# Özürlüler hakkında kan.tas. ( ss. 969 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Güldal Akşit (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim
- **Tarih:** 30 Haziran 2005
- **Gündem:** ÖZÜRLÜLER HAKKINDA KAN.TAS. ( SS. 969 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/guldal-aksit-22-2005-06-30-ozurluler-hakkinda-kan-tas-ss-969

> Güldal Akşit (AK Parti), 30 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖZÜRLÜLER HAKKINDA KAN.TAS. ( SS. 969 )); konuşma 1.456 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 969 sıra sayılı Özürlüler Hakkında ve Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geneli üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Günümüz dünyası, değişen toplumsal koşullar nedeniyle, sosyal politika alanında yeni yaklaşımlar geliştirme çabası içindedir. Sosyal politikanın temel amacını, değişik risklere karşı toplumda zayıf kesimlerin güvenceye alınması oluşturur. Bu amaçla oluşturulan sosyal koruma sistemleri ve yeniden dağıtım mekanizmalarıyla bu kesimlerin sosyal ve ekonomik yaşama katılımı sağlanırken, toplumun ekonomik ve kültürel kaynaklarının adil dağılımı da sağlanmaya çalışılır. Bu bağlamda, sosyal politikanın 3 temel değerden esinlendiği söylenebilir. Bunlar, özerklik, hakkaniyet ve toplumsal bütünleşmedir.

Sosyal dışlanmayla mücadele, toplumsal aidiyet ve güven, sosyal politikanın hedefleridir. Geleneksel sosyal politika olarak nitelendirebileceğimiz söz konusu yaklaşım, nüfusun yaşlanması ve iş piyasasından dışlanma gibi yeni sorunlar karşısında yetersiz kalmıştır. Eşit olmayan gelir dağılımını düzeltmek ve yoksulluğu önlemek için geçmişte uygulanan sosyal politikaların başvurduğu temel araç, zenginlerin ve ekonomik büyümede en fazla pay alanların gelirlerinden kesilen vergilerin, hastalık, yaşlılık ve meslekî vasıf yetersizliği gibi herhangi bir nedenle ücretli bir işte çalışamayan kişilere transfer edilmesiydi. Ancak, geçmişte böyle bir sözleşmenin uygulanabilmesini mümkün kılan uygun ekonomik ve demografik koşullar artık ortadan kalkmıştır. Günümüzde sayıları gittikçe artan emeklilerin ve sağlık hizmetlerine ihtiyacı olan kişilerin giderleri, sayısı gittikçe azalan çalışma yaşındaki nüfus tarafından üstlenilmektedir. Kitlesel işsizlik ve erken emeklilik olguları, demografik etkenlerin etkisini artırarak sosyal güvenlik sistemlerinin sürekliliğini zora sokmuştur. Bu bağlamda, geleneksel sosyal politikanın dışında aktif sosyal politikadan söz edilmektedir. Bu yaklaşıma göre kamu idareleri sosyal politikanın tek aktörü değildir. Sosyal alanda önemli roller üslenebilecek, hatta sosyal korumanın finansmanına ve uygulamasına katılabilecek birçok sosyal grup bulunmaktadır. Bu doğrultuda özel sektör sosyal hizmetlerin sunumuna geniş ölçüde katılabilir; çocuk bakımından yaşlılara ve özürlülere götürülebilecek çeşitli hizmetlere kadar, özel sektör, kamu sektörü yanında değişik seçenekler sunarak önemli işlevler yerine getirebilir.

Sosyal politikalarda ortaya çıkan bu iradî yaklaşım, bireylerin gelecekten beklentilerini artırmak için onların kapasitelerine yatırım yapılması gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Bu yeni yaklaşım, hükümetlerce sosyal yardımları azaltan, vergi gelirlerini artıran, daha geniş anlamda yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı önleyerek uyumlu bir toplum öngören sosyal politikalara yatırım yapılmasının daha yararlı olduğu anlayışına dayanmaktadır. Söz konusu politikalar, toplumu oluşturan birey ve grupların sosyal ve ekonomik yaşama tam olarak katılmalarını özendirmektedir. Bu yaklaşım, toplumun üyesi olarak, bireylerin ve grupların hak ve yükümlülüklerinin tanınmasına dayanmakta ve hayatın risklerine karşı kişileri korumanın ötesinde, mümkün olduğu kadar onların kapasitelerine yatırım yaparak tüm yaşam boyunca potansiyellerini gerçekleştirmelerine çalışmaktadır.

