# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Faruk Çelik (AK Parti, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 9 Nisan 2008
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/faruk-celik-23-2008-04-09-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k-4

> Faruk Çelik (AK Parti), 9 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 1.224 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önemli bir yasa tasarısı görüşüyoruz. Üçüncü bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Katkı sağlayan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum, sivil toplum örgütlerine teşekkür ediyorum.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı en zor bakanlıklardan birisidir. Çünkü bir kamu yönü vardır Bakanlığın, bir de halka açık yönü vardır; bir eli kamuda, bir diğer eli ise halkta, sivil toplum örgütlerinde ve toplumun nabzını tutmadadır. Dolayısıyla, bu Bakanlığın sorumluluğu ve hakkını verme konusunda yoğun bir çaba içerisindeyiz, çalışma içerisindeyiz, gayret içerisindeyiz. Sabrın zirvesi noktasında, gösterilmesi gerektiği noktada azami sabrı gösterme konusunda da iyi bir sınav verdiğimiz düşüncesindeyim.

Tabii, sosyal tarafların talepleri olacak; toplumun talebi olacak, bireyin talebi olacak. Talepler aslında sınırsızdır. Yani ekonomideki ana kurallardan bir tanesi, talepler sınırsız ama kaynaklar sınırlı.

Şimdi, sosyal güvenlik sistemimizi konuşuyoruz, sosyal güvenlik sistemimizin sıkıntıları ortada, problemleri ortada. Hiçbir siyasi parti -yok bakın burada- kalkıp demiyor ki sosyal güvenlik sisteminde bir reform yapılmasın, bir düzenleme yapılmasın. Bu meseleye el atılmasın diyen yok, herkes diyor ki: “Bu mesele mutlaka ele alınmalı.” Çok güzel. Sivil toplum örgütleri tümüyle, yani bu sisteme karşı olanlar diyor ki: “Biz bu sistemin tümüne karşıyız.” Bu şekilde düşünenler bile sivil toplum örgütlerinden, mutlaka bu reform, bu ve benzeri düzenlemeler yapılmalı ama ben şu işlere, şu yönüne katılmıyorum gibi görüş ortaya koyuyorlar, bunlara da saygı duyuyoruz, ama herkesin “Mutlaka bir şey yapılmalı, bu sistem böyle gitmez, bu sürdürülemez.” dediği bir noktada bir yasal düzenlemeyi yapıyorsunuz.

Ben birçok konuşmamda söyledim, gönül arzu eder ki bu düzenlemeyi dört dörtlük yapasınız ve bunu ben içtenliğimle söylüyorum, dört dörtlük yapma konusunda bir çaba içerisindeyiz. Ama bunu “ben yaparım” anlayışında hiç olmadık “biz yaparız” düşüncesinde olduk “birlikte yapalım” düşüncesinde olduk. Onun için, bakın, önemli bir şeyi söylüyorum, önemli şey şu: Bu Parlamentodan geçen dönem geçmesine rağmen, biz “1/1/2008’de yürürlüğe girsin.” Deseydik… Yürürlüğe girmesi kesin olan konuları biz sosyal taraflarla tartışmaya açtık. Amacımız ne? Amacımız mutabakat. Amacımız ne? Doğruyu yapmak, güzeli yapmak. Yoksa, “1/1/2008’de yürürlüğe girmiştir.” derdik, dokuz bin prim günü yürürlüğe girerdi. Nasıl olsa Meclisten geçmiş, yasalaşmış, ama biz bu yolu tercih etmedik bakınız, Yani, yiğidi öldür hakkını yeme derler, kimse kimsenin hakkını yemeye kalkmasın. Bütün sivil toplum örgütlerine buradan sesleniyorum: Tek tek dinledim kendilerini, tek tek, grup hâlinde değil; sağlık kesimiyse sağlık kesimi olarak, tabipler odasıysa tabipler odası olarak, diş hekimleri ayrı, eczacılar ayrı, sendikalar ayrı, işçi kesimi ayrı, memur kesimi ayrı. Saatlerimi verdim ve hiç acımadım ve çok doğru yaptığıma inanıyorum. Bakınız, liste önümde. Birçok konuda, her konuda, bizim önümüze getirdikleri her konuda olumlu adım attık. Birbirimize çok yaklaştık ama birçok konuda, yüzde 80’inde, 90’ında da uzlaşma sağladık. Biz zaten böyle bir kesin mutabakat… Kimse, siz bile hazırlasanız… Bizim karşı çıkışımız doğaldır, size sivil toplum örgütlerinin bazı maddelerde karşı çıkışı doğaldır. Yüzde yüz bir ittifak, yüzde yüz bir mutabakat zaten mümkün değil bu derece kapsamlı bir yasal düzenlemede.

