# Milletvekili seçimi kanununda değişiklik yapılması nakkında (s.s.420)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Faruk Bal (MHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim
- **Tarih:** 22 Ekim 2009
- **Gündem:** MİLLETVEKİLİ SEÇİMİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI NAKKINDA (S.S.420)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2009-10-22-milletvekili-secimi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-nakkinda-s-s-420

> Faruk Bal (MHP), 22 Ekim 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETVEKİLİ SEÇİMİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI NAKKINDA (S.S.420)); konuşma 1.703 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, görüşülmekte olan Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 4 ve 6’ncı maddeleriyle ilgili hususlarda görüşlerimizi ifade etmek üzere söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, Milletvekili Seçimi Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin ifade etmek istediğim birinci husus, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her iki maddeye de yani 2 milletvekili çıkarmaya nüfusu yetmeyen illere 1 milletvekilinin daha tahsisi sonucunu doğuracak olan madde ile milletvekili seçim süresini beş yıldan dört yıla indiren maddeye olumlu bakmaktayız. Bunu demokratikleşmenin bir adımı olarak da değerlendirmekteyiz.

Nüfusu 2 milletvekili çıkarmaya yetmeyen illerde artık nüfus sıralamasına göre 1 milletvekilinin daha tahsis edilmesi sonucunu doğuracak olan bu değişiklik teklifi, demokrasi ile yönetilen ülkelerde, seçim çevresi olarak değerlendirdiğimiz o ilde farklı düşünceleri, farklı siyasi tercihleri benimsemiş olan insanlarımıza bu imkânı sağlamış olmasından dolayıdır.

Bir tek demokratik rejimlerde vardır ki o rejimlerde iktidar ve muhalefet olur. Muhalefetin olmadığı yerde demokrasinin varlığından söz edilemez. Dolayısıyla 1 milletvekili çıkaran illerde bir tek tercih, alternatifi bulunmayan bir temsil sistemidir. Bu açıdan milletvekili çıkaramayan iller ile ilgili olmak üzere ikinci bir milletvekilinin tahsis edilmesini doğru bulmaktayız.

Bu teklifi bir Bayburt teklifi veya Mersin aleyhine gelişecek bir teklif olarak değerlendirmemekteyiz çünkü bu bir genel düzenlemedir. Bugün Bayburt’un nüfusu belki 2 milletvekili çıkarmaya yeterli değildir ancak AKP Hükûmetinin, oradan seçilmiş olan Sayın Ülkü Güney ve Fetani Battal Beyefendi’nin de katkılarıyla, belki ekonomik ve sosyal gelişmesini sağlar, Bayburt insanının İstanbul’a göçünü engeller, belki tersine göçü de sağlar ve bu ilimiz belki ileride ikinci milletvekilini kendisi çıkarabilecek bir duruma gelebilir.

“Henüz nüfus sayımıyla ilgili revizyon işlemleri tamamlanmamıştır. Tamamlanmadığı içindir ki hangi ilden 1 milletvekilinin eksileceği hususu kesinlik kazanmamıştır. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisinin sanki Mersin’den 1 milletvekili alınıp Bayburt’a veriliyor...” şeklindeki eleştiriye katılmıyoruz. Bu, haksız ve yanlış bir eleştiridir, Milliyetçi Hareket Partisine karşı da iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Bu yılın sonu itibarıyla kesinleşecek olan nüfus sayımındaki revizyon işlemlerinde hangi ilin artık nüfusuna göre tespit yapılacağı o tarihte belirlenecektir. Dolayısıyla bugünkü genel düzenleme içerisinde böyle bir sonucu ifade etmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, demek ki biz, bu yasanın Bayburt il seçim çevresinde demokratik bir ifadeye imkân sağlayacağı için buna “evet” diyoruz.

