# Milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (s. sayısı: 47)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Faruk Bal (MHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim
- **Tarih:** 27 Kasım 2007
- **Gündem:** MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S. SAYISI: 47)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2007-11-27-milletlerarasi-ozel-hukuk-ve-usul-hukuku-hakkinda-kanun-tasarisi-ve-ad-8

> Faruk Bal (MHP), 27 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S. SAYISI: 47)); konuşma 786 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin üçüncü bölümüne girmiş bulunmaktayız.

Değerli arkadaşlarım, bu bölümde yabancıların kişi hâllerine ilişkin davalar, miras davaları, iş sözleşmesi ve iş davaları, tüketici sözleşmesine ilişkin davalar şeklinde uzayıp gitmektedir. Ancak, farklı konuları düzenlemiş olmakla birlikte, kanunun yabancı unsur taşıması ve yabancı unsur taşıyan bu kanunun olabildiğince kanunlar ihtilafının doğduğu hâllerde Türk kanunlarının uygulanması imkânlarını araştırma mükellefiyeti, vecibesi Meclisin üzerinden kalkmamıştır.

İkinci bir husus olarak da, vatandaşlarımızdan herhangi birisinin uluslararası bir ilişkisinde yabancı bir ülkede yargılanma ihtimali ortaya çıktığında, eğer uluslararası sözleşmeler imkân sağlıyorsa onun Türk mahkemelerinde yargılanabilme hakkını ve yetkisini kullanmak ve bu hakka burada yasa içerisinde yer vermek suretiyle savunma mükellefiyetimiz ve vecibemiz sona ermemiştir. İşte, bu çerçeve içerisinde bu kanuna özel bir önem atfeden Milliyetçi Hareket Partisi, uluslararası ilişkilerde yoğun bir derinlik ve genişlik kazanmış olan beşerî ilişkilerin girift hâle gelmesi karşısında kendi vatandaşlarımızın hukukunu koruyabilme açısından yeterince gayret göstermiştir. Ancak, bu gayretler hiçbir siyasi gaileden kaynaklanmamasına rağmen, tamamen teknik anlamda, hukuki anlamda kanunun olgunlaştırılması amacına yönelik olmasına rağmen ve yine sadece vatandaşlarımızın uluslararası ilişkilerinden doğan ihtilaflarında haklarının korunabilmesi amacına yönelik olmasına rağmen, verdiğimiz önergeler iktidar partisinin milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiş bulunmaktadır. İleride, milletvekili olarak kullandığımız hakkın ve yetkinin bir mesuliyet doğuracağını da ifade ederek, bu kanunun yanlış çıkmasından doğabilecek hak mahrumiyetlerinin, hak kaybının vebalinin milletvekillerinin üzerinde olduğunu ifade etmiştim.

Şimdi, bir ayrıntıyla bu sözlerimi tamamlamak istiyorum. Tabii, örnek vererek başlasak belki daha iyi olurdu. Uluslararası ilişkilerin giriftleştiğini, derinleştiğini ve karmaşık hâle geldiğini ifade etmiştik. Bunu bir örnekle açıklamakta fayda vardır aslında: Bir vatandaşımız ekmek, rızkı için, farz edelim ki -yaygın bilinen yer olarak- Almanya’ya gitti, orada çalıştı çabaladı bir dükkân sahibi oldu; tatile gitti, İspanya’da nişanlandı, Fransa’da evlendi, çocukları İngiltere’de doğdu; bu güzergâhı gezerken bazı ticari ilişkileri oldu, ortaklıklar kurdu, yatırımlar yaptı vesaire. İşte böyle, medeni, beşerî ve ticari ilişkilerin girift hâline gelmiş olan dünyamızda ortaya çıkan ihtilafta bu vatandaşın hakkını kim koruyacak? Bu vatandaş, ortaya çıkacak ihtilafta hangi ülke kanunlarına göre yargılanacak ve hangi ülke mahkemesinde yargılanacak?

Bu kadar hayati bir konuda, bu kadar önemli bir konuda görüşme yapıyoruz ve bu görüşmelerde koruyacağımız iki temel özellik bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, kanunlar ihtilafında, sözleşmelere saygı duymak kaydıyla, Türk kanunlarının uygulanmasına imkân vermek. İkincisi ise, uluslararası yetkide Türk mahkemelerini yetkili kılabilmenin imkânını araştırmak. Bu başarılabildiği takdirde Türk vatandaşı, bildiği bir hukuk sisteminde, bildiği bir mahkemede, bildiği usulde yargılanacak demektir. Bunun da temel maddesi -ileride geleceğiz yine- ikametgâhla ilgili sorunda karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda çok konuştum, vebal verdim milletvekili arkadaşlarımıza, ancak karşılığını göremedim. Şimdi, o vebalin karşılığını göremeyen bir milletvekili olarak “Acaba niçin?” sorusunu aramaya çalıştım.

