# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gültan Kışanak (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mart 2008
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gultan-kisanak-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k

> Gültan Kışanak, 27 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 1.994 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 119 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na ilişkin Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısıyla ilgili görüşlerimizi ifade etmeden önce, “Nevroz” Bayramı’nı kutlamak isteyen, en demokratik hakkını kullanmak isteyen sivil, savunmasız halka karşı yapılan şiddetli saldırıyı kınadığımı belirtmek istiyorum. Kin ve nefret gösterisi niteliği taşıyan bu saldırılar yurttaşlarda derin kırılmalar yaratmakta ve toplumsal barışı tehdit etmektedir. Saldırılarda yaşamını yitiren Zeki Erinç ve İkbal Yaşar’ı saygıyla anıyor, yaralılara acil şifalar diliyor ve bir milletvekili, bir yurttaş olarak bu saldırıların sorumlularının bir an önce yargı karşısına çıkartılmasını bekliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı tüm toplum kesimlerini bire bir ilgilendiren bir yasa tasarısı, bu nedenle de çok büyük önem atfedildi. Yasa tasarısının uzun bir geçmişi ve tartışma süreci var. Son dönemlerinde kısmen de olsa sosyal diyalog sürecinin yaşanmasını olumlu buluyoruz. Fakat bu diyalogun da yeterli olmadığı, önümüze getirilen yasa tasarısında ortaya çıkıyor. Çünkü, aslında bu yasa tasarısına ilişkin itirazların özünde tasarının felsefesine ilişkin itirazlar var. Anlaşılmayan taraf da bu. Tasarının neoliberal politikalarla özdeşleşen özüne dokunmadan bazı maddelerinde kısmi değişiklikler yapılarak iyileşmenin sağlandığını söylemek çok doğru olmayacaktır. “Küreselleşme” adı altında geliştirilen neoliberal politikalar ülkemizde de hızla ve ne pahasına olursa olsun uygulanmaya çalışılıyor.

Son yıllarda ardı ardına kabul edilen yasa tasarılarına topluca bakıldığında, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra uygulamaya konulan neoliberal politikaların eksik kalan yönlerini tamamlamaya yönelik olduğunu görüyoruz.

Bu düzenlemelerle kamu yararı ve kamu hizmeti hızla tasfiye edilmektedir. Yurttaşların hak ve özgürlük alanı önemli ölçüde daraltılarak içeriği boşaltılmaktadır. Yurttaşların sosyal hak ve özgürlük alanına yapılan müdahaleler, çalışma ilişkileri ve kamu hizmetleri alanlarında önemli tahribatlar yaratmaktadır. İş hukukunda çalışanlar aleyhine önemli gerilemelere yol açacak düzenlemeler yapılmıştır şimdiye kadar.

“Kamunun Yeniden Yapılandırılması”, “Sağlıkta Dönüşüm Projesi”, “Sosyal Güvenlik Reformu” gibi isimler adı altında gündeme getirilen düzenlemelerle sosyal devlet ilkesi âdeta rafa kaldırılmış, kamusal hizmet ve sosyal haklar tasfiye edilmiştir.

Bu bakış açısı, yurttaşları piyasadaki müşterilere, devleti ise bu piyasayı düzenleyen bir üst kurula dönüştürmektedir. Oysa, sosyal devlet toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı amaçlar. Piyasacı, düzenleyici devlet ise devleti piyasanın kurallarına göre yöneterek, eşitsizliklerin giderek derinleşmesine yol açar.

İşte bugün yaşadığımız süreç de budur. Söz konusu yasal düzenlemelerle yaygınlaştırılan taşeronlaşma, örgütlenme hakkını neredeyse ortadan kaldırmıştır. Sınırlı sendikal hak ve özgürlükler ise fiilî engellerle karşılaşmış, âdeta işlevsiz bırakılmıştır. İşsizlik giderek artmış, kayıt dışı istihdam yüzde 50’lerin üzerine çıkmıştır. “Reform” adı altında yapılan düzenlemeler sermaye için dikensiz gül bahçesi yaratırken, emekçilere sadece ve sadece sınırsız sömürülme hakkı tanımıştır.

Önümüze getirilen bu yasa ile sosyal güvenlik hakkı da fiilî olarak kullanılamaz hâle getirilmekte ve sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi sürecine yeni bir halka daha eklenmektedir. Bu nedenle bu yasayı kabul edilmez buluyoruz.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu yazılıdır. Bu tanımda yer alan sosyal hukuk devletinin temelini sosyal adaletin ve sosyal güvenliğin yurttaşlara eşitlikçi bir biçimde sağlanması oluşturmaktadır.

