# Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim
- **Tarih:** 25 Kasım 2004
- **Gündem:** ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-11-25-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653

> Fahrettin Üstün (CHP), 25 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 2.467 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Organik Tarım Kanunu Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz aldım; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım.

Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, sentetik, kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının yasaklanmasının yanında, organik ve yeşil gübreleme, ekim nöbeti, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını talep eden, üretimde miktar artışını değil ürünün kalitesinin yükselmesini amaçlayan bir üretim şeklidir.

(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.

(xx) 653 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Ülkemizde, tarım, birçok bölgede organik üretim şartlarında yapılmasına rağmen, kontrol ve sertifikasyon sistemine dahil olmadığı için, organik ürün olarak pazarlanamamaktadır. Ülkemiz, uygun ekolojisi, toprak ve su gibi doğal kaynaklarının henüz kirlenmemiş olması nedeniyle, organik tarım açısından çok avantajlı konumdadır.

Kontrol ve sertifikasyon, organik tarımın en önemli basamaklarından biridir. Ürünün iç ve dışpazarlara organik olarak sunulabilmesi için, organik ürün sertifikasına sahip olması gerekmektedir. Sertifika sistemi, ürünlerin organik standartlara göre üretildiğinin, işletildiğinin, paketlendiğinin garantisidir. Bu da, tüketiciye güvence vermenin yanında, üreticileri ve firmaları haksız rekabete karşı korumaktadır.

Organik ürünler, organik tarımın ilkeleri ve uygulamalarına ilişkin yönetmelik hükümlerine göre, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yetkilendirilen bağımsız kontrol ve sertifikasyon kuruluşları tarafından kontrol edilerek sertifikalandırılmaktadır.

Mevcut mevzuatlar, organik tarıma ilişkin yasal bir çerçeve yokken hazırlandığından, hukukî dayanaktan yoksundur. Organik tarımın geliştirilmesine sağlam bir hukuksal temel kazandırılması, organik tarımda dünya standartlarının yakalanabilmesi amacıyla, halen yürürlükte bulunan yönetmelikte yer alamayan yaptırım ve cezaî hükümleri içeren Organik Tarım Kanunu Tasarısı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiş ve görüşülmektedir.

Dünya üzerinde 120 ülkede ve 24 100 000 hektar alanda, 462 475 işletmede organik üretim yapılmaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde, 2005-2010 yılları arasında, toplam alanın yüzde 40'ının organik tarıma çevrilmesi planlanmaktadır. İsveç, tarım arazisinin yüzde 10'unu organik üretime ayırma yasasını çıkarmıştır.

Ülkemizde organik üretim yapan üretici sayısı, üretim miktarı, üretim alanları ve ürün çeşitliliği yıllar içerisinde artış göstermiş olup, 2003 yılı için üretici sayısı 13 044 iken, üretim alanı 103 190 hektar, üretim miktarı 291 876 ton, ürün çeşidi 179, ihracat miktarı 21 083 ton, ihracat değeri 36 932 995 dolara ulaşmıştır. İhracat yaptığımız ülke sayısı 35 civarında olup, Avrupa Birliği ülkeleri, en önemli ihracatçı ülkeler konumundadır. Avrupa Birliği ülkeleri dışında ABD, Kanada ve Japonya, diğer ihracat yaptığımız ülkeler arasında yer almaktadır.

Türkiye, 20 milyar dolarlık dünya organik ürün pazarında, yaklaşık 37 000 000 dolarlık paya sahiptir. Ülkemiz, sahip olduğu ekolojik özellikler nedeniyle, organik tarımsal üretim açısından önemli üstünlüklere sahiptir; ancak, dünya pazarlarından aldığı pay çok düşüktür.

Organik tarımsal üretimde kültüre alınan bitkilerin yanı sıra, doğada kendiliğinden yetişen kuşburnu, böğürtlen, ahududu, kekik gibi ürünlerin toplanması ve organik olarak değerlendirilmesi açısından da ülkemiz büyük potansiyele sahiptir.

