# Türk patent enstitüsü kuruluş ve görevleri hakkında kanun( ss.272)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fahri Keskin (AK Parti, Eskişehir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim
- **Tarih:** 6 Kasım 2003
- **Gündem:** TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN( SS.272)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fahri-keskin-22-2003-11-06-turk-patent-enstitusu-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-ss-272

> Fahri Keskin (AK Parti), 6 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN( SS.272)); konuşma 584 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 24 Haziran 1994 tarih 544 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan Türk Patent Enstitüsünün kanununda yapılacak değişikliklerle ilgili şahsî görüş ve düşüncelerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım.

Ülkemizin ekonomik, teknolojik ve endüstriyel gelişmesinde sınaî ve mülkiyet haklarının korunmasının büyük önemi vardır. Ülkemizde sınaî mülkiyet hakları Patent Enstitüsünün, telif hakları Kültür Bakanlığının, ticarî haklar arasında yer alan ticaret unvanı da Sanayi ve Ticaret Bakanlığının sorumluluğu altındadır. Bunların tek bir çatı altında, bir kurum altında -gönlüm arzu eder- idarî bir özerklik verilerek, bir araya getirilmesinde büyük fayda mülahaza ediyorum. Bu konuda, Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de aynı kanaate sahiptirler.

Bugün, bir keşmekeş içerisindedir. Herhangi bir ürüne yıllar ve ömrünüzü verip, ortaya çıkarıp bir marka oluyorsunuz; bu markanız gerektiği şekilde korunamıyor. Nasıl oluyor bu; Patent Enstitüsünden bunun tescilini alıyorsunuz. Bir başka komşunuz, aynı iş kolunda bir şirket kuruyor, sizin ürün ismi olarak kullandığınız ismi ticarethanenin unvanı olarak kullanıyor; dolayısıyla, yıllar boyu o ürüne gösterdiğiniz titizlikle elde ettiğiniz hak başkasının eline geçmiş oluyor.

Ayrıca, firma ve müessese isimleri adı altında kurulan şirketler de Sanayi ve Ticaret Bakanlığının sorumluluğu altındadır. Bir havuz meydana getirilerek, bu havuzda çakışan isimler ve bunlardan dolayı meydana getirilen haksızlığın ortaya konulması, ortadan kaldırılması için, mutlak surette, bir denetleme müessesesinin olması lazımdır.

Vatandaşın ürününün ismi adı altında, karşı taraftaki rakip bir müessese, yine ticaret unvanı olarak, Patent Enstitüsünden, o ismin, müessese ismi olarak, patentini alma yoluna gitmektedir ve buna da müsaade edilmektedir. Bu da ortadan kaldırılması gereken bir husustur.

Türkiye, 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren Dünya Ticaret Örgütünün kuruluş anlaşmasına taraf olmuştur; 1 Ocak 1996'dan itibaren de Avrupa gümrük birliği uygulamasına geçmiştir. Bu gelişmeler, Türkiye'nin uluslararası sanayi ve ticarette yerini alabilmesi için gerekli mevzuat düzenlemelerini gündeme getirmiştir.

Sınaî ve mülkiyet haklarının uluslararası standartlarda korunması gerekir. Bu husus, uluslararası pazarda yer almamızın temel şartıdır.

Getirilen değişikliklerle, enstitüde başkan, başkan yardımcıları ve yönetim kurulu üyelerinin görev süreleri beş yıldan üç yıla indirilmiştir. Oysa, bir ihtisas unsuru olması yönünden, bu sürelerin kısaltılmaması gerektiği kanaatindeyim.

Enstitünün yapısının tanınması faaliyet alanlarının kavranması yönünden bazı sıkıntılar doğurabilecek bir değişikliğe gidilmemesi gerekiyor. Yapılacak değişiklikler, çağdaş, Avrupa düzenine uygun, Avrupa Birliğinin şartlarına uygun hale getirilmekten ibaret olmalıdır.

Yeni kanun tasarısıyla, Enstitüye yapılacak atamalarda Birleşmiş Milletlerce kabul edilen konuşma dillerinden en az birini iyi derecede, kamu personeli sınavında (C) düzeyinde bilme şartı getirilmiştir. Bu, güzel bir şeydir; ama, Avrupa Patent Ofisinin merkezi, Almanya'nın Münih Kentidir. Burada 6 000 kişi çalışmaktadır. Türkiye'nin Avrupa Patent Sözleşmesine taraf olması dolayısıyla, Birleşmiş Milletlerde olduğu gibi, orada da Türk mühendis, mimar ve işadamlarının bulunması gerekir. Burada görev alacak üst düzey yönetici ve uzmanlarda ayrıca ve özellikle Almanca bilme şartının aranması gerekmektedir.

Kanun tasarısıyla Enstitüye 76 adet kadro ihdası öngörülmüştür. Oysa, bu, yetersizdir. Halbuki, Enstitüde norm kadro sayısı, Millî Prodüktivite Merkezi tarafından 502 olarak tespit edilmiştir. Bugün, Enstitüde 224 kadrolu personel bulunmaktadır. Bu hesaba göre 278 açık vardır. Bu açık neyle kapatılmaktadır; taşeron firmaların temsilcileriyle, taşeron firmaların adamlarıyla. Böyle olunca da, işler ehliyetsiz kişilerin eline kalmakta ve dolayısıyla işler çabuk yürümemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Keskin.

FAHRİ KESKİN (Devamla) - Bu Enstitüde sözleşmeli personel ile daimî personel arasında büyük maaş farklılıkları vardır. Enstitüye son üçbuçuk yıl içerisinde 56 personel atanmıştır. Bunların içerisinden kurumda kalan, bir elin parmakları kadar azdır. Bu 56 personelden 42'si, çeşitli nedenlerle buradan ayrılmak mecburiyetinde kalmıştır. Maaşların yetersizliği burada en önemli faktördür.

Sözleşmeli personel statüsünde bulunan memur ve diğer personelin ücretlerinin artırılması, kalifiye, nitelikli elemanın Enstitüde muhafazası için temel şarttır.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Fahri Keskin (AK Parti, Eskişehir). “Türk patent enstitüsü kuruluş ve görevleri hakkında kanun( ss.272)”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 6 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fahri-keskin-22-2003-11-06-turk-patent-enstitusu-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-ss-272 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
