# Tarımsal üretici birlikleri kanunu tasarısı ile tarım, orman ve köyişleri komisyonu (s.s.617)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 29 Haziran 2004
- **Gündem:** TARIMSAL ÜRETİCİ BİRLİKLERİ KANUNU TASARISI İLE TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU (S.S.617)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-06-29-tarimsal-uretici-birlikleri-kanunu-tasarisi-ile-tarim-orman-ve-koyisl

> Fahrettin Üstün (CHP), 29 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIMSAL ÜRETİCİ BİRLİKLERİ KANUNU TASARISI İLE TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU (S.S.617)); konuşma 1.626 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ve şahsımın görüşlerini belirteceğim.

Değerli arkadaşlarım, detaylara geçmeden önce, Türkiye'de, tarımda hedef ve planlamanın olmadığını belirtmek isterim. Tarımda hedef ve planlama olmayınca, çıkarılan yasalarla tarımın bir yere varacağı yoktur.

Tarımda hedef belirleme ve planlama yapabilmemiz için, öncelikli olarak tespitler yapılmalıdır. 2010 yılına kadar, buğday üretimini 19 000 000 tondan 23 000 000 tona, arpa üretimini 6 900 000 tondan 10 000 000 tona, ayçiçeği üretimini 850 000 tondan 1 500 000 tona, pamuk üretimini 900 000 tondan 1 400 000 tona, şekerpancarı üretimini 15 000 000 tondan 21 000 000 tona, yem bitkisi üretimini 2 500 000 tondan 10 000 000 tona, soya üretimini 62 000 tondan 200 000 tona, yemeklik baklagil üretimini 1 200 000 tondan 2 000 000 tona, sebze üretimini 30 000 000 tondan 40 000 000 tona, meyve üretimini 12 000 000 tondan 20 000 000 tona, kırmızı et üretimini 850 000 tondan 1 500 000 tona, süt üretimini 10 000 000 tondan 12 000 000 tona, tavuk eti üretimini 700 000 tondan 1 200 000 tona, yumurta üretimini 700 000 tondan 1 100 000 tona, su ürünleri üretimini 500 000 tondan 700 000 tona çıkaracak hedefler koyamazsanız, bu ülke insanı ve çiftçisini aç bırakırsınız.

Yoksulun ezildiği, tüketicinin sömürüldüğü, giderek tekelleşen sermayenin egemenliğinin arttığı, hukuksuz, kuralsız, başıboş pazar ortamında hakkını alamayan kesimlerin başında, maalesef, tarım gelmektedir.

Tarımdaki tespitlere gelince: Tarım, ekonominin yükü değil, Türkiye'nin gücüdür. Türkiye, üretmemesi gerekeni üretmektedir; üstelik, üretmemesi gerekeni üretmeyi de sürdürmektedir. Ekonomik kaynakları yeterince kullanamamaktayız. Verimlilik ve kalite açısından gerekli düzey ve nitelikte üretim yapılamamaktadır.

1991'de yapılan son tarım sayımına göre, ortalama işletme büyüklüğü 50 dönümdür. İşletmelerin üçte 2'sinin arazi büyüklüğü ise 18 dönümdür. Üstelik, bu küçük araziler, 5-6 parsel halindedir.

Tarımda verimliliği engelleyen küçük işletme yapısı, kooperatifçilik ekseninde, ama, düzgün çalışan ve iyi denetlenen optimum koşullara dönüştürülerek, verimli kılınmalıdır.

Doğrudan gelir desteğinde 6 ailenin aldığı desteği, maalesef, Türkiye'de 50 000 aile alabilmektedir.

