# Ankara milletvekili yılmaz ateş ve 35 milletvekilinin, öğretmenlerin sorunlarının ve okullardaki yetersizliklerin araştırılarak alınması gereken önlemler, bursa milletvekili ismet büyükataman ve 32 milletvekilinin, milli eğitimdeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (10/21,94)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fatma Kurtulan (Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim
- **Tarih:** 2 Aralık 2008
- **Gündem:** ANKARA MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ VE 35 MİLLETVEKİLİNİN, ÖĞRETMENLERİN SORUNLARININ VE OKULLARDAKİ YETERSİZLİKLERİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER, BURSA MİLLETVEKİLİ İSMET BÜYÜKATAMAN VE 32 MİLLETVEKİLİNİN, MİLLİ EĞİTİMDEKİ SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (10/21,94)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2008-12-02-ankara-milletvekili-yilmaz-ates-ve-35-milletvekilinin-ogretmenlerin-s

> Fatma Kurtulan, 2 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ANKARA MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ VE 35 MİLLETVEKİLİNİN, ÖĞRETMENLERİN SORUNLARININ VE OKULLARDAKİ YETERSİZLİKLERİN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER, BURSA MİLLETVEKİLİ İSMET BÜYÜKATAMAN VE 32 MİLLETVEKİLİNİN, MİLLİ EĞİTİMDEKİ SORUNLARIN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER HAKKINDA (10/21,94)); konuşma 2.030 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde eğitim alanında yaşanan sorunları ve öğretmenlerimizin içinde bulunduğu koşulları araştırmak ve eğitimdeki sosyal ve ekonomik sorunların iyileştirilmesi amacıyla verilen önergeler üzerine partim DTP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkelerin yaşadığı toplumsal, siyasal ve kültürel değişim ve dönüşüm dönemlerinde eğitim en önemli mücadele alanı olarak öne çıkmaktadır. 12 Eylül askerî darbesiyle başlayan ve onu izleyen iktidarla sürdürülen neoliberal politikaların en önemli hedefi, her düzeydeki eğitimi kamusal hizmet olmaktan çıkarıp piyasalaştırmak olmuştur. Günümüzde de devam eden bu süreç, eğitimin metalaştırılması, özelleştirilmesi, ticarileştirilmesi ve sermayeleştirilmesi olarak devam etmektedir. Gerçekleştirilen ticarileştirme, okullar arasındaki bölgesel farkların ve cinsiyet farklarının daha da artmasına yol açmıştır.

Eğitimin büyük ölçüde ticarileştiği, altı-on dört yaş arasındaki çocukların yüzde 10’unun zorunlu eğitim almadığı, ortaöğretim çağındaki nüfusun yaklaşık yarısının ortaöğretime devam etmediği, yirmi beş-altmış dört yaş arası nüfusun yüzde 74’ünün lise ve altı eğitim düzeyinde bulunduğu ülkemizde öğretmenlerimizin nasıl bir durumda olduğunu anlamak için fazla da düşünmeye gerek kalmamaktadır.

Eğitim sistemindeki kaynak ve öğretmen yetersizliği sürekliliğini koruyan bir olgu hâline gelmiş ve sürekli değişen ama gelişemeyen millî eğitim politikamız modern bir çizgi izleyememiştir.

Sayın milletvekilleri, AKP döneminde sözleşmeli öğretmen sayısı inanılmaz rakamlara ulaşmış, öte yandan, nasıl bir kolaylık getireceği, hangi amaca hizmet edeceği anlaşılmayan öğreticilik, usta öğreticilik, kısmî zamanlı orta öğreticilik gibi kategoriler oluşturulmuş, eğitimciler güvencesiz geçici çalışma koşullarına mahkûm edilmişlerdir. Bunun yanında, performansa dayalı ücret aşaması çıkarılmış ve Maliye Bakanlığının 2009 yılından itibaren tüm kamu kurumlarında hayata geçirmeyi planladığı uygulama Millî Eğitim Bakanlığının raporlarında belirtilmekte hatta gerektiğinde işten çıkarılması için kullanılması savunulmaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı uzun süredir benimsemiş olduğu sözleşmeli öğretmen istihdamı politikasıyla eğitimin niteliğinin daha da kötüleşmesine neden olmaktadır. 2003 yılından bu yana benimsenen sözleşmeli öğretmenlik uygulaması, öğretmenlerin iş güvencesinden yoksun, düşük ücretlerle çalıştırılması anlamına gelmektedir. Eğitimin vazgeçilmez unsuru öğretmendir ve eğitimin niteliği öğretmenin niteliğiyle doğru orantılıdır. 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nda öğretmenlik mesleğinin niteliği, düzenlilik ve süreklilik gerektiği açıkça belirtilmektedir. Buna rağmen Bakanlığın sözleşmeli öğretmen istihdamında ısrarcı olması anlaşılır değildir. Sözleşmeli öğretmenlerin, mevcut hakları ve çalışma koşulları ile öğrencilerimize yeterince faydalı olmaları mümkün değildir.

