# Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Fevzi Topuz (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim
- **Tarih:** 13 Ocak 2009
- **Gündem:** TAPU KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.218)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/fevzi-topuz-23-2009-01-13-tapu-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-218

> Fevzi Topuz (CHP), 13 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TAPU KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.218)); konuşma 988 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA FEVZİ TOPUZ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi belirtmek üzere söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısıyla, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü hizmet süreçlerinin gözden geçirilmesi, hizmet kalitesinin ölçülmesi ve geliştirilmesi, bürokrasiyi ve kırtasiye işlerini artıran gereksiz süreç ve işlemlerinin ayıklanması, hizmetlerin etkili, verimli, süratli, vatandaşların ihtiyaç ve taleplerine uygun şekilde sunulmasını sağlayacak çalışmaların yapılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amaçlanmakta olduğu iddia edilmektedir.

Konuyu irdelediğimiz zaman gerçek amacın yazılanlardan daha farklı olduğu görülecektir. İşte bu noktada, gerçekte yapılmak istenen nedir, biz bunları araştıracağız, bakacağız.

Ülkemizde devlet dairelerinde işlerin bir bölümünün gereksiz bürokratik işlemler ile yürütüldüğü, ayrıca kırtasiye işlerinin fazla olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir ancak bu durum, bürokrasinin ülke yönetimi için gereksiz olduğu şeklindeki bir yargıya da neden olmamalıdır. Bürokraside yapılan işlemlerde bir kademe atlanması -bugüne kadar birçok örnekten de görüleceği üzere tüm bunlar- daha sonra yolsuzluk, çıkar ilişkisi biçiminde halka yansımaktadır. Kırtasiye işlerini kaldırma işlemi de bütünlüklü olarak ele alınmalı, süreç ve planlama çalışmalarıyla birlikte yapılmalıydı.

Yasa tasarısında görüleceği üzere, kırtasiye işlerini azaltma amacı taşıdığı belirtilen bir gerekçeyle “sözleşmeli personel çalıştırılması” maddesinin eklenmesi ve kurum, kuruluş çalışanlarının güvencesiz olarak çalıştırılmasının önü açılmak istenmektedir. Bu durum, sosyal devlet anlayışı yerine şirket anlayışlı bir politikanın sadece küçük bir göstergesi olarak göze çarpmaktadır.

Bu arada, dikkat çeken bir diğer nokta ise, son altı yılda 6 kez Orman Kanunu’nda değişikliğe gidilmesi gibi bir durumun söz konusu olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, kentlerin planlanması ve yönetilmesini akılcı bir biçimde yönlendirebilmek için ülke düzeyinde coğrafi bilgi sisteminin, kent bazında ise kent bilgi sisteminin bir an önce kurulmasına ihtiyaç vardır.

Ülkemizde kadastro çalışmaları kentlerde yüzde 97, köylerde ise yüzde 86 oranında gerçekleştirilmiştir. Ancak bilim ve teknolojideki hızlı gelişim ve bilişim teknolojilerinin yeni alanları değerlendirildiğinde, çok amaçlı çağdaş kadastro, yaşanan kadastro, mekânsal bilgi sistemlerinin kurulması ve işletilmesi hususlarında kadastro ana unsur olarak kendini göstermektedir. Bu çerçevede günümüze dek yapılan kadastro çalışmalarında durum tespitinin zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda kadastronun sayısallaştırılması, güncelleştirilmesi ve gerektiğinde yenilenmesi çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Bu iş yükünün kadastro çalışmalarının üçte 2’sini kapsadığı da bilinmektedir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bu yönde başlatılan çalışmaları ivedilikle hayata geçirilmelidir.

Toplum hayatını sosyal ve ekonomik anlamda doğrudan etkileyen taşınmaz mal envanterinin yönetiminde karşılaşılan olumsuzlukların giderilmesi ve ülke kaynaklarının yerinde kullanılmasının temini için temel altlık niteliğindeki mülkiyet bilgilerinin önemi giderek artmaktadır. Bu bilgileri hızlı ve doğru üretmesi, güncelliğini sağlaması gereken Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne önemli görevler düşmektedir.

2009 yılına gelindiğinde diğer bazı Avrupa ülkelerinin ikinci, hatta üçüncü kez kadastro çalışması yapmalarına karşın, ülkemizin hâlen ilk tesis kadastrosu tamamlanmamıştır. Ülkemizin kadastro çalışmalarının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca farklı kurum ve kuruluşlar tarafından farklı kalite ve standartlardaki bu verilerin ne şekilde etkin kullanılacağı da ayrı bir sorudur. Orman alanları ve 2/B alanlarına bakıldığında, bugüne dek Orman Bakanlığının izlediği hatalı politikalar ile 1937’den günümüze kadar yetmiş bir yıldır orman alanlarımızın ancak beşte 1’inin kadastrosu yapılarak tapuya tescili yapılmıştır. Çok açıktır ki orman kadastrosu, mera kadastrosu, afet kadastrosu gibi farklı bakanlıklarca kadastro yapılması anlamlı değildir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü bu işin ana yetkilisi ve sorumlusu olduğuna göre bu hizmetler Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünce tek elden yürütülmelidir.

