# Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2005
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903

> Feridun Ayvazoğlu (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)); konuşma 1.329 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bir teklif daha karşımızda ve huzurumuzda; 903 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini görüşmekteyiz. Tabiî, bu kanun teklifinin temeline bakıldığında, aylar önce bu Mecliste yasalaşan, CMK adını alan, eskiden Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu olup, yeni kanunla Ceza Muhakemesi Kanunu adını alan kanunun birkısım maddelerinin değiştirilmesine dair teklifle karşı karşıyayız.

Benden önceki konuşmacı arkadaşlarım kendilerine göre yorumlarını yapıp konuştular, özellikle partimiz Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan Değerli Eraslan arkadaşımızın da belirttiği eleştirilere katılmamak mümkün değil. Bu yasanın temelinde, hepimizin, özellikle Adalet Komisyonu üyeleri olarak biz hukukçuların, altkomisyonda görev yapmış olarak yine biz hukukçu milletvekili arkadaşlarımızın, Adalet Komisyonunun ve tüm milletvekillerimizin sorumluluğu vardır; ama, sorumluluk altında bulunan her milletvekilimizin de, elbette, kendisine göre belirli değerlendirmeleri vardır ve kendisine göre belirli eleştirileri söz konusudur; bunu da doğal karşılamamız gerekir.

Şimdi, biz, gerek Türk Ceza Kanununda gerekse Türk Ceza Kanununun devamındaki kanunların yapımında, daha önceki konuşmamda belirtmiş olduğum, Türk Ceza Kanununu sosyal toplumun aort damarı olarak kabul edersek, bu kanunları da o aort damarın kılcal damarları olarak kabul ettiğimizi söylemiştim. Bu doğrultuda olmak üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu da, elbette, Türk Ceza Kanunu olmadan uygulanması mümkün olmayan bir kanun; yani, Türk Ceza Kanunu var ise Ceza Muhakemesi Kanunu vardır, Türk Ceza Kanunu var ise, uygulanıyor ise İnfaz Kanunu vardır, Türk Ceza Kanunu var ise Adlî Sicil Kanunu vardır ve diğer, buna bağlı olan kanunlar vardır. İşte, Ceza Muhakemesi Kanunu da, Türk Ceza Kanununun hemen yanı başında bulunması gereken, bağımsız yargı organlarının, yargı mensuplarının yapması gereken usule ilişkin işlemlerin ne şekilde yapılacağını belirli bir düzenleme içerisine alan, Ceza Muhakemesi Kanunu adı altında yer almıştır.

Şimdi, gerek Ceza Muhakemesinin çıkış noktası olsun gerekse Türk Ceza Kanununun çıkış noktası olsun, bireyin özgürlüğünü öne alan, şüpheli veya sanığın haklarını korumakla birlikte, gerçekten, adalete ulaşabilmenin yolunun nereden geçtiğinin, nerelerden, hangi delillerden ulaşılabileceğinin yolunu açan ve bu delillerin elde edilebilmesi için de hemen yanı başındaki Ceza Muhakemesi Kanununun yetkili ve görevlilerimize ne derecede ve ne biçimde yetki verdiğini kapsayan bir kanun Ceza Muhakemesi Kanunu.

Şimdiye kadar yapılan görüşmelerde Ceza Muhakemesinin çıkış noktası olarak şu belirtildi: Eskiden, şimdiye kadar yapılan uygulamalardaki suçludan delile değil, bunu tersine çevirip, delilden suçluya gitme prensibini birinci prensip olarak, hedef olarak almamız gerekir diye bu kanunun yapısının temelini oluşturduk.

