# İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.915)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim
- **Tarih:** 31 Mayıs 2005
- **Gündem:** İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.915)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2005-05-31-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-915

> Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 31 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.915)); konuşma 1.086 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İcra ve İflas Kanunumuzda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 10 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Aslında, yeryüzünde söylenmemiş laf kalmamıştır. Bu kanun üzerinde de söylenmemiş laf kalmamış gibi gözüküyor; ama, bu kanunun ve diğer, bu son ay içinde görüştüğümüz kanunların niye bu hale getirildiğinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum. O nedenle söz almış bulunuyorum.

Bu yasa değişikliğinin genel gerekçesinde, Türk Ceza Kanununun 1 Haziran 2005'te yürürlüğe gireceği ve buna bağlı olarak özel ceza kanunları ile yine, ceza içeren tüm kanunlarda değişiklik yapılması zorunluluğuna değinilmektedir. Bu gerekçeyle de, yaşlı İcra ve İflas Kanunumuzda ceza içeren hükümlerde bir değişiklik yapılması gerektiği öne sürülmektedir. Bu gerekçeye katılmamak mümkün değildir; ancak, burada sorulması gereken soru, neden son dakikada bu ihtiyacın hissedilmiş olduğudur.

Aslında, Türk Ceza Kanunu 1 Nisanda yürürlüğe girecekti, bir ertelemeyle 1 Hazirana bırakıldı; ama, nedense İcra ve İflas Kanunumuza ilişkin değişiklikler bir hükümet tasarısı olarak değil, bir milletvekili arkadaşımızın teklifi olarak önümüze gelmiştir.

Şimdi, bu yasayla uyumlu duruma getirilmesi düşünülen Türk Ceza Kanunumuzun -ki, iki saat sonra yürürlüğe gireceğini biliyoruz- ne halde olduğuna bir bakmak gerekiyor. Türk Ceza Kanunumuz yürürlüğe girmeden önce delik deşik edilmiştir. Bu yasanın birçok hükmü, kamuoyunda güç sahibi olanların, kamuoyu oluşturmada etkisi olanların çabalarıyla değiştirilmiştir. Özellikle medya, başlangıçta fark etmediği, sonra birdenbire fark ettiği bazı konularda ciddî bir direnç göstermeye başlamış, kamuoyu oluşturmuş ve onlara ilişkin hükümlerin değiştirilmesi yönüne gidilmiştir. Bu arada, birtakım maddeler de kanunlara sokulmaya çalışılmıştır -son değişiklikte olduğu gibi- ve kamuoyunu yakından ilgilendiren tartışmalar doğmuştur.

Türk Ceza Kanununun -ki, bu İcra ve İflas Yasamızı uydurmaya çalıştığımız yasadır Türk Ceza Kanunu, temel bir yasadır- en talihsiz yanı, âdeta, sahipsiz bırakılmış olmasıdır. Bu yasanın çıkarıldığı ve Resmî Gazetede yayımlandığı günleri çok iyi hatırlıyorum; bunun çok önemli bir değişiklik olduğu, yeni bir sistemin oluştuğu iddia edilmişti ve çok kişi, bu yasanın çok olumlu bir yasa olduğunu iddia etmişti. Bugün, çok ilginçtir, yasa, sahipsiz bir çocuk gibi ortada durmaktadır ve iki saat sonra yürürlüğe girecek olmasına rağmen, üzerinde ciddî tartışmalar yapılmaya devam edilmektedir. Türk Ceza Kanunu, kendi içinde bütünlüğünü yitirmiş bir yasa halini almıştır. Şimdi, İcra ve İflas Kanununu da ona uydurmaya çalışıyoruz; hayırlı olmasını diliyorum.

Bunun dışında, bu üzerinde konuştuğumuz 10 uncu maddedeki tek değişiklik, hapis cezası yerine disiplin hapsinin getirilmiş olmasıdır. Bu, doğru bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyle, borcun tamamen ödenmesi halinde cezanın düşmesi gibi bir gelişme de kanunda yer almıştır. 10 uncu madde şu şekli alıyor: "Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki artışları bu kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahî surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl ve bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır." Burada istenilen şudur: Borçlunun mal kaçırması engellenmeye çalışılmaktadır. Bu da, son derece doğru bir düzenlemedir.

Bu söylediklerimiz, tüm bu değişikliklerle ilgilidir, teknik konularla ilgilidir. Aslında, şunu yapmaya çalışıyor yasa: Borçlunun borcunu kaçırmasına engel olmaya çalışıyor. Oysaki, toplumumuzda, çok sayıda insan ağır bir borç yükü altındadır. Bu noktaya nasıl gelinip dayanıldığına dikkatle bakmak gerekiyor. Olayın bir de insanî ve toplumsal yönü vardır, ekonomik temeli vardır. Toplumumuz, iktidarın tüm iddialı açıklamalarına ve zaman zaman aşırıya varan övünmelerine rağmen, ciddî bir yaşam sıkıntısı içindedir. Onbinlerce işyeri kapanmaktadır. Çiftçi perişan durumdadır. Esnaf çok zor durumdadır, kredi borçlarını ödeyemez haldedir. Onbinlerce insan, kirasını ödeyemez durumdadır. Bu nedenle, kiracılar ile ev sahipleri arasındaki ihtilaflar mahkemelerimizi işgal etmektedir. Çok sayıda insan, utanarak da olsa, nafaka borcunu ödeyememenin altında ezilmektedir. Türkiye'de, 1 000 000'a yakın insanın aç olduğu resmen açıklanmaktadır. Bu şartlar altında, bu düzenlemelerin ciddî bir çözüm getirmeyeceğini hepimiz biliyoruz; ama, yasalar bu tür düzenlemelere gerek duyduğu için ve sosyal hayat, hukuk alanı ihtiyaç duyduğu için, bu değişiklikler yapılmaktadır.