Organik tarım, bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte içeren karma bir sistem olmakla birlikte, bitkisel üretim lehine gelişme göstermiştir. Gelişmiş ülkelerin, bazı bulaşıcı hastalıkları bahane ederek Türkiye'den canlı hayvan ve hayvansal ürün ithal etmemeleri, organik hayvancılığın gelişmesini olumsuz yönde etkilemiştir.

Organik tarımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına imkân tanıyan uygun destekleme politikalarının olmayışı, fiyatların doğru yansıtılmaması, yerel tüketiciler için yüksek fiyatlar, pazar sıkıntısı, iç ve dışpazarın dengeli olarak gelişmemesi; üretici için maliyet, düşük verimlilik, etkili kontrol ve sertifikasyon sisteminin eksikliği, kontrol ve sertifikasyon maliyetlerinin yüksekliği; ülkemizde kalıntı, katkı, mikotoksin ve benzeri analizleri yapacak laboratuvarların akreditasyon işlemlerinin tamamlanmamış olması; çiftçi düzeyinde bilinç ve bilgi eksikliği, danışmanlık sisteminin gelişmemesi; organik tarımda kullanılan girdilerin büyük bir kısmının içpiyasada bulunmaması ve dışa bağımlılık; organik üretim sektöründeki kamu ve özel kurumlar arasında koordinasyon eksikliği; hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı çeşitlerin mevcut olmaması...

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde organik tarım uygulamaları 1986 yılında ihracata yönelik olarak başlamıştır. Başlangıçta ithalatçı ülkelerin mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracat, 1991 yılında Avrupa Birliği konsey tüzüğünün yürürlüğe girmesiyle, söz konusu tüzük esas alınarak yapılanmaya devam edilmiş, Avrupa Birliği ülkelerine organik ürün ihraç eden ülkelerin kendi mevzuatlarını oluşturma zorunluluğu getirilmiş, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliğiyle, 1994 yılında bir yönetmelik hazırlanarak yürürlüğe girmiş, Avrupa Birliği mevzuatında yapılan değişiklikleri içerecek şekilde 2002 yılında güncellenmiş ve ülkemizde organik tarım yapılmaya başlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, 653 sıra sayısıyla bugün gündemimizde olan Organik Tarım Kanunu Tasarısını, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destekliyoruz; fakat, aralık ayında Avrupa Birliği yeni organik tarım yönetmeliği yayımlanacağı bildirilmektedir. Bizim de bu yönetmeliğe uygun bir yasa çıkarmamız için, yasayı, Avrupa Birliğinin çıkaracağı yönetmeliğe kadar bekletmekte büyük yarar olacağı düşüncesindeyiz. Bu konuyu takdirlerinize sunuyorum.

Organik tarım üretiminin son yıllarda öne çıkmasındaki en büyük etkenler, ziraî ilaç kalıntıları, organik ve inorganik kalıntıların insan sağlığına olan etkileridir. Bir yandan, iklim değişiklikleri ve çevre kirliliği, bir yandan da canlı sağlığına zarar veren girdilerin kullanımıyla, birçok bitki ve hayvan türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucunda, tüm dünyada ve Avrupa Birliğinde organik tarımın geliştirilmesi için yardım ve teşvik programları uygulanmıştır.

Tarım kesiminin yıllardır ihmal edilmiş olması ve girdilerin artması nedeniyle, artık, çiftçimiz, ilaç ve gübre kullanmaktan kaçınmaktadır. Bunun sonucunda, ülkemiz, geniş ve kirlenmemiş tarımsal alanlara sahiptir. Ülkemizde yapılan tarımda her alanda denetim ve sertifikasyon yapılamadığından, dünya ticaretinde önemli pazarı olan organik tarım kısıtlı olarak yapılmaktadır. Bu olumsuzlukların düzeltilmesi ve dünya ticaretinde ve Avrupa Birliğinde organik tarımsal üretimde söz sahibi olabilmek için belli yasal düzenlemelerin yapılması şarttır. Yasa da buna yönelik bir çalışma olup, emeği geçen Bakanlık bürokratları ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyelerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; organik tarımla iştigal eden gerek üreticileri gerek aracı ve satıcıları, hükümetin çıkardığı kararnameyle, normal ziraî faizin yüzde 60'ı kadar düşük faizle destekleme kararı çıktı. Bundan kim yararlandı; hiç kimse. Bunlar göz boyamaktan öteye gitmemekte. Bu krediden yararlanmak isteyenlere neden bu 2 kredi kullandırılmıyor? Organik üretime destek sağlayan kuruluşlar desteklenecek mi? Üretici desteklenecek mi? Bunlar, açıkta kalan sorular.

