# Tarım vehayvancılık alanındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemler hk (10/51)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim
- **Tarih:** 27 Ocak 2004
- **Gündem:** TARIM VEHAYVANCILIK ALANINDAKİ SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HK (10/51)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-01-27-tarim-vehayvancilik-alanindaki-sorunlarin-arastirilarak-alinmasi-gerek

> Fahrettin Üstün (CHP), 27 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM VEHAYVANCILIK ALANINDAKİ SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HK (10/51)); konuşma 2.286 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Enis Tütüncü ve 23 milletvekilinin, Türkiye'de hayvancılığın içine düştüğü durumun araştırılması için verdiği önergeyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Az önce konuşma yapan değerli milletvekili arkadaşım, AKP İktidarının, hayvancılığı, hayvancılığın sorunlarını ve çözümlerini bildiğini, bu nedenle bu araştırma önergesine ret oyu vereceklerini belirtti.

Hayvancılık ve tarımla ne kadar ilgili olduğunuz anlaşılıyor. Şu an, komisyon sıralarında Tarım Bakanımız yok. Bakıyorum, milletvekilleri içerisinde Tarım Komisyonu Başkanı yok. Tarım Komisyonunun 2 üyesini görebiliyorum. Bunu da, tarıma bakış açısının bir göstergesi olarak düşünüyorum.

Francis Fukuyama, Alvin Tofler, Samuel Huntington ve Graham Fuller gibi CIA'e bağlı RAND Corporation yazarları yeni bir dünya düzeninin habercileri olmaya soyundular. Bahsi geçen yazarlar ve benzerleri, 1970'li yıllardan beri yürütülen ekonomik boyutlu küreselleşme gayretlerinin sosyal ve siyasî altyapısını hazırlamak için kolları sıvadılar. "Küreselleşme" adı altında dünyada geri kalmış ülkelerin geri zekâlı insanlarını işbirlikçi haline getirmek için yazılı ve görsel medya araçlarından azamî ölçüde istifade ederek büyük bir mesafe kaydettiler.

19 uncu Yüzyılda kolonyalizm etkiliydi, bu yüzyıl sömürgecilerin dönemi oldu. 20 inci Yüzyıl ise, dünyanın emperyalizmi tanımasını sağladı. Soğuksavaş dönemi, iki emperyalist gücün mücadelesine sahne oldu. 21 inci Yüzyılda ise, küreselleşmenin acı yüzünün yaşanacağının göstergeleri önümüzde duruyor.

Bu amaca ulaşmak için, millî devletlerin ekonomi üzerindeki otoritesinin yerine, çokuluslu şirketlerin gelmesinin sağlanması gerekiyordu. Ülkelerde iktidarları kuracak olan küresel piyasa olmalıydı.

Sermaye hareketlerinin önündeki tüm engelleri kaldırmak için ülkemizde de aynı politika IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatıldı. Bunun en çarpıcı örneği ise özelleştirme, devletin küçültülmesi ve verimliliğin artırılması gibi propagandalarla ülke insanının yönlendirilmesiydi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu uygulamalar, özellikle tarım sektöründe büyük bir gerileme ve çöküşün yaşanmasına neden olmuştur. ABD ve Avrupa Birliği, Türkiye'de tarımsal desteğin kalkması doğrultusunda baskı uygulamaktadır. Bizden desteklemenin kaldırılmasını isteyenler, kendi ülkelerinde, özellikle bu konuda büyük desteklemeler yapmaktadırlar. Bugün, dünyada tarıma yapılan desteğin yüzde 80'ini ABD, Avrupa Birliği ve Japonya yapmaktadır. Avrupa Birliğinde 50 milyar dolar destek verilirken, bizdeki 1 500 000 000 dolar desteği çok bulmaktadırlar.

Bütün ülkemiz insanlarının dikkatinden kaçırılmaya çalışılan, Avrupa Birliğinde kişi başına yapılan desteğin Türkiye'nin 40 katı olduğu gerçeğidir. Bize yönelik olarak ise, "tarımsal ürünlerinize destek vermeyin, dışarıdan ithal edin" politikasını yönlendirme faaliyetleri hızla devam etmektedir.

Tarımsal KİT'ler, bu sektörde çok büyük önem arz etmekteydi. Örneğin, özelleştirme öncesi SEK, kurulu kapasitenin yüzde 20'sine sahip olduğu halde, özel sektörün bu alandaki tekelleşmesine engel olabiliyordu. SEK'in özelleştirilmesiyle, bu alan, beş altı firmadan oluşan süt kartelinin insafına terk edilmiştir. Bunların hisselerinin büyük çoğunluğu ise, yabancı şirketlerin kontrolüne geçmiştir.

