# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (gençlik ve spor genel müdürlüğü, devlet personel başkanlığı, başbakanlık yüksek denetleme kurulu, tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu, türkiye ve ortadoğu amme idaresi enstitüsü) beşinci tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fatma Kurtulan (Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 7 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI, BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU, TÜTÜN, TÜTÜN MAMULLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU, TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ) BEŞİNCİ TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-genclik-ve-spor-genel

> Fatma Kurtulan, 7 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI, BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU, TÜTÜN, TÜTÜN MAMULLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU, TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ) BEŞİNCİ TUR); konuşma 1.317 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun bütçelerine ilişkin partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun durumuna ilişkin gözlemlerimizle başlamak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde, Devlet Bakanı Sayın Cemil Çiçek’in, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruluna ilişkin, basına da yansıyan bir görüşü gündeme geldi. Sayın Çiçek, bu Kurulun, Başbakanlık bünyesinde çalışılarak TBMM’ye ya da Sayıştaya devrinin söz konusu olduğunu ve bunun hâlen tartışıldığını dile getirmişti. Ayrıca, Sayın Çiçek, bu konuda iki farklı görüşün ikisinin de birden uygulanabileceğini de belirtmişti. Bu konuda yakın zamana kadar farklı açıklamalar da yapıldı. Biz, bu konudaki görüşümüzü burada dile getireceğiz, fakat bundan önce bir konuya açıklık getirmek istiyoruz.

Bu Kurul, bugüne kadar Başbakanlık bünyesinde çalışmalarını sürdürüyordu. Şimdi ise merhum Bülent Ecevit döneminde de konuşulan bir uygulama gündemde. Bu da Kurulun hükûmetten bağımsızlaştırılması çalışmalarıdır. Buna yönelten sebepler ve sorumluluğun daha üst mercilere yüklenmesinin istenmesi çabaları bizce merak konusudur. Şüphesiz, üst denetleme kurullarının siyasal iktidardan bağımsızlaşması ve iktisadi konularda sosyal ve şeffaf devlet ilkelerinin yaşama geçirilmesi, bizim de kamu idaresine ilişkin yaklaşımımızın ana esasını oluşturmaktadır. Ancak, Hükûmetin, böylesi önemli bir konuda, şeffaflığın yanı sıra katılımcılığı da gözeterek bu Kurulun devri konusunu, kamuoyunun geniş kesimlerinin fikirlerini de alarak gerçekleştirmesini dileriz. Bizim prensip olarak beklentimiz, Kurulun denetleme işlevinin daha katılımcı hâle getirilmesi ve KİT’ler gibi tüm toplumu ilgilendiren ve AKP Hükûmeti dönemine dek ulusal ekonominin yeniden üretici olmuş kurumlarının daha sağlıklı bir biçimde denetlenmesidir.

DTP olarak biz, Yüksek Denetleme Kurulunun faaliyetlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülmesini, saydamlık ilkesi gereği savunmaktayız. Yüce Meclisin ülkenin en önemli denetleme mekanizmalarından birinin yürütücülüğünü üstlenmesinin her bakımdan demokratik, kamu yönetimi ilkelerine katkı sağlayacağını, dahası, Kurulun kamu iktisadi teşekküllerine ilişkin yürüttüğü denetleme işlemlerinde Hükûmet etkisinde kalarak güdümlü sonuçlara varma riskini de azaltacağını öngörüyoruz.

Değerli vekiller, bu bağlamda, Yüksek Denetleme Kurulunun yetki alanına giren KİT’lerin finansal ve idari bakımdan denetlenmesi konusuna, daha da önemlisi, zarar ettiği öne sürülen KİT’lerin özelleştirilmesi meselesine değinmek istiyorum. AKP Hükûmeti, işbaşına geldiğinden bu yana, sürdürücüsü olduğu IMF programının gereklerini sıkı sıkıya yerine getirmeyi, bizlere ekonomik başarının gerekleri olarak sundu. 1986’dan 2002 yılına kadar gerçekleştirilen özelleştirme tutarının 2 katı, sadece AKP Hükûmeti döneminde gerçekleştirildi. Hükûmet, özelleştirmelerle ilgili olarak, zarar eden bu iştiraklerin kamu finansmanı üzerinde yük oluşturmasına son verme gerekçesini ileri sürüyor. O hâlde, TÜPRAŞ gibi, zarar etmek bir yana, Türkiye ekonomisinin dinamosu hâline gelmiş şirketlerin satışını Hükûmet nasıl açıklamaktadır? Hükûmet, TÜPRAŞ gibi bir kuruluşu eninde sonunda IMF’ye haciz olarak vermiştir. Nitekim, açıkça belirtiliyor ki özelleştirmeler sonucunda elde edilen gelirler borçların finansmanı için kullanılmaktadır. Borç sarmalından kurtuluşun yolu, kârlı şirketleri haraç mezat satmak, zararda olanları ölüme terk etmek olamaz.