Özürlülük açısından ise yeni sosyal politika yaklaşımında temel hedef, özürlülerin toplumla bütünleşmesi olarak karşımıza çıkar. Özürlülük konusundaki çalışmalar, değişen koşullar açısından değerlendirildiğinde ise, sosyal politikanın en sorunlu alanlarının başında gelmektedir ve bu durum, özürlülüğün dinamik yapısından kaynaklanmaktadır. Özürlülük, günümüzden kısa süre öncesine kadar kabul edildiği gibi, çeşitli önleme çalışmalarıyla tüketilebilir bir olgu değildir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de -biraz evvel değerli milletvekilimizin de bahsettiği gibi- yüzde 12,29 özürlülük oranı, yaşlanmaya endeksli olarak yükselmekte ve bu bağlamda da özürlülük fenomeninin kapsamı ve içeriği genişlemektedir. Özürlülüğün geleneksel olarak tanımlandığı fiziksel eksikliğe dayalı yaklaşımlardan vazgeçilmiş, işlevsellik açısından değerlendirilmeye başlanılmıştır. Buna göre, özürlülük, sadece, ortopedik, görme, işitme ve zihinsel olarak değerlendirilen, başka bir deyişle, fiziksel bir eksiklikle nitelenen bir olgu değil, süreğen hastalıkları da içinde barındıran bir olgudur. Bu doğrultuda, homojen bir yapı arz etmeyen özürlülük, kendi içinde, ağır özürlülük ve diğerleri olarak sınıflandırılmaktadır. Ağır özürlülük, sadece belli özür türlerinin niteliği olarak değil, bağımlılık oranı çerçevesinde her özür türünü kendi içinde barındırmaktadır. Bu anlamıyla da, özürlülük alanında yapılacak çalışma ve hizmet sunumları da değişmektedir. Ülkemizde ise, sosyal politika açısından özürlülüğün daha çok yoksulluk bağlamında değerlendirildiğini söyleyebiliriz. Özürlülük, yoksulluğun ürünü olmamakla birlikte, yoksulluk nedenidir ve ülkemizde, özürlülerimize yeterli eğitim ve istihdam altyapısı söz konusu olmadığından, özürlülük, yoksulluk bağlamında, hizmet sunumunun konusudur.

Ülkemizde diğer bir sorun alanı, yine yoksullukla bağlantılı olarak, sağlık hizmetleridir. Özürlülerin sağlık sorunlarından söz edilebilir; ancak, özürlülük, bir hastalık değil, bir durumdur. Bu doğrultuda da, özürlülere yönelik hizmet sunumunun öncelikleri, sadece "yardım" başlığında toplanmaya uygun değildir ve bu türden hizmetler yeterli de değildir. Konuya, sosyal hizmetler açısından yaklaşıldığında ise, ülkemizde, yoksulluk eksenli yardımlar dışında özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri söz konusudur. Hem hizmet standartları hem de denetim mekanizmaları açısından çeşitli sorunlar taşıyan bu hizmet sunumlarının yetersizliği bir yana, ülke koşullarımıza göre uygunluğu da ayrı bir problemdir.

Ağır özürlülük açısından en temel sorun, ailelerine bağımlı olan özürlülerin ailelerinin de eve bağımlı yaşamalarıdır. Bu bağlamda, çok acil durumlarda dahi özürlü çocuğunu bırakıp ihtiyacını gideremeyen özürlü annelerine yönelik aile destek hizmetleri önceliktir.

Aile destek hizmetleri, yerel idareler açısından da en kolay hizmet organizasyonlarının başında yer almaktadır. Basit anlamda, özürlü kreşi biçiminde sunulabilecek bu tür hizmetler, aile eğitimi ve rehabilitasyonunu da içerecek biçimde daha kompleks olarak sunulabilir.

Kamu idareleri merkezli hizmet imkânları açısından diğer öncelikli alan ise, istihdamdır. Ülkemizde özürlülerimize meslek edindirilemediği için, istihdam konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu konuda yapılabilecek en doğrudan hizmetler, meslekî rehabilitasyon ve korumalı işyerleri düzenlemeleridir. Bu bağlamda, gündemimizde olan özürlüler kanunu yürürlüğe girdikten sonra, ülkemizde özürlülük konusunda yeni politikaların temel referansını oluşturacaktır.

Bir politika aracı olarak özürlüler kanunu, hem özürlülere yönelik sunulacak hizmetleri hem de sosyal hakları yeniden düzenlemektedir. Ayırımcılıkla mücadele merkezinde bir özürlülük politikasını belirleyecek olan kanunla birlikte, kamu idaresine ulaşılabilirliğin sağlanması açısından da önemli yükümlülükler getirmektedir.

Dünyada 1970'li yıllarda ortaya çıkan ve yaygınlaşan özürlüler kanunları, yeni bir politika aracıdır. Bu anlamda, yaygın biçimde anlaşıldığı gibi, özürlüler kanunları, özürlüler konusunda mevcut olan mevzuatın bütünleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Günümüz dünyasında özürlülüğün sorunları, ayırımcılık ekseninde değerlendirilmektedir. Bu yaklaşıma göre, özürlü haklarıyla ilgili çalışmalar, fırsat eşitliği ve insan hakları bağlamında yer alır. Bu anlamda, dünyada özürlülük konusunda gelişmiş olan terminoloji yanında, temel esaslar Özürlüler Kanunda yer almaktadır.