Desteklemelere gelince; Türkiye ile yabancı ülkelerde yapılan desteklemeleri karşılaştırırsak, Norveç'te üretici başına 32 000 dolar, ABD'de 20 000 dolar, Japonya'da 15 000 dolar, Kanada'da 13 000 dolar, Avrupa Birliği ülkelerinde 8 000 dolar olan desteklemeler, Türkiye'de, maalesef, 230 dolardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de 1980'den sonra yaşanan olaylar, aslında, bir karşıdevrim niteliğindedir. Son dönemde, 1923'ten başlayarak kurulmuş olan kurumların hepsi ya tasfiye edilmiş veya tasfiye yolundadır. 1937'de Atatürk, Ziraat Bankasını, çiftçiye daha iyi hizmet edebilsin diye, anonim şirket olmaktan çıkarıp, KİT haline getirmiş; TİGEM yine bu dönemde kurulmuş, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tekel, Çaykur, şeker fabrikaları bu dönemde kurulmuştur. 1980 sonrası ise bu kuruluşlar ya özelleştirilmiş ya da işlevsiz hale getirilmiştir. Bunlarla da yetinilmeyerek, 1963'te kurulan ve çiftçinin gerçekten çok ciddî gereksinimi olan Süt Endüstrisi Kurumu ve Et ve Balık Kurumu "özelleştirme" adı altında kapatılmıştır. Ayrıca, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, Hayvancılığı Geliştirme Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, yine, 1980 sonrasında kapatılmıştır.

Tarımın dışsatımdaki payı, 1980 yılında yüzde 57 iken, 1997'de yüzde 10,2'ye, 1998'de yüzde 10'a düşmüş, düşürülmüştür. 58 ve 59 uncu Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin acil eylem planında hayvancılığın desteklenmesiyle ilgili tek kısım şöyledir: "Diğer tedbirlerle birlikte, hayvancılık projeleri, mevcut işletmeler ve hayvansal ürünler de desteklenecek, kooperatif ve büyük ölçekli şirket faaliyetleri özendirilecektir." Yine, aynı planda "hayvancılık projeleri desteklenecektir" denilmektedir. Türkiye hayvancılığını bu kadar basit gören bir anlayış, ülke hayvancılığı ve tarımı açısından kayıptır.

Doğrudan gelir desteği 2003'ün ikinci dilimi, Muğla başta olmak üzere, çoğu ilimizde ödenmemiştir. Şov ve popülizmle yapılan şaşaalı törenler, uçurulan balonlar ülke tarımını içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya yetmemektedir.

Avrupa Birliği bütçesinin yüzde 40'ı ilâ yüzde 45'i tarım bütçesi olduğu halde, Türkiye bütçesinde tarıma ayrılan pay yüzde 2 ile 2,5 arasındadır. Avrupa Birliği "koşulları yerine getirin, sizi Avrupa Birliğine alalım" diyor. Niçin "tarım desteklemesinde şartları yerine getirin" demiyorlar veya Avrupa Birliğine niçin "tarıma siz şu destekleri veriyorsunuz, biz de bu destekleri vereceğiz" diyemiyoruz? Doğu ve güneydoğuda kaçak hayvan girişleri neden hâlâ önlenemiyor? "Kaynak yok" deniliyor; son derece düşük maaş alan emeklilerimize verilen düşük bir zamla beraber 3 katrilyon ve İmar Bankasına ayrılan 8,5 katrilyonluk para, nasıl ve nereden bulunuyor? Şeker ve tütün konusunda en büyük yalanlar söylendi bu ülkede.

Çiftçi borçlarına gelince; Tunceli'nin Mazgirt İlçesi Kuşçu Köyünde 500 000 000 ziraî kredi alan bir vatandaş, bugün 2 000 000 000 ödemek durumunda, 180 000 000 alan başka bir vatandaş 700 000 000 ödemek durumunda; kefillere de icra gelmiş durumda.

Fukuyama, Toffler, Graham Fuller gibi CIA'e bağlı Rand Cooperation yazarları, yeni bir dünya düzeninin habercileri olmaya soyundular. Bahsi geçen yazarlar ve benzerleri, 1970'li yıllardan beri yürütülen ekonomik boyutlu küreselleşme gayretlerinin sosyal ve siyasal altyapısını hazırlamak için kolları sıvadılar. "Küreselleşme" adı altında, dünyada geri kalmış ülkelerin geri zekâlı insanlarını işbirlikçi haline getirmek için, yazılı ve görsel medya araçlarından azamî ölçüde istifade ederek, büyük bir mesafe katettiler.