Değerli arkadaşlarım “Acaba niçin?” sorusunun cevabını birlikte bulmaya çalışalım.

Başa dönüyoruz, bu kanunun 2’nci maddesine döndük. 2’nci maddede, üçüncü ülkelerin farklı kanuni uygulamaları olan hâllerde hangi eyaletin, hangi kantonun, hangi federasyonun kanununu uygulama mükellefiyetini veren bir mükellefiyeti Türk hâkiminin omuzuna yüklüyorsunuz genel maddede, öyle mi efendim? Bu kanunda öyle yapıyorsunuz. Peki, yabancı bir kanunu uygularken Türk hâkimine bu kadar yükü yüklüyorsunuz, Türk vatandaşının yabancı bir ülkede yargılanması hâlinde onun ikametgâh hukukuna niçin saygı göstermiyorsunuz? Niçin Medeni Kanunda yapılmış bir yanlışın üzerine yanlışları bina ediyorsunuz? Niçin bu yanlışların neticesinde yurt dışında yaşayan 6 milyon –sırf Avrupa’yı kastediyorum- civarındaki insanımızın ikametgâhı nedeniyle Türkiye’de ihtilaflarını Türk mahkemelerinde çözebilme imkânını elinden alıyorsunuz? Niçin Türk hukukuna göre yargılanma hakkını elinden alıyorsunuz? Bunların cevabı yok. Bunların cevabı, yanlış yapılmış, o yanlışta ısrar edeceğiz demektir.

Başka bir şekilde düşündüğümüz takdirde kafamda bir soru işareti daha belirliyor. Nedir o? Türk hukukunda müdahaleci kurallar vardır. Bu tasarıda o kurallar yoktu arkadaşlar. Müdahaleci kurallar, kamu düzeninden sonra uygulanması gereken, devletin, ekonomik ve sosyal gerekçeler nedeniyle özel hukuka müdahale ettiği alanlardır müdahaleci hukuklar. Şimdi, Türk hukukunun müdahaleci hukukunu, müdahaleci kurallarını bu tasarı içerisine koymuyorsunuz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu konulsun dediğimizde, tasarıyı sulandırarak getiriyorsunuz, değişikliği sulandırarak getiriyorsunuz. Adına, müdahaleci kural diyemiyorsunuz. Ola ki, müdahaleci kural, hâkimi çok daha fazla müdahale ettirir diye bir korkuya kapılıyorsunuz. Yabancı bir ülkenin hukukunu uygulamak için hâkimi zorluyorken herhangi bir korkuya kapılmıyorsunuz da, Türk vatandaşının hakkını korumak için niçin korkuya kapılıyorsunuz? Türk müdahaleci hukuk kurallarının uygulanmasından niçin çekiniyorsunuz? Niçin bunun adını müdahaleci kurallar koymaktan kaçınıyorsunuz?

Üçüncü bir paragraf olarak ifade ediyorum: Niçin geçici hukuki himayeleri “Genel hükümler” bölümüne koymuyorsunuz? Çünkü, geçici hukuki himayelerde Türk hukuku uygulanacak. Demek ki, bilinerek ve istenerek… Tekrarlıyorum: Bilinerek ve istenerek yabancı hukuka üstünlük tanınıyor, Türk hukukuna ve Türk mahkemelerinin yetkisine ise tali bir derecede değer veriliyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir arkadaşlar.

Bu Meclis gazi Meclistir. Bu ülke bağımsız bir ülkedir. Bağımsızlığının en önemli şartlarından bir tanesi de yargılama yetkisidir ve kanun hâkimiyetidir. İşte, bunun vebali, ikametgâh konusunda ve diğer konulardaki önergeleri parti disiplini açısından reddetmek durumunda kalan milletvekillerinin vicdanında, vebalinde olacaktır.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Faruk Bal (MHP, Konya). “Milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (s. sayısı: 47)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 27 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2007-11-27-milletlerarasi-ozel-hukuk-ve-usul-hukuku-hakkinda-kanun-tasarisi-ve-ad-8 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
