# Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Faruk Bal (MHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim
- **Tarih:** 22 Mart 2011
- **Gündem:** ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2011-03-22-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696

> Faruk Bal (MHP), 22 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANAYASA MAHKEMESİNİN KURULUŞU VE YARGILAMA USÜLLERİ HAKKINDA (S.S.696)); konuşma 1.760 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin kuruluşuyla ilgili -görüşmekte olduğumuz- kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bugün Hakk’ın rahmetine kavuşmuş olan milletvekili arkadaşımız Hamza Yanılmaz’a Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Tabii, Hamza Yanılmaz daha önce bu Meclisin koltuklarında oturarak milletvekilliği görevini ifa eden bir arkadaşımızdı, bugün Hakk’ın huzurundadır, mahkemei kübradadır, Cenabı Allah’ın yâr ve yardımcı olmasını temenni ediyoruz. Ama önemli olan, bu gök kubbede hoş bir seda bırakabilmektir. Bu gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek insan olarak bizim en önemli hedefimiz olmalı ve milletvekili olarak da mahkemei kübraya gittiğimizde bunun hakkını verebilmiş olmalıyız.

Mahkemei kübra, sadece semadaki mahkemei kübra değil, bir de milletin indinde mahkemei kübra var, şimdi ona doğru gidiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama görevinin sonuna yaklaşmıştır, Meclis karar almıştır, neticede milletin terazisine tartılmaya gidiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, o açıdan, bu Anayasa Mahkemesinin kuruluşuyla ilgili kanunu değerlendirirken, sizin vicdanınızda olan mahkemei kübranıza da sunarak kanaatinizi oluşturabilmek için, biraz geçmişten alarak düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Dokuz yıl oldu Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geleli. Dokuz yıldır millet AKP’den aş bekledi, iş bekledi. Dokuz yıl boyunca esnaf derdine derman olunmasını bekledi, çiftçi yaralarına bir merhem olunmasını bekledi. Dokuz yıl boyunca et üreticileri, süt üreticileri kendilerine bir çıkış yolu bekledi. Dokuz yıl boyunca küçük, orta, büyük ölçekli sanayicimiz verimli bir sanayi çalışmasının ortamının hazırlanmasını bekledi. Dokuz yıl boyunca Türkiye’de insanlar açlığa, susuzluğa, insanlar gelecekten ümitsizliğe karşı devletinin merhametli, şefkatli elinin kendisine uzatılmasını bekledi. Dokuz yıl boyunca Avrupa Birliğine onurlu giriş teraneleriyle alınan oyların hesabının verilmesini bekledi ve bunların hiçbirisinin hayata geçtiğini göremedik.

Değerli arkadaşlarım, bunları, Adalet ve Kalkınma Partisinin dokuz yıllık iktidarı becerememiştir ancak Adalet ve Kalkınma Partisi dokuz yılda üç önemli işi becermiştir. Becerilen işlerden bir tanesi, bir yandaş sermayedar grubu yaratılmıştır. “Üç ‘Y’ ile mücadele edeceğiz.” diyerek, “Yoksullukla, yolsuzlukla, yasaklarla mücadele edeceğiz.” diyerek halkın oyunu alan AKP, yolsuzlukların daniskasını yapmış, özelleştirmelerle, ihaleye fesat karıştırmalarla ve devlet gücünü ve devlet sermayesini yandaşlarına transfer etmek suretiyle yandaş bir sermaye sınıfı yaratmıştır.

İkinci başardığı iş AKP’nin, yandaş bir basın yaratmıştır. Devletin tüyü bitmedik yetim hakkıyla toparladığı vergileriyle oluşan bütçesinden ve oradan transfer ettiği finans alanlarından 300’er milyon kredi verilmek suretiyle TMSF’den gazeteler alınmış ya da ahlaki değeri, insani değeri hiçbir terazide tartışılmayacak şekilde Müslüman insanın fitresini, zekâtını, sadakasını fakire fukaraya dağıtmak için emanet ettiği “Deniz Feneri” adı altındaki bir kuruluşun yönlendirdiği paralarla sermaye yaratmış, bu sermayeyle basın kurmuş, dokuz yıl boyunca bu basın da yediveren güller gibi birtakım alanlara bölünmek suretiyle televizyon üzerine televizyon kurmuştur. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi yandaş sermaye yanında yandaş basını da yaratmış ve dokuz yıl boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi devlet memurları içerisinde militanca hareket eden yandaş bir güruh yaratmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu üç yandaş -basın, sermaye ve kamu görevlileri- içerisindeki militan partizanlara bir hukuk yaratılması gerekiyordu. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi bu üç alanda yarattığı -kendi açısından- değeri koruyabilmek için Anayasa değişikliğini gündeme getirmiştir.