Ücretli öğretmenlerin bu kadar çoğaltılmasının başka bir nedeni de eğitimdeki öğretmen açığını düşürmeyi hedeflemektir. Kadrolu bir öğretmenden daha fazla mesai yapan ücretliler, çoğu zaman kadrolu 2 öğretmen kadar çalıştırıldıkları için öğretmen açığının kapatılmasına katkı sağlıyorlar. Bu öğretmenlerin çoğu aylık 600 milyon civarında ücretle çalıştırılıyor. Bu da 4 kişilik bir aileleri olması durumunda açlık sınırının altında yaşamaları anlamına geliyor. Türkiye'ye örnek olarak sunulan “Kardelen Ayşe’ler” 2007 yılında saati 5 YTL’den ayda ortalama 300 YTL’ye güvencesiz olarak çalışmaktaydı.

Sayın milletvekilleri, AKP’nin iktidarda olduğu 2003-2007 yılları arasında işe alınan toplam öğretmen ve öğreticilerin sadece yüzde 40’ını kadrolu öğretmenler oluşturmaktaydı. Sözleşmeli öğretmenler ise güvencesiz ve geçici çalışmalarının yanında ücret ve aylıklarının zamanında ödenmemesi, izin ve sağlık kuruluşlarına sevk almada engellerle karşılaşması, bir yılı doldurmadan eş tayini yapılmaması, sözleşmelilikte geçen sürenin kadrolu olarak atandığında zorunlu hizmet süresinden sayılmaması gibi onlarca sorun yaşamaktadırlar.

Nitelikli, bilimsel, akılcı ve özgür bireyler yetiştiren bir eğitim sisteminin yaratılabilmesi, her şeyden önce, bu eğitimi vermekle görevlendirilmiş kişilerin yaşam koşullarının belli bir standarda kavuşturulmuş olması, iş yüklerinin verimli olabilecekleri saatlerle sınırlandırılması gerekmektedir.

Bu koşulların sağlanmadığı bir sistemde eğitim hem öğrenci hem öğretmen açısından yalnızca katlanılması gereken zorunlu bir iş ve verimi olmayan bir meslek olmaktan öteye gidemez. Ülkemizde de mevcut tablo bu kriterler dikkate alındığında ne yazık ki pek de iç açıcı değil.

Öğretmenler yoksulluk sınırının altında, memur ve hizmetliler ise açlık sınırında maaş almakta. Eğitimcilerin talepleri dikkate alınmamakta, mevcut durumdan daha da geriye gidilerek diğer ülkelerde çalışan eğitimcilerle aramızdaki sosyoekonomik uçurum gün geçtikçe büyümektedir. Türkiye’de öğretmenler, çalışma saatlerinin diğer OECD ülkelerindeki meslektaşlarından fazla olmasının yanı sıra çalışma ve yaşam koşulları bakımından oldukça geri durumdadırlar. Bugün Türkiye’de öğretmenlerin büyük bölümü geçim sıkıntısı çekmekte ve giderlerini karşılayabilmek için ek iş yapmak zorunda kalmaktadır. Eğitim vermekle görevlendirilmiş öğretmenlerimizin yüzde 72’sinin kendi mesleği dışında ek iş yapmak zorunda kalması hem verimliliklerini düşürmekte hem de eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Zaten normalde okulda çalışma saatleri OECD ülkelerinin çoğunun üstünde iken bir de okul dışında ek iş yapmaları, ülkemizde nasıl bir eğitim sistemi olduğunu gözler önüne sermektedir.