Organik tarım yaptırırken kredi ve fiyat yönüyle desteklenerek özendirilmeli; ekolojik tarım sertifikası veren kuruluş sayısının artırılması, hizmetin ucuzlatılması sağlanmalı; ekolojik tarım girdilerinin ucuzlatılması ve yaygınlaştırılması sağlanmalı; pilot bölgeler tespit edilmeli, bölgeye uygun ürün deseni önerilmeli; ürün bazında birlikler kurularak, birlik denetiminde ekolojik tarım yapılabilmelidir. Ülkemiz, özellikle, zeytin ve zeytinyağı için uygun ekolojik alanlara sahiptir.

Organik tarımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için ulusal düzeyde bir yayın politikası ve stratejisinin belirlenmesi, organik tarım konusunda araştırma, uygulama ve teknolojiyi kullanan kuruluşlar arasında organizasyon sağlanarak yapılan araştırma sonuçlarının uygulamaya aktarılması gerekir.

Organik tarım konusunda doğru politikaların belirlenmesi için güncel ve güvenli verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle, ülke çapında sağlıklı bir veri ağının oluşturulması şarttır. Tarım Bakanlığının yeniden yapılanma sürecinde organik tarımla ilgili bütün faaliyetlerin aynı çatı altında toplanması ve yürütülmesi şarttır. Organik tarım girdilerinin sübvanse edilmesi; organik tarımın ormancılık, turizm gibi ilginç sektörlerle entegrasyonunu sağlayacak, üreticilere ekonomik katmadeğer yaratacak projelerin hazırlanması ve geliştirilmesi; geleneksel ürünlerde markalaşmaya gidilerek Türk markasının tanıtılması; organik üretime uygun tür ve çeşitlerin geliştirilmesine yönelik ıslah ve adaptasyon çalışmalarına öncelik verilmesi; organik tarımda kullanılabilecek yerli kökenli bitki koruma ürünleri, hayvan, su ürünleri sağlığı preparatlarının ve alternatif mücadele yöntemlerinin belirlenmesi için araştırma çalışmalarına öncelik verilmesi; Avrupa Birliğinin organik tarımın geliştirilmesine yönelik fonlarından yararlanılması; baraj havzaları, koruma alanları ve hazine arazileri gibi organik tarım açısından avantajlı ve öncelikli olan bölgelerin tespit edilerek, buralardaki organik tarımın geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yönelik projelerin hazırlanması şarttır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; organik tarım, kimyasal girdi ve ilaç kullanmadan, yönetmelikler çerçevesinde izin verilen girdilerin kullanımıyla yapılan, eğitimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı üretim sistemidir. Organik tarım yapmanın amacı, toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını azamî derecede korumak olduğu gibi, dinamik ve sağlıklı nesillerin yetişmesini sağlamaktır.

Organik tarım, aynı zamanda çevre dostluğudur. Ülkemizde, 1985-1986 yıllarında dış ülkelerden gelen taleplerle başlanılmış ve buna bağlı olarak gelişmiştir. Ülkemiz de organik tarım açısından avantajlı bir duruma sahiptir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki kirliliğe rağmen, ülkemiz az kirlenmiş çevreye sahiptir.

Bugün, gelişmiş ülkelerin organik tarımsal gıdaya olan talebi, toplam gıda tüketiminin yüzde 25'idir; ancak, bunun yüzde 5'lik ve yüzde 10'luk bir kısmı karşılanabilmektedir.