Anayasa değişikliğinin, çok masum kelimelerle, milletimizin değerleri suistimal edilecek şekilde gizlenmiş iki tane maddesi vardı. Bu iki maddeden bir tanesi HSYK, diğeri Anayasa Mahkemesinin üzerinde yapılacak tasarruftu.

Şimdi, demokrasi için, hukuk devleti için, evrensel değerler ve demokratik toplum gerekleri için önemli olan bu iki konunun üzeri, bakın, nelerle kapatıldı? Her türlü millî ve manevi değeri suistimal etmekle temayüz etmiş AKP politikası baş örtüsünü namus meselesi addedip, meydanlarda “Bu bizim namusumuz.” deyip dokuz yılda çözüme kavuşturmadığı gibi, imam hatip okulları meselesini dokuz yılda çözüme kavuşturmadığı gibi, Kur’an kurslarını dokuz yılda çözüme kavuşturmadığı gibi, milletimizin değer verdiği millî ve manevi değerleri bakın nasıl suistimal etti? Aynen baş örtüsü gibi, aynen imam hatip okulları gibi, aynen Kur’an kursu gibi milletimizin derinden bir saygı duyduğu, “Cennet anaların ayağının altındadır.” inancı ile saygı duyduğu kadınlara pozitif ayrımcılık yapılacaktır propagandası ile bu iki maddeyi gizledi yani milletimizin kadına olan saygısını suistimal etti.

Çocuklara karşı milletimiz derin bir sevgi duymaktadır, geleceğimizin teminatıdır. “Çocuklara karşı tacizi ve çocuklara karşı suistimali engellemek için Anayasa değişikliğini yapıyoruz.” dedi, milletimizin çocuk sevgisini suistimal etti. Milletimizin özürlüye karşı büyük bir şefkat duygusu vardır, bu şefkat duygusunu suistimal etti. Milletimizin şehit yakınlarına ve gazilere karşı bir derin muhabbeti vardır, baş örtüsü olayında olduğu gibi şehit yakınlarına ve gazilere olan bu muhabbet suistimal edildi. Milletimizin yaşlılara karşı hürmet duygusu vardır, AKP bu iki maddeyi gizleyebilmek için yaşlılara karşı hürmet duygusunu suistimal etti ve millî iradeyi ortadan kaldıran 12 Eylül’e karşı, darbelere karşı, muhtıralara karşı milletimizde bir nefret duygusu vardır, bu nefret duygusunu suistimal etti. Netice itibarıyla Anayasa’yla ilgili bu değişikliği gerçekleştirdi.

Şimdi bu iki değişiklikten bir tanesinde işlem tamamlandı, HSYK. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yargının kalbidir. Bir organın çalışabilmesi için bütün hayat damarları oradan hareket eder, yargının hayat damarları da oradan hareket eder. HSYK değiştirildi ve HSYK siyasallaştırıldı. Bu siyasallaştırmadan sonra Danıştayın ve Yargıtayın birisine 137 tane diğerine 61 tane üye seçilmek suretiyle çoğunluğu siyasallaşmış bir vaziyette AKP yandaşı algısı yaratır bir hâl aldı. Dolayısıyla ortaya çıkan bu durum yüksek yargının daha önce eleştirilen ön bahçe, arka bahçe tartışmalarında AKP kanı kanla yıkayarak bir tarafta brifingler alan bir yargı süreciyle mücadele ediyorum söylemiyle kendisinden brifing alan, kendisinden talimat alan ikinci bir yargı kurumu yarattı. Dolayısıyla ortaya çıkan durum genel manada yargının siyasallaşması ve siyasallaşmış bir görüntü içerisinde de “hukuk devleti” dediğimiz kavramın olduğu gibi çökmesi sonucunu doğurmaktadır. Tabii ki Sayın Başbakanın savcı olarak kendisini görevli ilan ettiği, Sayın Ana Muhalefet Partisi Liderinin avukat olarak kendisini görevli olarak ilan ettiği bir yargı düzeninde o yargının bağımsız ve tarafsız kalabileceği düşünülemez. Elbette ki yargının bağımsızlığa ve tarafsızlığa ihtiyacı bugün bir kat daha artmış durumdadır.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin sayın başkanları daha önce çok konuşurdu ve siyasi nitelikte konuşmalar yapardı, yaptığı konuşmalar da genellikle eleştirilirdi. Hukuktan, hukukun tarafsızlığından, Anayasa Mahkemesinin mehabetine uymayan cümlelerle siyasi görüşlerini ifade ederlerdi. Bu siyasi görüşler genellikle kararlarına da yansırdı ve bu yönü itibarıyla Anayasa Mahkemesi çok eleştirilirdi. Şimdi, eski Anayasa Mahkemesinin başkanları gibi çok konuşan ama tersine konuşan bir Sayın Başkanla karşı karşıyayız. Eskiden o konuşmalar soldan geliyordu, şimdi sağdan geliyor. Bu Sayın Başkan, Mahkeme Başkanı olarak, Anayasa’daki konumu ve Anayasa Mahkemesinin mehabetine uygun bir ağırlıkta olması gerekirken siyasi partilere ahlak dersi, erdem dersi vermeye kalkacak kadar haddini aşmış durumdadır. Sayın Anayasa Mahkemesinin Başkanının öncelikle Anayasa’ya uygun davranarak, Anayasa’nın siyasi partileri demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak gördüğünü idrak etmesi lazım, dolayısıyla onlara erdem ve ahlak dersi verilmesinin kendisine düşmediğini anlaması lazım.