Hukuk devletinin anlayışı yasa önünde eşitliği sağlamaktır. Sosyal devletin anlayışı ise sosyal adalete uygunluğu sağlamaktır. Sosyal devlet, hukuk devletinin sağladığı hukuki güvenceleri fiilen geçerli kılacak ekonomik ve sosyal güvenceleri sağlamaktadır. Dolayısıyla, hukuk devleti ilkesi ile sosyal devlet ilkesi birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Sosyal devlet ilkesinin yara alması, hukuk devleti ilkesinin de işlevsiz kalmasına zemin sunacaktır.

Anayasa Mahkemesi, verdiği bir kararda sosyal devlet ilkesinin Anayasa’nın 5’inci maddesiyle de bağlantısını kurarak şöyle bir değerlendirme yapmıştır: “Devletin temel amaç ve görevleri arasında insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, kişiyi mutlu kılmak, onların hayat mücadelesini kolaylaştırmak, insan haysiyetine uygun bir ortam içinde yaşamalarını sağlamak gibi unsurlar da yer alır.” Yarattığı gelecek güvencesiyle bu mutluluğa hizmet eden araçlardan biri de, kişinin sosyal güvenlik hakkının temin edilmiş olmasıdır. Anayasa’mızın 60’ıncı maddesinde de “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm de devletin sosyal sorumluluğuna işaret etmektedir.

Bütün bu metinlerde ortaklaşılan nokta, sosyal devletin, sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak ve herkes için insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlet olarak tanımlanmasıdır. Kısaca özetlediğimiz bu yorumlar göstermektedir ki, sosyal güvenlik kişilere sağlanan anayasal bir güvencedir ve devlet sosyal güvenlik hakkını, bu konudaki gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

Sosyal güvenlik hakkı uluslararası belgelerde de güvence altına alınmış en temel insan haklarından biridir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22’nci maddesinde “Herkes, toplumun bir ferdi olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Sosyal güvenlik, bireyin onuru, kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların tatmin edilmesine dayanır.” ifadesi yer almaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü belgelerinde de sosyal güvenlik hakkı temel bir hak olarak güvence altına alınmıştır. Avrupa Sosyal Şartı’nın “Sosyal güvenlik hakkı” başlığını taşıyan 12’nci maddesine göre, taraf devletler sosyal güvenliğin tam anlamıyla sağlanması için bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmakla yükümlü kılınmıştır.

Görüldüğü gibi, ülkemizin taraf olduğu uluslararası metinler de sosyal güvenlik hakkını temel bir insan hakkı olarak tüm yurttaşlara tanımakta ve bu hakkın hayata geçirilmesi sosyal hukuk devletinin görevleri arasında sayılmaktadır.

Yoksul kesimleri sosyal güvenlik hakkından dışlayan, sosyal güvenlik hakkından yararlanma koşullarını zorlaştıran, yasayla korunması gereken hakları idarenin tasarrufuna bırakan, sosyal güvenliği bir yurttaş hakkı olmaktan çıkartarak yurttaşı müşteri sayan bu yasa tasarısı Anayasa’nın sosyal adalet ilkesinde olduğu gibi, uluslararası sosyal politika belgelerine de aykırıdır.

Önümüze getirilen yasa tasarısının özü, kendi kendini finanse eden sosyal güvenlik sistemi oluşturma esasına dayanmaktadır. Bu nedenle, tüm maddelerinde gelir artırıcı-gider azaltıcı önlemler yer almaktadır ve âdeta sosyal güvenlik sistemi özel sigortacılık sistemine çevrilmek istenmektedir. Sosyal güvenlik transferleri bütçede kara delik olarak görülmektedir, oysa kamu desteği olmayan bir sistem, sosyal güvenlik sistemi olamaz. Sosyal koruma harcamaları, sosyal devletin en önemli göstergesidir. Sosyal güvenlik sistemi, adaleti sağlamanın en önemli araçlarından biridir. Çalışanla iş bulamayan, genç ile yaşlı, hasta ile sağlıklı, düşük ücretli ile yüksek ücretli, kadın ile erkek arasında sosyal haklar açısından bir denge kurmanın en önemli aracı, sosyal güvenlik sistemidir. Eğer sistem “ne kadar prim, o kadar sosyal hak; ne kadar para, o kadar sağlık” mantığı üzerine kurulursa, asgari ücretle kırk beş yıl çalışan emekçiyi, emekli olduğunda da ömür boyu çektiği yoksulluğun birkaç kat daha fazlası yoksulluğa mahkûm edersiniz, hatta emeklilik yaşını altmış beşe çıkarttığınız için belki de emekliliğini görmeden mezara gönderirsiniz.