Değerli milletvekilleri, 6831 sayılı Orman Kanunu’nda orman kadastrosunun yapılması yetkisi sadece orman kadastro komisyonlarına verilmiştir. Bu komisyonlarda Kadastro Yasası ve diğer yasa ve yönetmeliklerde belirtilen konunun uzmanı ve müellifi olan harita ve kadastro mühendislerinin de bulunmaması birçok sorunu da birlikte getirecektir.

Coğrafi bilgi sisteminin ana unsuru olan mülkiyet, mülkiyet verileri, konumu ve diğer bilgiler ile sorgulama işlemlerinde kadastro çalışmalarının sürekliliği, güncel olması ve diğer birçok unsuru içine alır. Yani parselin konumu, üzerindeki işlemleri, imardaki durumu, değeri, verimliliği ve kullanım hakları gibi konuları içerdiği için kadastro çalışmaları zaten dinamik bir yapı içermekte olduğundan bina, yol, tünel, baraj yapımı için coğrafi bilgi sistemlerine uzun süreli ihtiyaç vardır.

Yasa tasarısında göze çarpan diğer önemli bir konu ise, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 10’uncu maddesinde var olan orman kadastro komisyonu çalışmalarının Orman Genel Müdürlüğü kontrol işlemlerinden sonra valiliklerce yerine getirilen onama yetkisinin kaldırılmasıdır. Hazine adına tescil işlemleri yapılacak orman alanlarının dışına çıkarılan alanlarda yani 2/B alanlarında valilik onayının kalkması anlamlıdır. Bu alanların özel mülkiyeti söz konusu olmadığına göre valilik makamı neden dışarıda tutulmaktadır?

Değerli milletvekilleri, istatistiklere bakıldığı zaman 2000 yılından sonra yabancıların taşınmaz edinimindeki yıllık satış miktarı 4 bini bulmaktadır. 2007 yılı sonu itibarıyla 71 bin civarında yabancı kişiye 60 bin adet arsa, arazi, bağımsız bölüm olmak üzere toplam 36 milyon metrekare taşınmaz satıldığını görmekteyiz. Hazine Müsteşarlığı verilerine göre 2003 yılı ile 2007 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde yabancıların Türkiye’de aldıkları gayrimenkullerin değeri toplam 10 milyar dolara ulaşmıştır.

Bu taşınmaz ediniminde ilk sıraya giren beş ülke Almanya, İngiltere, Yunanistan, İrlanda ve Danimarka; en çok taşınmaz mal edinilen beş ilimiz ise Antalya, Muğla, İstanbul, Aydın ve Bursa’dır.

Türkiye’de taşınmaz edinen yabancı uyrukluların sayılarına göre dağılımında ilk beş sırada yer alan ülkelere bakıldığında, karşılıklılık ilkesinin fiilen uygulanmadığı görülmektedir. Yabancı uyrukluların taşınmaz ediniminde ilk sırada olan Yunanistan, kendi ülkesinde adalarda ve sınıra yakın topraklarda mülk ve toprak satışını yasaklamıştır. Avusturya‘da da mülk ve toprak satışı sadece AB üyesi ülke vatandaşlarına yapılabilmektedir. İngiltere‘de ise taşınmaz mülkiyeti kraliyete ait olup, taşınmazın sadece kullanım hakkı verilmektedir.

Türkiye’de Ticaret Kanunu’na göre kurulan yabancı sermayeli şirketler ile yabancı şirketlerin edindikleri taşınmaz sayısı hakkında bilgi almak, tapu kayıtlarında yalnızca şirket adının yazılı olması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Yabancı yatırımcıların, Türk Ticaret Yasası’na göre satın aldıkları Türk şirketi el değiştirse de, malik oldukları taşınmazların tapu kayıtlarında herhangi bir belirtme yapılması da söz konusu değildir.

Değerli milletvekilleri, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çerçevesinde Türkiye‘de kurulan şirket sayısı 18.308 olup, bu şirketlerden 3 bine yakını, gayrimenkul alım satımı üzerine kurulmuştur.

Osmanlı Devleti’nde borçlara karşılık gösterilen ülke topraklarının yabancılara satışının, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının ve Anadolu‘nun sömürgeleşmesinin nedenlerinden biri olduğu unutulmamalıdır.

Yabancılara toprak satışı ile ilgili düzenlemeler, Dünya Bankası borç antlaşmaları, IMF niyet mektupları ve Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı belgelerinde borç karşılığı gösterilen ön koşullar olarak önümüze çıkmaktadır. Yabancılara toprak satışı salt mülkiyet sorunu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Fevzi Topuz (CHP, Muğla). “Tapu kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.218)”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fevzi-topuz-23-2009-01-13-tapu-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-218 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