Elbette, bunu yaparken ne derece gerçekleştirebildik, bu amaca ulaşabildik; bunlar tartışılması gereken konular. Neden tam anlamıyla hedefimize ve amacımıza ulaşamadığımızı, şimdiye kadar bu kanunlarla ilgili konuşan bütün arkadaşlarımız hemen hemen ilettiler, belirttiler; bizler de belirttik; bu kürsüde, defalarca çıktık, söyledik. Maalesef, bu şekilde, temel kanunlarımızın kamuoyuyla paylaşılmak suretiyle... Kamuoyunun kendine has sorumluluğu da dahil olmak üzere, kamuoyunu suçlama gibi bir yetkiye ve sorumluluğa bizler sahip değiliz. Kamuoyunu suçlamak, hiçbir şekilde, sivil toplum örgütleri de dahil olmak üzere, Yüce Mecliste görev yapan milletvekillerine verilmiş bir hak değildir. Biz, kamuoyuna karşı, milletimize karşı boynumuzun kıldan ince olduğunu kabul eden kişileriz, vekilleriz. O açıdan, bizler, yeterince, eğer, kamuoyunu ve sivil toplum örgütlerini bilgilendiremediysek, onların ilgisini bu kanunlar yapılırken çekemediysek, bu sorumluluğu ve eksikliği, biz, kendimizde bulmak zorundayız. Yoksa, ne yapalım kardeşim, biz, bu kanunlar yapılırken, bütün sivil toplum örgütlerine, demokratik kuruluşlara ve kamuoyunun çok çeşitli kesimlerine, üniversitelere bilgi verdik; gelselerdi de bizlere de bu yönde bir ışık tutsalardı, yol gösterselerdi diye kendimizi savunamayız. Böyle bir hakkımızın, kendimizde, milletvekilleri olarak, Yasama Meclisi üyelerinde olduğunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu noktadan hareket ettiğimizde, elbette, Ceza Muhakemesi Kanununu bu görüşler doğrultusunda yaptık. Ceza Muhakemesi Kanunu, diğer kanunlar gibi, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek.

Daha önce, hepimizin bildiği gibi, bu yürürlük tarihi 1 Nisan 2005 tarihiydi; ama, birtakım ihtiyaçlar ve eksikliklerin acilen giderilmesi gerektiği noktasından hareket ederek, biz, bu tarihi, Yüce Meclisin üyelerinin oybirliğiyle, 1 Haziran 2005 tarihi olarak değiştirmiş olduk. Bu, Ceza Muhakemesi Kanunu da 1 Haziranda yürürlüğe girecek.

Yürürlüğe girecek olan Ceza Muhakemesi Kanunu değişikliğinde, 30 küsur madde değişikliğinde, gerçekten, bireyin özgürlüğünden tutalım, mağdurun haklarını da önplana alması gereken bir kanun olması noktasından, hepimizin bu çıkış noktasından hareket ettiğini bir kez daha burada ifade etmek istiyorum; ama, bunu yerine getirirkenki eksikliklerimizi de, acelecilikten tutunuz, bir an önce çıksın mantığıyla hareket etmemizdeki hatalarımız da dahil, bunları bu şekilde değerlendirmemiz gerekir.

Şimdi, karşımıza toplam 33 madde olarak gelen CMK'daki değişikliğin 2 nci maddesine baktığımızda, biraz önce belirtmiş olduğum, delilden suça ve suçluya gitme noktasını önplana çıkaran bir madde olduğunu görmekteyiz. Gerçekten, şimdiye kadar, birtakım delillerin değerlendirilmesinde, özellikle şüpheli ve sanığın bedeni üzerindeki muayenelerin çok defalar tartışmalara yol açtığı, yargı mensuplarımız tarafından, bu beden muayenesinin, iç beden muayenesi-dış beden muayenesi şeklinde ayırımının ne şekilde olacağı hususunda, gerçekten, birhayli tartışma ve farklı anlayışlar çıktığı noktasından böyle bir madde düzenlenmiş oldu. Bu maddenin amacı da, elbette, az önce belirttiğimiz prensibi yerine getirebilmemiz; yani -neydi o prensip- delilden suçluya gitme prensibini ele ve öne aldığımız içindir.

Şimdi, burada, 75 inci maddede "delil elde etmek için, şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesine..." şeklinde devam ediyor. Bunun, kimin tarafından, hangi yetkili tarafından yapılacağı, yine, madde hükmünde yer alıyor. Cumhuriyet savcısı tarafından, mahkeme tarafından, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında olmak üzere... Önce cumhuriyet savcısı, daha sonra, mahkeme aşamasında, kovuşturma aşamasında ise, mahkeme veya hâkim tarafından yapılacağı hüküm altına alınıyor. Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan bu tür iç muayenelerin, iç beden muayenesinin, kan ve tükürük alınarak... Bunların incelenmesi adı altında beden muayenesinin cumhuriyet savcısı tarafından yapılması halinde, yirmidört saat içerisinde hâkimin onayına sunulması gerektiği ve hâkim tarafından da yirmidört saat içerisinde bunun ret veya kabul şeklinde onaylanması gerektiği; eğer, onaylanmaz ise, bu alınan kararın, cumhuriyet savcısı tarafından alınan iç beden muayenesi kararının geçersiz olduğu, hükümsüz kaldığı şeklindedir. Bunun devamında da, elde edilen, bu şekilde hâkim tarafından onaylanmayan, elde edilen delillerin, delil olarak kabul edilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır. Bunlar iyi niyetli bir şekilde, suçluya erişebilmenin yolunu açmak açısından, gerçekten, olumlu hükümler ihtiva etmektedir.

