# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gökhan Durgun (CHP, Hatay)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gokhan-durgun-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Gökhan Durgun (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.811 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 701 sıra sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 26 ncı maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun, ülkemiz tarımı, ticareti, ekonomisi açısından önemli bir kanundur diyor tasarının gerekçesi. Evet, doğru; ancak, tarım kesiminin sahipsiz bırakıldığı, çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaya devam ettiği bugünkü koşullarda, bu kanunun ülke tarımına, ticaretine, ekonomisine, çiftçisine, düşünülen, arzu edilen katkıyı sağlayacağını söylemek mümkün değildir. Çiftçimizin şu andaki temel sorunu, lisanslı depo arama sorunu değildir; çiftçimizin temel sorunu, destekleme, doğru yönlendirme ve pazarlama sorunudur. O nedenle, depolama konusu, öncelik sıralaması yapılırsa, en son sıralarda yer almaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de nüfusun yüzde 35'i, yaklaşık yüzde 40'ı, dolaylı geçinenleri de hesaplarsak yüzde 50'den fazlası geçimini tarımdan ve topraktan sağlamaktadır. Bu, Türkiye nüfusunun büyük bir bölümü demektir. Çiftçilerimizin çok önemli bir kısmının da önde gelen üretim ürünü buğdaydır. O nedenle, buğday konusu da milyonlarca yurttaşımızın temel ilgi konusu olarak ortaya çıkmaktadır. Tarım, önceki yıl ve bu yıl, sancılı bir dönem geçirdi. Geride bıraktığımız yıl, buğday üreticileri büyük bir sıkıntı içine girdiler. Bu sıkıntı, ağır tahribatlar oluşturdu. Geçen yıl 300 000 liraya satılan buğday, bu sene 300 000 liraya da satılamadı. 1 kilogram buğdayla 1 kilogram buğday tohumu alınamaz hale geldi. Gübre fiyatları, ilaç fiyatları, sulama maliyeti, enerji maliyeti, petrol ve mazot maliyeti yüzde 50 dolayında arttı. Çiftçinin kara gün dostu olan Toprak Mahsulleri Ofisi piyasadan çekildi, ithalat kapısı açıldı ve Türkiye'de, çiftçi, buğday üreticisi ağır bir sıkıntıyla karşı karşıya bırakıldı. Ürün satış fiyatları geçen yıldan bu yana artış gösteremedi; tam tersine, düşüş gösterdi. Enflasyonun kontrol altına alındığı, enflasyonun düştüğü söyleniyor, konuşuluyor, bununla övünülüyor. Buna rağmen, çiftçinin girdi maliyetleri enflasyonun üzerinde; ürün satış fiyatlarındaki artış ise, enflasyonun gerisinde. Bunun sonucu olarak da, tarım kesiminde çok ciddî bir gerilemenin yaşanmakta olduğunu görüyoruz.

Şimdi, yeni bir ekim dönemi içindeyiz. Çiftçi perişan; çok güç bir tarım yılını geride bıraktı, borçları hızla arttı, alım gücü azaldı. Şimdi, tarlaya gübre atmak lazım. Vatandaşın, tarlasına gübre atacak parası yok. Gübre fiyatları, petrol fiyatları, son bir yılda, yüzde 50'nin üzerinde artış gösterdi. Bir yandan girdi fiyatları böyle artıyor, bir yandan çiftçi, bir yılın emeği karşılığında kendisini ayakta tutacak bir sonuç alamamanın acısı, ıstırabı içinde. Şimdi, bir çareye ihtiyaç var; önümüzdeki yılın tarımını kurtarmak için, bir çareye ihtiyaç var. Çare, sadece, tek başına, bu yasanın çıkarılması değildir. Çiftçinin desteğe ihtiyacı var; gübrede, mazotta, tohumda, ilaçta desteğe ihtiyacı var.

Türkiye'de, çok kritik alanlarda, çok ciddî üretim zafiyetleri içine girildi ve pek çok noktada arzu ettiğimiz ilerlemeyi gerçekleştiremedik. Bundan dokuz yıl, on yıl önce 19 000 000 ton buğday üretmişiz, bugüne geldiğimizde, bugün, yine, 19 000 000 ton buğday üretiyoruz. Peki, bu on yıllık süre içerisinde Türkiye'nin nüfusu mu azaldı, Türkiye'nin buğday ihtiyacı mı azaldı; tabiî ki hayır. Ne oldu; dışarıdan ithalat başladı. Biz, kendi üretimimizi artıramadık, artan nüfusumuzun ihtiyacını karşılayamadık, bunun için de, dışarıdan para alarak, faizle para alarak buğday ithal etmeye başladık. Teknoloji ilerliyor, tüm dünya ilerliyor, bilgi yaygınlaşıyor, birçok ülke tarım üretimini artırıyor; ama, buna karşılık Türkiye'de, en kritik tarımsal ürün, yirmi yıl öncesinin aynı üretim rakamlarına ancak ulaşabiliyor. Bu, memnuniyet verici, sevindirici bir tablo sayılamaz.

