# 2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Faruk Bal (MHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2009
- **Gündem:** 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi-3

> Faruk Bal (MHP), 17 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.482 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Danıştay bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, adalete hizmeti şerefli bir hayat tarzı olarak benimsemiş yüksek mahkemelerimizin değerli başkanlarını, üyelerini, hâkimlerimizi, savcılarımızı, yazı işleri müdürlerimizi, kâtiplerimizi, infaz koruma memurlarımızı, mübaşirlerimizi saygıyla selamlıyor, zor şartlar altında görev yapan yargı çalışanlarına sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, parlamenter demokrasi ile idare edilmektedir. Parlamenter demokrasinin temel özelliği kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanır. Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında hassas bir denge ve denetim mekanizması vardır. Kuvvetler arasındaki denge bağımsız kurullar ve anayasal organlar tarafından sağlanır. Yasama ve yürütmenin denetlenmesi ise yargı organları tarafından yerine getirilir.

Yasama gücü Anayasa Mahkemesi tarafından yasama faaliyetlerinin Anayasa’ya uygunluk denetimine tabidir. Yürütme gücü ise Danıştay ve idare mahkemeleri tarafından iktidarın iş ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetimine tabidir.

Yasama ve yürütme organına karşı yargının en önemli güvencesi hâkim teminatıdır, yargı bağımsızlığıdır. Çünkü hukuk devletinin temel ilkesi budur ve hukukun üstünlüğünün gereği de budur.

Bu sebeple, Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Danıştay bütçe görüşmelerine büyük önem vermekte ve yargı ile ilgili görüşlerini yüce heyete açık bir şekilde sunarak içinde bulunduğumuz sorunlara çare aramak gayreti içerisindedir.

Değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanlığının 2008 yılında 2 milyar 847 milyon 927 bin lira olan bütçesi 2009 yılında 3 milyar 413 milyon 306 bin liraya, 2010 yılı bütçesinde ise 3 milyar 783 milyon 866 bin liraya çıkarılmıştır. Orta ve kısa vadeli bütçe programına göre Adalet Bakanlığı bütçesi 2011 yılında 3 milyar 939 milyon 939 bin lira olması beklenmektedir. Buna göre Adalet Bakanlığının bütçesi uzun yıllar ortalamasına göre her ne kadar 2010 yılında 10,86 oranında bir artış göstereceği fark edilmekte ise de 2011 yılında 2010 yılına göre de 4,12’lik bir artış sağlayacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu bütçe rakamlarıyla yargının karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümlenmesi mümkün değildir.

Yargıtay bütçesine baktığımızda, 2008 yılında 47 milyon, 2009 yılında 55 milyon, 2010 yılında 68 milyon lira bütçeden pay ayrılmıştır. Orta ve kısa vadeli bütçe programına göre 2011 yılında 86 milyon, 2012 yılında ise 95 milyon olarak öngörülmektedir. Yargıtayın biraz sonra sizlerle paylaşacağım sorunlarını dikkate aldığımızda bu bütçe büyüklükleriyle Yargıtayın Yargıtaya has sorunlarını halletmek mümkün görünmemektedir.

Danıştay bütçesine baktığımızda -yaklaşık rakamlarla ifade ediyorum- 2008 yılında 40 milyon, 2009 yılında 55 milyon, 2010 yılında 83 milyon; orta ve kısa vadeli bütçe programına göre 2011 yılında 86 milyon, 2012 yılında 89 milyon olarak öngörülmektedir. Bu da yürütme görevini denetleyen bir makam olarak Danıştayın içinde bulunduğu sorunlara cevap verebilecek ve o yargı sorunlarını çözebilecek bir bütçe büyüklüğü değildir.

Değerli arkadaşlarım, yargının içinde bulunduğu sorunları sizlerle 2008 ve 2009 bütçe konuşmalarında paylaşmıştım. Şimdi bir kez daha paylaşmak istiyorum. Genel olarak Yargıtayın temel sorunları:

1) Adalet mensuplarına siyasi baskı, telefon dinlemeleri, müfettiş tahakkümü gibi sebeplerle ortaya çıkan motivasyon eksikliği. Bu, en az fark edilen ve günümüzde en çok hissedilen bir sorun olarak karşımıza çıkmaya başlamıştır.

2) Adalet hizmetlerinde araç gereç yetersizliği ve teknolojik destekten yoksunluk.

3) Dokümantasyon eksikliği.

4) Standardizasyon eksikliği.

5) Reorganizasyon eksikliği.

6) Suç ve hukuki ihtilaf doğuran sebeplerin asgariye indirilememesi.

7) Bazı suç ve hukuki ihtilafların yargı önüne gitmeden sonuçlandırılamaması.

8) Yargıda usul hatalarını, insani ve maddi hataları asgariye indirecek bir düzenleme yapılamayışı.