Diğer taraftan, milletvekili seçim süresinin beş yıldan dört yıla indirilmesini de doğru bulmaktayız çünkü seçim hukukumuzun uzun yıllar istatistiklerini birlikte değerlendirdiğimizde, hiçbir seçim beş yılı tamamlayacak şekilde gerçekleştirilmemiştir. Türkiye’de yapılan seçimlerin yaklaşık hepsi erken yapılmış seçimlerdir. Bu erken seçimlerle de anlaşılmaktadır ki beş yıllık bir çalışma süresi Millet Meclisinin tahammülünün üzerindedir. Dolayısıyla Anayasa değişikliği yapılmak suretiyle bu dört yıla indirilmiştir. Anayasa’ya uyumlu hâle getirilmesine ilişkin Milletvekili Seçimi Kanunu’nda yapılacak olan bu değişikliği de olumlu bulmaktayız. Ancak itirazımız ve muhalefetimiz vardır. Muhalefetimiz niçindir, sizlerle onu paylaşmak istiyorum:

Değerli arkadaşlarım, seçim kanunları, anayasa gibi siyasi rejimlere renk ve şekil katan kanunlardır. Onun içindir ki seçim kanunlarının anayasanın sahip olduğu özelliğe uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Anayasalar toplumsal birer mutabakat belgesidir ve toplumsal mutabakat sağlanarak eğer yapılırsa uzun ömürlü olur ve anayasa olarak o topluma hizmet edebilir. Seçim kanunlarında da bu yolun izlenmesi lazım iken bu yolun izlenmesine engel bir komisyon süreci yaşadık. Komisyon sürecinin bu yolun izlenmesine imkân sağlamamış olması, bu yasalarda oluşacak mutabakatın gerçekleşmesine engel olmuştur.

Ancak benim eleştireceğim ikinci husus ise, özellikle nüfusu 2 milletvekili çıkarmayan illerle ilgili teklif, 8 Mayıs 2009 tarihinde Sayın Ülkü Güney ve Fetani Battal tarafından verilmiştir. 8 Mayıs 2009 tarihinde verilen bu teklif, Anayasa Komisyonunda değerlendirilmiş, bir alt komisyon kurulmuş ve alt komisyon çalışmalarını yapıp Komisyona getirecek diye bekler iken bu teklif Sayın Üstün tarafından Komisyon gündemine getirilmiştir. Getirilen teklif Sayın Ülkü Güney’in teklifiyle kelimesi kelimesine aynıdır. 15 Ekim 2009 tarihinde verilmiştir. Büyük bir süratle 21/10/2010 tarihinde Anayasa Komisyonuna alınmıştır ve bir gün sonra da -bugün- Genel Kurula indirilmiştir. Bu acelecilik niçindir? Eğer, bu kadar acele davranılacak idiyse niçin Sayın Ülkü Güney’in 8/5/2009 tarihinde vermiş olduğu teklif aynı acelecilikle görüşülmemiştir? Eğer, MHP milletvekilleri olarak biz Sayın Ülkü Güney’in vermiş olduğu teklif ile Sayın Üstün’ün vermiş olduğu teklifin birleştirilmesini talep etmemiş olsaydık, Sayın Ülkü Güney’in teklifi kadük kalmış olacaktı. Bu, siyasi zarafete, aynı partiden milletvekili olmalarına rağmen uymayan bir durumdur. Bu siyasi zara-fete uymayan durumu değerli milletvekillerinin bilgisine sunmak istiyorum.

Görüşmeler sırasında ikinci ortaya çıkan husus ise aceleciliktir. Değerli arkadaşlarım, 15/10/2009 yani bundan yedi gün önce teklif veriliyor, bu tarihten altı gün sonra Komisyonda görüşülüyor ve yedinci günde Genel Kurula iniyor. İşte bu acelecilik, Seçim Kanunu gibi rejimin rengini ve şeklini ortaya koyan önemli bir kanunda değişiklik yapılırken bu kanunun ne getirdiğine, ne götürdüğüne, ilgili madde hükümleriyle nasıl bir uyum sağladığı ve ileride nasıl sorunlar doğuracağına dair inceleme fırsatını engellemiştir.

Değerli arkadaşlarım, aynı aceleciliğin bize nelere mal olduğunu biraz sonra ifade edeceğim hususlarda birlikte göreceğiz.