Pamuk üreticisi de aynı acıyı, şu anda, yaşamaya devam ediyor. Maalesef, maliyetini kurtarmayan fiyatlarla, pamuk üreticisi, pamuk satmak zorunda kalmıştır. Hükümet, prim konusunu tamamen unutmuş görünüyor. Şu anda, Hatay İlinde, kendi ilimde, Amik Ovasında, 400 000 liraya, 500 000 liraya pamuk satılıyor. Pamuğun maliyeti ne kadar; pamuğun maliyeti 1 400 000 lira; yani, kilo başına 900 000 lira zarar! Bir üreticiyle görüştüm; 200 dönüm pamuk ekmiş, 30 milyar zararım var diyor. Geçen sene de buna yakın zararlarla ekim dönemini kapatmış. Peki, önümüzdeki sene ne olacak? Çok da farklı olmayacak görünüyor. Hemen her sene aynı manzarayı izliyoruz, seyrediyoruz. Bu işin sonu yok.

Değerli arkadaşlarım, 1 kilo pamuk 1 kilo gübre almıyor, 1 litre mazot alabilmek için 3 kilo pamuk satmak lazım. Son iki sene büyük zarar ettiği için, bu sene pamuk ekimi de, buğday ekimi de azalacaktır. Sonra ne olacak? Hükümet diyor ki "çiftçi buğday ekmezse, pamuk ekmezse, biz de dışarıdan ithal ederiz." Dışarıdan neyle ithal edeceksin; dövizle. Dövizi neyle alacaksın; dışarıdan faizle borçlanarak. Zaten, Türkiye'nin bütçesinin yüzde 45'i faize gidiyor. Böyle devam ederse, bütçemizin çok daha büyük bir bölümü faizle karşı karşıya kalacak demektir.

Son yıllarda pamukta yaşanan bu tablonun sonucu olarak da lif pamuk ithalatı hızla artmıştır; 450 000 tonu aşmış durumdadır ithalat rakamları. Bunun sonucu olarak da, cari açığın artmasından herkes şikâyet ediyor. O ithal edilsin, bu ithal edilsin, pamuk ithal edilsin, buğday ithal edilsin; işte bunun sonucu da, maalesef, böyle bir cari açığı ortaya çıkarıyor.

Mısır üreticisi de çok büyük bir sıkıntı ve şikâyet içinde. Çiftçimiz, mısırını geçen seneki fiyatın altında sattı, yaklaşık geçen senenin fiyatlarıyla satma noktasında kaldı. Bunun sonucu olarak da, Türkiye'de mısır üretimi artmıyor. Yine buğdayda olduğu gibi, on yıl önceki mısır üretimimiz 2 300 000 tonken, bugün 2 100 000 ton. Hatta, biraz daha düşmüş görünüyor.

Peki, mısırda da aynı şey önemli, Türkiye'nin mısır ihtiyacı mı azaldı, Türkiye'nin nüfusunda mı bir azalma meydana geldi; tam tersine -arkadaşlarımız biraz önce anlatıyorlardı- şimdi mısırdan şeker elde edilme noktasına gelindi, mısır ihtiyacı daha çok arttı. Ancak, bu açığı nereden karşılıyoruz; yine mısırı dışarıdan ithal ederek karşılıyoruz. Nasıl yapıyoruz; vergileri de, gümrük vergilerini de düşürmek suretiyle, Türkiye'ye büyük ölçüde mısır ithalatının yapılmasına izin veriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, tarım kesiminin diğer bölümünde de aynı sıkıntılar yaşanmaktadır. Narenciye mevsimi neredeyse bitmek üzere. Narenciye üreticisi, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Geçen seneki fiyatların yüzde 20 altında fiyatlarla şu anda narenciye satılıyor; hem de toplama ücreti üreticiye ait olmak üzere. Bu rakamlar çok ilginçtir, şu anda Hatay'da, Dörtyol'da, Erzin'de 50 000 ile 100 000 lira arasında mandalina satılmaktadır; hem de toplama ücreti bunun içindedir. Lütfen, gidin bir Samandağı'na, Hatay'a Dörtyol'a, Erzin'e, narenciye bahçelerine bir bakın, narenciye ağacın üzerinde kalmış, alıcı yok. Zaten bundan sonra alıcı bulması da mümkün değildir; çöpe dökülecektir.