9) İnsan hakları ihlali iddiaları. Adil yargılanma hakkının ihlali. Davaların makul sürede bitirilememesi.

10) Hâkim ve savcı açığının giderilememesi. Personel açığının giderilememesi.

11) Kapatılan adliyeler nedeniyle 136 küçük ilçede adalet hizmetine erişimin sağlanamaması. Bu arada, Konya’nın Çeltik, Tuzlukçu, Emirgazi, Akören, Güneysınır, Taşkent, Ahırlı, Derebucak ve Yalıhüyük gibi ilçelerinde yaşayan vatandaşların adalet hizmetlerini komşu ilçelerden alması gibi sorunlar bulunmaktadır.

Bunun yanı sıra, bina sorunu birtakım gayretlere rağmen kökünden çözülememiştir. Birtakım gayretlere rağmen cezaevi sorunu, bina anlamında çözülememiştir. Personel sorunu ise bütün haşmetiyle karşımızda bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, yazı işleri müdürü, icra müdürü, cezaevi müdürü, seçim müdürü, kâtip, mübaşir, infaz koruma memuru ve adli sicil memurluğu kadrolarında bulunan adalet personeli hâllerinden şikâyetçidir. Bu personel aldıkları maaşın yetersizliğinden şikâyetçidir. Bu personel eşit işe eşit ücret ödenmemesinden şikâyetçidir. Bu personel nöbet tuttukları hâlde nöbet ücreti alamamaktan şikâyetçidir. Fazla mesai ücreti alamamaktan şikayetçidir. Yargı ödeneği, iş riski tazminatı, adalet hizmeti tazminatı, ek gösterge, teknik destek tazminatı, kreş, servis, yiyecek ve giyecek yardımlarını yeterince alamamaktan şikâyetteler. Adliyelerde 4/B ve 4/C kapsamında çalışanlar bu sorunun çözümlenmesi için hâllerinden şikâyetçidir. Bütün bunları Adalet ve Kalkınma Partisi yedi yıllık tek başına iktidarında çözememiştir ve yedi yıllık iktidarını, tek başına, tek partili bir iktidarı bu sorunları çözmek için harcamamış, onun yerine yargıyla yarışa, yargıyla kavgaya işi dönüştürmüştür.

Değerli arkadaşlarım, iş gücü ve iş yükü yargının temel sorunlarının en başında gelmektedir. Yargının 2002 yılından bu yana tüm kademelerinde sürekli bir biçimde iş yükü artmıştır. Rakamları uzatmamak için sadece Yargıtay ve Danıştay ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşacağım. Ama alt derecedeki mahkemelerde de aynı oranlarda iş yükünün arttığını görmekteyiz. Yargıtay ceza dairelerine 2002 yılında gelen iş miktarı 244.223 adettir. Bu dairelere, yedi yıllık AKP İktidarı süresince, 2009 yılında gelen iş miktarı 543.232’dir. 2002 ile 2009 arasındaki Yargıtayın ceza dairelerindeki iş yükü artış oranı yüzde 222’dir. Yargıtay hukuk dairelerine 2002 yılında gelen iş adedi 320.547’dir, 2009 yılında gelen iş adedi ise 494.836’dır. Yedi yıllık AKP İktidarında hukuk dairelerine gelen iş yükünde artış oranı yüzde 154’tür. Yargıtay Başsavcılığına 2002 yılında gelen iş adedi 317.481’dir, 2009 yılında gelen iş adedi ise 700.325’tir. Yargıtay Başsavcılığına ulaşan işlerdeki artış oranı ise yüzde 221’dir.

Değerli arkadaşlarım, Danıştayda da durum farklı değildir. 2002 yılında Danıştaya gelen iş adedi 59.952; 2009 yılında ise 149.856’dır; artış oranı yüzde 249’dur.

Bu rakamlar bir şey ifade ediyor değerli milletvekilleri. Bu rakamlar, yedi yıllık AKP İktidarında ekonomik ve sosyal hayatın nasıl bozulduğunu ortaya koyuyor. Hukuki ihtilaf ve suç oranındaki artışın toplumun ekonomik ve sosyal çalkantı içerisine sürüklenmesi neticesi ortaya çıktığını ifade ediyor.

Değerli arkadaşlarım, iş yükü, AKP’nin yedi yıllık devri iktidarında yarattığı ekonomik ve sosyal çalkantısının neticesinde, hırsızlığın, gaspın, yağmanın, kapkaçın, yani mal aleyhine işlenen suçlardaki bir patlamanın ifadesidir. AKP Hükûmetinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı devlet hizmetlerinden yararlanan vatandaşın şikâyetinin patlamasıdır.

