını zorunlu kılmaktadır.

Türkiye'de 803 belediye, 96 özel sektör mezbaha ve kombinası, 9 Et ve Balık Ürünleri AŞ'ye ait kombina ile çok sayıda parçalama ve mamul madde üretim tesisi ve soğuk hava deposu ile 4 000'den fazla süt ve süt ürünleri işleme tesisi vardır. Bunların önemli bir kısmı ruhsatsız, istenen ölçüde hijyenik değil ve yeterli teknoloji kullanmamaktadır. Bu durum, insan ve hayvan sağlığı ile çevre sağlığı için ciddî tehlike oluşturmaktadır. Çiftlikten sofraya gıda güvenliği yaklaşımı ile tarımsal üretim ve yemin hazırlanmasından, tüketicinin sofrasına kadar uzanan yetiştirme, üretim, işleme, hazırlama, ambalajlama, dağıtım, depolama, pazarlama ve tüketim zincirinin her halkasında ham ve işlenmiş gıdalarda kalite ve sağlık kontrolü yapılmalıdır.

Sonuç olarak, açlık ve yoksulluk kabul edilemez; mutlaka yenilmelidir. Açlık ve gıda yetersizliği, insan ömrünü kısaltmaktadır. Açlık, yetersiz ve sağlıksız beslenme, insanları, aileleri ve toplumları olumsuz etkilemekte, insanların gelecekten ümitlerini kırmakta, karartmakta, toplumların barış ve refahına zarar vermektedir.

Daha fazla miktarda ve sağlıklı gıda üretilmesi ve stokların artırılması için, gerekli tedbirlerin alınması yanında, açlığın sebepleri hızlı ve kalıcı bir şekilde giderilmelidir. Yoksulluk yenilmeden açlığın önlenmesi için gerekli yapısal değişiklikler ve kalıcı ilerlemelerin sağlanması mümkün değildir.

İnsanların her zaman sağlıklı, mutlu ve etkin çalışır halde olması için ekonomik bir şekilde, yeterli güvenlikte ve besleyici özellikteki gıdaya ulaşmaları gerekir. Buna ulaşıldığında gıda güvencesi de sağlanmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, kamuoyunu son günlerde meşgul eden trichinella enfeksiyonuyla ilgili olarak da sizleri bilgilendirmek isterim.

Erişkinleri, başta domuz olmak üzere, insan, fare ve rat'ların, ince bağırsak mukozasında gömülü olarak bulunur. Larvaları çizgili kaslarda kist veya kapsül içinde kıvrılmış olarak bulunabilir. Hem erişkin hem de larvaları aynı konakçıda bulunabilen yegane nematoddur. Çiftleşen fertlerden dişiler birinci larvayı çıkarmaya başlar. Birinci larvalar tüm vücuda göç eder; ancak, çizgili kaslardakiler canlı kalır; kaslarda etrafı çevrili kistler şekillenir.

İnsanlar enfekte domuz etini çiğ veya az pişmiş olarak yediğinde, domuz etinin kaslarındaki larvalar insan bağırsağında olgunlaşır üremeye başlar; bunlar da çizgili kaslara kanla taşınarak enfeksiyonu oluştururlar. Bu gelişme ortalama yedi haftayı alır. Kas yangısı, ateş ve alerjik lezyonlar, göz çevresinde ve tüm vücutta yaygın ödem görülür. Ağır enfeksiyonlarda solunum kaslarının felci sonucu ölüm görülebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, ABD'de başta olmak üzere, gündemde olan, Bovine Spongiform Encephalopatgy olarak adlandırılan delidana hastalığıyla ilgili sizleri bilgilendirmek isterim.

Yerli hayvancılığı korumak maksadıyla 1996'dan beri tüketim amaçlı et ve hayvan ithalatını yasaklayan Bakanlık son üç yılda büyük işletmelerin kurulmasını sağlamak üzere, yaklaşık 1 500 damızlık hayvan ithalatına izin vermiştir. Bakanlığın o dönemde yaptığı açıklamada, damızlık ithalatının tamamı, BSE açısından risksiz kabul edilen ABD'den yapılmıştır; ama, son günlerde ABD'de BSE hastalığının varlığı tespit edilmiştir. Bunun üzerine bu damızlıklar da şimdi Bakanlıkça izlemeye alınmıştır. İthalat beraberinde riskleri de getirmekte ve ülke hayvancılığına darbe vurmaktadır. Sevindirici olan, ülkemizde bugüne kadar BSE'nin görülmemiş olmasıdır. BSE, 1986 yılında, İngiltere'de, scrapie'li -yine bir viral hastalık- koyunların imha edilmesi gerekirken, büyükbaş hayvanlara yem olarak "rendelik" denilen işletmelerde, tesislerde işlemden geçirilip hazırlanmasıyla ilk görülmeye başlanmıştır. Görülme süresi, enfeksiyona yakalanma süresi, hastalık belirtilerinin ortaya çıkış süresi 1 ile 30 yıl arasındadır. Bu, prionlar aracılığıyla olmaktadır; prionlar da, virüslerin 100 katı kadar küçük, hastalık etmeni taşıyan, hastalık yapabilme gücüne sahip maddelerdir.

Yem sanayimizde hayvansal ürünlerin kullanılmaması, özellikle, ülkemizde scrapie'nin olmaması, bu hastalığın ülkemizde görülmemesinin en başlıca nedenidir.

Tasarıyı destekliyor, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Hayvan sağlığı ve zabıtası kan.değ.yap.dair.(ss.289)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 22 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-01-22-hayvan-sagligi-ve-zabitasi-kan-deg-yap-dair-ss-289 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