Tabii ki bu kanun, 2006 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bugünlere yansımasıyla ilgilidir. 2006 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündeme geldiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ciddi bir gerilimin içerisine girmiştir ve iktidar ve muhalefet partileri bir uzlaşma ve anlaşma ortamını temin edememişlerdir. Cumhurbaşkanlığı seçimi, çok partili siyasi hayata başladığımız 1950 yılından beri her seçimde ciddi gerilimlerin ve tartışmaların ve demokratik hayatımıza da uygun düşmeyen hadiselerin yaşandığı seçimler olmuştur, zaman zaman müdahaleler karşısında kalınmıştır, zaman zaman bu müdahaleler demokratik hayatımızı tahrip etmiştir, tehdit etmiştir. 2006 yılında bu gerginlik hissedilmeye başlamış ve 2007 yılında yapılacak olan seçimleri de ve 2007 yılındaki milletvekili ve Meclis çalışmalarını da etkilemeye başlamıştır. İşte, Milliyetçi Hareket Partisi, 2006 yılının Kasım ayında bunları görerek Millet Meclisinin 2007 yılı itibarıyla son dönem görev yaptığını, 2007 yılının Mayıs ayında yapılacak seçimlerden sonra bir aylık çalışma süresinin kaldığını ifade ederek erken seçim talebinde bulunmuş, bir aylık çalışma ömrü kalan Meclisin önümüzdeki yedi yıla sari bir Cumhurbaşkanlığı seçimini yapmaya kadir olamayacağını ifade ederek erken seçim talebinde bulunmuştur. Ancak o tarihte Mecliste bulunan siyasi partiler bu erken seçim talebini gerçekleştirebilecek bir anlayışa ve uzlaşmaya bürünememiştir. Erken seçimin mümkün olmadığının anlaşıldığı tarihte ise, yani Şubat 2007 tarihinde ise Milliyetçi Hareket Partisi bu defa uzlaşma önerisinin, ortak aklı yaratma önerisinin milletin başının, devletin başının bu ortak akılla seçilmesi gerektiği noktasındaki görüşlerini ifade etmiş, ancak, maalesef yine Mecliste bulunan siyasi partiler bu noktaya gelememişlerdir.

Gerilim ortamı içerisinde başlayan seçimler siyasi bir kriz doğurmuştur. Bu siyasi krizin Anayasa Mahkemesi yoluyla çözümü, siyasi krize hukuki çözüm bulma gibi bir garip sonucu ortaya çıkarmış ve Anayasa Mahkemesinin verdiği karar toplum tarafından ciddi bir şekilde eleştirilmiştir. Bununla yetinilmemiştir, aynı zamanda Türk demokrasisi e-muhtıra ile tanışmıştır ve bir gece Genelkurmay Başkanlığının İnternet sitesinden yayınlanan e-muhtıra ile Türkiye gerginliğini bir kat daha artırmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu şekilde ortaya çıkan gerginlik Adalet ve Kalkınma Partisini o tarihte bir intikam duygusuna sevk etmiş, “O zaman madem siz benim önüme bu şekilde engel koyuyorsunuz, ben de Cumhurbaşkanını halka seçtiririm.” şeklinde garip bir intikam duygusuyla Anayasa’da değişiklik yapmıştır.

Anayasa’da yapılan değişiklik Türk parlamenter sisteminin özünü zedelemiştir. Anayasa’da yapılan değişiklik Türk parlamenter sisteminin özünü şu şekilde bozmuştur: Bilindiği gibi, parlamenter demokrasilerde cumhurbaşkanı ve kral temsilî bir makamdır. Parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanı ve kral sorumsuzdur. Parlamenter sistemler bir denge ve denetim sistemidir. Parlamenter sistemde yürütmenin iş ve işlemleri hem yargı tarafından denetlenir hem de halkın seçtiği meclis tarafından denetlenir. Bu, parlamenter sistemin özünü teşkil eder. Halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı bu denge ve denetim sisteminin içerisinde değildir, halk tarafından seçildiği için üstün irade tarafından seçilmiştir ve yürütme organının bir parçası olacaktır; yürütme organının bir parçası olarak Mecliste denetlenemeyecektir, yargıda denetlenemeyecektir. Mecliste ve yargıda denetlenememenin anlamı diktatoryaya gidiştir. İşte, bu açıdan, Türkiye'nin mevcut parlamenter demokrasisi ve mevcut Anayasa’sı AKP’nin acelece ve acemice yapmış olduğu bu Anayasa değişikliğiyle 2012 yılında bir tehdit altına girmiştir.