Et ve Balık Kurumu, Yem Sanayii, Süt Endüstrisi Kurumu gibi kuruluşların devredışı bırakılması, üreticinin maliyetine satış yaparken, piyasada oluşan süt kartelinin, çiftçiye ödediğinin 6-7 katı fiyatlarla tüketiciye satması sonucunu yaratmıştır.

Tarımda hedef ve planlama yoktur. 2010 yılına kadar, buğday üretimini 19 000 000 tondan 23 000 000 tona, arpa üretimini 6 900 000 tondan 10 000 000 tona, ayçiçeği üretimini 850 000 tondan 1 500 000 tona, pamuk üretimini 900 000 tondan 1 400 000 tona, şekerpancarı üretimini 15 000 000 tondan 21 000 000 tona, yem bitkisi üretimini 2 500 000 tondan 10 000 000 tona, yemeklik baklagil üretimini 1 200 000 tondan 2 000 000 tona, kırmızı et üretimini 850 000 tondan 1 500 000 tona, süt üretimini 10 000 000 tondan 12 000 000 tona, tavuk eti üretimini 700 000 tondan 1 200 000 tona, yumurta üretimini 700 000 tondan 1 100 000 tona, su ürünleri üretimini 500 000 tondan 700 000 tona çıkaracak hedefleri koyamazsanız, bu ülke insanını ve çiftçisini aç bırakırsınız.

Yoksulun ezildiği, tüketicinin sömürüldüğü, giderek tekelleşen sermayenin egemenliğinin arttığı, hukuksuz, kuralsız, başıboş pazar ortamında hakkını alamayan kesimlerin başında, maalesef, tarım gelmektedir.

1991'de yapılan son tarım sayımına göre, ortalama işletme büyüklüğü 50 dönümdür. İşletmelerin üçte 2'sinin arazi büyüklüğü ise 18 dönümdür. Bitkisel yem üretimini desteklemek için bugünkü mevzuatta 25 dönüm arazi gerekmektedir. 25 dönümün altında arazisi olan vatandaşlarımız, bu desteklemelerden yararlanamamaktadır. Bu da demektir ki, Türkiye'deki çiftçinin üçte 2'si, bu desteklemeden yararlanamamaktadır. Büyük toprak sahibi 6 ailenin aldığı doğrudan gelir desteğini, Türkiye'de 50 000 aile almaktadır. Tarıma yapılan destekler, üretici başına, Norveç'te 32 000 dolar, ABD'de 20 000 dolar, Japonya'da 15 000 dolar, Türkiye'de ise 230 dolardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de 1980'den sonra yaşanan olaylar, aslında, bir karşı devrim niteliğindedir. Son dönemde, 1923'ten başlayarak, kurulmuş olan kurumların hepsi ya tasfiye edilmiş veya tasfiye yolundadır. 1937'de, Atatürk, Ziraat Bankasını, çiftçiye daha iyi hizmet edebilsin diye, anonim şirket olmaktan çıkarmış, KİT haline getirmiştir. Bu dönemde, TİGEM, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tekel, Çay-Kur, şeker fabrikaları kurulmuş, bunların tamamı, 1980 sonrası tasfiye edilmiştir. Bu kuruluşlar, ya özelleştirilirken ya da işlevsiz hale getirilirken, bunlarla da yetinilmeyerek, 1963'te kurulan, çiftçinin, gerçekten, çok ciddî gereksinimi olan SEK ve Et ve Balık Kurumu "özelleştirme" adı altında kapatılmıştır. Ayrıca, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, Hayvancılığı Geliştirme Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tamamen kaldırılmıştır. Tarımın dışsatımdaki payı, 1980 yılında yüzde 57 iken, 1997'de yüzde 10,2'ye, 1998'de yüzde 10'a düşmüştür, düşürülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin acil eylem planında hayvancılığın desteklenmesiyle ilgili tek kısım şöyledir: "Diğer tedbirlerle birlikte, hayvancılık projeleri, mevcut işletmeler ve hayvansal ürünler de desteklenecek, kooperatif ve büyük ölçekli şirket faaliyetleri özendirilecektir." Ecek, acak... Yine, aynı planda "hayvancılık projeleri desteklenecektir..." Yine, ecek, acak...

Türkiye hayvancılığını bu kadar basit gören bir anlayış, ülke hayvancılığı ve tarımı açısından kayıptır. 2003 yılı doğrudan gelir destekleri, Muğla'da hâlâ ödenememiştir. Turizm gelirleri ile tarım gelirleri bir tutulup, Muğla'nın kalkınmış iller arasında yedinci sırada olması, doğrudan gelir desteği ödemelerinde bir etken değildir, olamaz.