Sosyal güvenlik sistemine sağlanan kamu desteği, merkezî yönetim bütçesinde tasarrufa konu olacak türden bir harcama kalemi değildir, toplumun varlığını, sağlığını ve bütünlüğünü sürdürebilmesi açısından hayati önemdeki bir harcama kalemidir, çünkü ancak bu destekle sistem dışında kalanlar korunabilir, sistem içindeki güçsüzlere de insanca yaşam imkânı veren sosyal haklar tanıyabilirsiniz.

Türkiye, Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında sosyal güvenlik sistemine en az kaynak aktaran ülke konumundadır. Sisteme 2006 yılında faturalı ödemeler de dâhil olmak üzere bütçeden yapılan transferin toplamı gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 4’üdür. Yeni hesaplara göre bu oran biraz daha da düşecektir.

Durum böyleyken, bir felaket senaryosu çizerek, kazanılmış hakların bile gasbedileceği, ama kimsenin buna ses çıkartamayacağı bir ortam yaratılmak isteniyor. Kamuoyuna sunulan Avrupa Birliği ve OECD ülkelerine ilişkin farklı verilerle, Türkiye âdeta bir sosyal güvenlik cennetiymiş gibi sunulmaya çalışılıyor ve bunlarda kısıtlamaya gidilmek istendiği ileri sürülüyor. Bütün bu veriler sunulurken, bu ülkelerdeki ilk işe başlama yaşı, çalışma koşulları, çalışırken alınan ücret, çalışanların bakmakla yükümlü olduğu nüfus, ortalama ömür süresi, ülkedeki genel refah düzeyi gibi birçok etken göz ardı ediliyor. Sanki, tüm koşullarımız Avrupa Birliği ülkeleriyle aynıymış, bir tek emekli yaşımız düşükmüş, bari onu da yükseltip Avrupa Birliği ülkeleri seviyesine çıkalım deniliyor.

Soruyoruz: Hangi Avrupa ülkesinde, birkaç ay içerisinde, tersanede çalışan 18 işçi iş kazasında yaşamını yitiriyor?

Soruyoruz: Hangi Avrupa ülkesinde asgari ücret 400 YTL’ye denk geliyor?

Soruyoruz: Hangi Avrupa ülkesinde çalışanların yarıdan fazlası asgari ücretle çalışıyor?

Soruyoruz: Hangi Avrupa ülkesinde çalışan bir kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı ortalama 5 kişidir?

Soruyoruz: Bir tekstil atölyesinde haftanın altı günü günde en az on saat çalışan, sigorta primleri hep eksik yatırılan, itiraz ettiği an kendisini kapının önünde bulma tehlikesiyle karşı karşıya olan asgari ücretli bir işçi, bu çalışma koşullarında kırk beş yıl dayanabilir mi? Bu koşullarda çalışan bir işçi, dokuz bin gün prim ödeyerek emekli hakkını elde edebilir mi? Emekli olsa bile alacağı 200 YTL’ye denk gelen bir maaşla geçinebilir mi?

İşte, önümüze getirilen yasa tasarısının özü budur. İşte bu nedenle, emek örgütleri bu yasa tasarısına “mezarda emeklilik yasası” adını vermiştir.

Hükûmete bir kez daha sesleniyoruz: Türkiye'nin gerçekleriyle hiçbir alakası olmayan bu yasa tasarısını geri çekelim ve sosyal güvenlik sistemini adaleti sağlamaya daha fazla imkân tanıyacak şekilde yeniden düzenlemenin yollarını arayalım ve sosyal güvenlik açıklarını sorun olmaktan çıkartmak istiyorsak, önce istihdam yaratan ve kayıt dışı istihdamı önleyen politikalar geliştirelim.

İşsizliğin ve kayıt dışının bu kadar yüksek olduğu bir ülkede tabii ki sosyal güvenlik sisteminde aktif-pasif dengesi kurulamaz. Aktif-pasif dengesi, sistemdeki çalışan daha uzun süre sistem içinde tutularak sağlanamaz. Bu dengeyi, sistemdeki çalışanların sayısını artırarak, yani işsizliği önleyerek, yani kayıt dışıyla mücadele ederek sağlayabilirsiniz.

Önümüze getirilen yasa tasarısı sosyal güvenlik sistemi içinde olanlardan daha fazla gelir elde etmeyi, ama onlara daha az harcama yapmayı esas almaktadır. Bu yol, sistemin içindeki çalışanları da sistemin dışına itecektir. İnsanlar öngöremedikleri bir tarihte emekli olmak yerine birkaç kuruş daha fazla maaş alabilmek pahasına kayıt dışında çalışmayı tercih edeceklerdir.

