# 190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2006
- **Gündem:** 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2006-04-06-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e

> Feridun Ayvazoğlu (CHP), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)); konuşma 1.590 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1075 sıra sayılı Tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarının özü, yüksek mahkeme olarak -Anayasamızın 154 üncü maddesinde yer alan- Yargıtaya 30 güvenlik görevlisi kadrosunun alınmasıyla ilgili. Şu ana kadar 28 kadroyla koruması yapıldığı anlaşılan Yargıtayımızın, 30 güvenlik görevlisiyle daha bu korumanın devam edeceği şeklinde.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, yaşadığımız günlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak ve üyeleri olarak, iktidarıyla, muhalefetiyle hepimizi yakından ilgilendirmesi gereken olayları yaşadığını görmekteyiz. Bu olaylara şöyle bir baktığımızda, sadece düne baktığımızda, acı gerçekleri bir kez daha görmekten hepimiz üzüntü duyuyoruz, yüreğimiz yanıyor. Dün, 5 askerimiz şehit oldu, 1 polisimiz şehit oldu, onlarca güvenlik görevlisi yaralandı, onlarca ocak söndü, onlarca ateş düştü. "Ateş düştüğü yeri yakar" şeklinde basınımızda yer alan haberlere baktığımızda, bu sözün sahiplerinin, sadece ve sadece ateşin düştüğü yerin sahipleri, eşleri, akrabaları, çocukları olmadığını, bunun yanı sıra, bundan sorumlu olan, bu ülkeyi üçbuçuk yıldır tek başına yürütmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının Sayın Genel Başkanı, Sayın Başbakanın da söylemiş olması, bir nebze olsun hepimizin yüreğine güya su serpmekte. Ama, bir bakıyoruz ki, ortada, bugüne kadar yaşanan olayları, adını terör olarak söylemekten kaçınan Sayın Başbakanın bu sözlerini bir tarafa bırakmak suretiyle, ülkede her şeyin gerçekten yerli yerinde olduğu, terörle ilgili olayların değerlendirilmesinde birkaç çetenin bu işi yaptığını bahsetmek suretiyle de, olayı ne derece hafif aldığından dolayı da üzüntü duymaktayız.

Dün yaşadığımız ve mensubu olmaktan onur duyduğum 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle Çorum Barosundaki bütün meslektaşlarımın ve Türkiye'de görev yapan bütün meslektaşlarımın Avukatlar Gününü, bu camiada, bu çatının altında kutlamaktan dolayı gerçekten onur duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Yine, dün ve bu hafta sonuna kadar devam etmekte olan polis teşkilatımızın 161 inci yılı nedeniyle de, bütün polis camiasının çalışanlarını yürekten kutluyorum. Bugüne kadar yapmış oldukları -diğer güvenlik görevlerimizle birlikte çalıştıkları- bu görevlerinde de kendilerine başarılar diliyorum.

Yine, dün Askerî Yargıtayımızın kuruluş yıldönümüydü, bütün çalışanlarını yürekten kutluyorum.

Aynı şekilde, cumhuriyet döneminden bugüne kadar, özgürce, tarafsızca basın görevini yürütmekte olan Anadolu Ajansının da kuruluş yıldönümüydü; yine, çalışanlarını yürekten kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz ve az önce belirtmiş olduğum tasarının özüne bakıldığında "yargı" kelimesi geçiyor "yargı" ibaresi geçiyor. Elbette, yargı denildiğinde, Anayasamızda yer alan ve "kuvvetler ayrılığı" adı altında 7 nci, 8 inci ve 9 uncu maddelerde hüküm altına alınmış bulunan yargının, 9 uncu madde itibariyle, elbette, Türk Milleti adına görev yapan bağımsız mahkemeler tarafından yerine getirileceği hükmünü hepimiz bilmekteyiz ve yine, yargı dediğimizde, bu camianın yargı mensupları olarak, yargıçların, cumhuriyet savcılarının, adliye personelinden cezaevi personeline kadar tek tek sayıldığında, her birinin, malî ve özlük haklarıyla ilgili sorunlarını, sosyal güvenlikle ilgili sorunlarını, elbette, bu tür tasarılar geldiğinde, görüşmekten ve konuşmaktan öte çaremiz de herhalde bulunmuyor.

