# Adli sicil kanunu teklifi ve adalet komisyonu raporu (s.s.899)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2005
- **Gündem:** ADLİ SİCİL KANUNU TEKLİFİ VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.899)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-05-25-adli-sicil-kanunu-teklifi-ve-adalet-komisyonu-raporu-s-s-899

> Feridun Ayvazoğlu (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADLİ SİCİL KANUNU TEKLİFİ VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.899)); konuşma 2.170 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 899 sıra sayılı Adlî Sicil Kanunu Teklifiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu nedenle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, yine, bu kanun teklifinin tasarı olmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bugüne kadar değişiklik tekliflerinin Yüce Meclise gelmesinde, hemen hemen burada konuşma yapan bütün hukukçu arkadaşlarımızın dile getirdiği gibi, gerçekten, bunların, elbette, sayın milletvekillerimiz tarafından teklif şeklinde getirilmesi, Anayasada verilen belli başlı yasama görevlerinden biridir; bunu hepimiz saygıyla karşılıyoruz. Elbette, Yüce Meclisin üyelerinin görevi, yasa teklifi getirmektir, Meclisin huzurunda bu teklifleri sonuna kadar savunmaktır ve kanunlaştırmaktır. Böyle bir teklifle karşı karşıyayız.

Tabiî, teklifin adına bakıldığında, "Adlî Sicil Kanunu" adında bir teklifin olduğunu görmekteyiz. Şimdi, Adlî Sicil Kanunu neyin uzantısıdır, devamıdır?.. Toplumun, sosyal bir toplumun temel yapısına bakıldığında, eğer bir tarif ve tabir gerekirse, Türk Ceza Kanunu, bu sosyal toplumun aort damarlarındandır. Türk Ceza Kanunu aort damarı ise, onun uygulanabilirlik alanını hayata geçirebilecek, CMK gibi, İnfaz Kanunu gibi ve Adlî Sicil Kanunu gibi kanunlar da, bu sosyal toplumun, Türk Ceza Kanunu yanında, kılcal damarlarıdır. Yani, Türk Ceza Kanununa göre, işlenmiş olan bir suça ceza verebilmenin, cezasını verebilmenin yolu ve yöntemi, bağımsız yargı organlarıdır, bağımsız yargı organlarını temsil eden yargı mensuplarıdır ve bağımsız yargıçlardır.

Bu mahkemelerce verilmiş olan kararların, elbette, infazı gerekecektir veya mahkemelerce verilen kararların, eğer şartları varsa, infazına gerek görülmeyecektir. Bu infaz edilecek cezaların başında da, elbette, suçun ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapisten tutalım, müebbet hapis, süreli hapis ve bunun dışında da, yeni bir sistemle; yani, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan kanunlarımızla birlikte, yeni bir sistemle, adlî para cezasıdır.

Şimdi, bu cezaların, mahkemeler tarafından verilmiş bulunan cezaların infaz aşamasını, dün görüşmüş olduğumuz birtakım değişikliklerle, yine, cezaların ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kanunla yerine getireceğiz. Bunun da yürürlük tarihi, yine, 1 Haziran 2005 tarihidir.

Değerli arkadaşlarım, o günden, diliyoruz ve istiyoruz ki -1 Haziran 2005 tarihi miladî bir tarih; ama, önümüzdeki günlerde, toplumun değişen ihtiyaçlarına göre de, değişmesi en az kanunlar olarak yürürlüğe giren kanunlar olsun. Bu kanunların başında, konuşmamızın ilk cümlelerinde de bahsettiğimiz gibi, Türk Ceza Kanunu gelmektedir, Ceza Mahkemesi Kanunu gelmektedir, Cezaların ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı gelmektedir ve bunun hemen yanı başında da, bugün görüşmekte olduğumuz Adlî Sicil Kanunu gelmektedir.

Şimdi, Adlî Sicil Kanununun geçmişine bir bakıldığında, 22.11.1990 tarihinde yürürlüğe girmiş olan ve bugüne kadar uygulanagelen bir Adlî Sicil Kanununun olduğunu hepimiz bilmekteyiz.

Adlî Sicil Kanunu denildiğinde, bir benzetmeyle ben sizlere konuyu açıklamaya çalışmıştım. Türk Ceza Kanunu olmadan, az önce bahsetmiş olduğumuz diğer kanunların, gerçekten, herhangi bir anlam ifade etmeyeceği ve edemeyeceği açıktır. Türk Ceza Kanununun uygulanabilmesinin yolu ve yöntemi de, bağımsız yargı organlarımız tarafından yerine getirilir şeklinde, kısaca, sizlere bahsetmiştim.