Bakınız, sosyal taraflar bize neler getirdiler? Dediler ki “Güncelleme kat sayısı önemli.” “Doğru” dedik, Anayasa Mahkemesi iptal etmişti zaten. Yüzde 25 gayrisafi millî hasıla içerisindeki emeğin payı, TÜİK tarafından böyle veriliyor. Biz sosyal taraflar dedik ki “Biz bunu yüzde 30’a ancak çıkarabiliriz, 5 puan artırabiliriz.” 5 puan nedir? Emeklinin emeklilik maaşına yüzde 5 yansıyacak demektir. Bu bilimsel verilere 5 puan ilave yaptık, yapabileceğimizi söyledik. Arkasından dediler ki “Yatan hastalardan yüzde 1 katılım payı alacaksınız, bunu almayın.” Bunu birlikte kaldırdık sosyal taraflarla ve Plan Bütçe Komisyonu safhasında kaldırdık. Sonra dediler ki “Malullük aylığında bakıma muhtaç kişiler için on yıl, bin sekiz yüz gün vardı. Bunu bin sekiz yüz gün olarak yapalım.” Plan Bütçe düzenlemesinde, Plan Bütçe seviyesinde bu düzenlemeyi de yaptık. Arkasından bir şey daha geldi. Aylık bağlama oranı olarak yüzde 2 bizim düzenlememizde. Yüzde 2’yi bir hak kaybı olarak gördü sosyal taraflar. Dediler ki: “Mevcut çalışanlar var, on yıla kadar SSK ve BAĞ-KUR’lular çalışırlarken on yıllık süre içerisinde aylık bağlama oranı yüzde 2’nin üstünde. Bu konuyla ilgili bir şey yapmamız gerekir.“ Şu anda çalışmakta olan vatandaşlarımıza yanlış bilgi verenlere buradan sesleniyorum: Aylık bağlama oranını da yüzde 3 olarak belirledik ve geçti; sizlerin oylarıyla geçti burada, yüzde 3. Ve zaten on yıl sonrasında ise yüzde 2, kimsenin hak kaybı filan söz konusu değil. Bu konuda da mutabakat sağladık.

Bir diğer konu, cenaze ve emzirme yardımları çok tartışıldı gereksiz yere. Şu anda SSK’lılar için 50 YTL bir emzirme yardımı var, 50 YTL. “Biz bunu 4 kat artıralım ve BAĞ-KUR’luları da kapsam içine alalım, kapsamını genişletelim.” dedik. Olumlu yönlerini kimse konuşmadı. Sosyal taraflar “Bu gereksiz yere tartışıldı. Geliniz, biz bu konuyu Bakanlık ve Sosyal Güvenlik Kurumu yönetimine bırakalım, yönetimde zaten bütün sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri var, oradan çıkan neticeye göre de biz ona rıza gösteririz.” dediler ve bunda da mutabakat sağladık sosyal tarafların talebi üzerine.