Sayın Bakanımızın belirtmiş olduğu gibi, bununla ilgili görüşler, bununla ilgili temel çözüm yollarının ne olması gerektiği noktasında eğer öneriler varsa, tasarılar varsa, getirilir, konuşulur demiş olması, hepimizi elbette düşündürür, hepimize büyük görevler düşer; ama, en büyük görevin de, bu ülkeyi üçbuçuk yıldan beri tek başına yürütmekte olan, iktidarın sahibi olan Adalet ve Kalkınma Partisinin elemanlarıdır, mensuplarıdır, Sayın Bakanımızdır, hükümet yetkilileridir, Sayın Başbakandır.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, mensupların bu tür sorunlarıyla birlikte, bu yargıdaki sorunların başka neler olabildiği noktasında, bu kürsüden defalarca anlatmaya çalıştığımız sorunları tek tek sıralasak, bu konuşmaların ve sürelerin yetmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Ancak, çok önemli ve ciddî sorunların yaşanmakta olduğunu ve hepimizi ilgilendirdiğini de her gün görmekteyiz ve yaşamaktayız. Bunların başında, hepimizin bildiği gibi, hepimizi yakından ilgilendirdiği gibi, yargıyla ilgili, bir cumhuriyet savcısının yapmış olduğu soruşturmanın Van'dan Ankara'ya kadar nasıl ulaştığını, ulaştırıldığını gözlemlediğimizde şu gerçeği bugün gördük: Biz, hep burada, Anayasanın 159 uncu maddesindeki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmediği sürece mahkemelerin bağımsızlığından bahsetmenin mümkün olmadığını söyledik. Sayın Bakanımız, buna cevaben de olsa, başka şekilde bu tür eleştirilere cevaben de olsa, vermiş olduğu cevaplarda şunu söylüyor: "Siyasetçiyi, bu kadar da kendi kendimize haksızlık ederek rencide etmeyelim." Bizim amacımız, siyasetçileri, burada bulunan değerli milletvekili arkadaşlarımızı, millet adına görev yapan milletvekillerimizi rencide etmek değildir; ama, bu yapı, bu şekilde olduğu sürece… Sayın Adalet Bakanımızın da bundan rahatsız olduğunu bugünkü gazete haberlerinden öğrendik. Van'da görev yapan Sayın Kuvvet Komutanıyla ilgili bir ihbarı yazan Sayın Sarıkaya'nın, Sayın Savcının hakkındaki soruşturmanın müfettişler tarafından bitirilmesinden sonra gelen evrakların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal ettirildiğini; ancak, bunun toplantısına Sayın Adalet Bakanımız, katılmayacağını söylemek suretiyle… Bir kez daha oturup, hepimizin düşünmesi lazım. Katılmama sebebi Sayın Bakanımızın inceliğidir; ama, görülüyor ki, böyle bir toplantıya Sayın Bakan katıldığı takdirde, bundan sonra da, acabalarla -soru işaretini her zaman yanı başında bulunabilecek- bir soruşturma kararının çıkabileceği endişesini üzerinde taşımamak için böyle yapıyor.