Narenciye üreticisi bu sıkıntıları yaşarken, girdiler yine yüzde 50 civarında artmıştır. Fiyatlar da geçen senekinin altındadır.

Şimdi, bu durumda, lisanslı depoculuk yasasını çıkarsak ne olur, çıkarmasak ne olur?! Samandağı'nda narenciye üreticisi mandalinayı sokağa dökmüştür, sokaklardan narenciye kokusundan geçilmemektedir. Bu çiftçi, narenciyeyi çöpe dökme noktasına gelmiş, biz burada lisanslı depoculuk kanununu nasıl çıkarırız diye görüşmeler yapıyoruz.

Bir ihracat potansiyeli yaratılsaydı, fiyatlar biraz toparlanacak, çiftçinin yüzü gülecekti; ama, hükümet bununla hiç meşgul değil. Tarım, kendi haline, kendi kaderine terk edilmiş durumda; Türkiye ithalat yapıyor. Teşvik etmeyi bırakın, tam tersine köstek olunuyor. Doğrudan gelir desteği ödemeleri, şu ana kadar daha tamamlanmış değil, prim ödemeleri tamamlanmış değil.

Türk çiftçisi buğdaydan zarar etti, mısırdan zarar etti, pamuktan zarar etti, narenciyeden zarar etti, soğandan zarar etti, havuçtan zarar etti...

AHMET RIZA ACAR (Aydın) - Eyvah(!)

GÖKHAN DURGUN (Devamla) - Eyvah tabiî; gerçekler bunlar.

Ayrıca, büyük bir afet yılı da yaşandı, halen Hatay'da iki yıldır yaşanan afetlerden sonra -tespitler yapılmıştır- bir tek çiftçimize bir tek destek sağlanmamıştır. Eyvah, tabiî ki eyvah! Yaşanan bu doğal afetler sonucunda da daha büyük zararlar ortaya çıkmıştır.

Çiftçimiz, kelimenin tam anlamıyla, perişanlığı yaşamaktadır. Bunun temel nedeni, Türkiye'de tarım sektörüne yönelik bir öncelikli politika oluşturma arayışının siyaset gündeminden düşmüş olmasıdır. Yani, tarımın ve çiftçinin sorunlarını temelde ele alıp, onlara çözüm getirme anlayışı bir kenara itilmiştir. Türkiye'de tarımın durumunu belirleyen, maliye ve ekonomi politikaları olmuştur ve Türkiye ekonomisinin maliyesini düzenleyen temel ihtiyaç, kamu harcamalarını azaltmak, çiftçiye desteği kaldırmak, borç ve faizleri ödemek şeklinde ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin bütün kaynaklarını buralara yönlendirirseniz, tarım tamamen ikinci plana düşer; öyle olmuştur. Gözden uzak tutulmuş, izlenen ekonomi politikaları tarımın sorunlarını, sıkıntılarını tehlikeli biçimde artırmıştır; yani, Türkiye'de önce tarım, önce çiftçi anlayışında bir siyaset koyma anlayışı kesinlikle söz konusu olmamıştır. Ekonomi ve maliye sorunları çözülürse tarımın sorunları da kendiliğinden çözülür anlayışı hâkim olmuştur. Onlar için ayrı bir çaba göstermeye gerek yok, çare aramaya, kafa yormaya, kanun hazırlamaya gerek yok; bu anlayış, ne yazık ki, AKP Hükümetinde hâkim anlayıştır. Türkiye, ekonomi ve maliye politikalarıyla uğraşmalıdır; ama, o sorunları çözdüğü zaman tarımın sorunları kendiliğinden çözülecek anlamına gelmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, çiftçi bir ayakbağı, bir sorun, ekonominin üzerinde bir kambur gibi gösterilmeye çalışılmıştır; yani, çiftçinin üreticiliği, çiftçinin verimliliği, çiftçinin ticareti, kârlılığı, toplumun sosyal yapısına katkısı gözardı edilmiştir. Tarıma destek tümüyle tasfiye edilmiştir. Sanki tarıma destek vermek bir israf kaynağıymış gibi, Türkiye'nin bir yüküymüş gibi görülmeye başlanmıştır ve tarıma yönelik desteklerin kesilmesi öncelikli hedef haline gelmiştir. Bugün geldiğimiz noktada, tarıma yönelik hiçbir destek kalmamıştır. Elde sadece, tarıma yönelik değil, tarımda yaşayan insanın sefalete sürüklenmesine yönelik bir Çiftçiye Destek Projesi kalmıştır ve onun da ne kadar devam edeceği, ne olacağı belli değildir. Bu, doğru ve sağlıklı bir yaklaşım değildir.