Şimdi, bizim 1 Haziranda yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin mahiyetine bakıldığında, çok açık bir biçimde yeni bir sistemle karşı karşıyayız. Bildiğimiz gibi, yetmişdokuz yıldır uygulanagelen, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun uygulanmasında ve onun devamındaki, Türk Ceza Kanununun uygulanması için gerekli olan diğer kanunların, özellikle, 647 sayılı Kanunda yer alan hükümlerin; ki, gerçekten, alabildiğine, olabildiğine, her türlü konuya girmiş bulunan, aslında, olmaması gereken, İnfaz Kanununda olmaması gereken birtakım maddeleri içeren bu kanunlarla karşı karşıya getirdiğimizde, yeni sistemin, gerçekten, sade bir sistem olma yolunda büyük bir uğraşla Yüce Meclisin ve kamuoyunun huzuruna getirildiği de bir gerçektir. Bu gerçeği de kabul etmemiz gerekir.

Bu ana kadar uygulanagelen bir sistem, memnu hakların iadesi diye bir sistemden bahseder idik. Bunu özellikle -biz- hukukçu arkadaşlarımız, avukat arkadaşlarımız ve yargı mensuplarımız çok yakinen bilirler, sık sık da karşı karşıya kalırlar, bu talepleri değerlendirirlerdi. İnanıyoruz ki, 1 Haziranda yürürlüğe girecek olan bu Türk Ceza Kanunu, devamındaki bahsettiğimiz kanunlar ve şimdi görüşmekte olduğumuz Adli Sicil Kanunuyla memnu hakların iadesi sistemi kaldırılmaktadır. Bunun olumlu bir girişim, olumlu bir değişim olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Gerçekten, memnu hakların iadesinin mahiyet olarak kısaca tarifini yaparsak; herhangi bir suçlu vatandaş ceza alıyor ve bu cezanın süresi, hak yoksunluğu süresi, yerine göre ömür boyu devam ediyor idi. Halbuki, öyle bir ihtiyaç hâsıl oluyor ki, vatandaş yönünden, zamanında hasbelkader suç işlemiş bir vatandaş yönünden öyle bir durum hâsıl oluyor, ihtiyaç oluyor ki, memnu hakların, yani, yasaklanmış olduğu hakların geri iadesi şeklinde mahkemeden karar alır ise bu hakkını kullanabilme imkânına kavuşacak idi. Memnu hakların iadesi kısaca budur. İşte bu taleplerle ilgili, mahkemeler, gerçekten, özellikle yerel mahkemelerimiz, birtakım taleplerle karşılaşıyorlar ve bu talepleri yerine getirmek için de bir hayli emek sarf ediyorlar. Elbette bu emeği sadece mahkemelerdeki yargıçlar, savcılar harcamıyor, orada bulunan bütün personel bu tür emeklere katkıda bulunuyorlar. Hepsi, zaman tasarrufu değil, aksine, zaman israfı yapmış oluyorlar.

İşte, yeni getirilen Türk Ceza Kanunundaki 53 üncü maddede bahsedilen "hak mahrumiyetleri, hak yoksunluğu" şeklinde düzenlenen sistem ve buna paralel olarak da getirilen Adlî Sicil Kanunundaki sistemle, bu talepler artık yapılmayacak ve belirli suçlardan dolayı hak yoksunluğu uygulamalarına son verilmiş olacaktır.

Özellikle de Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesindeki hak yoksunluklarının hapis cezası almayla olabileceğini, bunun, adlî para cezası verilmesi halinde hak yoksunluğunun uygulanmayacağı gerçeğini de burada belirtmek istiyorum.

Bunun devamında, değerli arkadaşlarım, yine Anayasamızın 76 ncı maddesinde, özellikle milletvekili seçilmesine, milletvekili seçilebilmesine engel olabilecek suçlar yönünden ayrı tutulmak şartıyla, yine burada, Adli Sicil Kanunu Teklifinde özel bir madde getirilmiştir. Yani, bu maddede, özel, istisnaî bir durum getirilmek suretiyle, Anayasamızın 76 ncı maddesi bu kanunun dışında tutulmaya çalışılmıştır.