Diğer taraftan, Adalet ve Kalkınma Partisi, Anayasa’yı değiştirme konusunda bin yıllık kardeşlik hukukunu bozan, bin yıl boyunca kız alıp kız vererek nesillerimizin nesillere kavuştuğu, bin yıl boyunca aynı Allah’a, aynı Peygambere inandığımız, aynı Kâbe’ye beş vakit namazda durduğumuz, açlığı otuz günde doksan tava pilav yiyerek paylaştığımız, ağıtlarımız aynı, düğünümüz aynı, yasımız aynı, tasamız, kederimiz, kıvancımız aynı olan millet bütünlüğünü otuz altı mozaiğe bölerek, PKK terör örgütünün altına Kürt kardeşlerimizi atarak bir açılım furyası başlatmıştır ve Anayasa’mızdaki millî bütünlüğü bozan ilk üç maddeyi değiştireceğini ilan etmiştir, Özbudun tasarısıyla.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı anayasal bir kurum olarak önüne geleceği bir davada konuşmaması, reyini beyan etmemesi gerekirken Anayasa’nın ilk üç maddesinin dahi değiştirilebileceğini ileri sürerek AKP’nin önünde fikirler ilan etmeye başlamıştır! Bu Anayasa Mahkemesine biz nasıl güveneceğiz? Bu Anayasa AKP’nin anayasası değil, bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasası. Bu devlet, Sayın Haşim Kılıç’ın zihnindeki gibi dokunmakla dağılacak bir devlet değil. Bu millet, önce bu yüce Meclisi kurdu. Bu yüce Meclis, devletten önce bir Kurtuluş Savaşı verdi. Bu Kurtuluş Savaşı nedeniyledir ki dünyanın tek “Gazi” unvanlı Meclisidir. Bu Meclisin ortaya koymuş olduğu millî ve üniter devlet yapısı içerisinde devletin kuruluş felsefesinin hıfzedildiği Anayasa’nın ilk üç maddesinin değişebileceğini ifade etmek Sayın Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanına düşecek iş midir?

Arkasından tevil ediyor, “Efendim, ben pozitif şekilde değiştirebilirim.” Nasıl değiştireceksiniz pozitif şekilde? Anayasa’nın ilk üç maddesinde “Devletin dili Türkçedir.” Ne diyeceksiniz pozitif bir şekilde değiştirerek, öz Türkçe mi diyeceksiniz? “Devletin bayrağı ay yıldızlı al bayraktır.” diyor. Nasıl değiştireceksiniz bunu, yanına PKK paçavrasını mı koyacaksınız? Nasıl değiştireceksiniz hukuk devletini? Nasıl değiştireceksiniz kanla, irfanla kurulan cumhuriyetin temel niteliklerini? Nasıl pozitif hâle getireceksiniz? Dolayısıyla kaygımız, endişemiz ciddidir ve büyüktür.