Şov ve popülizmle yapılan şaşaalı törenler, uçurulan balonlar ülke tarımını içerisinde bulunduğu durumdan kurtarmaya yetmiyor. Bunun en önemli örneğini, geçen hafta İstanbul'da yağan karla gördük. Bugün, İstanbul'da, hâlâ, ulaşılamayan caddeler ve sokaklar vardır. 1987 yılında bugün yağan kardan daha fazla yağan kar, 27 gün süreyle, aralıksız ısı daha düşük, metrekareye düşen kar miktarı daha fazla; ama, 1987'de bu kadar içler acısı bir durum yaşanmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliği bütçesinin yüzde 40'ı, 45'i tarım bütçesidir. Türkiye bütçesinde tarıma ayrılan pay, maalesef yüzde 2 ile 2,5 arasındadır. "Koşulları yerine getirin, sizi Avrupa Birliğine alalım" diyorlar; niçin "tarım desteklemesinde şartları yerine getirin" demiyorlar veya siz, Avrupa Birliğine "biz de tarımı sizin kadar destekleyeceğiz" niye diyemiyorsunuz?! Doğu ve güneydoğudan kaçak hayvan girişleri neden hâlâ önlenemiyor?! Kaynak yok diyorsunuz; emeklilere -enflasyonun altında bir zam verdiniz- 3 katrilyon, İmar Bankasında yapılan hortumlama sonucunda, mağdurlara ödenmek üzere 8,5 katrilyon bulunuyor da, Türkiye tarımı ve hayvancılığına para nasıl bulunamıyor?! Şeker ve tütün konusunda en büyük yalanlar söylenmiştir.

Türkiye, hayvan sayısı bakımından dünyada altıncı, Avrupa Birliği ülkeleri arasında hayvan varlığı açısından üçüncü sıradadır. 1940 ile 1970 arasında ulaştığımız küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayısı giderek azılmıştır; maalesef, bugün küçükbaş hayvan sayısı 32 000 000, büyükbaş hayvan sayısı 10 500 000'dir.

Türkiye, yüzölçümü olarak birçok Avrupa ülkesinden büyük olmasına karşın hayvan yemini dışarıdan ithal etmek zorunda; bu da acı bir gerçektir. Doğu Anadoluda hayvancılık ölmüştür. Dünyanın belli başlı hayvancılık alanları arasında yer alan Kars, Ağrı, Erzincan ve Erzurum'da nüfusun büyük bölümü geçimini hayvancılıkla sağlar. Sayısal olarak çok önemli olmasına karşılık, hayvancılığa genel olarak ilkel yöntemler egemendir. Mera hayvancılığının ağırlık taşıdığı illerimizde meraların çoğu bakımsızlıktan ve aşırı kullanımdan verimini yitirmiştir. Var olan hayvan türlerinin büyük çoğunluğu ıslah edilememiştir. Yem sorunu ve pazarlama olanaklarının yetersizliği de bölge hayvancılığının gelişememesinin başka nedenleridir.

Son yıllarda doğu ve güneydoğuda yaşanan terör olayları, küçükbaş hayvancılığı yok olma noktasına getirmiştir. 1984 yılında Tunceli'de 700 000 olan küçükbaş hayvan sayısı, bugün 160 000-170 000'ler civarındadır.

Özellikle, enflasyonu düşürdük iddiasında bulunuyorsunuz. Dört ay önceki yem fiyatları ile günümüz fiyatlarını veriyorum: Dört ay önce, 18 ham protein içeren bir yem 19 000 000 lira iken, şimdi 24 000 000 ilâ 25 000 000 lira arasındadır. Dört ay önce, 16 ham protein içeren yem, 16 000 000 lira iken, şimdi 21 000 000 liradır; zam yüzde 32 ile yüzde 40 arasında değişmektedir. Özellikle, son iki ayda yüzde 20'lik bir artış olmuştur. Süt fiyatları aynı yerdedir. Bir yılda yüzde 10 zam almıştır; o da 400 000 Türk Lirası civarındadır, litrede.

Ege Bölgesinde, 19 000 büyükbaş ve küçükbaş hayvan kayıptır. Bununla ilgili ne bir önlem alınmakta ne de yasal dayanaklar, hukukî olgular geliştirilerek cezaî müeyyideler artırılmaya çalışılmaktadır. İzmir'de, hayvanlarının çalındığı iddiasıyla jandarmaya giden bir grup çiftçimiz "niye, şikâyetçi oluyorsunuz" diye gözaltına alınmıştır.

