# HDP Grubu önerisi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Garo Paylan (HDP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim
- **Tarih:** 21 Nisan 2016
- **Gündem:** HDP Grubu önerisi münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=47829
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/garo-paylan-26-2016-04-21-hdp-grubu-onerisi-munasebetiyle

> Garo Paylan (HDP), 21 Nisan 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HDP Grubu önerisi münasebetiyle); konuşma 555 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. “…” (x)

Sizleri 1908-1915 yıllarına götüreceğim. Hani o az bildiğimiz yıllar, yalnızca inkılap tarihi derslerinde bildikleriniz var ama ondan ötesini maalesef bilmiyoruz. Çünkü, cumhuriyetle bütün olayı başlatıp cumhuriyetle devam ettiriyoruz, oysa cumhuriyet öncesi var ve cumhuriyet öncesi parlamenter bir rejim var.

1908 öncesi, biliyorsunuz, Abdülhamit’in istibdat rejimi vardı ve buna karşı itirazlar vardı. 1908’de tekrar Meclis ve anayasa devreye geçti, İkinci Meşrutiyet’le Meclis ve anayasaya kavuştuk. Bununla birlikte Osmanlı’nın halkları büyük bir bayram yaşadılar, demokrasi ve özgürlük rüyasını 1908-1912 yıllarında yaşadılar ve bu umutla Meclise kendi kimlikleriyle onurla kendi taleplerini ve topyekûn Osmanlı taleplerini taşıyabildiler. 1908’de Osmanlı nüfusunun her 5 kişisinden 1’i Ermeni’ydi ve yine, Osmanlı nüfusunun her 5 kişisinden 2’si Ermeni, Rum, Süryani veya Yahudi idi. Seçimler oldu -biliyorsunuz, o yıllarda da seçimler yapılabildi, 1908 sonrası- ve Meclis-i Mebusan oluştu; Ermeniler ve bütün halklar mebuslarını seçtiler ve Meclis-i Mebusan oluştu. Demokratik siyasetle ortak vatanda eşitçe yaşama mücadelesi verildi Meclis-i Mebusanda. Ermeni kimlikli, Rum kimlikli, Türk kimlikli, Kürt kimlikli olan vekiller birlikte ortak vatanda bir arada yaşama hukukunu oluşturma mücadelesi verdiler.

Osmanlı’da milletler sistemi vardı, bugünkü gibi “tek millet” söylemi yoktu. Osmanlı’nın milletler sisteminde kültürel özerkliğe sahipti milletler; Ermeni milleti, Rum milleti, Süryani milleti, Yahudi milleti gibi kültürel özerkliklere sahiplerdi. Patrikhanelerinde dinî örgütlenmelerini yaparlardı. Aynı şekilde cismani örgütlenmeleri de vardı. Kendi ana dili temelli çok dilli eğitimlerini yürütürlerdi. Bununla ilgili haklar Mecliste görüşüldü ve Ermeni vekillerin bu kültürel özerkliğin yanında ademimerkeziyetçi bir sistem önerisi vardı yani yerel demokrasi. Bu yalnızca Ermenilerin talepleri değildi, Prens Sebahattin gibi Türk kimlikli ve diğer kimliklerdeki siyasetçilerin de talebiydi, ademimerkeziyetçi bir model öneriyorlardı. Bugün Batı demokrasilerinde olan modeli, onların o zaman erişemediği bir modeli o zaman Osmanlı’ya önermişlerdi: ademimerkeziyetçi modeli. Ancak, bunu istemeyenler de vardı. İttihat ve Terakki -kısadan söyleyeyim- 23 Ocak 1913 günü Babıali Baskını’yla bir darbe gerçekleştirdi ve parlamentoyu ve anayasayı devre dışı bıraktı neredeyse. 1914 seçimleri sonrası tamamen parlamento devre dışıydı ve artık bir cuntanın elindeydi ülke; Talat, Enver ve Cemal Paşa cuntalarının elindeydi. İlk darbeciler anayasayı ve Meclisi devre dışı bıraktılar, kararnamelerle ülkeyi yönetmeye başladılar.

Ve Birinci Dünya Savaşı’nın devreye geçmesiyle 24 Nisan 1915’te, maalesef, ilk olarak Ermeni aydınlar, kanaat önderleri ve milletvekilleri tutuklandılar. Vekiller Ankara’ya, Ayaş’a getirildiler, güya yargılanacaklardı aydınlarla beraber; bazıları Diyarbakır’a ve Urfa’ya sürüldüler, güya yargılanacaklardı. Dokunulmazlıkları olduğu hâlde onları alıp tutuklayıp Ankara’ya, Ayaş’a, Urfa’ya, Diyarbakır’a sürdüler ve oradan oraya sürerken yolda çeteciler tarafından vekiller katledildiler. Tabii, toplumun kanaat önderleri ve milletvekilleri devre dışı bırakıldıktan, demokratik siyaset iddiası ve demokrasiyle meselelerimizin çözülme iddiası devre dışı bırakıldıktan sonra, kararnamelerle, Ermeni halkı ve aynı olaylarda Süryani halkı büyük bir katliamla binlerce yıldır yaşadıkları kadim topraklardan sürüldüler. Benim hayatta kalmam Malatya’da yaşayan komşularımızın sayesindedir. Dedelerimin babaları dedelerimi komşularına emanet etmişlerdir, vicdanlı Anadolu insanına emanet etmişlerdir; o sayede hayatta kaldım, “kılıç artığı” denir bizlere. Aynı şekilde, vicdanlı kamu yöneticileri de vardı Lice kaymakamı gibi, katliama yol vermeyen pek çok vicdanlı kamu yöneticisi vardı ancak onlar da katledildiler bu çeteler tarafından. Birinci Dünya Savaşı sonrası Divan-ı Harb-i Örfide bu cuntacılar yargılandılar ve bazıları cezalar da aldılar; Malta sürgünleri oluştu. Ancak, bu yargılanmalar tamamlanamadan cumhuriyet devreye geçti, Ankara’da bir Meclis oluştu ve Ankara’daki Meclis bu büyük suçla yüzleşmedi. Boğazlıyan kaymakamı Divan-ı Harb-i Örfide yargılanmıştı ve mahkûm olmuştu ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı ilk şey Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’e ve diğerlerine, bu büyük suçun faili olanlara iadeiitibar yapmaktı.

---

**Kaynak gösterme:** Garo Paylan (HDP, İstanbul). “HDP Grubu önerisi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 77. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/garo-paylan-26-2016-04-21-hdp-grubu-onerisi-munasebetiyle (erişim: 27 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=47829

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