Türkiye ile diğer OECD üyesi ülkelerde çalışan öğretmenlerin yıllık toplam çalışma sürelerini karşılaştırdığımızda, ülkemizdeki durumun vahameti açıkça görülmektedir. OECD tarafından hazırlanan Bir Bakışta Eğitim 2008 Raporu, ülkemizde öğretmenlerin içinde bulunduğu gerçek duruma dikkat çekmektedir. Nitelikli bir eğitim için öğretmenin kendisini yeniden üretmeye daha fazla vakit ayırabilmesi zorunluluktur. Dünya üzerinde öğretmenini en az çalıştıran ülke İngiltere’dir. Bu ülkede öğretmenler yılda 1.265 saat çalışıyorlar. Öğretmenlerin yıllık çalışma süresi açısından OECD ortalaması, ilköğretimde 1.662, ortaöğretimde 1.654 saattir. Türkiye ile benzer sosyoekonomik yapıya sahip ülkelerde ise çalışma süreleri çok daha düşük olmaktadır. Öğretmenlerin yıllık toplam çalışma süreleri İspanya’da 1.425 saat, Portekiz’de 1.440 saat, Çek Cumhuriyeti’nde 1.652 saat, Yunanistan’da 1.762 saattir. Ayrıca raporda OECD üyesi ülkeler içinde Türkiye'nin, Macaristan ve Japonya ile birlikte, en fazla çalışma saatine sahip olan üç ülke arasında olduğu görülmektedir.

Sayın milletvekilleri, gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğu Türkiye’de nüfusun çok büyük bir bölümü açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşama ve hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Yıllar itibarıyla açlık ve yoksulluk sınırındaki artışlar toplumun geniş kesimlerini olduğu kadar öğretmenlerimizi de olumsuz etkilemiştir. AKP’nin ilk kez iktidara geldiği Aralık 2007 açlık sınırı 337 milyon YTL, yoksulluk sınırı 1 milyar 54 milyon TL iken aradan geçen dönemde -YTL bazında ifade edecek olursak- açlık sınırı, Ekim 2008’de, altı yıl içerisine göre, 2 kattan fazla artarak 742 YTL’ye yükselmiştir. Benzer bir şekilde 2002 yılında 1.054 YTL olan yoksulluk sınırı yine 2 kattan fazla artarak 2.417 YTL olmuştur.

Yıllardır eğitim politikasına kendi çıkarları doğrultusunda yön veren AKP Hükûmeti, bu yıl da yine eğitim sisteminde yaşanan temel sorunlar üzerinde değil, sadece rakamlar üzerinde hesaplamaları yaparak eğitim ve yükseköğretim bütçesini şekillendirmeye çalışacaktır. 2008 yılında 22,9 milyar YTL olan eğitim bütçesi, artan okul, derslik ve öğrenci sayısına rağmen 2009 yılı için 27 milyar 883 milyon 696 bin YTL olarak öngörülmüştür. Millî Eğitim Bakanlığı okullara yeterli ödenek ayırmadığı için eğitim harcamalarının önemli bir bölümü öğrenci velilerinin üzerinde çeşitli adlar altında karşılanmaktadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi son dönemde okulların elektrik ve doğal gaz borçlarının da velilere ödettirilmesi için girişimler yapılmaya başlanması ibret vericidir.

2009 yılı eğitim bütçesi gerek genel içeriğiyle gerekse eğitime ayrılan payın ihtiyacın çok altında olması nedeniyle önümüzdeki yılın, eğitim emekçileri, öğrenciler ve öğrenci velileri açısından çok daha zor geçeceğini bugünden göstermektedir. Anlaşılan odur ki AKP Hükûmeti, eğitimin sorunları arttıkça eğitimi kamu kaynaklarıyla finanse etmek yerine, bütçeden yeterli pay ayırmayarak eğitimin ve yükseköğretimin giderlerini tamamen yurttaşların üzerine yıkmak istemektedir. 2009 yılı için öngörülen bütçe rakamları ile eğitim sisteminde yapısal hâle gelen fiziki altyapı, öğretmen, idari ve akademik personel açıkları, araç gereç gereksinimi gibi sorunların ve ihtiyaçların karşılanabilmesi mümkün değildir. Bu anlamda, aynı zamanda kriz yılı olacağı söylenen 2009 yılının, tüm halkımız gibi, eğitim emekçileri, öğrenci ve veliler açısından da sorunlarla dolu bir yıl olacağını söylemek mümkündür.