Organik tarım derken, ülkemiz tarımının sorunlarına değinmeden geçmek... Ülkemiz çiftçisine ve üreticisine yapılan büyük haksızlıkların önlenmesi ve unutulan çiftçimize sahip çıkılması şarttır. Doğrudan gelir ödemelerine bir an önce başlanılmalıdır. Bir yıl geriden başlayan ödemeler çiftçilerimizi mağdur etmektedir. Çiftçilerin Ziraat Bankası, tarım kredi kooperatifleri ve Bağ-Kura olan borçlarına ve faizlerine bir çözüm bulunmalıdır.

Tarımsal üretimde kullanılan elektrik borçlarının ödenmesinde mutlaka kolaylıklar sağlanmalıdır.

Yeşil mazot, mavi mazot ve kırmızı mazot -her ne ise, her ne renkse- çiftçimize verilmelidir. Turizmde rekabet açısından yatçılara verilen 600 000-700 000 liralık mazotun, Türk çiftçisinin de Avrupa çiftçisiyle rekabeti açısından önemli olduğu unutulmamalıdır. Çiftçi, hâlâ yeşil mazotu beklemekte; Ankara'dan yola çıktı mı, bizim haberimiz yok mu, bilmiyorum.

Üreticinin elinde kalan tütünün alınması, şekerpancarı kotasının hafifletilmesi, fındıkta dondan kaynaklanan zararın telafisi sağlanmalıdır.

Tekelin özelleştirilmesi: Özelleştirme, bir zamanların Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu ve Yem Sanayiini bugün aratır duruma getirmişse, ileride de Tekeli aratacaktır.

Doğu Anadoluda hayvancılık bitirilmiştir. Bu bölgenin en kısa zamanda besi hayvancılığı bölgesi olarak ilan edilmesi ve desteklenmesi şarttır. Yine, Marmara, Ege, Akdeniz süt hayvancılığı bölgesi olarak, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu küçükbaş hayvancılık bölgesi olarak ilan edilmeli ve desteklenmelidir.

Türk tarımının desteklendiği dönemlerde, Türkiye'de makroekonomik dengelerin fevkalade olduğunu; ama, Türk tarımının ve hayvancılığının desteklenmediği durumlarda da Türk ekonomisinin felç olduğunu bilmelisiniz.

Primler: Geçen yılki primler son derece yetersizdir. 85 000 liralık kütlü pamuğa verilen, soyaya, kanolaya verilen 90 000 lira prim gerçekten yetersizdir. Avrupa Birliğinde hayvancılığa yapılan destek yılda 8 600 dolar, ülkemizde 50 dolardır. Geçen yıl zeytinyağının kilogramı 3 200 000 Türk Lirasına satılırken bu yıl 2 800 000 Türk Lirasıdır.

Ramazan bayramı öncesi ve sonrası, seçim bölgemde köylere yaptığım ziyaretlerde çok ağa gördüm. Ne ağası mı; züğürt ağalar! Pamuk ağalarının hepsi kan ağlıyor. 1 200 000 Türk Lirasına mal olan pamuk, 800 000 liradan satılıyor. Pamuk çok, para yok. Zarar, kilogramda en az 400 000 Türk Lirası. Bu durum, Milas'ta, Söke'de, Çine'de, Nazilli'de, Ödemiş'te, Tire'de, Ege'de, Akdeniz'de, Doğu ve Güneydoğu Anadoluda hep aynı. Pamukta geçen yıla göre ekim alanlarında yüzde 30 daralma var.

Bugün, Urfa, Diyarbakır, Mardin ve Iğdır'da pamuğun kilogramının 500 000 Türk Lirasına satıldığını biliyor musunuz? "Çiftçinin gözünü kara toprak doyursun" diyen, Doğu Anadoluda çiftçilikten para kazanamadığını söyleyen bir çiftçiye "git, şehirde bakkal dükkânı aç" diyen ve bu sözleri bu ülkede çiftçiye en son söylemesi gereken, aslında söylememesi gereken sizin Tarım Bakanınız değil mi?!