Sayın Bakanımız bu hassasiyeti gösteriyor. Peki, yarın öbür gün başka iktidarlar geldiğinde, aynı hassasiyetin aynı bakan veya başka bakanlar tarafından gösterilip gösterilmeyeceği hususundaki endişelerimizin ne derece haklı olduğu ortaya çıkmıyor mu Sayın Bakanım. Biz, kişilerin veya yetkililerin bu husustaki çalışmalarını bir an için bir tarafa bırakıp, objektif davranacaklarını kabul edelim; ama, çözümün, sistemin yanlışlığını ortaya koymak suretiyle çözülebileceğini ve bu sorunun o şekilde aşılabileceğini her zaman ifade ettik, bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, elbette, bugün görüşmekte olduğumuz -Yargıtaya 30 güvenlik görevlisinin alınmasına ilişkin, kadronun ihdasına ilişkin olmak üzere- bu tasarı bize neyi gösteriyor. Aylardan beri, özellikle son günlerde meydana gelen terör olayları, Türkiye'deki Adalet ve Kalkınma Partisinin İktidarının âcizliğini gösteriyor mu göstermiyor mu; bunu bir soru işareti olarak koyduğumuzda, hemen yanı başında bir acizlik olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlarım, Yargıtay, bir asra yakındır bu ülkede görev yapan yüksek mahkemedir. Şimdiye kadar Yargıtayımızın görev yaptığı yer mi değişti, mekânı mı değişti; bunların hiçbirisi değişmedi. Peki, neden böyle bir ihtiyaç duyuldu da Yargıtayımızın şimdiye kadarki yüksek yargıçları, başkanları, Yüce Divanda Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürüten Başsavcısı eğer korunamadı ise, bundan sonra 30 tane güvenlik görevlisiyle mi korunma altına alınacak?!.

O nedenle, oturup düşünmemiz lazım değerli arkadaşlarım. Korkarız ki, endişe ederiz ki, bugün Yargıtaydaki bu görevlerin ne derece ciddî ve önemli olduğunu bahsetmek suretiyle, bu tasarının gerekçelerinde yer almasının, yarın öbür gün, bunlar yetmeyecek efendim, her mahkemenin yargıçlarına ve savcılarına ve mahkemelerin binalarının korunmasıyla ilgili olmak üzere, her gün yeni yeni kadro ihdası zorunlu olacak demektir. Halbuki, biz, canlarını siparane bir şekilde ortaya koyan güvenlik görevlilerimizin şimdiye kadarki sorunlarını çözebilseydik, polislerin sorunlarını bu aşamalara kadar çözebilseydik, Yargıtayımızın şu andaki korunmaya muhtaç olduğu durumuna gelir miydik; elbette gelmezdik.

Bir diğer konu, az önce belirtmiş olduğumuz görev sisteminden dolayı kaynaklandığını da ortaya koyuyor değerli arkadaşlarım. Korkarız ki, bu gidişle her bir kamu görevlisinin yanı başına bir güvenlik görevlisi de eklemek demektir bunun gidişatı. Bunun gidişatı da, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir kez daha ülkeyi terörizmden kurtarmayı bir tarafa bırakalım, insanların birinci derecede hak ve hukuku olan can ve mal güvenliklerini sağlayamıyor anlayışını kendi eliyle ispat etmesidir. Böyle bir âcizliğin bundan sonra ne kadar devam edeceği hususunda bütün vatandaşlarımızın kafasında çok büyük endişeler vardır. Bu endişeleri nasıl gidereceğiz?!

Buradan, Ankara'dan tayini çıkan, ilk kez kamu görevlisi olarak doğuya, güneydoğuya giden kamu görevlilerinin can güvenlikleri için, bırakınız oraya gönderilenleri, Ankara'nın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çevresinde bulunan bir yüksek mahkemenin korunması eğer bu kadar acil hale geldiyse, Adalet ve Kalkınma Partisinin, Sayın Başbakanın oturup düşünmesi lazım; bir yerlerde yanlışlık var, bir yerlerde eksiklik var, bir yerlerde acizlik var diye oturup düşünmesi lazım.