Sayın milletvekilleri, 2009 yılında Millî Eğitim Bakanlığına bütçeden ayrılan pay eğitimin artan sorunları ve öğrenci sayısı dikkate alınarak hesaplandığında, devletin artık kamusal eğitimin son kırıntılarını da gözden çıkardığını, eğitim sistemini kendi sorunlarıyla baş başa bıraktığını göstermektedir. Bu durumu bütçe rakamları ve bu rakamların yorumlanmasıyla değerlendirmek mümkündür. 2009 net bütçesine bakıldığında, harcamaların neredeyse tamamının zorunlu harcamalardan oluştuğu görülmektedir. 2009 eğitim bütçesinin önümüzdeki yıl eğitimin niteliğini yükseltmek adına umut verdiğini söylemek mümkün değildir. Öngörülen bütçe rakamları sadece zorunlu harcamaları karşılayacak, 2009 yılında da eğitim sistemi geçmiş yıllarda olduğu gibi yine sorunlarıyla baş başa bırakılacaktır. Her fırsatta bütçeden en yüksek payı eğitime ayırdığını söyleyen Hükûmet, eğitim harcamalarının millî gelir içindeki payını daha da aşağılara çekmeyi hedeflemektedir. Üç yıllık yapılan bütçeye göre Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin millî gelir içindeki payı, 2009 yılında yüzde 2,50 olmuştur. Bütçeden 2009 yılı için Millî Eğitim Bakanlığına ve yükseköğretime ayrılması düşünülen payların eğitim sisteminin en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunu bütçenin fonksiyonel dağılımı tüm açıklığıyla göstermektedir.

AKP Hükûmeti, eğitimi serbest piyasa sistemine açmak, okulları ve üniversitelerimizi birer ticarethane gibi işletmek istediğini geçtiğimiz altı yılda atmış olduğu yasal ve fiilî adımlarla pek çok kez göstermiştir. Bu anlamda 2009 yılı eğitim ve yükseköğretim bütçesi, tıpkı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, yoksulluk politikaları ve paralı eğitim uygulamalarını sürdüren bir yapıda oluşturulmuştur.

Sayın milletvekilleri, 2008 yılı itibarıyla kadrolu öğretmenin maaşı 1.170 YTL, Türk-İş’in aylık olarak yayınladığı yoksulluk rakamı ise 4 kişilik bir aile için 2 milyar 337 YTL’dir. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin maaşı ise çok daha düşük olmaktadır. Bir ücretli öğretmen haftanın beş günü sekiz saat derse girse bir kadrolu öğretmen ile aynı ücreti almaya ancak hak kazanabiliyor. Ücretli öğretmenler sigorta primleri, örgütlenme ve sosyal haklar anlamında da kadrolu öğretmenlere göre oldukça kısıtlı haklara sahiptirler.

Türkiye'de öğretmenlerin atamasında kamu personeli seçme sınavı belirleyici bir faktör olma durumunu korumaktadır. Sınav nedeniyle, üniversiteden mezun olan eğitim öğrencilerinin yüzde 80’ine yakını işsiz kalıyor. Bu işsizler ordusu ücretleri düşürmek, fazla mesai yaptırmak ve eğitim emekçilerinin haklarını gasbetmek isteyen Hükûmet için uygun bir zemin sağlıyor. KPSS’yi veremeyen öğretmenlerin bir kısmı il millî eğitim müdürlükleri tarafından ücretli öğretmen olarak atanıyor.

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının sağlıklı bir eğitim-öğretim süreci için 24 olması gerekirken bu sayı Türkiye'nin bazı bölgelerinde 70’e ulaşıyor. Eğitim-Sen’in verileri dikkate alındığında, Türkiye'de 180 bin öğretmene gereksinim varken yalnızca 30 bin öğretmen atanmıştır. Türkiye'deki ilköğretim okullarında öğrenim gören öğrencilerin yüzde 9,64’ü belirtilmiş sınıflarda öğrenim görmektedir. Bu oran Kuzeydoğu Anadolu’da yüzde 21,90; Güneydoğu’da yüzde 17,54; Ortadoğu Anadolu’da yüzde 16,34’lere ulaşmaktadır.

Türkiye'de eğitime ayrılan kaynağın yüzde 65’i personel ödemelerine gittiğinden, bu alandaki yatırım ve bilimsel altyapı, teknik malzeme ihtiyacı velilerin sırtına yıkılıyor. Bütün okullarda var olan aidat uygulamasıyla toplanan paralar ise işi eğitim hizmeti vermek olan öğretmenler tarafından toplatılıyor. Türkiye'ye özgü bu uygulama, öğretmenler ve öğrenciler arasında sorunlara yol açmakta ve hem öğretmenin hem de öğrencinin verimini düşürmektedir. Sosyal devlet anlayışına ters olan bu uygulama pratiğinin gelişmemiş ülkelere özgü koşullarda çalışan öğretmenlere yüklenmiş olması büyük talihsizliktir.