19 uncu Yüzyılda kolonyalizm etkiliydi. Bu yüzyıl, sömürgecilerin dönemi oldu. 20 nci Yüzyıl ise, dünyanın emperyalizmi tanımasını sağladı. Soğuk savaş dönemi, iki emperyalist gücün mücadelesine sahne oldu. 21 inci Yüzyılda ise, küreselleşmenin acı yüzünün yaşanacağının göstergeleri önümüzde duruyor. Bu amaca ulaşmak için, millî devletlerin ekonomi üzerindeki otoritesi yerine çokuluslu şirketlerin gelmesinin sağlanması gerekiyordu. Ülkelerde iktidarları kuracak olan küresel piyasa olmalıydı. Sermaye hareketlerinin önündeki tüm engelleri kaldırmak için, ülkemizde de aynı politika IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatıldı. Bunun en çarpıcı örneği ise, özelleştirme, devletin küçültülmesi, verimliliğin artırılması gibi propagandalarla ülke insanının yönlendirilmesiydi. Bu uygulama, özellikle, tarım sektöründe büyük gerileme ve çöküşün yaşanmasına neden olmuştur. ABD ve Avrupa Birliği, Türkiye'de tarımsal desteğin kalkması doğrultusunda baskı uygulamaktadır. Bizde desteklemenin kaldırılmasını isteyenler, kendi ülkelerinde, özellikle bu konuda büyük desteklemeler yapmaktadırlar. Bugün, dünyada, tarıma yapılan desteğin yüzde 80'ini, ABD, Avrupa Birliği ve Japonya yapmaktadır. Avrupa Birliğinde 50 000 000 000 dolar destek verilirken, bizdeki 1 500 000 000 dolar desteği çok bulmaktadırlar.

Ülkemiz insanlarının dikkatinden kaçırılmaya çalışılan, Avrupa Birliğinde kişi başına yapılan desteğin Türkiye'nin 40 katı olduğu gerçeğidir. "Bize, tarımsal ürünlerimize destek vermeyin, dışarıdan ithal edin" politikasını yönlendirme faaliyetleri hızla devam etmektedir.

Tarımsal KİT'ler bu sektörde çok büyük önem arz etmekteydi. Örneğin, özelleştirme öncesi Süt Endüstrisi Kurumu, kurulu kapasitenin yüzde 20'sine sahip olduğu halde, özel sektörün bu alandaki tekelleşmesine engel olabiliyordu. Süt Endüstrisi Kurumunun özelleştirilmesiyle, bu alan, beş altı firmadan oluşan süt kartelinin insafına terk edilmiştir. Bunların hisselerinin büyük çoğunluğu ise, yabancı şirketlerin kontrolüne geçmiştir. Et ve Balık Kurumu, Yemsan ve Süt Endüstrisi gibi kuruluşların devredışı bırakılması, üretici, maliyetine satış yaparken, piyasada oluşan süt kartelinin, çiftçiye ödediğinin 6-7 katı fiyatla tüketiciye satması sonucunu yaratmıştır.

Amerika Birleşik Devletlerinde pamuk üreticisi, 2002-2003 iş yılında lif pamuk için 48,509 sent/kilogram karşılığı, pamuk için ise 19,40 sent/kilogram primle desteklenmektedir. Ancak, öncelikli olarak Türkiye'nin pamuk ithalatındaki hızlı artışına dikkati çekmekte yarar var. 2001-2002 sezonunda, Türkiye, pamuk ithalatı için 571 000 000 dolar harcadı. İthalatın önemli bir bölümü, yaklaşık yüzde 65'i ABD ve Yunanistan'dan gerçekleştirildi.

İşte, bu iki ülkedeki pamuk üreticisiyle Türk pamuk üreticisini desteklemede karşılaştırırsak, arada büyük farkların olduğu net şekilde ortaya çıkıyor. Geçen yıl, ABD'de 18, Yunanistan'da 36 sent olan kiloda destekleme, Türkiye'de 4,4 sent olarak gerçekleşti; hem düşük fiyat politikası hem de düşük primle karşılaşan pamuk üreticisi, bu yüzden büyük sıkıntı içine girdi. Hükümetin, hâlâ 2003, 2004 yılı primlerini tam anlamıyla ödememesi de, üreticinin çektiği sıkıntıyı dile getirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, toplam su ürünleri üretimi, 1988'de binde 6 iken, 2001'de yüzde 11'e yükselmiştir. Bodrum'da, üretimin 100 000 tonun üzerinde bulunan 15 000 tonluk bölümü, kültür balıkçılığı yoluyla yapılmaktadır.

Kültür balıkçılığı, Yunanistan'da bizden altı yıl sonra başlamasına rağmen, bugünkü ihracatı bizden 5-6 kat fazladır.