Değerli arkadaşlarım, 2012 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi -burada, bugün ilan ediyorum- bir başka krizin habercisidir. Bu kriz, sadece Parlamentoda yaşanacak bir kriz değildir. Bu kriz, parlamenter demokratik sistemden ayrılacak mıyız, ayrılmayacak mıyız, onun doğuracağı ciddi kriz olacaktır. Parlamenter demokratik sistemden ayrılalım, ne olur? Ne olacağını ben size söyleyeyim: Başkanlık sistemine geçeceğiz veya yarı başkanlık sistemine geçeceğiz. Dünyada yirmi yedi tane ülkede başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Yirmi yedi ülkenin sadece bir tanesinde, o da Amerika Birleşik Devletleri’nde başarılıdır ve demokrasi içerisinde kalabilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başarıya özenerek parlamenter demokratik sistemlerden vazgeçip başkanlık sistemine giden her ülkede diktatörlük olmuştur başta Orta Asya Türk cumhuriyetleri ve yeni oluşan birtakım devletler olmak üzere.

“Efendim, bizimki tam başkanlık sistemi olmayacak.” O zaman yarı başkanlık sistemi olacak. Yarı başkanlık sistemi de değerli arkadaşlarım, sadece Fransa’da başarılı olmuştur. Onun dışında Fransa örneğini öne alarak yarı başkanlık sistemini uygulayan her ülkede yarı başkanlık sitemi diktatörlüğe gitmiştir.

Şimdi, bu sözleri burada böylece ifade ettikten sonra Adalet ve Kalkınma Partisine dönüp soruyorum: Siz bir başkanlık sistemine geçme hevesinde misiniz yoksa parlamenter demokratik sistemi muhafaza etme gayretinde misiniz? Değerli arkadaşlarım, benim edindiğim intiba, siz başkanlık sistemine ve bir diktatörlüğe geçme eğilimindesiniz.

“Üçlü kararnameler” diye ifade edilen, Resmî Gazete’de yayınlanan atama kararlarının istatistiğini çıkardım. Yedi yıl içerisinde görülmemiş bir hızla devlet kadrolarının tümünü 2,1 defa değiştirmişsiniz. Bunun anlamı şudur: Devlet kadrolarında görev yapan bir genel müdürün makamı 2 defa değişmiştir. Hiçbir iktidarda böyle bir şey olmamıştır. İşte “Devlet partileşiyor.” diye iddia ettiğimiz, itiraz ettiğimiz husus budur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de yerli ve yabancı ekonomi yazarlarının ortaya koyduğu bir başka görüş vardır. Yedi yıl içerisinde sermaye transferi yapıyorsunuz. Sermaye transferi boş bir laf değildir. Sermaye transferi ekonomik bir ihtilaldir. Yedi yıl içerisinde belirli yerlerdeki kaynakları alıp kendi camianız içerisindeki alanlara atıyorsunuz. Bir alan fakirleşirken öbür alanı zenginleştiriyorsunuz. Bu, diktatörlüğe giderken ekonomik yönden ya da ülkenin ekonomisini buna uygun hâle getirme hazırlığıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu ülkede, üniter devlet yapısı içerisinde, millî birlik ve bütünlük içerisinde, Anayasa’mıza göre her vatandaş, devletin, kamunun imkânlarından ve kamunun gücünden eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Bu devlet böyle kurulmuş bir devlettir. Yedi yıl iktidarda kalmakla bu devletin ve bu üniter yapının içini boşaltabilecek bu uygulamalar, netice itibarıyla size sandıkta bir şey vermeyi öngörmektedir. Vereceğiniz, bugünkü uygulamaların hesabıdır. İşte, bugün görüştüğümüz kanunun da bir erken seçime hazırlık olduğu intibaını arıyorum ben. Bundan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu mutlulukla sizin önümüzdeki kasım ayında yapacağınız bir erken seçimde, yapılan işlerin hesabını vermek ve bu hesabı da millet huzurunda vermek gibi bir hayırlı hizmete vesile olacağı için de bu yasayı destekliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, evet, biraz süre az kaldı ama birkaç cümleyle değinmek istiyorum. Sadece tahribat ekonomik alanda ve sadece tahribat devlet yapısı içerisinde gerçekleştirilmedi, bu ülkenin milletinin kimyası bozuldu. Son üç gün içerisinde yaşadığımız olaylar, devletin eliyle geliştirilen bölümüne baktığımızda, devletin hâkiminin, önüne gelen sanıklara yol gösteren bir hâle gelmiş olması, yargı bağımsızlığının nerede olduğunu ve nereye gittiğini sorgulamamız gerektiğini bize hatırlatıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Faruk Bal (MHP, Konya). “Milletvekili seçimi kanununda değişiklik yapılması nakkında (s.s.420)”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 22 Ekim 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2009-10-22-milletvekili-secimi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-nakkinda-s-s-420 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
