# Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim
- **Tarih:** 27 Haziran 2005
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-06-27-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2

> Feridun Ayvazoğlu (CHP), 27 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.467 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 951 sıra sayılı Kanun Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu nedenle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, görüşmekte olduğumuz 18 inci maddeye ilişkin -daha önce yapmış olduğumuz konuşma çerçevesinde olduğu gibi- gerçekten, bir muhalefetimizin olmadığını belirtmek istiyorum. Biz, muhalefet şerhimizi, gerek komisyonda gerekse altkomisyonda kaleme aldık ve Yüce Meclise sunduk. Onun dışında, bu madde, muhalefetimize ilişkin değil.

Şimdi, 18 inci maddeyle, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 37 nci maddesinde bir değişiklik söz konusu. Bu değişiklik, öncelikle, bir şekil olarak, kelime olarak şu şekilde: Daha önce "Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda" şeklinde devam ediyor, şimdi "şartları ve şekli" olarak bir değişiklik var.

Yine, 37 nci maddenin (b) bendindeki "sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile adalet müfettişliği hizmetinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunanlar arasından muvafakatları da alınarak" diye bir şart getiriliyor.

Yine, ikinci fıkrasında ise, sadece şu değişiklik söz konusu: "Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına, yüksek müşavirliklerine, müsteşar yardımcılıklarına, Teftiş Kurulu Başkanlığına, genel müdürlüklerine" dedikten sonra "Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığına, Teftiş Kurulu başkan yardımcılıklarına" şeklinde bir cümle eklenmek suretiyle yeni bir hüküm getirilmiş oluyor.

Yine, devamında "İşyurtları Kurumu…" Biliyorsunuz, cezaevinde belirli bir şekilde işyurtları bulunmakta. Bu işyurtlarının, kanunu çerçevesinde hangi hizmetleri vermiş olduğunu çoğumuz bilmekteyiz. İşte "İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığına ise birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar arasından" şeklinde bir cümle eklenmek suretiyle yeni bir hüküm getiriliyor.

Yine, ikinci fıkranın ikinci cümlesinde "Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzasını taşıyan müşterek karar ile atama yapılır" diyor. Daha önce "kararname" vardı; bu, müşterek karar ile atama yapılır diyor. Yalnız, Sayın Bakan, Sayın Komisyon Başkanımızdan, buradaki ifadenin "imzasını taşıyan" dedikten sonra "müşterek karar ile atama yapılır" bir cümle düşüklüğünü getiriyor gibi. Müşterek karar değil de, müşterek kararnameyle olmasında daha uygunluk var diye düşünüyoruz.

Sayın Bakanım, burada karardan ziyade kararname şeklinde yer almasının doğru olacağı inancını taşıyoruz.

Yine devamında "Genel müdürlük daire başkanlıkları ile Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu üyeliklerine ise meslekte fiilen en az sekiz yıl çalışmış ve ikinci dereceye yükselmiş bulunan hâkim ve savcılar arasından Bakan onayı ile atama yapılır" şeklinde de yeni bir cümleyle yeni hüküm getirilmiş oluyor. Bunun dışında, 37 nci maddede, başkaca bir değişiklik söz konusu değil.