Ülkeye kaçak hayvan girişi hâlâ devam etmektedir. Buffalo Operasyonundan sonra -bu rakama dikkatinizi çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım- Devlet Güvenlik Mahkemesine intikal eden ve şu an mahkemede olan yolsuzluk dosyalarının kapsamı 11 milyar dolardır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 45 inci maddesi "devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaçdışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.

Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır" denilmektedir.

Gelişmiş ülkeler bu yönde büyük sorunlarını aşmışken, Türkiye gibi, gelişmekte olan ülkeler ise, kendi üretim planlamasını yapamamış, kendi insanını besleyecek kadar bile üretemez duruma düşürülmüş durumdadır. Bu durumu aşabilmek için, Türkiye, zamanla yarıştığının bilinci içinde, bütün kaynaklarını çok iyi tanımak, bunlardan potansiyel olan, geliştirebileceği kaynakları en iyi şekilde kullanarak sağlıklı bir kalkınmayı gerçekleştirmek zorundadır.

İkinci Dünya Savaşından sonra, temel gıda maddeleri, stratejik bir ürün olarak, hem iç hem dışpolitikada ateşli silahlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. Toplumların sosyal ve siyasal yapılarını, davranışlarını beslenmeye ilişkin yöntemlerle değiştirmek mümkün hale gelmiştir. Yeterli ve dengeli beslenen toplum ve topluluklar, yetersiz ve dengesiz beslenenleri yönetir, yönlendirir ve istedikleri biçimde şekillendirir. Beslenme biçiminde, her zaman, et yiyen ot yiyene üstünlük sağlamıştır. İşte, bu yüzdendir ki, Türkiye de, bugün için, bitkisel ağırlıklı beslenmesiyle, hayvansal ürün ağırlıklı beslenen gelişmiş ülkelerce yönetilip, yönlendirilmekte ve istenilen biçimde şekillendirilmektedir.

Ekmek, pirinç, bulgur, patates ve nişastadan zengin yiyecekler, kalori değerleri çok yüksek olduğu için, ucuz enerji kaynağı olduğu için kol gücünün maliyetini ucuzlatmaktadır. Bu yüzden, beyinsel gelişim gıdaları yerine, ucuz ve bedensel enerji kaynağı gıdalar, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere empoze edilir. Bedensel gelişim gıdaları yerine, kas gücü enerjisi için gerekli gıdalar önerilerek, bu ülkelerin gelişmeleri engellenmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde, kişiler, yeterli ve dengeli bir şekilde beslenememektedir.

Hayvancılıkta girdi fiyatlarının yüksekliği, hayvansal ürün fiyatlarının düşüklüğü, hayvancılığa yönelik kredi kaynaklarının yetersizliği ve yıllardır yanlış uygulanan ithalat ve ihracat politikaları sonucu, ülke nüfusunun hızlı artışına ters orantılı olarak, hayvan varlığı azalmıştır ve azaltılmıştır; ancak, bu azalmaya karşılık üretimde yeterli artış sağlanamamış, yıllar önce kendi kendine yetebilen 5 ülkeden biri görülen Türkiye, şimdi, hayvansal ve bitkisel ürünlerin net ithalatçısı durumuna getirilmiştir.

Türkiye, hayvan varlığı bakımından önemli bir sayıya sahip olmasına karşın, hayvan başına süt, et, yapağı, yumurta ve benzeri verimler oldukça düşüktür. Hayvansal ürünlerin üretimi, dengeli bir beslenme için kişi başına tüketime yetecek düzeyin çok altındadır. Bunun yanında, üretim yeterli olsa bile, toplumun büyük kesiminde gelir yetersizliği nedeniyle insanların bu ürünlere ulaşması mümkün değildir.

Süt Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu, Yem Sanayii gibi kurumların özelleştirilmesi ve hayvancılığa yeterli desteğin sağlanamaması sonucu ülke hayvancılığı korumasız kalmış ve ciddî çıkmazlara düşmüştür.

"Devlet, ayakkabı, basma üretir mi?! Arpalıkların faturası halka çıkıyor" diye başlayan propaganda, sonunda, geldi, ülkenin en yaşamsal değerlerine dayandı. KİT'ler satılırsa, sözde, devlet yükten kurtulacak, bütçe açığı kapanacaktı. Ayrıca, bu yolla, ülkenin biriken iç ve dışborçlarını ödemek için kaynak yaratılacaktı. Demokratikleşme, girişimcilik, servetin geniş kitlelere dağıtımı da özelleştirme yoluyla sağlanacaktı.