Değerli arkadaşlarım, AKP’nin yedi yıllık devri iktidarında fakirleşen insanların elektrik, su, telefon, doğal gaz faturasını ödeyememelerinden doğan ihtilaflardır bunlar ve AKP’nin yine yedi yıllık iktidarında alevlenen terör, çete, insan kaçakçılığı gibi suçlardaki patlamadır. AKP’nin yedi yıllık iktidarında perişan olan esnafın, tüccarın ödenmeyen çeki, bonosudur bu davaların ifade ettiği rakam. AKP’nin yedi yıllık devri iktidarında mecalsiz kalan çiftçinin mazot, gübre, elektrik, banka borcudur bu davalar. AKP’nin yedi yıllık devri iktidarında fakirleşen memurun, SSK’lının, BAĞ-KUR’lunun, emeklinin kredi borcu, kira borcundan doğan davalardır bu davalar. En önemlisi ise, AKP’nin devri iktidarında yarattığı hukuk hafızasının kaybı ile ilgili yeni Ceza Kanunu’nun, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ve Kabahatler Kanunu’nun defalarca bir dosyayı yargı önüne getirmesinin ifadesidir.

Değerli arkadaşlarım, AKP, bu yedi yıllık süreç içerisinde bu sorunları çözmek için uğraşmamış, aksine yargı ile kavgaya tutuşmuştur. Yasama ve yürütmeyi denetleyecek yüksek yargıya yandaş yargıç yaratmak için sistemin genetiğini değiştirmeye çalışmıştır.

AKP Hükûmeti, Yargıtay Başkanının, Danıştay Başkanının, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının uyarılarına kulak tıkamıştır. Bu uyarılarda hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve yargının denge ve denetim mekanizmasındaki yeri anlatılıyordu. AKP, yargının bu figanına bigâne kalmıştır. Tarih 10 Mayıs 2009, Danıştay Başkanı feryat ediyor: “Hukuk devleti kurallarına uyun, mahkeme kararlarını uygulayın, hukukun üstünlüğünün gereğini yerine getirin.” diyor. Tarih 27 Eylül 2008, Yargıtayın Sayın Başkanı feryat ediyor: “Suça battık.” Tarih 7 Eylül 2009, Yargıtay Sayın Başkanı tekrar feryat ediyor: “Yandaş yargıç yaratmayın.”

Değerli arkadaşlarım, AKP bu feryatları duymuyor ya da duysa bile bir kulağından giriyor, öbür kulağından çıkıyor. AKP, yüksek yargıdan gelen bu “hukukun üstünlüğü” kavramına dikkat etmesi, onun gereğini yerine getirmesi gerekirken, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu yaratmaya çalışıyor. Kılı kırk yarması gereken yargı, Ümraniye Davası’nda kurunun yanında yaşı da yakıyor, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses çıkmıyor. Gizlilik kararı verilen davada, yandaş yayın organları, pehlivan tefrikası gibi, her gün, her saat başı, kimin, ne zaman, hangi saatte içeri alınacağını, tutuklanacağını haftalarca önce haber veriyor ve Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses çıkmıyor. Milletvekillerinin, hâkimlerin, savcıların, hatta Yargıtayın telefonu dinleniyor, özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti ihlal ediliyor, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses çıkmıyor. Devlet gücüyle hâkim baskı altına alınıyor, Adalet Bakanlığının Teftiş Kurulundan ses çıkmıyor. “Ben İmralı’nın emriyle geldim. Elçiyim, mektup getirdim. Örgütün emrindeyim, pişman değilim.” diyen bölücüye sahra mahkemesi kuruluyor. Silopi’de kurulan bu mahkemede hâkim teröriste sanki avukatlık yapar gibi yol gösteriyor, ifadesine yardımcı oluyor, Adalet Bakanlığının müfettişlerinden ses çıkmıyor. Son on beş gündür Türkiye kan revan içerisindedir. Hakkâri’de, Iğdır’da, Mersin’de, Adana’da, İstanbul’da evler yakılıyor, otomobiller yakılıyor, dükkânlar yakılıyor, kepenkler kapatılıyor, polis taşlanıyor, molotofkokteyli atılıyor, polis arabaları yakılıyor, Adalet Bakanlığından ses çıkmıyor. Pardon, buradan iki tane ses çıkıyor. Birinci ses, bu vahşi terör olaylarına karşı devletin gücü olarak ortaya çıkan polis sadece su sıkıyor, çıkan ses suyun sesi. İkinci ses ise değerli milletvekilleri, yandaş basından gelen ses. Onlar da diyor ki: “Göstericiler polisle çatıştıktan sonra arka sokaklara dağılarak kayboldular.” Şimdi, Sayın Bakan bu söze cevap verin: Türkiye Cumhuriyeti kanunları ana caddelerde uygulanır da arka sokaklarda uygulanmaz mı? Ya da, değerli arkadaşlarım, hukukun üstünlüğü yerine yarattığınız üstünler hukukuna göre teröristi yargılamaya Türk makamları yetkili değil mi? Türk polisi yetkili değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Faruk Bal (MHP, Konya). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2009-12-17-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi-3 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