"1 000 köye 1 000 tarımcı" dediniz, iyi ettiniz; işsiz ziraat mühendisi ve veteriner hekimlere iş bulundu; ama, 1 000'ine; geri kalan 30 000 genç ziraat mühendisi ve veteriner hekim hâlâ işsiz, diğer üniversite mezunlarının olduğu gibi. 1 000 köye 1 000 tarımcı verdiniz; ama, o 1 000 köydeki milyonlarca çiftçi sayenizde kan ağlıyor, kan!

Siz, kendi pamukçunuza destek vermezken, yanıbaşımızdaki Yunanistan, üreticisine kilo başına 960 000 Türk Lirası destek vermekte, ABD de 525 000 Türk Lirası destek vermekte. Siz ne yapıyorsunuz?! "Tütün kotalarını azaltacağız" dediniz; çok şükür, tütünü bitirdiniz. Şimdi, Yunanistan'dan tütün ve pamuk ithal edip Yunanistan çiftçisine destek çıkıyorsunuz. Yoksa, oyu Yunan çiftçisinden mi aldınız?!

Son yıllarda lif pamuk ithalatı yılda ortalama 450 000 tonu aşmış durumda. Bu yıl, şimdiden, döviz açığımız 10 milyar doları aştı. Bütün bunların mantığı var mı?! Eğer pamukta prim bu yıl 400 000 Türk Lirası olmazsa, gelecek yıl pamuk ekecek çiftçi bulamayacaksınız. Amacınız bu mu?

AKP seçimlerde verdiği sözlerini yerine getirmiyor, getiremiyor. Şu Kızılderili atasözünü hatırlıyorum: "Beni bir kere aldatırsan ayıp sana, beni ikinci kez aldatırsan ayıp bana." Ama, benim masum çiftçim sözlere inanıp elli yıldır siz ve sizin gibileri bu ülkede iktidar yaptı. Tabelalar değişti, harfler değişti; ama, zihniyet hiç değişmedi. Belli gruplara ve belli ülkelere çalışan iktidarlar geldi ve ülkeyi bu hale getirdiler. Siz de aynısını yapmaya devam ediyorsunuz.

İktidara gelmeden önce "tarımcının yüzü gülecek" diyen siz AKP'liler, iktidara gelince bakın neler yaptınız: 320 000 dönüm tarım arazisini yabancılara sattınız. 150'nin üzerinde Toprak Mahsulleri Ofisi ajansını kapattınız. Meraları yapılaşmaya açtınız. Fethiye Arıcılık Üretme İstasyonunu, Fethiye Tekel İşletmesi gibi birçok tekel işletmesini kapattınız. Meyvecilik araştırma enstitülerini kapattınız. Balkanların ve Ortadoğu'nun en büyük aşı üretim merkezi olan Manisa Tavukçuluk Araştırma Enstitüsünü kapattınız. TİGEM'i özelleştirmeye çalışıyorsunuz. Ette teşvik vermemek için iki ay önceden kayıt altına alınma şartı getirdiniz ve primi 1 000 000'dan, 500 000 Türk Lirasına düşürdünüz. Prim ödemelerini hâlâ yapmadınız. İktidara gelmeden önce "mazotu çiftçi ucuz kullanacak" dediniz; ama, iktidara geldiğinizde, 1 200 000 Türk Lirası olan mazotu bugün 1 800 000 Türk Lirasının üzerine çıkardınız. Antalya'da, Fethiye'de, Sivas'ta, Tokat'ta, Amasya'da üreticiler ellerindeki elmaları satamazken, Arjantin'den elma ithal ettiniz. Akdenizde muz üreticisi elindeki ürünü satamazken, çikita muz ithal ettiniz. Arpa, buğday, pamuk, ayçiçeği, zeytinyağı, kanola, soya ve sera üreticisini kaderiyle baş başa bıraktınız. Hindistan'dan Türkiye'ye kaçak hayvan girişlerine göz yumdunuz. İran'dan bal, ceviz, karpuz, nar girişine engel olamadınız. Organik ürünlerden birisi olan balın bu sezon 30 kilogram olan tenekesini 65 000 000-70 000 000'dan satan üreticilerimizin, bu arıyı beslemek için aldığı 50 kilogram olan bir çuval şekeri 90 000 000'a çıkardınız. Çiftçinin tüm girdileri, ilaç, yem, gübre, mazot fiyatları artarken, ürettiği her şey ucuzladı; yani, çiftçinin ürettiği her şeyin fiyatı düştü, satın aldığı her şeyin fiyatı arttı. Birim alanda en fazla ürün alınan yer seralardır. Geçen yaz bir kasa domates 1 000 000'a satılırken seyrettiniz. Şimdi de seracılara tutturduğunuz defterden sera başına 10 000 000 Türk Lirası ücret alıyorsunuz. Peki, seracılara ne verdiniz de karşılığında bu parayı istiyorsunuz? Çiftçinin en kötü durumu ne olabilir; elbette ki doğal afetler. Doğal afetlerden, 2001'den 26 Mayıs 2004'e kadar çiftçinin alması gereken zarar tutarı 266 trilyonken, bunun ancak 132 trilyonunu ödediniz. Bu mu çiftçinin yanında olmak?!