Devletin sosyal hizmetlerden çekilmesinin kendi varlık gerekçesini yok ettiğini, elbette, özelleştirmeciler çok iyi biliyordu; ama, halka böyle söylenmedi. Gerçekleri dile getirenlerin ise sesleri boğuldu; dar görüşlü, sığ ilan edildiler, dinozorlukla, dünyadaki gelişmeleri algılamamakla suçlandılar. Öyle ki, bu gerçek yurtseverler, medyanın özelleştirmeci borazanları tarafından hain bile ilan edildi.

Hesaplar tutmadı. Özelleştirmeyle, ne refah geldi ne iç ve dışborçlar azaldı ne de işsizlik önlendi. Ver kurtul mantığıyla peşkeş çekilen üretim merkezleri yağmalandı.

İşte, bu furyada, tarım ve hayvancılık da nasibini aldı. Türkiye hayvancılığına ve tarımına ucuz girdi sağlayan ve fiyat istikrarını, dengesini koruyan kuruluşlar, Et ve Balık, Yem Sanayii ve Süt Endüstrisi Kurumlarının malvarlıkları peşkeş çekildi. Nasıl mı?..

Et ve Balık Kurumu Ankara Kombinasını, Özelleştirme İdaresi, 1995'te satışa çıkardı. Kombinanın en cazip yanı, 100 dönümlük arsasıydı. Ankaralı bir grup işadamı "biz, kooperatif kurup, kombinayı işleteceğiz; biz, bu işin erbabıyız" dediler. Özelleştirme İdaresi de, Et ve Balık kombinası ile 100 dönümlük arsasını GİMAT adlı bir kooperatife 22 300 000 dolara sattı. Satış gerçekleşir gerçekleşmez, kooperatifi dağıtan işadamları anonim şirket kurdular. Kombinanın arsasının 50 dönümünü yıllığı 10 500 000 dolardan oniki yıllığına Migros'a kiraladılar. Migros, bu arsaya, Ankara'nın ve Balkanların en büyük alışveriş merkezini kurdu; alışveriş merkezindeki 100 dükkânın 70'ini, Et ve Balık kombinasını işleteceklerini söyleyen işadamlarına verdi. İşadamları, bu dükkânları da yıllığı 15 000 000 dolardan kiraladı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, girişimciler, arsanın kalan 50 dönümlük bölümünü de bir Alman şirketine 100 000 000 dolara devrettiler. İş, bununla bitmiyor.

Et ve Balık Kurumuna bağlı Ağrı Et Entegre Tesisleri, Kars Süt Mamulleri Tesisleri... Kars Süt Mamullerinde çok ilginç bir olay yaşanıyor. Tesis, 1986'dan itibaren ilk üç yıl içerisinde, sırasıyla, 20 000 000 lira, 40 000 000 lira ve 100 000 000 lira, takip eden altı yıl içinde toptan eşya fiyat endeksinin yüzde 75'i oranında artırılacak tutar üzerinden devrediliyor. Ancak, şirket, 1988'den itibaren ödemeyi yapamadığı gibi, makineleri sökerek başka bir yere taşıyor. Devlet, sökülüp götürülmüş bu tesisi geri alıyor, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumuna devrediyor; ancak, atıl kalan trilyonluk tesis kapatılıyor. Özelleştirmede, devlet, para alamadığı gibi, makineleri de kaptırıyor. Mardin Mazıdağı'ndaki süt fabrikası, önce askerî kışla, daha sonra endüstri meslek lisesi oluyor.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki, hayvancılıktaki sorunlar bu kadar değil; fakat, 20 dakikalık süre içerisinde sorunları dile getirmek o kadar da kolay değil. AKP İktidarının yaptığı aymazlıklar içerisinde, Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi adı altında kamuoyuna büyük bir projeymiş gibi sunulan, aslında, Tarım Bakanlığında görev yaptığım dönemde projelerini yaptığım, kaynağı yine Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan karşılanan koyun dağıtımı yapıldı.

Süt sığırı ve arıcılık için yapılan projeler ise, 1999 deprem felaketi nedeniyle ekonomik nedenlerden dolayı hayata geçirilemedi. Hayvancılığı desteklemeye çalışanlar, Fethiye Arıcılık Üretme İstasyonunu niçin kapattı?!

Bugüne kadar, kooperatiflerden 600'ü desteklenmiş, 1 364'ü desteklenememiştir. Ne kadar kooperatifin ne kadar borcu olduğu ve ödeyemediği miktar bilinmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Tarım vehayvancılık alanındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemler hk (10/51)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 27 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-01-27-tarim-vehayvancilik-alanindaki-sorunlarin-arastirilarak-alinmasi-gerek (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