Dünyanın her yerinde, en gelişmiş ülkelerden en az gelişmiş ülkelere kadar, bütün ülkeler, çiftçisine, köylüsüne,tarımına sahip çıkmaktadır. Türkiye kadar kendi çiftçisini sahipsiz bırakmış bir başka ülke daha yoktur. Avrupa Birliği ülkeleri, Amerika, tarım ürünlerinin en pahalı satıldığı yer Japonya, Yunanistan en büyük desteği çiftçisine vermektedir. Bizde tarıma destek vermek ayıp sayılmıştır. Ayıp, yakışıksız, ekonomi bilimine ters, çağdaş maliye anlayışına uygun olmayan bir iş gibi görülmüştür. Asıl yanlış olan da bu anlayıştır.

Engellemeyi bize dayatan ülkeler, ülkelerinin tarımlarına yüksek ölçüde destek vermektedir; vermeye de devam edeceklerdir. Bunun da bir anlamı vardır. Bundan önceki hükümet bir Pancar Yasası çıkardı; şimdi, Pancar Yasasının niye çıkarıldığını çok iyi anlıyoruz. Bir Tütün Yasası çıkarıldı; aradan zaman geçti; şimdi çok iyi anlıyoruz. İki noktada da dışa bağımlı, tüketen bir ülke durumuna getirilmek isteniyor Türkiye. Ya buna "evet" diyeceğiz ya da bu işin çözümünü araştıracağız; ama, şunu söylemek istiyorum: Türkiye nüfusunun yüzde 60'ının tarımla geçindiğini düşünürsek, bu kesime acı çektiren, bu kesimin sorunlarına eğilmeyen iktidarların da, partilerin de ömrünün kısa olduğu, daha önceki uygulamalarda görülmüştür. Bu anlayışla, ne ekonomi ne malî durum düzelmeyecek; tam tersine, tarım ürünlerini kendi insanlarımızın tüketeceği kadar dahi üretemediğimiz için yeni yükler gelecektir.

Eğer Türk çiftçisinin sorunlarını gerçekten çözmek istiyorsak, gelin, çiftçimizin banka borçlarını çözecek bir yasa hazırlayalım. Gelin, çiftçimizin gübre, ilaç, tohum, mazot, enerji girdileri konusunda bir destekleme yapmak için bir yasa hazırlayalım. Bunları gerçekleştirirsek, bu depoculuk yasasının bir anlamı kalır; yoksa, bu depolar, yarın içine koyacak mal aramakla karşı karşıya kalacaktır. Önce, üretimi ve üretimin kalitesini artıralım, pazarlama konusunda yön gösterelim; bunlar olmadan, çiftçinin, tarımın kurtulması, böyle bir yasayla mümkün değildir.

Türkiye'de, her üniversitenin ziraat fakültesi var, çok değerli bilim adamları, bu konularda çok değişik çalışmalar yapıyor; ama, ilgilenen olmadığını düşünüyorum.

Geçenlerde, Erzin'de bir konferansa katıldım; ziraat fakültesinden bir hocanın bana söylediği bir konu beni çok üzdü, sizlerle paylaşmak istiyorum, önemlidir. Diyor ki: "Şu ana kadar, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde, narenciye konusunda konferanslar verdim; bir tek milletvekili ilgi gösterip de gelmedi, ilk defa sizinle karşılaşıyorum." Bu da çok acıdır; Türkiye'nin nüfusunun yarısının geçimini sağladığı tarım konusunda, bilimadamlarımıza gösterdiğimiz ilginin de bir göstergesidir.

Ziraat mühendisi arkadaşlarımız, kahve köşelerinde, boş geziyor. Kimisi bankada çalışıyor, kimisi pazarlamacılık yapıyor. Bunları istihdam edelim, bunlar çiftçimize, köylümüze yön göstersin, yeni teknolojik gelişmelerden haberdar etsin, alternatif ürünler üretsin; ama, bu konuda da bir hazırlık, bir tasarı yok.

Tabiî, tarım, tek başına bir anlam ifade etmiyor.

MEHMET KILIÇ (Konya) - Tarım gönüllülerini unuttun galiba!

GÖKHAN DURGUN (Devamla) - Tarım gönüllülerini göreceğiz bakalım; gönüllü diyoruz da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Gökhan Durgun (CHP, Hatay). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gokhan-durgun-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