Şimdi, bu, olması gereken bir istisnaydı, bu kanunda yer almasını olumlu karşılıyoruz.

Görüşmekte olduğumuz Adlî Sicil Kanunu Teklifiyle, birincisi, mahkemelerden verilen bütün kararların -infaz edilmiş olsun, infaz edilmeyip ertelenmiş veya adlî para cezasına çevrilmiş olsun- bunların, adlî sicil kayıtlarına geçirilmesi sistemi getirilmektedir.

Bunun dışında, bu kayıtlar geçtikten sonra da arşiv kayıtları söz konusu olmaktadır ve bu arşiv kayıtlarının da ne kadar süreyle geçerli olduğu, ne kadar süre sonra işlemden kaldırılacağı, bir noktada, silineceği hüküm altına alınmıştır.

Yine, aynı kanunla, bu adlî sicil arşivinin silinmesine dönük olarak seksen yıllık bir süre konulmuştur. Şimdi, tabiî, burada, gerçekten, Yüce Meclise bu bilgileri verirken, 12 nci maddeyle getirilen bu seksen yıllık sürenin gerçekten adil bir süre midir, yeterli bir süre midir, çok fazla bir süre midir; bunun, görüşmekte olduğumuz bu kanunun görüşülmesi sırasında gerek komisyonumuz tarafından gerekse Bakanlık tarafından değerlendirilmesinde fayda var diye düşünüyorum. Gerçekten, seksen yıllık bir sürenin, uzun bir süre olduğu kanısını burada sizlere, Yüce Meclise sunmak istiyorum, belirtmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yine, Adlî Sicil Kanununda getirilen bir sistemle, burada, hepimizin bildiği gibi, şu ana kadar uygulanagelen sistemde, sabıka kayıtları dediğimiz sabıka kayıtlarının da bizim vatandaşlarımızın hemen hemen her yerde, her kurum ve kuruluşa başvurması halinde istenen bir kayıt olduğunu bilmekteyiz. Bu sistem yine devam edecektir. Bu sistemin uygulanabilmesi için adlî sicil kayıtlarının, sabıka kayıtlarının istenebilmesi için iki görevli merkez oluşturulmaktadır. Birincisi, yerel merkez dediğimiz mahallî merkezler, her adliyenin bulunduğu yerdeki adliyeler, cumhuriyet savcılıkları, bu adlî kayıtları, belgeleri vermeye yetkili olacak ve bu kayıtları tutacak olan kurumlardır. Bir diğeri de, Adalet Bakanlığına bağlı Adlî Sicil Genel Müdürlüğü olacaktır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bütün vatandaşlarımızı, özellikle de herhangi bir kurum veya kuruluşta iş talebinde bulunan vatandaşlarımızı veya öğrencilerimizi, yurtlarda kalacak öğrencilerimizden tutunuz da herhangi bir yere giderken, seyahat ederken, yurtdışı seyahatlerinde istenen bu sabıka kayıtlarının bu merkezlerden istenmesiyle ilgili bir para miktarı bu kanunla getirilmektedir; 3 YTL şeklinde, yani şu andaki 3 000 000 TL şeklinde bir para istenecektir. Evet, bugüne kadar uygulanagelen sistemde de, yine, sabıka kayıtları talebinde bulunulurken, bu paralar adliyeye, cumhuriyet savcılığı nezaretinde, vakıf bünyesinde olmak üzere belirli bir miktar alınıyor. Düşününüz, yani Türkiye çapında 70 000 000 nüfusa sahip Türkiye'nin yarısının, 30 000 000 - 35 000 000 insanın ortalama bir sirkülasyonla her gün veya haftada bir, altı ayda bir, senede bir sabıka kayıtlarını istemek zorunda kalmasında, küçük bir para gibi gözüken bu paranın, işsizliğin gerçekten çok korkunç boyutlarda olduğu ülkemizde insanlarımızı ve aileleri ne derece etkileyebileceğini de burada huzurunuzda belirtmek istiyorum. Yerine göre, yine, gerek komisyonumuz tarafından gerekse bakanlık tarafından, bu, alınması