Değerli arkadaşlarım, HSYK ve Anayasa Mahkemesinin bu şekilde siyasallaşmış görüntüsü AKP’ye AKP’nin derin devletini yaratan, AKP statükosu yaratan bir devlet, AKP’nin diktasını yaratan, AKP’nin 12 Hazirandan sonra yapılacak Anayasa değişikliğiyle hayalindeki başkanlık sistemiyle birlikte AKP’nin diktatörlüğünü ilan eden bir yapı içerisine sürüklenmek istenmektedir. Bu yapı içerisinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin doksan yılı aşkın bir sürede uygulamış olduğu parlamenter demokrasinin denge ve denetim mekanizmaları bozulmaktadır. Meclisin kararlarını, kanunlarını dengeleyecek ve denetleyecek mercilerden birisi Anayasa Mahkemesidir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu siyasallaşmış hâliyle Türkiye’de güçsüz, gücü kontrol edilemeyen bir millet iradesi yaratılmaya, çalışılmaya kalkılmaktadır ki gücü kontrol edilemeyen yani kontrolsüz olan her güç diktadır, kontrolsüz olan her güç zorbadır ve kontrolsüz olan her gücün hiçbir zaman demokratik toplum değerleriyle bağdaşır bir yönü bulunmamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsam içerisinde birtakım gariplikler de oluştu. Demokrasinin dengesi ve denetimi bozulurken yargının dengesi, denetimi de bozuldu. Yani şu rakamları ortaya koysak, vicdanımızda da bir tartışsak yapılan işin nasıl bir garabet olduğunu, nasıl bir akıl, mantık dışı kanunları, Anayasa’yı bu Meclisin çıkarabildiğini, içine sindirebildiğini şaşırırsınız. Anayasa Mahkemesi 17 üyeden müteşekkil. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla Cumhurbaşkanını, Başbakanını, bakanlarını ve sayılan kişileri yargılayacak, vatana ihanet suçuyla yargılayabilecek, ama öbür taraftan bir hâkimin, bir Yargıtay üyesinin, bir Yargıtay daire başkanının yargılanması için en az 230 üyeli bir mahkeme kuracaksınız tazminat davasıyla ilgili. Yani bir hâkimin yapmış olduğu suistimalden dolayı ondan mağdur olan kişinin açacağı tazminat davasına 230 üyeli Yargıtay Genel Kurulu karar verecek, eğer bu temyiz edilirse 387 üyeli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu da temyiz mahkemesi olarak karar verecek. Böyle bir gariplik var mı? Böyle obez bir mahkeme var mı dünyada?

Değerli arkadaşlarım, tabii bunu yaratırken, dünyada ilk defa, Anayasa’sına otuz gün içerisinde ikişer, üçer günlük dilimler hâlinde HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesinin nasıl ele geçirileceğinin planını koydunuz ve bu, hukuk tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası olarak dünya literatürüne girdi. Bu kadar vahşi, bu kadar hukuk dışı düzenlemeler yapılırken, akıl, mantık, izan bir kenara bırakıldı, uzlaşma kültürü bir kenara bırakıldı. Uzlaşılabileceğini bu Meclis gösterdi. Biraz önce, on gün önce, hep birlikte, dört partinin bir araya gelerek yaptığımız Anayasa değişikliği bir örnektir. Demek ki bu Meclis uzlaşabiliyor, ama siz uzlaşmadan yana değilsiniz, siz dayatmadan yanasınız; siz çünkü diktadan yanasınız, siz çünkü yarattığınız yandaş basına, yandaş sermayeye, yandaş devlet organı içerisindeki unsurlarınıza hukuk yaratmak istiyorsunuz, onlara üstün bir konum yaratmak istiyorsunuz, bu üç unsura üstünlerin hukukunu yaratmak için bunları yapıyorsunuz. Dolayısıyla, önümüzdeki süreçte bu yaptıklarınızla birlikte milletin mahkemei kübrasına gideceksiniz. Allah hakkınızda hayırlısını ihsan etsin, milletimiz hakkınızda doğrusunu karar olarak ortaya koysun.

Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişine dair kanun Anayasa’nın bizatihi kendisine aykırıdır, hukuka aykırıdır, ahlaka aykırıdır, hukuk vicdanına aykırıdır. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tümüne karşı olduğumuzu ifade ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Faruk Bal (MHP, Konya). “Anayasa mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usülleri hakkında (s.s.696)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-bal-23-2011-03-22-anayasa-mahkemesinin-kurulusu-ve-yargilama-usulleri-hakkinda-s-s-696 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