Sayın Başbakan dünkü beyanatlarında şunu ifade ediyor; Danıştayın, yüksek mahkemelerden biri olan Danıştayın vermiş olduğu Yusufeli Barajıyla ilgili ihalenin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesini eleştiriyor ve şu şekilde bir değerlendirme yapıyor: Anayasamızdaki kuvvetler ayrılığından bahsediyor. Doğrudur Sayın Başbakan, Anayasamızda kuvvetler ayrılığı vardır; yasama, yürütme, yargı kuvvetler ayrılığı vardır; ama, hiçbirinin birbirine, görevine müdahale etmesi gibi de bir görev yoktur. Bu, hiçbir kimsenin görevi değildir. Eğer böyle bir görev olursa, bu üç kuvvetten biri bir diğeriyle birleşmeye çalışırsa, birleştirilmeye çalışılırsa bunun adı demokrasi olmaz, bunun adı başka bir rejim olur. Bunu, sizler, siz Sayın Başbakan olarak, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri olarak çok rahat bilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, böyle bir anlayışla biz nereye kadar gideceğiz, böyle bir anlayışla biz neyi çözeceğiz?! Eğer bu anlayış devam ederse, doğuda ve güneydoğuda meydana gelen terörle ilgili, terörün uzantılarının İmralı'dan Kandilli'ye kadar devam ettiğini hâlâ ve hâlâ görmezden gelerek "birkaç çapulcunun işi" diyen, rahmetlinin birisinin dediği gibi, buna benzer bir anlayışla "birkaç tane çetenin işidir bu" deyip, bu şekilde çözüm bulabilmenin mümkün olmadığını hepimiz çok çok iyi bilmek zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ayvazoğlu.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Eğer bizler bilmezsek, eğer şu anda bu ülkeyi üçbuçuk yıldır tek başına iktidarla yürüten, götüren ve yetmiş milyon insanın, can ve mal güvenliğiyle beraber, geleceğinden, her zaman kendisinin sorumlu olduğu bu iktidara, bu milletimiz hesabını sorar ve soracaktır. Bundan kimse kaçmasın, kaçınmasın, kimse korkmasın.

Sayın Başbakanın ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerinin, bazı temsilcilerinin söylediği gibi, biz demokrasiden vazgeçemeyiz. Demokrasiden ve özgürlükten vazgeçmek adına, terörle mücadeleyi, eğer, eşanlamda getirmeye çalışırsanız, demokrasi ve özgürlükle beraber terör de olmak zorundadır, gibi ters bir mantığı da kabul etmiş olursunuz ki, böyle bir anlayışı hiç kimse kabul edemez. Demokrasiyi ve özgürlüğü en fazla isteyen, bu ülkedeki demokrasiyi ve cumhuriyeti kimin kurduğunu, kimlerin kurduğunu, bunun temelinde, Cumhuriyet Halk Partisinin, Kuvayi Milliyenin ruhunun olduğunu herkes biliyor, tarih kitapları biliyor; tarih biliyor, tarihte yazılan, altın harflerle, silinemeyecek şekildeki bu yazılar, her zaman, hepimizin hafızasındadır; bunu kabul etmek zorundayız. Bizler, demokrasiyi ve özgürlüğü kabul edeceğiz, demokrasinin ve özgürlüğün en ilerisine kadar hep beraber gideceğiz; ama, demokrasiyi ve özgürlüğü yok etmeye çalışan terörizmin de karşısına, demokratik güçlerle, özgürlüğün içerisindeki manevî güçlerle, hepimiz gitmek zorundayız.

Saygıdeğer milletvekilleri, böyle bir tasarıya, şu anlamda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, oybirliğiyle destek veriyoruz; ama, destek vermemizin bir anlamı daha var. Destek vermemizin anlamının, şu ana kadarki, Adalet ve Kalkınma Partisinin, ülkedeki can ve mal güvenliği hususundaki, terörle mücadele hususundaki acizliğinin bir belgesi olarak, bu tasarıya olumlu oy vereceğimizi bildiriyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Feridun Ayvazoğlu (CHP, Çorum). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-ayvazoglu-22-2006-04-06-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