gerekli diye madde halinde Adlî Sicil Kanununa yerleştirilen 3 YTL'nin de, gerçekten vatandaşlarımızdan alınmayarak böyle bir bürokrasinin engel olarak da kaldırılmasında fayda var diye düşünüyoruz. Çünkü, gerek bakanlığımız gerekse devletimizin vatandaşlarımızdan alacağı 3 YTL'lik sabıka kaydı parasına da ihtiyacının -yerine göre, devletimiz tarafından- olmadığını hemen hemen hepimiz bilmekteyiz. Bu vesileyle, bir bürokratik engeli de aşmış oluruz diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, elbette, bizlere düşen, biz milletvekillerine düşen görevler, bu tür kanunlarda hangi amaç güdülürse güdülsün, elbette, toplumun yararına, insanların yararına bir amaç güdüldüğü gerçeğiyle karşı karşıyayız; bunu hiçbirimiz inkar edemeyiz. Eğer bir kanun teklifi getiriliyorsa, hükümetler tarafından bir kanun tasarısı getiriliyorsa, bunların temelinde, o topluma hizmet verebilmenin amacı yatmaktadır; ancak, getirilen bu kanun tasarı ve tekliflerinin karşısında, muhalefet olarak, muhalefet milletvekilleri olarak bizler de çıkıp, sizlere, birtakım eksikliklerin olduğunu, hataların olduğunu, hataların yapılmakta olduğunu söylüyorsak bizim bu söylememizin temelinde de yine iyi niyet vardır; yine, içinde yaşadığımız, sorumlu olduğumuz topluma karşı yerine getirmek zorunda olduğumuz bir görev anlayışı yatmaktadır. Bu amaçla, bizler burada, kürsülerde, eğer, getirilen kanun tasarı ve tekliflerine karşı eleştiride bulunuyorsak, lütfen, sizler tarafından da, iktidar tarafından da bu amaçla, iyi niyet amacıyla bunları söylediğimizin altını çizmek istiyorum. Zaman zaman bunu görüyoruz; özellikle ülkemizin çok ciddî sorunlarında Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Anamuhalefet Partisi olarak söylemiş olduğumuz, gerek Irak politikasından, tezkere kararının reddinden tutunuz gerekse ülkemizin Avrupa Birliği anlayışında düşmüş olduğu zorluklar, düşebileceği zorluklar karşısında söylediklerimizin tek tek bugün artık doğru olduğu, doğrulandığı da kamuoyu tarafından anlaşıldığı gibi, inanıyoruz ki, iktidar tarafından da anlaşılmaya ve kabullenilmeye başlandığı da bir gerçektir. O nedenle, bu kanunların buralardaki görüşmelerindeki konuşmalarımızı lütfen bu çerçevede algılayınız. Hiçbir şekilde polemik konusu olarak bunları söylemiyoruz. İşin gerçek yönü ve yanı neyse bunları anlatmaya çalışıyoruz. Eksiklikler ve hatalar varsa, bunun altında, sadece ve sadece Anamuhalefet Partisi olarak muhalefet etmek adı altında muhalefet etmediğimizin, gerçekten topluma yararlı birtakım işlem ve eylemleri hep birlikte yapabilmek için bunları söylediğimizin bilinmesini istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir hususu daha arz edeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Şimdi, sizler, hükümet olarak, iktidara geldiğinizden bugüne kadar, hep merkeziyetçilikten şikâyet etmişsinizdir; artık merkeziyetçilikten uzak, her şeyi yerli yerinde yönetelim anlayışını hep iddia etmişsinizdir, hep savunmuşsunuzdur. Yerine göre, hangi noktalarda merkeziyetçi olunması gerekir, hangi noktalarda yerel sorumluluğun daha da fazlalaştırılması gerekir noktasında, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yerine göre savunma ve iddialarda bulunduk.