Ey çiftçim, seni bitirmeyi göze alan elli yıllık zihniyeti AKP devam ettiriyor. Amaç sizi bitirmek ve üretemez hale getirmek, yabancıların istediği gibi at oynatabilmesi için... Şunu iyi bil ki, Cumhuriyet Halk Partisi, halkın gerçek partisidir.

Bu ülkenin kalkınmasının öncelikli şartı, üretimdir ve ülkemiz için de ilk sektör tarımdır. Bu tarım kesiminin ve tarım kesiminin üretim yapabilmesinin vazgeçilmez unsuru, desteklemedir. "Nereden bulacağız" demeyin, kayıt altına giren ürünler ekonominin motoru olacaktır, bunu unutmayın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımda kıyamet yakın. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında emanet ehil ellerde değildir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında birbuçuk yıldır yapılan atamalarda, emanetin ehline verilmesi ilkesini görmek mümkün olmuyor. Bakanlıkta yapılan üst düzey atamalarla başlayan keşmekeşlik, halen taşrada yapılan atamalarla işin çivisinin çıktığını ifade edecek noktaya geldi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarlığına birbuçuk yıldır uygun adam bulunamadı, vekaletle yürütülüyor. 5 müsteşar yardımcılığı kadrosunda 8 kişi çalışıyor. Kim yetkili, kim sorumlu, belli değil. Müsteşar yardımcıları, uzun süreli, Ankara dışında görevlendiriliyor; yerlerine, idarî ve meslekî sorumluluğu olmayan kişiler yetkili kılınıyor. Meslekî ve yetkili sorumluluğu olanlara idarî yetki yok. Müsteşar yardımcılarından meslekî ehliyeti olanlara görev verilmiyor. Meslekdışı kişiler etkin ve yetkili görülüyor.

Veteriner hekim olan 2 müsteşar yardımcısı, göstermelik bir proje için Ankara dışında görevlendiriliyor. Özel sektörden getirilerek vekalet verilen ilgili ve sorumlu genel müdürlüğü devredışı bırakarak gıda mevzuatı hazırlanıyor. Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcılığından gelen Müsteşar Yardımcısı, Müsteşarlığa vekalet ediyor. Devlet Planlama Teşkilatı eğitim uzmanlığından gelen Müsteşar Yardımcısı işleri yürütüyor. Enstitü Müdürlüğünden gelen Araştırma Genel Müdürü, enstitüleri kapatarak, müsteşar muavinliğine yükseliyor.

Genel müdürlüklerde ise, genel müdürlerin yetkileri ve konumları tartışma konusu olurken, sorumluluğu olmayan yetkililerce Bakanlıkta işler yürütülüyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında, Gıda Denetim Hizmetleri Daire Başkanlığına Asayiş Şube Müdürü bakıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fahrettin Üstün (CHP, Muğla). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 25 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahrettin-ustun-22-2004-11-25-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
