# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fatma Kurtulan (Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 4 Şubat 2010
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-02-04-danisma-kurulu-onerisi

> Fatma Kurtulan, 4 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.061 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; âdeta bir suç örgütüne dönmüş, mensupları çok sayıda silahlı saldırı, kız kaçırma, uyuşturucu ticareti gibi suçlara karışan, Kürt’ü Kürt’e kırdırtmanın en acımasız araçlarından biri olarak hayata geçirilen koruculuk sisteminin yol açtığı tahribatların, işlenen suçların bütün boyutlarıyla araştırılması ve aynı zamanda bu sistemin lağvedilmesi için verilen araştırma önergesinin gündeme alınması üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin kabul etmesi gereken bir gerçek var. Kürt sorunu bir asayiş sorunu olarak ele alındığı ve bu temelde çözüm arandığı sürece, hukuk dışı yapılanmaların, hak ihlallerinin önüne geçmek mümkün olmayacaktır.

Uluslararası çağdaş hukukta dikkat çekilen en önemli noktalardan şu hususlara yer verilmektedir: İnsan hakları kapsamında ele alınan haklar hiçbir koşulda ertelenemez, ihlal edilemez ve devlet bu hakkı karşılamadaki yükümlülüğünden muaf tutulamaz. Bu nedenledir ki, insan hakları kapsamına giren taleplerin karşılanmaması yönünde direnç gösteren devletlerde beklenen bir sonuç olarak hak ihlalleri inanılmaz boyutlara varmakta, meşru talepleri bastırmak için gayrimeşru araçlar kullanılmakta ve Türkiye’de olduğu gibi, antidemokratik yasalara sığınarak mücadele, açıktan ya da devlet hukuku dışında örgütlenmiş kontrgerilla, Ergenekon, JİTEM, Hançer Timi, Efeler Tugayı gibi çetelerle gizliden yürütülmektedir.

Türkiye’de dili yasaklanmış, kimliği reddedilen, köylerinin yakılıp yıkıldığı, beş bin yıldır yaşadıkları topraklardan göç ettirildiği, yaşlıların işkenceden geçirildiği, kadınların, çocukların linç edildiği, gençlerin ölüme terk edildiği bir Kürt halk gerçekliği var. Bu ülkede eğer bunlar yaşanıyorsa ve çocuklar slogan ve taş attığı için yargılanıp ağır cezalar veriliyorsa, o zaman orada ciddi sorunlar var demektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu masum Kürtlerin masum ve insani taleplerine karşı yıllardır yürütülen savaş, hukuksuz yapılanmaları, yargısız infazları, işkenceleri, katliamları, haksızlığı, göçü, köy yakmaları, zulmü getirmiştir. Neredeyse yarım asırdır bu haksızlıklara maruz kalan Kürtler açlığa, işsizliğe, yalnızlığa, yoksulluğa mahkûm edilmiştir.

Kürtlerin demokratik taleplerini bir bölünme paranoyasına çeviren anlayışa seslenmek istiyorum: Siz hiç gerçekten Kürtlerin yaşadıkları yeri Türkiye’nin bir parçası olarak gördünüz mü? Yılın altı ayı kar altında olan bölgeye bir kış gidip, insanların nasıl yaşadığını merak ettiniz mi? Özel harekât timleri tarafından kafalarından linç edilen çocukların nasıl travma yaşadıklarıyla ilgilendiniz mi? Okula gitmek için ocak ayında, köprüsü olmayan yolda çocukların ayakkabılarını çıkararak, göbeğine kadar çıkan suyun içinden geçmesine tanık oldunuz mu? Buna çare aradınız mı? Hastanelerde doktora Türkçe derdini anlatamadığı için derdine çare bulamayan yaşlıları, kadınları düşündünüz mü? Kendi topraklarında dili yasak edilen bir halkın acısını anlamayı denediniz mi? Siz hayatınızda kaç kez Hakkâri’ye gittiniz? Van’ın Başkale, Özalp, Saray ilçelerinde sınır köylerinden kaçakçılık yaptığı için öldürülenlerin birinin adını bilen var mı aranızda? Kürtler İstanbul’da, Ankara’da, Afyon’da kendilerine ev alıyorlar. Siz Van’da bir gün yaşamayı düşündünüz mü? Kendinizi, okulu, yolu, suyu olmayan köylerde, kahvehane köşelerinde işsiz güçsüz bırakılan, kaçak benzin getirirken vurulan, bir slogan attı diye linç edilen, öldürülen gençlerin, çocukların yerine bir dakika koyma cesaretiniz var mı? Siz taş atan on beş yaşındaki Berivan’ı bağrınıza basmayı düşündünüz mü? On beş yaşındaki bir çocuğa bu kadar öfke duymak için geçerli bir neden bulunabilir mi? Siz ana dilinizde şarkı söylediğiniz için linç edildiniz mi? Türkçe bilmediğiniz için, cezaevinde görüşüne gittiğiniz çocuğuna tek kelime söylemeden dönmenin acısını bilir misiniz? Ve sizlere soruyorum: Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin geri bırakılmış olması devletin Kürtlere olan bakış açısından bağımsız ele alınabilinir mi? “Kardeş” dediğiniz insanların sizlerle eşit koşullarda yaşamak istemelerinin sizi bu kadar öfkelendirmesinin sebebi nedir? Kürtler, siyasal, kültürel, sosyal hakları için mücadele etmeselerdi bölgedeki işsizlikten, kötü ekonomik koşullardan kim bahsedecekti? Bölgedeki geri kalmışlıkla ilgileniyor gibi görünmedeki amacınız Kürtlerin talep ettikleri siyasal, kültürel hak taleplerini maniple etme arzunuz dışında yorumlanabilinir mi?