Kamu yatırımları ve KİT’ler, üretmiş oldukları değerlerle bir yandan ulusal ekonominin sürdürülebilirliğini sağlarken, diğer yandan da aileleriyle birlikte çalışanlar için öngörülebilir bir gelecek zemini sağlarlar. Bu açıdan, KİT’ler, doğruluğu kendinden menkul neoliberal dogmalar uğruna ve masa başında IMF bürokratları tarafından hazırlanan ekonomik reçetelere kurban edilemezler.

Yüksek Denetleme Kurulunun bugüne kadarki performansı bu gerçeği gizleyememektedir. Elde avuçta ne varsa satarak borçların kapatılması perspektifinin yanlışlığı, geçmişte Özelleştirme İdaresi Başkanlığının gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucu oluşan alacaklarına bakılarak da anlaşılabilir. Sonuçta, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da Yüksek Denetleme Kurulunun yetki alanı içindedir. Dolayısıyla, kendi döneminde özelleştirmelere hız veren Hükûmetin, daha işin en başındayken bu Kurulu kendi bünyesinden çıkararak bağımsızlaştırması ya da Meclise devretmesi gerekirdi.

Bugün özelleştirmelerin hızının görece azaldığı bir döneme giriyoruz. Çünkü, zaten satılabilecek çok büyük bir meblağ yok önümüzde. Hükûmet, Yüksek Denetleme Kurulunu Başbakanlıktan ayırmayı işte tam da böyle bir dönemde hatırladı. Biz bu durumu manidar buluyoruz.

Öte yandan, Yüksek Denetleme Kurulu ile ilgili birtakım şaibeler Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonuna da yansımıştı. Personelin denetleme faaliyetleri sırasında gerçekleştirdiği gerekenden uzun süreyi kapsayan denetleme süreçleri, Toplu Konut İdaresi Başkanlığından ucuz konut talep etme gibi kimi usulsüzlükler Yüksek Denetleme Kurulunun itibarında zedelenmeye yol açmıştır. Dolayısıyla, denetleme sorununun en açık çözümü, konuyu katılımcılık ve saydamlık ilkeleri çerçevesinde ele alarak bu Kurulun yetkilerini Meclis çatısı altında yeniden düzenlemek olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, toplumun çok büyük bir bölümünü ilgilendiren bir konu da kamu personel rejimidir. Kamuda çalışan milyonlarca memurun özlük hakları ve iş güvenceleri temel olarak Devlet Personel Başkanlığının çalışma alanına dahildir. Bu yüzden, kamu çalışanlarının yaşam koşulları, özlük haklarının içeriği, kısacası kamu personel rejimi Devlet Personel Başkanlığının durumunu yansıtmaktadır.

Türkiye’de kamu personel rejiminin düzenlenmesiyle görevli bir kurum olan Devlet Personel Başkanlığı bugüne kadar hükûmetlerin elinde bir oyuncak olagelmiştir. Her yeni hükûmetin Başkanlığı kendi çıkarları paralelinde yönetmesi, kadrolaşma faaliyetleri için bir araç olarak kullanması Türkiye’de kamu idaresinin geleneklerinden biri hâline gelmiştir.

2002 yılında işbaşına gelirken AKP Hükûmeti, kamu personel rejimini yolsuzluklardan, usulsüzlüklerden ve başıbozukluklardan arındırma vaatlerini sıralamıştı. Hükûmet, kamuda çalışan milyonlara, 2001 krizinden sonra çöken ekonomilerinin, bozulan düzenlerinin düzeltileceğini söylemişti. Fakat, ne yazık ki kamu personelinin bu beklentileri, IMF programının sadık uygulayıcısı AKP Hükûmetleri tarafından yerine getirilemedi. Kamuda çalışan memurların reel ücretlerinde hiçbir iyileşme gerçekleşmezken, yıllara dayanan sendikal mücadelelerin birikimi olan iş güvencesi hakları da teker teker ellerinden alındı.

Kamu personel rejimi, iş güvencesini ve sağlıklı yaşam şartlarını sağlayacak bir ücret dengesini gözetmeyen kamuyu, gözünü kâr hırsı bürümüş Amerikan şirketleri hâline getirdi. Çalışanlarını özgün hakları olan saygın birer birey olarak gören bir anlayış yerine, performans kriterleri adı altında getirdiği düzenlemeler ile bireyleri sosyal hayatın dışına itmiş, bir iş makinesine dönüştürmüştür.

AKP’nin uygulamaya soktuğu kamuda sözleşmeli kölelik düzeni, bugün kamu personelini geleceğe güvenle bakamayan, ay sonunda aldığı üç kuruşluk maaş ile geçinemeyen bireyler hâline getirdi. Bilhassa eğitim sistemindeki sözleşmeli öğretmen uygulaması, üniversite mezunu binlerce gencin ailelerinden bağımsızlaşarak özgürce yaşam kurma hayallerini altüst etti.