Bilindiği gibi, hazırlıklarına 2003 yılında başlanılan ve ilgili kurum ve sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerileri doğrultusunda hazırlanan Özürlüler Yasa Tasarısı, 94 maddeden oluşmaktaydı. Tasarı, Mayıs 2004'te Başbakanlığa sevk edilmişti. Geçen sürede, şahsımın Başkanlığında, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Maliye Bakanlığından oluşan bir komisyon oluşturulmuş ve söz konusu komisyon, mevcut tasarıyı yeniden biçimlendirmişti. Bir anlamda güncelleme çalışması olarak da nitelendirilebilecek çalışmada, Özürlüler Kanun Tasarısı, Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı Primsiz Ödemeler Kanunu Tasarısı, sosyal güvenlik kuruluşlarının tek çatıda toplanması, Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı ve yeni kanunlaşan Belediyeler Kanununa göre yeniden düzenlenmişti. Son çalışmayla, Özürlüler Kanun Tasarısı, 16 maddelik bir çerçeve kanun ve 23 kanunda 37 maddelik değişiklik getiren 54 maddelik düzenlemeden oluşmaktadır.

Çerçeve kanun, ülkemizde bir özürlüler politikasının kurumsallaşmasının altyapısı niteliğindedir. Buna göre, ülkemizde özürlüler politikasının temeli, ayırımcılıkla mücadele üzerine kurulacaktır ve özürlülerin özürlerinden dolayı herhangi bir ayırımcılığa tabi tutulamayacağı genel esas hükmüne bağlanmıştır. Avrupa Birliği sosyal politikasıyla paralellik taşıyan bu yaklaşım yanında, kanunu oluşturan tanım ve terminolojiler, özürlülüğün sınıflandırılması ve ölçülmesiyle ilgili hükümler, dünyada geliştirilen en son sistem olan ICF'e göre biçimlendirilmiştir; ki, bu nitelik de, ülkemiz mevzuatı ve uluslararası dil arasında örtüşme sağlamaktadır.

Diğer yandan, çerçeve kanun, mevzuatımızda mevcut olmayan sosyal hizmet uygulamalarıyla ilgili esasları içermektedir. Bakıma muhtaçlık, ağır özürlülük, korumalı işyeri, toplum temelli rehabilitasyon, bakım ve bakım çeşitleri gibi alanlarda, hizmet sunum biçimlerini belirlemektedir. Ülkemizde, özürlülük profiline göre, öncelik, yaşlı ve ağır özürlülerdedir ve özürlü vatandaşlarımızın yüzde 41'i 65 yaşın üzerindedir. Bu doğrultuda en temel sorun, ailesine bağımlı olarak yaşayan özürlülerimizin ailelerini kaybettikten sonra ortaya çıkan durumdur. Bu konuda, Özürlüler Kanunu, bakıma muhtaç ağır özürlüye bakım teminatı getirmektedir. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü Kanununda yapılan değişiklikle, ülkemizde bakım hizmeti, özel sektörden hizmet satın alma yoluyla sunulmaya başlanılacaktır. Bu düzenlemeyle ülkemizde, üç yıl içinde, sosyal güvenlik kapsamı dışında kalan 200 000 ağır özürlü vatandaşımıza bu hizmet verilmeye başlanılacaktır. Bakım hizmetinin ülkemizde bir sektör olarak kurumsallaşmasını belirleyecek olan bu düzenleme, genel sağlık sigortası çalışmalarının tamamlanmasıyla, sosyal güvenlik kapsamında yer alan yaşlı ve özürlüleri de kapsayacaktır. Özürlülerin toplumla bütünleştirilmesi olan sosyal politikanın önündeki en kayda değer engellerin başında, mevcut mevzuat gelmektedir. Mevcut haliyle, kişilerin taşıdığı özür, memur olmaya engeldir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, söz konusu ayırımcı düzenlemeler kaldırılmaktadır Yine, özürlülerin toplum hayatına katılmalarında büyük bir engeli oluşturan altyapı sorunları, getirilen düzenlemelerle, yedi yıl içinde giderilecektir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu yasanın, yaklaşık iki yıllık bir süredir, özellikle özürlü kardeşlerimizce büyük bir sabırsızlıkla beklenildiği hepimizce bilinmektedir; ancak, bu iki yıllık süreç içerisinde, çalışmaları yakinen takip eden, hatta zaman zaman bu çalışmaların bizzat içinde olan bir arkadaşınız olarak, konunun uzmanı bürokrat arkadaşların da bu konuda ne kadar hummalı ve özverili çalışmayla bu sonuca geldiklerini yakinen bilmekteyim. Amaç, mümkün olan en iyi tasarıyı gündeme taşımak idi ve bu amaca bugün vardığımızı, sevinerek ve gururla görüyorum.

Bu vesileyle, bu tasarının hazırlanması sırasında desteklerini esirgemeyen, başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, katkı sağlayan değerli bakanlarımıza, çalışmalara bizzat katılan milletvekili arkadaşlarımıza, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, sivil toplum kuruluş temsilcilerine ve kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, ülkemiz açısından çok önemli bir alanda yeni bir süreci başlatacak olan bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Güldal Akşit (AK Parti, İstanbul). “Özürlüler hakkında kan.tas. ( ss. 969 )”. TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim tutanağı, 30 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/guldal-aksit-22-2005-06-30-ozurluler-hakkinda-kan-tas-ss-969 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
