# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (devlet planma, türkiye istatistik, sermaye.bankacılık, gap bölge,dış ticaret, ihracatı geliştirme) dördüncü tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gündüz Suphi Aktan (MHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 6 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (DEVLET PLANMA, TÜRKİYE İSTATİSTİK, SERMAYE.BANKACILIK, GAP BÖLGE,DIŞ TİCARET, İHRACATI GELİŞTİRME) DÖRDÜNCÜ TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gunduz-suphi-aktan-23-2007-12-06-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-devlet-planma-turkiy

> Gündüz Suphi Aktan (MHP), 6 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (DEVLET PLANMA, TÜRKİYE İSTATİSTİK, SERMAYE.BANKACILIK, GAP BÖLGE,DIŞ TİCARET, İHRACATI GELİŞTİRME) DÖRDÜNCÜ TUR); konuşma 1.038 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA GÜNDÜZ SUPHİ AKTAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan iki gün önce, Sayın Başbakan bütçe üzerinde yapmış olduğu konuşmada eleştirilerden rahatsız olduğunu belirtti ve çözüm önerileriyle gelmemizi istedi. Şimdi, hepimiz biliyoruz, demokrasilerde iktidarlar çözümleri üretirler, muhalefetler de onu eleştirirler. Tabii, muhalefet eleştirilerini göz önüne alırsanız, eleştirilenleri yapmazsanız bu da bir tür öneri yerine geçebilir. Ben ama Sayın Başbakanımızın öneri, çözüm önerisi üzerinde ısrar etmesinden hareketle birkaç çözüm önerisinde bulunacağım, umarım yararlı olur.

Konuşmamda, Dokuzuncu Plan ve sanayi politikalarına, sanayi stratejisine değinmek istiyorum. Bu çerçevede, özel ihtisas komisyonunun raporuna, aslında o rapordan da önce çıkmış olan TEPAV’ın hazırlamış olduğu birinci taslağa değinmek istiyorum.

Bizde, bildiğiniz gibi, Japonya’nın oluşturduğu ve daha sonra Uzak Doğu ülkelerinin, bu arada da Çin’in benimseyip başarıyla uyguladığı sanayi stratejisi tecrübesi bulunmuyor. Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda bu istikamette ciddi bir girişim yapıldığını görüyorum. Bu açıdan Devlet Planlama Teşkilatını kutlarım. Şimdi, böyle bir stratejiye geçmeden evvel, AKP İktidarının beş yıllık başarılarına -ki, başarılar var- ve başarısızlıklarına kısaca göz atmak lazım. Pek fazla rakamlara da boğulmamak lazım. Bundan sonra stratejiyi değerlendirmek daha doğru olabilir.

Söyleyeceğim şeyler hepimizin bildiği şeyler. Bu son beş yıl içerisinde enflasyon tek haneli rakamlara düştü, ama, 2005’ten sonra tekrar yükselmeye başladı. Büyüme ortalama yüzde 7. Bu ciddi bir büyümedir, ama bu yıl yüzde 5,5’a düştü. Bu, yüzde 5-5,5 önemli bir rakam, çünkü, yabancı ülkeler ve ekonomistler Türkiye’nin kalkınma potansiyelinin yüzde 5 civarında olduğunu söylüyorlar. Oysa Türkiye’nin potansiyeli daha yüksek. Zaten sosyal sorunlarımızı çözmek için, Avrupa Birliği ortalamasına yetişmemiz için ve Uzak Doğu’daki rakiplerimizle rekabet edebilmek için yüzde 7’nin üzerinde büyümek zorundayız.

Doğrudan dış yatırımlar da büyüyor ama, bu dış yatırımlardan üretici sektörlere giden bölüm çok küçük. Yani, beşte 1 civarında.

Mali disiplin iyi gidiyordu. Tabii, mali disiplinin iyi gitmesi, özelleştirmeleri de göz önüne aldığımızda söylenebilecek bir şey ama, bu seçim yılıyla birlikte mali disiplinin de bozulduğunu görüyoruz.

Borçlanma vadeleri uzuyor, bu iyi bir şey, fakat, borç stoku olağanüstü yükseldi. Bankalar güçlendi, fakat, özel sektörün dövizle yapmış olduğu borçların kefili olduğu için bankalarımız, yarın öbür gün bir kriz durumu ortaya çıkarsa, güç durumlarla karşılaşabilirler.