Hükûmet, gelecek kuşakları yetiştirecek kamu personeline kendi hayatını özgürce kurabileceği bir maaşı vermeyerek asla eğitim sistemini yapısal olarak zedelediğinin bilincinde değil. Faiz dışı fazla hedefini tutturabilmek amacıyla kamunun yatırım kaynaklarını kısan ve eğitim harcamalarını daraltan Hükûmet, kamu eğitim personelinin özlük haklarını ve genel olarak personel rejimini adil ve eşitlikçi bir biçimde yeniden düzenlemelidir.

Öte yandan, Hükûmetin eğitimde sürdürdüğü personel rejimi politikasının kusurları sadece bununla sınırlı değildir. İşbaşına geldiği günden bu yana en başarılı gerçekleştirdiği uygulamalardan biri olan kadrolaşma çalışmaları, Hükûmetin eğitim sisteminde de uzmanlaştığı konulardan biridir. İçinde bulunduğumuz yılda Hükûmet, Cumhurbaşkanı seçimi hengâmesi sırasında kendi yandaşı olan on binlerce yöneticiyi okullara atamıştır. Bunu biz değil, bu kadrolaşma operasyonlarının en yakın tanığı olarak eğitimci örgütleri ve Eğitim-Sen dile getirmektedir.

Hükûmetin kadrolaşma operasyonları ile, zaten 12 Eylülden sonra zar zor gerçekleşebilen bilimsel eğitim daha büyük bir yara almıştır. Okullar, çağdaş bilimin gereklerine uygun, akılcı ve bilimsel düşünceyi kavramış bireyler yetiştiren ocaklar olmaktan çıkma riskiyle karşı karşıyadırlar. Eğitim alanında partizanlık, bir ülkenin geleceğiyle oynamaktır. Çünkü, gelecek kuşakların ailelerinden sonra ilk eğitim ocağı okullardır ve ebeveynlerinden sonra onlara en yakın kişi öğretmenleridir.

AKP’nin uygulamaya soktuğu personel politikaları ile ülkenin çeşitli illerinden işbaşına gelen ilk ve ortaöğretim müdürlerinin performansları her gün gazetelere yansımaktadır. Daha geçtiğimiz ay, elinde makasla okul kapısında bekleyen, kız öğrencileri rencide edici uyarılarda bulunan müdürler basına yansımıştı. Bunlar gibi basına yansımayan birçok örnek, işte Hükûmetin kadrolaşma performansını yansıtmaktadır.

Değerli milletvekilleri, KESK tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bankalarda biriken tasarrufların büyük bir bölümü ülke nüfusunun çok küçük bir kesimine aittir. Emeklilerin ise borç ödemekten tasarruf yapamadığı ortaya çıkıyor. Diğer bir araştırmaya göre ise Avrupa ülkeleri arasında Türkiye, kamu çalışanlarına gayrisafi millî hasılada en az payı ayıran ülke konumundadır. Araştırmaya göre, Avrupa Birliği ülkelerinde kamu çalışanlarına ayrılan ödeneklerin gayrisafi millî hasıla içindeki payı 2006’da yüzde 10,67 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 6,55 olarak gerçekleşti. Binlerce doktor, öğretmen ve meslek sahibi insan, kamuda ihtiyaç olmasına rağmen istihdam edilemiyor. Öğretmensiz okullar, doktorsuz köyler varken ve kamu ihtiyacının olduğu alanlar sayısızken buralardaki açık, Hükûmetin tasarruf edilebilirleri gerekçesiyle istihdam edilemiyor.

Sözleşmeli olarak çalıştırılan, güvencesiz, bir süreliğine, ağır şartlarda, asgari ücretin de altında çalıştırılan binlerce insanımızın akıbeti ise derin kaygılar vermektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti döneminde tedrici olarak uygulamaya sokulan kamu personel reformu ve ortaya konulan yeni rejim toplumsal bir yıkıma ve geri gidişe tekabül etmektedir.

Ülkenin geleceğini etkilemesi söz konusu olan böylesi bir reform sürecinden bir an önce vazgeçilmeli, insanlarımıza elle tutulur bir gelecek ve insani yaşam standartlarında yaşatacak kadar ücret tahsis eden eşitlikçi, demokratik ve şeffaf bir personel rejimine geçilmelidir diyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Fatma Kurtulan (Van). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (gençlik ve spor genel müdürlüğü, devlet personel başkanlığı, başbakanlık yüksek denetleme kurulu, tütün, tütün mamulleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu, türkiye ve ortadoğu amme idaresi enstitüsü) beşinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-genclik-ve-spor-genel (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
