# Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fatma Kurtulan (Barış ve Demokrasi Partisi, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2010
- **Gündem:** KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-02-10-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind-2

> Fatma Kurtulan (Barış ve Demokrasi Partisi), 10 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)); konuşma 508 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 10’uncu maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Darbe planları, baskılar, hak ihlalleri, işsizlik, tutuklanan, öldürülen, kaçırılan çocuklar, sokak ortasında katledilen kadınlar, hakları gasbedilen Tekel işçileri, ölümler ve linç tablolarıyla gündemden düşmeyen bir dönemi yaşamaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için “Asimilasyon bir insanlık suçudur. Kendi ana dilinizde eğitim görmek en temel hakkınızdır.” diyen Sayın Başbakan, yıllardır asimile edilen, dilleri yasaklanan Kürtlerin bu taleplerine karşılık olarak güvenlik güçlerini ve savcıları göreve çağırmış, açılım sürecini Kürt tutuklama operasyonuna dönüştürmüştür.

Ülkemizde bir türlü demokratikleşmeyen yargı, nöbetçi mahkemeler kurarak parti çalışanlarımızı, çocuklarımızı cezaevlerine kapatmıştır. Yargının bu kadar adaletten uzaklaştığı dönemde itirafçılık yasaları sürekli işler tutulmuş, kim olduğu belli olmayan şahısların kimlikleri gizli tutulmuş, verdikleri ifadeler tek başına mahkûmiyet kararına gerekçe olarak sayılmıştır. Oysa AİHM, gizli tanıklık konusunda, gizli tanığın beyanlarının farklı kanıtlarla desteklenmesi, tek başına tanık ifadesiyle mahkûmiyet kararı verilmemesi, tanık beyanlarının mahkûmiyet kararında ağırlıklı rol bile oynamaması kriterlerini arıyor. Ayrıca, gizli tanık olacak kişinin gerçekten tehdit altında olduğunun kanıtlanması gerekmektedir ama söz konusu Kürtler ve onların temsilcileri olduğunda, yargıçlar, savcılar, hâkimler için adalet, yargı bağımsızlığı teferruat olur, Kürtleri ağır cezalara çarptırmak için kanıt önemsizdir, ifade verenin kimliği ile hiç ilgilenmezler, güvenlik güçleri tarafından getirilen tanıklar onlar için yeterli kanıttır.

Türk yargı sisteminde önemli bir yeri olan itirafçılar, işledikleri ağır suçları affettirmek veya cezalarını hafifletmek için, sıklıkla yalan beyanlarda bulunmakta, masum insanları suçlamakta, hiç tanımadığı şahıslar hakkında ifadeler vermektedir. Bu tür delillere dayalı yargılamalar sonucu, sanık ağır cezalara çarptırılmakta, itirafçının ifadesi dışında suç işlediğine dair başka delil bulunmayan insanlarımız hayatlarının çoğunu sırf bu yüzden cezaevinde geçirmektedir.

Türkiye’de sürekli gündemde tutulan itirafçılık yasalarına bakıldığında, yargı âdeta itirafçılığı teşvik etmekte, işlediği suçtan ceza çekmeden kurtulmasına karşılık olarak başka biri hakkında tanıklık etme formülü sunmaktadır. İlki 1985 yılında çıkarılan Pişmanlık Yasası, yirmi beş yıl boyunca, valilerin basında çıkan demeçlerine göre, devletin itirafçıları maaşa bağladığını, yeni kimlikler verdiğini, başka bölgelere yerleştirdiğini, hatta gerektiğinde kimilerine estetik ameliyatla yüzlerini değiştirme imkânı sağladığını öğrendik. Güvenlik güçleri tarafından kullanılan itirafçı sayısının çok yüksek olabileceği belirtiliyor. “İtirafçı” denilen ve bir sistem hâline getirilen bu olgu, insanın nasıl değersizleştirildiğini ve kullanılabilir bir araç hâline getirildiğini gösterdi. İnsanlıktan çıkarılmış olan bu bireyler, sistemin dönen çarkları içerisinde birer suçluya dönüşüyorlar. Sistem çürürken kişileri de kendisiyle beraber çürütmektedir. İtirafçılık olgusu hukuksuz yapılanmalarla insanlığın karşısına dikilmekte, insanlığı yok etmeye aday olmaktadır. Bütün bu hukuksuz yapılanmalar, antidemokratik yöntemler, Kürt halkının taleplerinin demokratik çerçeveler kapsamında karşılık bulmamasından kaynaklı zeminde yaşam bulmuştur. Yargılanmanın yargılandığı bir sistem olan itirafçılık, siyasi düşünce suçundan dolayı gözaltına alınanlar hakkında işlenilen bir yargılama sistemi olarak hâlâ devam etmektedir.

Yukarıda kısaca bahsettiğim gibi devletin cezasını affetmesini sağlamak isteyen itirafçıların beyanları karşısında yargının nasıl bir tutum izleyeceği çok önemli. Türkiye’de bolca çıkarılan itirafçılık yasalarına bakıldığında yasa koyucunun itirafçılığı özendirdiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. Karşımızda böyle bir yargı sistemi dururken ve devletin neredeyse bütün kurumlarında “terörle mücadele” adı altında yürütülen bu kirli savaşta ortaya çıkan hukuksuz birimlerden geçilmezken, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının da aynı hukuksuzlukların devamı anlamına geleceğini söyleyebiliriz. Bu birimlere benzer birimler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fatma Kurtulan (Barış ve Demokrasi Partisi, Van). “Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-kurtulan-23-2010-02-10-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
