# Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim
- **Tarih:** 24 Mayıs 2005
- **Gündem:** CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKİLİK YAPILMASI (S.S.902)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2005-05-24-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-kanunda-degisikilik-yap

> Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 24 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKİLİK YAPILMASI (S.S.902)); konuşma 1.737 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yasa teklifinin 6 ncı maddesi üzerinde Grubumun ve kişisel görüşlerimi açıklayacağım.

Haftalardır süren ceza mevzuatının tamiratına ilişkin düzenlemenin bu bölümünde Hasan Kara'nın yeni bir eserini inceliyoruz. Olayı netleştirmek gerekirse, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun çok yakın bir zamanda çıktı. 13 Aralık 2004 tarihinde kabul edildi, 29 Aralıkta da Resmî Gazetede yayımlandı; yani, yaklaşık beş ay önce bu kanun kabul edildi ve bu kanun, 1 Haziranda, yani, yedi gün sonra yürürlüğe girecek. Nedense, bu ceza mevzuatına ilişkin bütün yasalarda son dakika değişiklikleri geliyor, yeni düzenlemeler geliyor; bunlar, hukukçular tarafından bile yeterince kavranamıyor. Meclis çoğunluğu, hatta, Meclisin tamamı hukukçulardan oluşsa bile, birtakım konular yeterince tartışılamadan geçiyor, dönüp bir daha tartışıyoruz, bir daha düzenliyoruz. Bunun son örneğini de bu maddeyle ilgili olarak yaşıyoruz.

Oysaki yürürlükteki 92 nci madde, hiçbir eki gerektirmeyecek şekilde açık. Hükümlünün cezaevinden hangi koşullarda çıkarılabileceği düzenlenmiş. Burada çok açıkça, izin gibi, hastaneye gitmek gibi, duruşmaya sevk gibi, eğitim gibi, doğal afetler gibi hallerde gönderilebileceği yazılıyor ve bunun da, ancak yetkili makamca verilmiş yazılı bir emir olmadıkça gerçekleşmeyeceği belirtiliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarımızın getirmiş olduğu değişiklikte ve kanunun yürürlüğe girmesine yedi gün kala getirilen bu değişiklikte bir genel gerekçe var. Demin, diğer bir milletvekili arkadaşım okudu. Burada deniyor ki: "Ancak, söz konusu kanunun uygulamasına başlandığında ortaya çıkabilecek muhtemel aksaklık..." Yani, burada bir kehanet görüyoruz. Kanun daha uygulanmadı. O kanunun altında imzası var arkadaşlarımızın. O kanunu savundular; şimdi bir kehanette bulunuyorlar: "Çıkacak muhtemel aksaklık..." Ne çıkacak?.. Hangi muhtemel aksaklık çıkacak?.. Hangi amaca yönelik?.. Bu gerekçe, isteklerini ifade ediyor mu?.. Bu gerekçe bizi ikna ediyor mu?.. Sadece, muhtemel bir aksaklık ve eksiklikler tespit edilmiş. Kim tespit etmiş, hangi uygulamayla tespit etmiş?.. Hiçbir şey yok ortada.

Kaldı ki, arkadaşlarım, bu madde, bu konuştuğumuz madde ilk teklifte de yok. Adalet Komisyonunda bu yasa görüşülürken arkadaşlarımız bu maddeyi önerdiler, bu eki önerdiler. Yani, bu ihtiyaç sekiz gün kala fark ediliyor, dokuz gün kala fark ediliyor. Yarın yeni ihtiyaçlar fark edilecek, aksaklıklar fark edilecek. Bu, nasıl bir kanun yapma tekniğidir! Ve böyle bir anlayış Meclise dayatılmıştır. Böyle bir anlayış, bu Meclisin reddetmesi gereken bir anlayıştır. Böyle kanun yapılmaz. Böyle kanun yapılmayacağının örneklerini de ve buna yönelik eleştirileri de -burada arkadaşlarım var- Türkiye Barolar Birliğinin Genel Kurulunda gördük. Orada, -sanıyorum, Anayasa Komisyonundan iki arkadaşım, Adalet Komisyonundan üç arkadaşım vardı- eleştirilere cevap veremeyecek hale düşürüldük...

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Muharrem Bey de vardı.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla) - Evet.

...izah edemeyecek hale düşürüldük. Yani, bir hukukçunun izah edemeyeceği, kabul edemeyeceği bir değişikliğin Meclise böylesine dayatılmasını nasıl kabul ediyorsunuz arkadaşlar?!

