# Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mayıs 2004
- **Gündem:** GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s-3

> Fahrettin Üstün (CHP), 27 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)); konuşma 1.096 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 üncü madde üzerinde bir önerge vermiştik, Adalet ve Kalkınma Partisinden bazı milletvekili arkadaşlarımızın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan da benim ve diğer arkadaşların imzalarının bulunduğu bir önergeydi. Biz, bu önergede şunu amaçlamıştık: Gerçekten, Türkiye'deki denetimler konusunda yetki karmaşasından kurtarmak ve yetkili kişiyi tespit etmek.

Değerli arkadaşlarım, bir, domuz etinin yenmesinden dolayı, bir trichinella vakası yaşadık; 400 rakamı bildirildi; bu, dünyadaki en yüksek rakam. Maalesef, bu enfeksiyondan etkilenen Adalet ve Kalkınma Partisinden bir milletvekili arkadaşımız da vardı, domuz eti yiyerek trichinellaya yakalanmış bir milletvekili arkadaşımız da vardı; ama, önerge oylanırken, biz, kabul oyu kullandık, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekili arkadaşlar önergenin ne olduğunu bilmeden, dışarıdan içeriye geldiler ve önergeyi reddettiler. Bundan böyle, trichinellalı domuz eti yemeye devam edersiniz değerli arkadaşlar.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Güzel bir ifade değil; böyle ifade olmaz.

FAHRETTİN ÜSTÜN (Devamla) - Güzel bir ifade değil diyorsunuz; ama, maalesef, hangi önergenin ne olduğunu bilmeden de, burada oylama yapıyoruz ve reddediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, özellikle kamuoyunu son günlerde meşgul eden, geni değiştirilmiş organizmalar, kısa adıyla GDO hakkında sizleri bilgilendirmek istiyorum. GDO'yla ilgili en önemli kaygılardan biri, aktarılmış genlerin, doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları, yabanî türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olmaları, ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmalarıdır. Türkiye'de GDO konusunda en fazla dikkat edilmesi gereken konulardan biri bu. Türkiye, biyolojik zenginlik bakımından çok şanslı bir ülke. Örneğin, Avrupa'yla karşılaştırılacak olursa, Türkiye, tür sayısı bakımından oldukça zengin. 11 000 bitki türümüzden 2 000 kadarı başka hiçbir yerde bulunmayan, endemik türler.

Bir ülkenin bitki ve hayvan türleri açısından sahip olduğu zenginlik, aynen yeraltı kaynakları ya da tarihî eserler gibi o ülkenin en önemli zenginliklerinden biridir.

Ekolog Barry Commoner'e göre, ekolojik sistemler aşırı stres altında bırakılırsa, ani ve şaşırtıcı felaketler yaşanabilir. Yapısında kimyasal ilaçtan hayvan genlerine kadar pek çok yabancı madde barındıran GDO'nun böyle bir strese yol açacağı şüphe götürmez. Commoner'e göre "ekolojik sistem bir yükselteçtir. Öyle ki, bir yerdeki küçük bir çalkantının başka bir yerde büyük ve uzun süre ertelenmiş etkileri olabilir."

Monokültür yayıldıkça, yediğimiz ürünlerden aldığımız besin ve damak tadı da tektipleşiyor. Modern tarım yöntemlerinin yol açtığı etkiler yüzünden zaten yeteri kadar azalmış olan çeşitler de GDO'nun tehdidi altına giriyor; çünkü, GDO'ların aktarılmış genleri, çevresinde bulunan geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlere de geçebiliyor.

Arılar ve rüzgârlar GDO'lu polenleri alıp, komşunun geleneksel ekiminin üzerine bırakıyor. Böylece, civardaki bitkiler genetik olarak değiştirilmiş bitkilerin içerdiği böcek ve ot ilaçlarına karşı dirençli hale geliyorlar. GDO karşıtlarınca "Frankeştayn gıda" olarak nitelenen kolera bakterisinin genini taşıyan yonca, tavuk geni taşıyan patates, akrep geni taşıyan pamuk, balık genli domates gibi gıdaların doğal çeşitliliğe verdikleri zarar sonucunda yeni Frankeştaynların ortaya çıkmasına olanak sağlanıyor.

GDO'nun sağlığımıza etkileri:

GDO'lu ürünlerin temel sakıncalarından biri de insan sağlığına karşı olumsuz etkileridir. Uzmanlara göre, sağlık riskleri şunlar: Antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşması, gıda olarak kullanımda insan ya da hayvanda toksik ya da alerjik etki yapması, doğrudan alım durumunda insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali.

GDO'lu ürünlerin oluşturduğu sağlık risklerini doğrulayan bilimsel araştırmalara her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Örneğin, Brezilya fındığının bir genine sahip olan transgenik soya fasulyesi, fındığa alerjisi olanlarda alerjiye neden olabiliyor.