Şimdi, bütün bunlar söylendiği zaman, şu savunma yapılacaktır: Bütün bunların sorumlusu biz miyiz, yani bugünkü iktidar mıdır? Bu söylenecektir. Tabiî, bunların tümünden sorumlu bugünkü iktidar değildir, bunun aksini söylemek haksızlık olur; ama, şunu söylemek de mümkündür: İkibuçuk yıldan beri, tek başına iktidar olan bir siyasî kadronun, hâlâ bu sorunlara ciddî bir çözüm bulamaması ve birtakım yasal düzenlemelerle, geçici tedbirlerle bunları geçiştirmeye çalışması kabul edilecek bir durum değildir.

Aslında, bugünkü ekonomik koşulların olumsuz sonuçlarından tümüyle sorumlu olan, çeşitli parti adları altında yıllardır ülkeyi yöneten sağ iktidarlardır. Sağ iktidarlar halkın önüne sadece küçük lokmalar koymuşlar, lokmanın büyüğünü yiyenler ise bu sağ iktidarların hiçbirinde değişmemiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Sosyal devleti unutan sağ iktidarlar, sadece görüntüyle övünmüşlerdir -nitekim, bu iktidar, cumhuriyet tarihinin en çok övünen iktidarıdır- insanı görmemişler ve halkı bir siyasî edebiyat malzemesi olarak kullanmışlardır. Fazla söze gerek yok. Bugün, milyonlarca eğitilmiş genç, işsizliğe mahkûm edilmiştir. Milletvekili olarak en büyük acımız, her gün bürolarımızı dolduran çok sayıda insanın iş talebidir, yetişmiş insanın iş talebidir. Bunu en iyi bilenlerden birisi de, Sayın Gündüz'dür. Ben biliyorum, bürosuna günde yüzlerce kişi geliyor ve iş talep ediyor. O da çok üzülüyor "ben bulamıyorum -üzüntüsünü ifade ediyor şu anda da- İktidar Partisinin Grup Başkanvekiliyim; ama, işsizliğe çare bulamıyorum, bireysel çare de bulamıyorum" diyor. Toplumsal çözüm de bulamıyorlar. Bu çerçeve içerisinde, İcra ve İflas Kanununu görüşüyoruz. Yani, adam ödeyememiş; ödeyemez. Türkiye'de borçların ödenememesinin temel nedenlerinden birisi, yaşanan korkunç ekonomik krizdir. Krizin, boyut boyut çeşitli alanlarda sürdüğünü görüyoruz.

Bu aşamada, iktidar, son çare olarak, bu dağınıklığı ve kötü gidişi durdurmak için Ereğlisinden SEKA'sına, TÜPRAŞ'tan Ferrokroma kadar, cumhuriyetin ne kadar ekonomik birikimi varsa, bunları satışa çıkarmaktadır. Bunları satarak ekonominin düzeleceğini, alacak-borç ilişkilerinin düzeleceğini, İcra ve İflas Kanununun cezaî hükümlerinin uygulanmasına gerek kalmayacak bir düzen olacağını umut etmektedir; bütün bunları sattıktan sonra, bugünü kurtardıktan sonra, gelecekte ne yapacağına ilişkin hiçbir ekonomik hedefi görünmemektedir. Geçmiş sağ iktidarlar, nasıl ilk günlerinde, yoğun bir çoğunlukla ülkeyi rahatça yönetmişler, daha sonra da adım adım gerilemişlerse, Adalet ve Kalkınma Partisi de bugün aynı süreci yaşamaktadır biz istesek de yaşamaktadır istemesek de yaşamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, İcra ve İflas Kanununu değiştiren teklifin 10 uncu maddesi, alacaklıların hakkını korumak için gerekli görülmüş, yasalaşıyor. Böyle bir ihtiyaç görülmüş, Meclis gereğini yapıyor, buna söyleyecek hiçbir şey yok. Asıl büyük ihtiyaç, halktan aldığı oylar nedeniyle topluma borçlu olan iktidarların bu borcu ödemeleridir; bu borç ödetilmelidir. Kişisel borçlar ödenebilir, kira borçları ödenir, nafaka borçları ödenir, insanlar boyunlarını eğerler, bir yerden para bulurlar, oradan alıp oraya öderler; ama, asıl büyük borç, bütün bu sistemi düzelteceğini iddia eden iktidarın, iktidara geldikten ikibuçuk yıl sonra halka borçlarını ödememiş olmalarından dolayı yaşanan dramdır, o dramın içinde gizlidir gerçek. Tablo, İktidar Partisi AKP'nin halka olan büyük borcunun altında gün geçtikçe ezildiğini göstermektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi ilk seçimde bu borcunu da mutlaka halka ödeyecektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “İcra ve iflas kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.915)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 31 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2005-05-31-icra-ve-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-915 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