Sosyal güvenlik sisteminin gelirleri ancak işsizlik önlenerek, kayıt dışı istihdamla mücadele edilerek ve genel kamu ekonomisi düzeltilerek sağlanabilir.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz yasa tasarısı hazırlanırken ve daha sonra sosyal taraflarla görüşmeler yapılırken kadın kurumlarının görüş ve önerilerinin alınmamasını da önemli bir eksiklik olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum. Kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi içerisinde ekonomik hayata aktif ve etkin olarak katılmalarının çok önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Hatta, kadına yönelik şiddetin önlenmesi mücadelesinde dahi kadının ekonomik bağımsızlığını kazanmasının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Türkiye’de ise kadın istihdamı giderek azalıyor. Şu anda, Türkiye, OECD ülkeleri içerisinde kadın istihdam oranı en düşük ülke durumundadır. Türkiye’de çalışan kadın sayısı her geçen gün azalmaktadır. Hükûmet bunu ciddi bir sorun olarak görüp kadın istihdamını artıracak önlemler alması gerekirken önümüze getirdiği yasa tasarısında kadınlara âdeta “Çalışma, evine dön.” diyor.

Bu yasa tasarısında kadınlar lehine en küçük bir düzenleme görülmediği gibi emekli yaşı ve prim ödeme gün sayısı erkeklerle eşitlenerek kadınlar ya hayatları boyunca hem evde hem işte çalışmaya mahkûm ediliyor ya da çalışma hayatından geri çekilerek eve dönmeye zorlanıyor. Ayrıca, ev içi emeği yok sayılarak kadınlar, erken evliliğe, koca ya da baba eline bakmaya mahkûm ediliyor. Kadınlar, gerçek fiilî eşitlik sağlanıncaya kadar, kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlik uçurumu kapatılıncaya kadar kadınlar lehine geçici özel önlemler alınmasını talep ediyorlar, bu taleplerini her fırsatta dile getiriyorlar. Ne yazık ki önümüze getirilen yasa tasarısında kadınların bu taleplerine dair hiçbir işaret görülmüyor.

Bu yasa tasarısı hem kadın-erkek herkesin kazanılmış haklarını ellerinden almakta hem de kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliği derinleştirmektedir. Çalışanların emekli olma koşullarını zorlaştıran, emekli aylıklarını düşüren, sağlık hizmetlerini de paralı hâle getiren bu yasa tasarısı, tüm çalışanlar gibi kadınlarda da büyük hak kayıplarına neden olmaktadır. Bu yasa tasarısını bu nedenle de kabul edilmez buluyoruz.

Bu yasa tasarısı hazırlanırken bir iş yerinde çalışsa bile evde yemek yapmak; bulaşık, çamaşır yıkamak; çocuk, yaşlı ve hasta bakmakla görevli gibi görülen kadınların ev içi emeği dikkate alınmamıştır. Ev işlerinin ve bakım hizmetlerinin erkekler, özel ve kamu işverenleri tarafından paylaşıldığı bir toplumsal yapı oluşturuluncaya kadar kadınlara yasalarda pozitif ayrımcılık sağlanmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarının en önemli sorunlarından birisi de Anayasa Mahkemesi tarafından yeniden iptal edilme ihtimaliyle yüz yüze olmasıdır. Anayasa Mahkemesinin 5510 sayılı Yasa’yla ilgili olarak verdiği iptal kararının en önemli gerekçelerinden biri, aynı hukuksal konumda bulunmayan memurlar ve diğer kamu görevlileriyle bunların dışında kalan sigortalıların özelliklerinin göz önünde bulundurularak aynı sisteme bağlı tutulmalarıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Anayasa Mahkemesi, iptal kararında, buna dikkat edilmesini ve memurlarla ilgili ya ayrı bir düzenleme yapılmasını ya da aynı yasa içerisinde başka bir bölümde tasnif edilmesini istemişti. Oysa önümüze getirilen tasarıda bunun da dikkate alınmadığını görüyoruz. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin kararı, aslında üst sınırda eşitliği teşvik eden bir karardı. Tam tersine, alt sınırda eşitliği esas alan bir yaklaşımla hazırlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik harcamalarını kara delik olarak gören, sosyal güvenlik kurumlarını işletmeye dönüştüren, sosyal hakları gelir artırıcı-gider azaltıcı bir finansman anlayışıyla kısıtlayan, sağlık hakkını piyasanın insafına terk eden, kadınların çalışma hayatından geri çekilmesine neden olabilecek hükümler taşıyan bu yasa tasarısı derhâl geri çekilmeli diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP ve CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Gültan Kışanak (Diyarbakır). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gultan-kisanak-23-2008-03-27-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