Arkadaşlar, arkasından, devam ediyorum, evlenme yardımının eşlere verilmemesi konusunda sosyal tarafların talebi oldu. Bu da gazetelere konu oluyor. Sosyal taraflar “Vatandaş ölmüş, eşi var, evlenecek, eşinin maaşından yirmi dört aylık verilsin; bu doğru değildir.” dediler. Biz yasaya koymamıza rağmen, çıkarttıran sosyal taraflar oldu ve çıkardık. ”Yetim kız çocuklarına on iki aylık yerine, evlenme yardımı yirmi dört ay olsun.” dediler ve yirmi dört aya çıkardık. Buradan da geçti bu düzenlemeler.

Ölüm aylığında SSK’lılar için, borçlanma hariç beş yıl, dokuz yüz gün prim ödeyince… Vatandaş öldü, beş yıl sigortalılığı var. “Dokuz yüz gün prim ödemişse bu vatandaşımız ölüm aylığı alsın.” dediler. “Tamam” dedik, kabul ettik.

Devam ediyorum. İş kazası ve meslek hastalıklarında sürekli iş göremezlik durumuna düşen bir vatandaşımız, yüzde 70 iken tasarıda, bizim teklifimizle “Sürekli iş göremeyen vatandaşımıza, muhtaç ve mağdur duruma düşmüş olan vatandaşımıza bu oranı yüzde 85’e çıkaralım.” dedik, sosyal taraflar da uygun buldular, birlikte uzlaştık, onu da çıkardık.

Kamuda çalışan mevsimlik işçilerimiz -az önce önergesi geçti- işsiz kaldıkları zaman… Yani dört ay çalışıyor vatandaşımız. Dört ay çalışıp altı ay, yedi ay veya sekiz ay bekliyor; sekiz ayın sonunda eğer iş akdi feshedilirse, bu vatandaşımız sekiz ay içerisinde sağlık hizmeti almışsa ona borç olarak geri dönecekti. Dönmemesi için “Akit fesholursa bu sekiz aylık ödemeyi de kamu kurumları yapsınlar.” dedik. Sosyal tarafların talebi de böyleydi. Bu konuda da uzlaştık.

Geri kalan bir diğer konu altmış beş yaş meselesi. O konuda da oturduk sosyal taraflarla, şöyle bir uzlaşma yaptık: Altmış beş yaş uygulaması 2036 yılından sonra başlasın.

Prim gününü istediler mi? İstemişlerdi, onu söyleyemedim. Prim günü dokuz bin gündü, yedi bin iki yüze indirdik. Prim gününü doldurduğu yıl içerisinde hangi emeklilik yaşı varsa o zaman emekli olsun. Yani 2008 yılında bir vatandaşımız işe başlarsa bu vatandaşımız yirmi yıl sonra 2028 yılında emekliliği hak ediyor. 2028 yılında ise şu andaki uygulamada da altmış yaş var. Mevcut uygulamada da bizim getirdiğimizde de altmış yaş var. 2036’ya kadar altmış yaşı da uzattık ve prim gününü doldurduğu günkü emeklilik yaşını geçerli hâle getirdik. Yani hangi maddede biz adım atmadık, uzlaşma sağlamadık? “Efendim, 2036’dan öteye size ne?” Kapatılma davası açılan bir parti için Türkiye Cumhuriyeti önemlidir, 2036 da önemlidir, 2050 de çok önemlidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kimse kusura bakmasın, biz her hâlükârda, her şartta Türkiye'nin geleceğini düşünen bir toplumuz.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Belli oluyor!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Siz de öylesiniz. Yani ben Türkiye'nin aleyhine burada bulunacak bir ferdi düşünmek bile istemiyorum, hepimiz öyleyiz. Onun için, çok kolaydır popülizm yapmak. 2036’dan sonra altmış beş yaşa ne gerek var, bizim de çok işimize geliyor ama dünyada OECD ülkelerine bakınız, etrafımıza bakınız, hiçbir yerde altmış beş yaşın altında şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Faruk Çelik (AK Parti, Bursa). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 9 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/faruk-celik-23-2008-04-09-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k-4 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