Şimdi, maddeye bakalım, nedir madde; madde çok açıkça şunu getiriyor: Cezaevindeki tutuklu ve hükümlüyü, hâkimin kararıyla, dışarı çıkarmaktır bu. Geçmişte de bu uygulamalar oldu arkadaşlar. Lütfen, şu maddeyi bir okuyalım, birlikte okuyalım:

"5275 sayılı Kanunun 92 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

'(2) 250 nci maddenin birinci fıkrasında yer alan suçlarla ilgili olarak alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması bakımından zorunlu görülen hallerde, hükümlü veya tutuklular, rızaları alınmak koşuluyla, ilgili makamın ve cumhuriyet başsavcılığının talebi üzerine hâkim kararı ile geçici sürelerle ceza infaz kurumundan alınabilirler.'" Zaten, bu "alınabilirler" deyiminin ne anlama geldiğini de polis jargonunda çok iyi biliyoruz biz. Alınabilirler... "Her defasında dört günü geçmemek üzere, toplam onbeş günü geçmemek üzere..." Madde bu...

Şimdi, arkadaşlar "alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması bakımından" deniliyor. Alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması için, tutukluyu ya da hükümlüyü cezaevinden alıp, dağ bayır gezdirmek mi gerekiyor?! Yer göstermeyle sınırlı çok belirli bir alanı kastediyorlarsa, onu da tartışırız; ama "hükümlü ve tutuklunun rızası alınmak koşuluyla" gibi ironik bir düzenlemeyi kimse kabul edemez. Hükümlü ve tutuklu özgürlüğünden vazgeçilmiş kişidir, haklı nedenlerle vazgeçilmiş kişidir; ama, özgürlüğünden de vazgeçilmiştir. Rızası nedir, cezaevindeki tutuklunun, hükümlünün rızası nedir, rızasını özgürce kullanabilecek halde midir? Geçmişte bunun yüzlerce deneyi var arkadaşlar; sıkıyönetim dönemlerini yaşadık, olağanüstü hal dönemlerini yaşadık. Cezaevlerinden çıkarılan insanlara suç işlettirildiğini biliyoruz. Bunun aksini söyleyecek kimse yok. Yüzlerce olay sayabilirim. Burada isimlendirmek istemiyorum; ama, özellikle hukukçular, ceza hukukçuları, cezaevlerinden çıkarılan tutukluların ve hükümlülerin başlarına neler geldiğini, neler yaptıklarını bilirler.

Şimdi, bu süreler, onbeş gün arkadaşlar, toplam onbeş gün; yani, tutukluyu, hükümlüyü cezaevinden alıyorsunuz, bir keresinde dört günü geçmemek kaydıyla çıkarıyorsunuz cezaevinden, dört gün, dört gün cezaevinin dışında tutuyorsunuz, dört gün!... Rapor alınacakmış dönüşte... Dört gün ve toplam onbeş gün. Ne oluyor?! 11 Eylül suikastına katıldığı iddia edilen kişiler bile onbeş gün gezdirilmedi dağda bayırda. Yani, böylesine bir düzenlemenin olağan bir dönemde getirilmesinin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Buna yalnız hukukçular değil, buna yalnız özgürlükten yana olanlar değil, herkes karşı çıkmalıdır.

Böyle bir düzenlemeye niye gerek duyuluyor; şu söyleniyor: Olağanüstü haller, ülkenin birliği... Arkadaşlar, hiç kimse bizi olağanüstü haller gerekçesiyle, ülkenin birliği gibi gerekçelerle bu tür yanlış hükümleri kabul etmeye zorlamamalıdır. Bu Meclisin ve bu Mecliste temsil edilen bütün partilerin ve temsil edilmeyen bütün partilerin yurtseverliğinden kuşku duymak için elimizde sağlam deliller olmalıdır. Ben bu Meclisteki hiç kimsenin yurtseverliğinden kuşku duymuyorum, şüphelenmiyorum kimseden. Ne demek yani?! (CHP sıralarından "bravo" sesleri, alkışlar)

Bu maddeye karşı çıkınca biz, anarşik suçlara katılmış olanları, suç işlemiş olanları korumuş gibi olacağız. Hiç kimse bizim yurtseverliğimizi tartışma konusu yapamaz. Özellikle, bunu, kendi Partim için söylüyorum. (CHP sıralarından "helal olsun" sesleri, alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu maddeye ilişkin karşı oy yazısını iki arkadaşımız yazdılar, Orhan Eraslan ve Nuri Saygun. Onu burada tekrar etmiyorum, okumuyorum. Biz de muhalefetimizi bildirmiştik; ama, bir yurt gezisi nedeniyle ayrıntılı olarak yazamamıştık. O görüşlere de katılıyorum.