Şimdi, elbette, Adalet Bakanlığının, diğer bakanlıklarda olduğu gibi, ki, gerçekten Adalet Bakanlığının ne derece önemli bir bakanlık olduğunu ve yargının, bu ülkede Anayasada yer alan kuvvetler ayrılığı ilkesinde bulunan en önemli bir ayak olduğunu ve bu yargının da unsurları içerisinde hâkim ve savcılarla ilgili, adlî personelle ilgili bütün atamaların, hemen hemen verilecek olan hizmetlerin Adalet Bakanlığı eliyle yürütülmekte olduğu gerçeği karşısında bu bakanlığın önemini bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Elbette, bütün bakanlıkların önemi ayrıdır; fakat, şöyle bir baktığımızda, bir Ulaştırma Bakanlığının veya bir Tarım Bakanlığının veya aklımıza gelen diğer bakanlıkların Anayasada yer alan ve demokrasilerin vazgeçilmez, yine hukuk devletinin vazgeçilmez kuvvetler ayrılığı prensibinden birisini teşkil etmediğini görüyoruz. Burada, işte, Adalet Bakanlığının önemini vurgulamak noktasında birleşmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Bu nedenle, buradaki yapılacak olan değişiklikte, elbette... Az önce de belirttik, Yüce Meclise birtakım bilgileri sunduk. Gerçekten, değerli arkadaşlar, böyle önemli bir bakanlığı yakından ilgilendiren ve bu bakanlıkta bulunan, hizmet veren ve sorumlulukları birinci derecede bulunan hâkim ve savcılarımızın bugüne kadar bizlerden taleplerini, şimdiye kadar gelip geçen bütün cumhuriyet hükümetlerinden neler beklediğini, hizmet olarak kendilerine neler verilmesini, kendilerinin onurunu incitmeden bu hizmeti almak istediklerini, çok çeşitli bir biçimde, demokratik bir biçimde bizlere ilettiler, Yüce Meclise ilettiler, sizlere illettiler; hepimize, bu noktalarda, gerçekten, kendi görevlerine yakışır ve yaraşır bir şekilde bu taleplerde bulundular; ama, geldik, gördük ki, bu taleplerini yerine getirirken bile, hâkim ve savcılarımızın, gerçekten, onurlarının, acaba, kendilerine göre incinip incinmedikleri yönünde çok hassas davrandıklarını da bizler yakinen biliyoruz, elbette sizler de biliyorsunuz. İşte, böyle bir mesleğe mensup kişilerin bizlerden ve cumhuriyet hükümetlerinden beklentilerinin, demokratik bir hak arama özgürlüğü içerisinde bu taleplerini yerine getirdikleri konusunda, hiçbir şekilde, hiçbirimizin endişeye düşmemesi gerekir, tereddüte düşmemesi gerekir, bu taleplerini elbette haklı görmemiz gerekir; fakat, bu konuları, bu talep etme noktasına kadar dahi, hâkim ve savcıları getirmemek gerekir diye düşünüyorum. Esas temel sorun buradadır. Neden, biz, hâkim ve savcıları, bağımsız yargının birinci derecedeki muhataplarını, gelip geçen siyasî iktidarlardan özlük haklarıyla ilgili birtakım taleplerde bulunmak zorunda bırakıyoruz? Bunları, biz, yasama meclisi olarak, Bakanlık olarak ve burada adalete hizmet vermiş olan bütün kurum ve kuruluşlar olarak, böyle bir durumu kendiliğimizden gündeme getirip, bu taleplerin dışında değil, olabilecek taleplerle ilgili bu işlemleri kendimiz neden yapmıyoruz, neden yapamıyoruz? Hâkim ve savcıların, o derece ağır sorumluluk altında bulunan bu görevlilerin, sadece kendi özlük haklarıyla ilgili uğraş vermelerine neden sebebiyet veriyoruz? Düşünülmesi gereken nokta budur. Bir hâkim, bir savcı, eğer, özlük haklarıyla ilgili problemleri düşünmek suretiyle kürsüye çıkıp da kürsüde yargılama yapacaksa veyahut çok ciddî soruşturmaları yaparken aklından özlük haklarına ilişkin sorunlar geçecekse, geçiyorsa, o soruşturmayı yaparken ne derece sağlıklı bir şekilde yapıp yapamayacağının takdirini, biz, yasama meclisi olarak, milletin vekilleri olarak, burada kendi kendimize takdir etmeliyiz, edebilmeliyiz; hiçbir talebe bakmaksızın, hiçbir talebi beklemeksizin biz kendiliğimizden bunu yapabilmeliyiz. Kürsüye çıkan bir yargıcın, çok ciddî bir davada, o yargılamayı yaparken, kafasında, hiçbir şekilde, özlük haklarına ilişkin sorun, ekonomik sorun olmamalı, olamamalı; ama, bakıyoruz ve görüyoruz ki, bugüne kadar kamuoyunda yapılan tartışmalar, bizlere gelen istekler, bizlere gelen bu yoğun talepler karşısında, birinci derecede hâkim ve savcıların sorunlarının, elbette, kürsüye de çıktığında, yanlarında giden ekonomik sorunlar olduğunu biliyoruz, özlük haklarına ilişkin sorunlar olduğunu biliyoruz ve çok ciddî bir şekilde soruşturma yaparken, savcının hemen yanı başında, yüreğinin yanında, vicdanının yanında çok ciddî bir boyutta özlük haklarına ilişin sorunlarının olduğunu biliyoruz, ekonomik sorunlarının olduğunu biliyoruz. Böyle bir tabloda, böyle bir ortamda, o savcının, cesaretlice, özgürce, bağımsızca soruşturma yapıp yapamayacağını, yine, kürsüde bulunan yargıcın, bağımsız bir şekilde, özlük haklarını çözmeksizin, acaba yarın bir gün nerelere atama yapılıp yapılamayacağı hususunda teminatı olmadığını bilmek suretiyle yargılama yapmasının ne derece bağımsız olup olamayacağını da, yine, sizler, bizler, Yüce Meclis burada takdir etmeliyiz, edebilmeliyiz.

