# İstanbul'un fethinin sene-i devriyesi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Faruk Anbarcıoğlu (AK Parti, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim
- **Tarih:** 31 Mayıs 2005
- **Gündem:** İSTANBUL'UN FETHİNİN SENE-İ DEVRİYESİ MÜNASEBETİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/faruk-anbarcioglu-22-2005-05-31-istanbul-un-fethinin-sene-i-devriyesi-munasebetiyle

> Faruk Anbarcıoğlu (AK Parti), 31 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İSTANBUL'UN FETHİNİN SENE-İ DEVRİYESİ MÜNASEBETİYLE); konuşma 610 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümü sebebiyle söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul'un fetholunmasıyla beraber, sadece fethi yapılan Bizans değildir, surların içindeki Bizanslıların da gönülleri fethedilmiştir. Fetihle yıkılan sadece Bizans'ın surları değil, karanlık kalpler, karanlık vicdanlar ve karanlık duygular içindeki Bizans yıkılmıştır. Bir tarih böylelikle tarihin derinliklerine gömülmüş, aydınlık bir çağa, adalet ve hakkaniyetle yürünülecek ilim, irfan ve ahlak çağına kutlu bir yürüyüş başlamıştır. Bugün barış adına savaştıklarını savunanlara, "kimyasal silah üretiyorsunuz" diye masum insanların üzerinde son ürettikleri kimyasal silahları deneyenlere, akıldan, vicdandan, insanlıktan uzak, çağımızın maddî güçlerini elinde bulunduranlara hatırlatmak isterim ki, gönüller sultanı Yüce Peygamberimiz "İstanbul elbet bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir" diyerek, savaşacak askerlerin vahşilikten, barbarlıktan, zulümden uzak insanlar olacağını yüzyıllar öncesinden müjdelemiştir.

Öyle bir fetih ki, baştan sona sanki mucizelerin yarıştığı, birbirine karıştığı bir fetihtir. Tophane sırtlarından Kasımpaşa'ya kadar kızaklar döşeniyor, gemiler denizden değil, karadan denize yürütülüyordu.

Öyle bir fetih ki, başında 21 yaşında Sultan Mehmet'in olduğu bir ekip, dönemin en büyük toplarını hatta bugünün havan toplarını döküyordu.

Öyle bir fetih ki, tekerlekli kuleler üzerinde Bizans'ın surları dövülüyor, 400 parçadan oluşan bir donanma inşa ediliyor, Turhan Bey komutasındaki donanma, Mora tarafından gelecek olan yardımları engelliyordu.

Öyle bir savaş ki, daha 22'sinde olan; ama, daha önce 22 defa kuşatılan İstanbul mutlaka alınacaktı. Genç Sultan " ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u alırım" diyerek, gençliğinden bu yana bu düşle yatıp kalkmaktadır.

Öyle bir savaş ki, bir yanda manevî fatihler, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan Paşa, Ahmet Paşa ve Fatih'in hocası Akşemseddin; diğer yanda, devrin mühendislerinden Nusrettin Efendi, Sarıca Sekban, top ustası Macar Urban; yüreklerinde barbarlıktan ve zulümden uzak, hiçbir eser bulunmayan 200 000'e yakın asker.

Bizans'ın haliyse, bu durumda, içler acısıdır; hak ve adalet ayaklar altında kalmıştır; her yerde rüşvet yaygınlaşmış, halkın, gerek Konstantin'e gerekse askerlerine olan inancı, güveni kalmamıştır. Şehirdeki Katolik ve Ortodokslar, aralarında çok ciddî mezhep ve görüş ayrılıklarına düşmüşler, bu durumdan ıstırap duyan halk "artık, Hıristiyan külahı görmektense, Osmanlı sarığını görmeyi daha yeğleriz" demişlerdir. "Bu gidişle, Osmanlılar bizi almadan, korkarım ki, biz içten içe çökeceğiz" diyen ilim adamlarını, Konstantin birer ikişer meşhur Yedikule zindanlarına atmaktadır. Sultan Mehmet, tüm hazırlıklarını bitirince Konstantin'e haber gönderir. Bütün bu olumsuzluklardan… Kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini ister. Çünkü, amaç, kan dökülmesi değil, şehrin fethedilmesi, gönüllerin fethedilmesidir; çünkü, amaç, şehirlerin incisi olan İstanbul'u çapulcuların elinden kurtarıp tüm insanlığın hizmetine sunmaktır. Fakat, Bizans'tan olumsuz cevap gelir; savaşa hazır olduklarını söylerler.

53 gün süren kuşatmanın neticesinde 21 yaşındaki genç padişah artık huzursuzluk duymaktadır. Bir gün ağlayarak hocası Akşemseddin'e gelir ve "Hocam, himmet buyurun, artık şu fetih müyesser ola" der. Akşemseddin hazretleri uykuya dalar, rüyasında Eyüp Sultan hazretlerinin kabri kendisine gösterilir. Bu, apaçık İstanbul'un fetih müjdesidir. Geceyarısı 21 yaşındaki öğrencisi Sultan Mehmet'i çağırır "evladım, fetih hazırlığı artık tamama ermiştir. Bu sabah namazından sonra artık fetih için gereken şartları yerine getirin" der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK ANBARCIOĞLU (Devamla)- Surlar bu son hücuma dayanamaz. Ulubatlı Hasan adındaki yiğit, yanındaki 30 neferle beraber surlara tırmanır. 18 yiğit orada şehit olur. Bir elinde kılıç bir elinde sancak surlara çıkan Ulubatlı Hasan son nefesini orada verir. Sultan Mehmet, Ulubatlı Hasan'ın başucuna gelir, fatihalar okur "eğer Sultan Mehmet olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim" der. Artık Sultan Mehmet, Fatih olmuştur. Önde hocası Akşemseddin, arkasında kendisi olmak üzere, Bizans'tan içeri girerler. Halk, üzerlerine güller, karanfiller atar. Herkes Akşemseddin'i Sultan zannederken, o, arkasındaki gencecik delikanlıyı gösterir "işte padişah odur" der. Ecdadımızın ilme verdiği çok önemli bir göstergedir bu olay. Sultan Fatih, önünde diz çöken halka "ayağa kalkınız, herkes yaşantısında, dininde özgürdür, serbesttir, hürdür, ibadethanelerinize gidin, dilediğiniz gibi ibadetinizi yapın" der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Faruk Anbarcıoğlu (AK Parti, Bursa). “İstanbul'un fethinin sene-i devriyesi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-anbarcioglu-22-2005-05-31-istanbul-un-fethinin-sene-i-devriyesi-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