Yine, daha önce, değişiklik teklifinde, şüpheli veya sanığın, hukuken geçersiz olmamasına rağmen, rızasının da alınması gerekiyor şeklinde kaleme alınmıştı. Bu, çeşitli tartışmalara sebebiyet verdiği için, şüpheli veya sanığın, elbette, rızasının ne derece geçerli olup olmadığını, Yüce Meclisin huzurunda birbirimize sorduğumuzda, elbette, tam iradesine sahip olmayan, iradesi baskı altında olan, özgürlüğü kısıtlı durumda olan şüpheli veya sanığın rızasının geçerli olmasının da, gerçekten, düşünülmemesi gerektiği noktasında "rıza" ibaresi de bu değişiklikle çıkarılmış, yepyeni bir değişiklikle karşımıza gelmiştir.

Şimdi, burada, tabiî, iç beden muayenesinin kimler tarafından yapılacağı da, yine, maddede hüküm altına alınmıştır. İç beden muayenesinin yapılabilmesi ve -yapacak kişiler olarak da- hekimler ve sağlık mesleği mensupları tarafından yapılması gerektiği, yine, sanık veya şüphelinin bedeninin bir noktada sağlıklı bir şekilde muayene ettirilmesini sağlamak açısından böyle bir hüküm getirilmiş ve muayenenin kimler tarafından yapılacağı hüküm altına alınmıştır. İç beden muayenesinin yapılmasında vücudun hangi bölgelerinin açık bir şekilde iç beden sayılıp sayılmayacağı da yine bu şekilde maddede hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, şüpheli ve sanık bedeni üzerindeki iç beden muayenesinin ancak ve ancak suçla ilgili delillerle ilgili olmak üzere alınabileceğini hüküm altına almıştır. Bunun dışında, örneğin, veri bankasında kullanılmak üzere veya bilimsel deney yapılmak üzere, kesinlikle şüpheli veya sanığın iç beden muayenesinin yapılamayacağı ve bununla ilgili kan, tükürük gibi, vücuttan alınması gereken örneklerin alınamayacağı da burada belirtilmiştir.

Yine aynı maddede hüküm altına alınan bir fıkrayla da, verilen kararların itiraza tabi olduğu belirtilmiştir. Bu da, bir noktada hâkim tarafından, mahkeme tarafından güven hususunu temin etmeye yönelik olması açısından olumlu bir yaklaşımdır diye düşünüyoruz.

Ayrıca, başka bir fıkrayla da, elbette, özel kanunlarda yer alan alkol muayenesi ve kan örneği alınmasına ilişkin hükümler saklı tutulmuştur. Buna çarpıcı örnek verecek olursak, elbette, Karayolları Trafik Kanununun uygulanmasındaki denetimlerde görevlilerin alkol muayenesi yapmasının kaçınılmaz olduğu da bir gerçektir. Bu tereddütü de ortadan kaldırmak için böyle bir fıkra ihdas edilmiştir. Yine buna benzer, Hıfzıssıhha Kanununda yer alan birtakım kişilerin muayenesinin yapılabilmesini, kan örneklerinin alınabilmesini de açıklığa kavuşturmak açısından, tereddütleri gidermek açısından böyle bir fıkra ihdas edilmiştir. Bu fıkranın da olumlu bir fıkra olarak maddede yer aldığını görmekteyiz.

Sayın milletvekilleri, bizim belirtmek istediğimiz konu, gerçekten bu kanunlardaki değişikliklerin, elbette, Meclisteki değerli milletvekillerimiz tarafından getirilmesi kadar doğal bir şey olmaz, olamaz, düşünülemez; çünkü, her milletvekilinin yasama görevini yerine getirmekle mükellef olduğunu ve sorumlu olduğunu bilmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