İşte, buna ilişkin temel sorunları, biz, Yüce Meclis olarak çözmeliyiz, çözmemiz gerekir. Elbette, biz, kendiliğimizden, bunlara herhangi bir talep gelmeden, herhangi bir istek iletilmeden, sorunlar masaya yatırılmadan, kendi kendimize her şeyi de bilme noktasında olamayabiliriz. Burada, 550 milletvekilimizden, elbette, hukukla ilgili, adaletle ilgili, yargıyla ilgili çoğu arkadaşlarımız olmasına rağmen, tabiî ki, yüzde 100'ümüz de bu şekilde yakın, hukukla ilgili görevde bulunmayan arkadaşlarız. Her bir arkadaşımızın kendisine göre bir uzmanlık dalı, kendisine göre bir meslekî hayatı, yaşantısı mutlaka vardır; ama, bizler, eğer, az önce belirttiğimiz Anayasamızda yer alan o kuvvetler ayrılığındaki bir temel ayağı düşüneceksek -ki, düşünmek zorundayız, yine, bizler düşüneceğiz. Demokrasilerde ve hukuk devletinde bunun gereği budur, bizlerin düşünmesi zorunludur- o noktada, bu sorunları da, bizler, Meclis olarak, hiçbir talebe, hiçbir isteğe, hiçbir şikayete maruz kalmadan, kendiliğimizden çözebilmeliyiz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette, bunları söylerken, bu maddelere kadar yapılan görüşmelerde, çoğu milletvekili arkadaşlarımız gerek hâkim ve savcılar gerekse adlî personelle ilgili sorunları dile getirdiler. Elbette, o sorunların çözülebilirlik noktası var, çözülemeyecek noktaları var; ama, biz, çözülebilirlik noktasını belirtmiş olduğumuz hukuk devleti kuralları içerisinde, demokratik kurallar içerisinde, biz, yasama meclisi olarak çözebilirsek, çözebildiğimiz ölçüde, o ayağın, bağımsız yargı ayağının o derece güçlü olduğunu ve olacağını hepimiz bilmeliyiz; çünkü, bir gün olacak, burada bulunan bütün arkadaşlarımız, şimdiye kadar olduğu gibi, yasama meclisinde görev yapıp, yarın bir gün dışarıda kalabilecek arkadaşlarımız -elbette doğaldır, gereği de budur- hukukun onlara da lazım olacağını, hukukun vazgeçilemeyecek olacağını ve hukukun her zaman için herkese gerekli bir -ekmek, su gibi- ihtiyaç olduğunu, yaşamda ayakta kalabilmek için insanlara öncelikle hukukun lazım olduğunu hepimiz bileceğiz, göreceğiz. Onun için, böyle önemli bir ayağın sorunlarını görüşürken, sorunlarını konuşurken, beklentilerin çok büyük olmasına karşın, bir tabir vardır "dağ ne doğurdu, dağ fare doğurdu" misali olmaması gerekir. Bu sorunları çok ciddî bir biçimde, sadece ve sadece yılın son günlerine, son haftasına sıkıştırmak suretiyle değil, gerçekten, hükümet programlarının yer aldığı noktadan başlayıp, hükümetin görev yaptığı süre içerisinde yasama meclisinin sonuna kadar ciddî bir şekilde ele alıp bilimsel şekilde çözmek, hukuk devleti çerçevesi ilkesinde, demokratik kurallar içerisinde kalıcı bir şekilde çözüm bulmak, bizlere düşen birinci görevdir değerli arkadaşlarım.

Elbette, bizlerin duygu ve düşüncelerinin, hepimizin duygu ve düşüncelerinin, inanıyoruz ki, buradan verebileceğimiz mesajların, toplumun bütün kesimlerine olması gerektiği gibi, yargı kesimine de aynı şekilde iyi dileklerle, iyi niyetlerle olduğunu hiçbir kimse inkâr etmez, edemez. Hepimiz, biz iyi niyetle bütün toplum kesimlerine hizmet vermekle mükellefiz, hizmet vermek zorunda olan kişileriz diyoruz; ama, bunun gereğini yerine getirebilmenin yollarını somut bir şekilde, nasıl yapacağız noktasında eğer bizler uzlaşıp da doğruyu bildiğimiz noktalarda birleşemezsek, buluşamazsak, kamuoyu da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN ? Sayın Ayvazoğlu, buyurun.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu noktada toplum da bizim iyi niyetli olup olmadığımıza elbette karar verecektir. Bu karar, diliyoruz ve istiyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her zaman ve her yerde, hep birlikte yapılabilsin, bu ölçüde toplumumuzda huzur sağlanır, toplumumuz huzura kavuşur, barışı sağlar ve barışa kavuşur diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 27 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2005-06-27-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