Şimdi, bu düzenleme... Geçmişte yaşanan birçok acı olayın yeniden yaşanması olasılığı bile geçmişi unutmayanlar için ürpertici niteliktedir, tüyler ürpertici niteliktedir. Bu toplumun, bu ülkenin, yeniden, bu tür şeyleri yaşamaması gerekir.

İyi niyetlerinden kuşku duymuyorum bu öneriyi getiren arkadaşlarımın; ama, bu maddeyi alelacele yasaya ekleten arkadaşlarıma bu son dakika düzenlemesini kimlerin önerdiğini merak ediyorum. Hangi birikimleriyle, hangi geçerli belgelerle ve edindikleri raporlarla böyle bir düzenlemeyi Meclisin önüne getirmişlerdir?! Nedir muhtemel aksaklıklar?! Ne oluyor, ne oluyor da cezaevindeki insanları dörder günden toplam onbeş gün sokağa çıkarıyoruz?! Özel bir şey mi var?! Bir neden varsa, Mecliste bunu açıklamak zorundalar; yoksa, bu düzenleme nereden çıktı?! Kaldı ki, bu düzenleme ilk teklifte de yok arkadaşlar -demin de söyledim- komisyonda son dakikada geliyor. Neden geliyor; iki satırlık bir gerekçeyle geliyor. O gerekçeyi okuyamıyorsunuz bile elinizdeki metinlerden. Hukukçu olanlar da okumuyor, olmayanlar da okumuyor; okuma şansınız yok, önünüzde gerekçe yok sizin, son dakikada getirildiği için. Bunu kabul mü edeceğiz yani şimdi; hem gerekçe yok hem gerek yok ve bu önümüze geliyor.

Arkadaşlar, bu 6 ncı maddeyle ilgili düzenlemeye ek, yani, yasanın 92 nci maddesine getirilen bu düzenlemeye hiç gerek yoktur. Bu düzenlemeye gerek olduğunu söyleyenler biraz sonra çıkıp, bu kürsüden, neden gerekli olduğunu söylemelidirler ve bizi ikna etmelidirler; etmeyeceklerse, birtakım genel kavramların arkasına saklanıp, birtakım gizli suçlamaları karşıdakilere yöneltip, böyle bir maddeyi bizi kabul etmeye mecbur bırakmamalıdırlar.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, böyle yasa yapılır mı; ne böyle yasa yapılır ne de böyle değişiklik yapılır. Ya yasayı yaparken yanıldık ya değişiklik yaparken yanılıyoruz. Yanılmalarımız öylesine zincirleme hale geldi ki, şimdi ben kürsüye çıkarken Sayın Grup Başkanvekilim bana bir değişiklik önergesi verdi bu maddeyle ilgili. Biraz sonra tartışılacak; bunu da yine İktidar Partisinden beş arkadaşımız veriyor. Diyorlar ki: Görüşülmekte olan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 6 ncı maddesinde yer alan "250 nci maddenin" ibaresinin "5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Doğru tabiî bu talep. Doğru, ama; bir, kanunu yapıyoruz dört ay önce. İki, kanunu dört ay sonra değiştirmeye kalkıyoruz. Üç, komisyona geliyor, bir madde daha ekliyoruz. Genel Kurula geliyor, ben kürsüye çıkarken, değişiklik önergesi geliyor. Nasıl kanun yapıyoruz arkadaşlar; yani, bunu nasıl kabul edeceğiz; bu Meclis bunu nasıl kabul edecek?! Kabul edenler bunun hesabını vicdanlarında verirler. Böyle bir kanun yapma anlayışının bu Mecliste geçerli olmaması gerekiyor.