Turizm ile kültür balıkçısı çelişkisi bir an önce giderilmelidir. Özellikle potansiyel alanlar konusunda turizmci ve kültür balıkçıları çatıştırılmamalıdır. İç sulardaki balık yetiştiriciliğinde Orman Bakanlığı ve Devlet Su İşleri zorluklar çıkarmaktadır.

Japonya'da ekonomik değeri olan 3 balık türü varken, bizde bu sayı 27'dir. Buna rağmen, ihracatta ciddî bir yerimiz yoktur. Unutulmamalıdır ki, Çin'de balık yeme alışkanlığı olmuş olsaydı, dünyadaki balık türleri yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalacaktı.

Tütün Yasasıyla, Ege Bölgesi tütün üreticisi kaderiyle başbaşa kalmıştır. Geçen yıl, başfiyatın çok çok altında tütün üreticisi tütününü satmıştır. Bu rakam, 460 000 Türk Lirasına kadar düşmüştür.

Kıraç alana tütünden başka bir şey ekilemez. Ülkemizde tütün fazlalığı, sulanabilir alanlara ekilen tütündür. Kıraçta yetişen tütün, kokusu, aroması ve tadı olarak dünyanın en kaliteli tütünüdür. Siz, sulanabilen arazide yem bitkilerini ektiremezseniz, alternatif ürünlere geçişi sağlayamazsanız, tütün üreticisi mağdur olmaya devam edecektir. Alternatif ürünlere yüksek oranda destek verilmesi şarttır.

Şekerpancarı Yasasıyla mağdur olan ve AKP İktidarı döneminde de artırılmaya devam edilen ve artırılan kotayla, şekerpancarı üreticisi zor durumdadır ve borç batağındadır. Maliye Bakanının oğlunun tatlandırıcı yapılmak üzere ithal ettiği mısırla, fonun bir günde yüzde 20'den yüzde 70'e çıkarılmasıyla, aradaki 50 puanlık fark, Hazinenin zarar etmesi demektir ve bu para vatandaşın cebinden çıkacaktır.

Şekerpancarı üreticisi, 20 dönümün altında üretim yapan ve tamamıyla doğrudan gelir desteğine muhtaç hale gelen üretici konumundadır. Ülkemizdeki tarım arazilerinin dağılımına bakıldığında, üçte 2'si 18 dönümdür. Doğrudan gelir desteğiyle, üretici mağduriyeti devam etmektedir; ki, hükümetin yatırımlarda ve desteklemelerde yüzde 13 oranında kesintiye gitmesi, çiftçilerimizi daha da zor durumda bırakacaktır.

Çiftçilerimizin kredi kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan borçları, yeniden yapılanmaya rağmen, önemli miktarda durmaktadır. Bu borç uzun vadeye yayılmadıkça, geriye dönüşümü mümkün görünmemektedir. Bu borçlar nedeniyle, çiftçi, bugün, üretim yapamaz hale gelmiştir.

Tavukçuluk sektörünün atardamarı olan Köytür, hatalı uygulamalar nedeniyle yok olmaya mahkûm edilmiştir.

Birim alanda en fazla ürün alınan ve ülke beslenmesinde ve ihracatta önemli bir paya sahip olan seracılarımız acilen desteklenmelidir.

Maliye Bakanının bir demeci üzerine "çok pahalı, buna bir çözüm bulmak gerekir" dediğinin ertesi günü, biberin kilogramı 2 000 000'dan 500 000 Türk Lirasına düşmüş; şu an 100 000-150 000 Türk Lirası arasındadır.

Seracılıkta kullanılan tohum ve ilaçlar altın pahasındadır.

Devletin TİGEM kuruluşu, bir an önce kaliteli tohuma yönelmelidir.

Kovan ambarlığı bakımından dünyada 3 üncü sırada olmamıza rağmen, bal ve diğer arıcılık ürünleri ihracatında dünyada 6 ncı, 7 nci sırada olmamız düşündürücüdür. Bir an önce, arıcılıkta önemli desteklemeleri ve renkli şeker desteğini uygulamaya koymak şarttır.

İlaç kalıntıları yüzünden ciddî sıkıntıya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Tarımsal üretici birlikleri kanunu tasarısı ile tarım, orman ve köyişleri komisyonu (s.s.617)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-06-29-tarimsal-uretici-birlikleri-kanunu-tasarisi-ile-tarim-orman-ve-koyisl (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