Rowett Enstitüsünde çalışan Arpad Pusztaria'nın son deneyleri, GDO'larla ilgili yeni kuşkular ortaya çıkarmıştır. Sözü edilen çalışmada, genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin fareler için toksik olduğu, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Genetiği değiştirilmemiş patateslerle beslenen fareler gayet sağlıklıyken, sonraki deneyler, toksikliğin, gen transferi yöntemiyle ilgili olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Bir başka deney, besinler yoluyla aldığımız yabancı DNA'nın hücrelerimize taşınabileceğini ortaya çıkarmıştır. Yakın zamana kadar, DNA'nın bağırsaklarımızda sindirilebileceği düşünülüyordu; ancak, deneyler, durumun aksini kanıtladı. Bakteriyel bir virüsün DNA'larıyla beslenen farelerde, bağırsak boyunca yaşayabilen ve kana karışabilen büyük virüs DNA'sı parçaları bulundu. Alınan DNA'lar lökositlerde, dalak ve karaciğer hücrelerinde de görüldü ve virüs DNA'sının fare genomuna yerleştiği kanıtlandı. Hamile farelere yedirilen virüs DNA'sının, ceninin ve yeni doğmuş yavruların hücrelerine geçtiği de belirlendi.

Değerli arkadaşlarım, dünyadaki açlığın nedeni, yeterli besin olmaması değildir, besinin adil dağılmaması ve plansız tarım politikalarıdır. Üçüncü dünya ülkelerinin tarım politikalarıyla ilgili zaten yeteri kadar derdi varken, bu ülkelerin tarımına, bir de, GDO üreticisi çokuluslu şirketlerin sokulmaya çalışılmasının pek de iyi niyetle ilgisi olmasa gerek.

Genetiği değiştirilmiş organizmalar üreten firmaların niyetleri:

Ekolog Pimentel'in verdiği rakamlara göre, tarla için harcanan toplam enerjinin yüzde 32'si azotlu gübre üretimine, yüzde 28'i tarım makineleri yakıtına, yüzde 15'i bu makinelerin yapımı ve bakımına, yüzde 11'i çeşitli işler için kullanılan elektrik enerjisine, yüzde 4'ü ürünü kurutmaya harcanıyor. Bunlardan sonra gelen girdiler, yüzde 2'şer değerle taşıma ve dağıtım, potasyumlu gübre, fosforlu gübre ve tohum. Yüzde 2'den az olan girdiler de, ot ilacı, böcek ilacı, sulama ve işçilik. Görüldüğü gibi, sanayileşmiş tarımda kol gücünün toplam girdiler içindeki payı oldukça az.

Tabloyu dikkatle incelediğimizde yukarıda söz konusu olan olayın bildiğimiz anlamda çiftçilik değil, tarım sanayii olduğu görülmektedir. İşin püf noktası da zaten buradadır. Çiftçi, tarlasındaki ürünü elde etmek için, büyük oranda bu konuda üretim yapan çeşitli sanayi kuruluşlarına bağlı. Bu sanayi kuruluşlarının büyük bir kısmının çokuluslu şirketler olduğunu tahmin etmek zor değildir.

Dünyada genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünlerinin tohum piyasası 8-10 firmanın elinde. Bu firmaların ana hedefi, dünyadaki tüm ülkelerin tarım ve hayvancılığını, tohum anlamında, kendilerine bağlanacak şekilde biçimlendirmek.

Patent alınması halinde de genetik olarak değiştirilmiş pamuk, mısır ya da tütün tohumunu eken çiftçi, hasattan sonra elinde kalan tohumları ekimde yeniden kullanırsa, patent sahibine belli bir bedel ödemek zorunda kalıyor. Tarımsal üretimin en temel ve en eski yöntemlerinden olan, kendi ürününden gelecek yıl için tohumluk ayırma geleneği ve hakkı, bu şekilde ortadan tümüyle kaldırılmış oluyor.

Batı'da çevreci akımların mücadeleleri sonucunda, GDO'lu ürünlerin ekimi ve ülkeye sokulması ciddî engellerle karşılaşıyor. Avrupa Birliği mevzuatıyla karşılaştırıldığında, bu ürünlerin üretimi, ihracatı, ithalatı bakımından Türkiye'de herhangi bir hukuksal gelişme olmadığı görülüyor. Ayrıca, her şey kapalı kapılar ardında cereyan ediyor. Ne tüketici ne de üretici bu konuda bilinçlendirilmiş değil; oysa, GDO'ların doğal çeşitliliğe ve insan sağlığına zararları çok açık.

Ticaretin serbestleştirilmesi Avrupa Birliğine üyelikten sonra bir zorunluluk olacak; yani, ticarete konu olan biyoteknoloji ürünleri de Türkiye'ye girebilecek. Örneğin, transgenik buğday çeşitlerini buğdayın anavatanı olan Türkiye'de üretmeye başladığımız zaman genetik kaynaklarımızı büyük bir tehdit altına sokmuş olacağız.

Üretici ve tüketici olarak gelecekte ekoloji ve insanlık adına ne kadar bedel ödeteceği belli olmayan, sistemi tümüyle değiştirebilecek, çıkaracağı sağlık problemleriyle dünyanın düzenini bozacak GDO'lu ürünleri kesinlikle reddetmeliyiz. Bunların Türkiye'ye sokulmasının önlenmesini istemeliyiz. GDO'lu tarım kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özel ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir. Bu nedenle GDO tohumlarının ülkemize girişi yasaklanmalı, GDO'lu tarım yapılmamalıdır. Tarımsal üretimin doğal evrelerine ve ritmine saygılı olunmalıdır.

GDO'lu besinler, geleneksel ve yerel beslenme kültürü ve hakkına açık bir saldırıdır. GDO'lu ürünlerin ülkeye girişinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