Bir de burada sık sık şunu söylemekten kaçınmalıyız: Çok kanun yapmak, çok hızlı çalışmak, gece geç saatlere kadar çalışmak... Çok kanun yapmanın, çok iyi kanun yapmak olmadığını bu yaşanılan deneyimle gördük. Çok kanun çıkarmak mı; eksiksiz ve iyi kanun çıkarmak mı doğrudur? Tabiî her kanunun eksiği olabilir; ama, bir kanun yaşama geçmeden böyle kevgire dönmez. Her tarafıyla delik deşik olmuş bir ceza mevzuatıyla karşı karşıyayız. Eğer ortada bir sorumluluk varsa, ilk düzenlemeye sahip çıkanlar bunun sorumluluğunu da üstlenmelidir. Ya o zaman yanlış yapıldı ya bugün yanlış yapıldı ya demin yanlış yapıldı bir önergeyle. O kadar aceleye getiriyoruz ki, yasa metnindeki, değişiklik metnindeki 250 nci maddenin hangi yasanın 250 nci maddesi olduğunu bile yazmayı unutuyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, bu Mecliste hukukçu olmayan değerli milletvekili arkadaşlarım bizim hukukçu oluşumuza güvenerek, Adalet Komisyonunun da hukukçulardan oluştuğuna güvenerek el kaldırmasınlar. Öyle anlaşılıyor ki, hukukçular da çok hata yapıyorlar. Hepimizin bunda payı var. Burada belirli sayıda hukukçu var; ama, lütfen, bu maddeyi bir kere daha okuyun, bu maddenin doğru bir madde olmadığını göreceksiniz.

Adalet Komisyonunun başı dönmüştür arkadaşlar. Bugün sabah 4 tane kanun geldi önümüze, öğleden sonra 4 tane de burada geldi. Takip etmekte zorlanıyoruz. Tabiî, aramızda çok zeki, çok hızlı kavrayan arkadaşlar olduğunu biliyorum, değişiklik önergelerini getiren arkadaşlar, onları kutluyorum; ama, herkesten aynı zekâ yüksekliğini bekleme hakları yoktur. Biz, ortalama bir zekâya sahip milletvekilleriyiz, belirli bir hukuk birikimimiz var. Onların birikimi bunu süratle kavramalarını mümkün kılıyor olabilir; ama, biz bu şansa sahip değiliz, bunu itiraf ediyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) O yüzden, bizim gibi daha mütevazı hukukçuları da dikkate alarak ve bu Mecliste hukukçu olmayanları da dikkate alarak, daha dikkatli düzenlemeler yapmaları gerektiğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu çerçeveyi belirttikten sonra çok kısaca, İktidar Partisinin özgürlük ve devrim anlayışına değinmek istiyorum. Bu kanun ve diğer ceza kanunları çıktığı zaman, çok iyi hatırlıyorum, bu kürsüden, arkadaşlarımız bunun bir devrim olduğunu söylemişlerdi ve özgürlükleri genişletmenin de çok doğru bir anlayış olduğunu söylemişlerdi. Ben o zaman sevinmiştim; çünkü, özgürlükten yana, devrimci bir solcuyum ben. O sevinçle de, hakikaten, dedim ki: Arkadaşlar, devrimciliği ve özgürlüğü benimsediler, güzel bir gelişme bu. Şimdi, aradan d ört ya da beş ay geçti, bu özgürlük anlayışından geri döndüğünüzü görüyorum. Yani, öylesine geri dönülüyor ki, herkes şaşırıyor. Sizi öven köşeyazarları da şaşırmaya başladı, arkanızdaki medya bile sizden desteğini çekmeye başladı; yani, bu, sizi özgürlükçü olduğunuz için, devrimci olduğunuz için falan desteklemiş köşeyazarları vardı. Şimdi, arkadaşlar, bu sürede özgürlükçü olmaktan vaz mı geçtiniz?! Kendinizden menkul devrimciliğinizden vaz mı geçtiniz?! Bir de bu durumu gözden geçirin; bir de ideolojik sorun doğuyor bu yasalarla ilgili ve bu manzarayı görünce, ben, bu çalışma düzenini bir mehter yürüyüşü gibi bile değerlendiremiyorum; çünkü, mehter yürüyüşüne saygı duyuyorum. Onlar, hiç olmazsa, iki adım attıktan sonra bir geri adım atıyorlar; sizse, iki adım atıyorsunuz, sonra üç adım geri atıyorsunuz. Bu yasa budur arkadaşlar, ceza mevzuatında yaptığınız budur; iki adım atıyorsunuz, üç adım geri atıyorsunuz; hepinizi kutluyorum!..

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda değişikilik yapılması (s.s.902)”. TBMM Genel Kurulu, 101. Birleşim tutanağı, 24 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2005-05-24-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-kanunda-degisikilik-yap (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