Şunu içtenlikle belirtmeliyim ki: Artık Kürtler eski Kürtler değildir. Ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal haklar bir bütündür ve Kürtler bu mücadeleyi sürdürmekte kararlıdırlar. Devletin siyaset yapma kanallarını açmaktan ve Kürtlerin bu taleplerini yerine getirme yükümlülüğü ile yüzleşmekten başka çaresi yoktur. Doğru olan da aslında budur.

Bu haklı talepler karşısında devletin devreye soktuğu ve âdeta bir suç şebekesine dönüşen geçici köy koruculuğu 26 Mart 1985’te 3175 sayılı Kanun’la kabul edilmişti. İnsan Hakları Derneği tarafından hazırlanan raporlarda da belirtildiği üzere yasal olarak OHAL kalktığından bu sistemin de kalkması gerekmektedir. OHAL’i kaldırdığını iddia eden ancak fiilen devam ettiren Hükûmet, Bilge köyü katliamı ile tüyler ürperten koruculuk sistemini gözden geçireceğini söylemişse de bu konuda tek bir adım bile atmamıştır. Devlet içindeki yasa dışı yapılanmaların geçici köy korucularını birçok olayda kullandığına dair kuvvetli iddialar ileri sürülmüş olmasına rağmen, Hükûmet, JİTEM ve geçici köy koruculuğu arasındaki gizli ilişkileri açığa çıkarmaya yönelik hiçbir iddianın üzerine gitmemiştir.

Bu sistemin kaldırılmasını gerektirecek sebepleri daha da artırabilecek somut olguları sıraladığımızda, geçici köy koruculuğunun devamında ısrar “şiddet politikalarının devamında ısrar” anlamına gelecektir. Güvenlik kuvvetleri için belirlenmiş görev, sorumluluklar ve yaptırımlar bunlar için öngörülmüştür. Güvenlik güçleri için öngörülen ama pratikte uygulanmayan bu yaptırımlar korucular için söz konusu bile olmayınca, bölgede yaşayan insanlar için başlı başına bir güvenlik, tehdit ve sosyal kaos sorunu hâline gelmiştir. Bir demokrasi sorunu olan Kürt sorununda, şiddet politikasının devamında önemli bir araç olarak kullanılan geçici köy koruculuğu sistemi, aynı köyde yaşayan insanlar arasında bir husumet sebebi olmuştur.

Bugün yargı sisteminde çokça uygulanagelen itirafçılık ve Tanık Koruma Yasası’ndan korucular da yararlanmakta ve tanımadıkları insanlar hakkında ifade verebilmektedirler. Devlet gücünü arkasına alan korucular, elindeki silahlarla birçok suça karışmakta, cinayetler işlemektedir.

Bölgede 90’lı yılların başlarında yoğunlaşan köy boşaltma ve zorla göç ettirme olgusu 99 yılına kadar devam etmiştir. Bu dönem içerisinde yaklaşık beş bin yerleşim alanında 3 milyondan fazla bir nüfus, kendi iradeleri ve denetimleri dışında yaşam ortamlarını terk etmek zorunda kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları Derneğinin 2009 yılında açıkladıkları raporda, korucular tarafından gerçekleştirilen genel insan hakları ihlalleri bilançosu ise şöyle: 1992-2009; köy yakma 38, köy boşaltma 14, taciz ve tecavüz 12, kaçırma 22, silahlı saldırı 294, köy korucuları tarafından yaralanan 176, köy korucuları tarafından yapılan işkence, kötü muamele 454, köy korucuları tarafından gözaltına alınanlar 59, intihara sebebiyet verme 9, ormanlık alan yakma ise 17 olarak verilmiştir.

Otuz yıllık çatışma ortamında Kürtlerin başına örülen çorap koruculuk sistemiyle sınırlı değildir. Yerleşim alanları yakılıp boşaltılmış, yaylalara çıkmak yasaklanmış, binlerce dönüm orman yakılmış; boşaltılan, yakılan, yıkılan yerleşim alanında mevcut yol, su, elektrik gibi temel altyapı olanakları da yok olmuştur. Tarlalar kullanılmaz hâle gelmiştir, meyve bahçeleri yok edilmiş, ağaçlar kesilmiştir. Yayla yasakları hayvancılığın yok olmasına neden olmuştur. Boşaltılan köylerdeki arazi ve mülkler köy korucuları tarafından hem tahrip edilmiş hem de bunlara korucular tarafından el konulmuştur.

Yaşam alanlarından koparılan insanlar bölgedeki ve bölge dışındaki kent merkezlerine göç etmek zorunda kalmışlardır. Barınma, iş, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerden bütünüyle yoksun kalmışlardır. Esasen eksik olan yaşam alanlarından kopartılarak temel hak ve özgürlüklerinden yoksunlaştırılan bu insanlar yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fatma Kurtulan (Van). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 4 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-02-04-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