Sayın milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı, 2005 yılında aldığı bir kararla ve yeterli altyapıyı oluşturmadan üç yüzü aşkın süper liseyi Anadolu lisesine dönüştürmüş, bu okullarda görev yapan öğretmenleri farklı okullara atamıştır. Anadolu liseleri öğretmenliklerine de sınavsız biçimde 9 bine yakın öğretmen atamıştır. AKP, iktidara geldiğinde, 2002 seçimlerinden sonra MEB Personel Genel Müdürlüğünün “Görevlendirmeler” konulu 02/12/2002 tarihli Genelgesi’yle görevlerini geçici, tedviren ve vekâleten yerine getiren 1.041 eğitim yöneticisini görevden almıştır. Genelge iptal edildiği hâlde eğitim yöneticilerinin görevi iade edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Kürt sorununun çözümsüzlüğüne bağlı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eğitim sorunları ise özgün bir başlık oluşturmaktadır. Burada üzerinde kısaca duracağım. Bölgede giderek düşen eğitim kalitesi ve artan okul-öğretmen açığı söze gerek bırakmıyor. Kadınların yüzde 80’inin okuma yazma bilmediği bölgede bir sınıfta 70 öğrenci okumakta, köylerin çoğunda okul ya da öğretmen bulunmamaktadır. 2008 yılının ortalarında başlayan ve milyonlarca kişinin katıldığı “Ana Dilde Eğitim” kampanyası çerçevesinde dile getirilen talepler dikkate alınmamış ve bilimsel eğitimin en önemli unsuru olan ana dilde eğitim için Hükûmet bu yıl da hiçbir ödenek ayırmamıştır. Oysa 20/11/1989 tarihli Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 21’inci maddesi, taraf devletlere, bu Sözleşme’de yazılı haklar arasında özellikle vurgulanan çocuğun ana dilinde eğitim hakkı ve olanağını kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, dil ayrımı yapmadan tanıma yükümlülüğü getirmiştir. Devletlerin azınlık dilde eğitimi sağlama yükümlülüğüne işaret eden bir başka belge de 1992 Kasımında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen ulusal veya etnik, dinî ve dilsel azınlıklara mensup kişilerin hakları ile ilgili Birleşmiş Milletler deklarasyonudur.

Sayın milletvekilleri, sonuç olarak, eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu sorunlar, bütçe rakamlarının eğitim sisteminin ihtiyaçlarına yanıt verecek oranlarda artırılmasını gerektirmektedir.

Eğitimden beklenen amaçların gerçekleşmesi, artan öğrenci sayısı, derslik açıkları, eğitimin niteliğinin yükselmesi, fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin giderilmesi, otuz öğrencili sınıfların oluşturulması ve Millî Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü tarafından açıklanan 140 bin öğretmen açığının giderilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin millî gelire oranı artırılmalıdır. Bu düzeyin altındaki her rakam, sorunları gelecek yıllara ertelemekten başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Öğretmenlerimiz yıllardır ekonomik açıdan güçlük çekmekte, büyük bölümü ek iş yaparak ve borçlanarak yaşamaya çalışmaktadır. Bu durum, ülkenin geleceği olan çocuk ve gençlerimizin aldığı eğitimin niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle, eğitim emekçilerinin kendilerini yenileyerek daha nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma koşulları yaratılmalı, bunun için de, başta maaşlar olmak üzere, mesleki ve özlük hakları açısından insan onuruna yaraşır bir düzeye yükseltilmelidir.

Yüz binlerce öğretmeni yoksulluğun ve açlığın kıskacına alan, mesleğine karşı küstüren mevcut ayrımcı uygulamalara karşı, bilimsel, demokratik, nitelikli bir eğitim yaratmak için ana dilde eğitim görebilme koşullarının yaratılması, öğretmenlerimizi ekonomik ve sosyal açıdan tatmin eden bir çözüm bulunması ve zaman geçirilmeden somut adımlar atılması gerekmektedir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Fatma Kurtulan (Van). “Ankara milletvekili yılmaz ateş ve 35 milletvekilinin, öğretmenlerin sorunlarının ve okullardaki yetersizliklerin araştırılarak alınması gereken önlemler, bursa milletvekili ismet büyükataman ve 32 milletvekilinin, milli eğitimdeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemler hakkında (10/21,94)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2008-12-02-ankara-milletvekili-yilmaz-ates-ve-35-milletvekilinin-ogretmenlerin-s (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