Şimdi, bakıyoruz, bu Adlî Sicil Kanunu Teklifinin 16 ncı maddesiyle, merkeziyetçiliği biraz daha kendinize almış gözüküyorsunuz. Şimdi, 16 ncı madde, açık bir biçimde şu şekilde:

"Merkezî ve mahallî adlî sicildeki atamalar

Madde 16.- Merkezî ve mahallî adlî sicildeki şube müdürü, mühendis, çözümleyici, programcı, istatistik uzmanı, tercüman, şef, bilgisayar işletmeni ile veri hazırlama ve kontrol işletmenleri Adalet Bakanlığınca atanırlar, gerektiğinde sözleşmeli olarak da çalıştırılabilirler."

Şimdi, uygulanan bir gerçek var. Şu anda bütün Türkiye çapında, hemen hemen bütün adalet komisyonlarında yapılan bir sınav var. Bu sınavlara, yerine göre ceza ve infaz koruma memurluğu için başvuranlar bulunuyor, yerine göre zabıt kâtipliği için başvuranlar bulunuyor. Tabiî ki , ana şart, ana kural KPSS'den belirli bir sınır puanı almaları gerekiyor.

Şimdi, buralarda, bu memur alımlarında Adalet Bakanlığı bünyesindeki taşra teşkilatlarına, adalet komisyonlarına bu yetkiyi veriyoruz, yerele bu yetkiyi kaydırıyoruz; ama, Adlî Sicil Kanunundaki mahallî adlî sicildeki şube müdüründen bahsetmek suretiyle, birtakım vasıfları belirtilen, mühendis gibi, çözümleyici programcı gibi vasıflara sahip kişileri almaya da Adalet Bakanlığını yetkili kılıyorsunuz.

Şimdi, burada, iktidar olarak, hükümet olarak bugüne kadar söylemiş olduğunuz, benim de az önce belirtmiş olduğum merkeziyetçilik anlayışına yaklaşıp çelişkiye düşmüş oluyorsunuz. Bunun, değerlendirilmek suretiyle, en azından bu maddede merkezi, bir noktada, eğer kendinizde tutmaya çalışacaksanız, mahallî adlî sicildeki atamaların da, orada bulunan, bakanlık bünyesinde bulunan komisyonlar tarafından yerine getirilmesinin politika olarak, sizlerin bugüne kadar söylemiş olduğunuz söylemlerinize daha yakın olduğu ve olacağı kanısını taşımaktayım. Bunu, Yüce Meclisin huzurunda belirtmeyi görev sayıyorum.

Burada, bunu, kesinlikle Sayın Bakanımızın kişi olarak, kişilik olarak herhangi bir güvensizliğine dayalı şekilde belirtmiş değilim. Çünkü, bugün biz varız, bugün Adalet Bakanı Sayın Çiçek var, yarın bir başkası gelecektir, yarın bir başkası bakan olacaktır; ama, kanunlarımız kalıcı olacaktır. Bu nedenle, merkeziyetçilikten uzak, bürokrasiyi azaltıcı bir önlem alabilmenin yolu da, Adlî Sicil Kanunundaki bu 16 ncı maddenin yeniden tartışılıp, yeniden ele alınmak suretiyle burada yapılacak çalışma açısından da bizler, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, katkı vereceğimizi bildirmek için bunu belirtiyorum. Bu nedenle, 16 ncı maddenin de ele alınmasında fayda olacağını düşünmekteyim.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bununla, az önce de söylediğimiz gibi, yürürlükten kaldırılan hükümlerimiz, yürürlükten kaldırılan kanunumuz olduğunu belirtmiştim. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte -ki, 1 Haziran, artık, herkes tarafından bilinen diye kabul ediyoruz, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek -22.11.1990 tarih ve 3682 sayılı Adlî Sicil Kanunu da yürürlükten kaldırılmış olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, yine, burada, belirtmeye çalıştığımız diğer eksikliklerin de, yerine göre, bu kanun kapsamı çerçevesinde, görüşmelerin yapıldığı sırada, burada bulunan bürokrat arkadaşlarla ve milletvekili arkadaşlarla, Komisyonun ve Bakanlığın birlikte değerlendirme yaparak, belirtmiş olduğum sakıncaların giderilebilmesine imkân sağlamak açısından öneriler verilir ise, buna, Cumhuriyet Halk Partisi olarak da destek vereceğimizi bildiriyorum.

Çıkarmaya çalıştığımız ve yepyeni sistemleri içerecek olan Adlî Sicil Kanunu Teklifinin, değerli milletvekili arkadaşımız Sayın Hakkı Köylü'nün teklifinin, hükümetle birlikte, Bakanlıkla birlikte yapılan bir çalışma ve teklif olduğu inancını taşıyoruz.

Bu kanun, ülkemize ve 1 Haziranda yürürlüğe girecek olan Türk Ceza Kanunu ve onun devamındaki, az önce belirttiğimiz, kılcal damar olarak tarif ettiğimiz diğer kanunlar da toplumumuza sosyal barış getirir ve bu barış doğrultusunda insanlarımızın huzurlu bir şekilde yaşamasına katkıda bulunur dileğiyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “Adli sicil kanunu teklifi ve adalet komisyonu raporu (s.s.899)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-05-25-adli-sicil-kanunu-teklifi-ve-adalet-komisyonu-raporu-s-s-899 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