Dövizle borçlanan büyük şirketlerimizin kârları artıyor, ama KOBİ’ler ve esnaf bir yandan ucuz ithalat, öte yandan yüksek faizli YTL kredileri dolayısıyla büyük bir sıkıntı içinde. Ekonomimiz âdeta, bu açıdan ikili bir yapıya dönüşüyor. Rekabet gücümüz artıyor ama, asıl rakiplerimiz Uzak Doğu’yla kıyaslandığında bu artış çok yavaş. İhracatımızın yapısını orta teknoloji malları oluşturuyor. Oysa, rakiplerimizin -Çin gibi- yüksek teknoloji ihracatları giderek çoğalıyor. İhracatımızın artışına mukabil, ithalatımızda artış var. Bunu da biliyoruz hepimiz. Ara malları ithal etmedikçe ihracatımızı artırmamız imkânsız. Bu, bir ölçüde kabul edilebilir, fakat büyümemiz giderek, aşırı ithalata dayanır hâle geldi. Şimdi, bu durumda istihdam artışı, işsizliği engelleyemiyor ve gerçek işsizlik yüzde 15’in üzerinde. Yoksulluk ve açlık sınırında çok büyük kitleler var.

Şimdi, ekonomik performans açısından baktığımızda, sürekli olarak kendi rekorlarımızı kırmaktayız. Eğer bir yarış yapıyorsanız, rakiplerinizle yarış yapıyorsanız, rekorlarınız ancak rakiplerinizi geçtiğiniz zaman bir anlam ifade edebilir. Hâlbuki biz, kendi ihracat rekorlarımızı kırmakla meşgulüz. İşin ayrıntısına girersek, büyüme, enflasyon, borçlar, açıklar, faiz açılarından Türkiye, yükselen pazarlar arasında, piyasalar arasında en alt sırada yer alıyor ve bütün bu başarılarımızı da dış dünyadaki gerçekten olağanüstü gelişmelere borçluyuz ve bir bakıma da 57’nci Hükûmetin 2001 krizinden sonra aldığı o son derece zor ve Sayın Başbakanı dinledikten sonra da “nankör” olduğunu gördüğümüz önlemler sayesinde bu başarıları kaydettik. Şimdi, başarılar ile başarısızlıklara baktığımızda, kaderimizi yani geleceğimizi aslında başarısızlıkların tayin etmesi tehlikesi bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle, başarısızlıkların üzerinde durmamız lazım.

Dünya ekonomisine ilişkin sürekli tahminlerde bulunuyoruz. Kimse dünya ekonomisinin nereye gittiğini tam olarak bilemez. Resesyon beklentileri de çoğu kez boş çıkmıştır, ama eğer benim bu konuda biraz tecrübem varsa, dünya ekonomisinde kara bulutlar toplanmaktadır ve önümüzde resesyon değil, onun ötesinde depresyon tehlikesi dahi mevcuttur, ama izlenen makroekonomik politikalar, bizi böylesine bir çöküntüye karşı korumasız, çaresiz bırakma niteliğine sahiptir.

Şimdi, normal bir istikrar programı iki yılla dört yıl arasında olur. Bu hesapla, 2005 yılında bizim istikrara kavuşmamız lazımdı. Oysa, hâlâ istikrar tesis edilmiş değil ekonomimizde. Sorun, aslında daha derinlere gidiyor. Yani, Türkiye demokrasiye geçtiğinden bu yana, popülist politikalar uyguluyor, bunu kabul etmek lazım. Popülist politikalar eskiden bütçe açığı şeklinde olurdu, şimdi popülist politikalar devam ediyor cari açıklar şeklinde, yani her hâl ve kârda ürettiğimizden fazlasını tüketiyoruz, rakiplerimizin iç tasarruf düzeyine ulaşmış değiliz, onlar fazla vererek bizden daha hızlı büyümekteler. Bunu hiçbir zaman gözden kaçırmamamız lazım. Bir de, tabii, bu arada özelleştirmeler var, yani özelleştirmeleri yapmadan bütçe hedeflerimize dahi ulaşamıyoruz.

Şimdi, o zaman, bu politika, makroekonomik politika geçici mi olacak? Bakıyorsunuz Dokuzuncu Plan’a, makroekonomik politikanın devam edeceği varsayımı var. Öyle görünüyor ki, bu makroekonomik politika, bir tür kalkınma, büyüme stratejisi hâline dönüştü iktidar açısından, ama sürdürülebilir bir nitelikte değil. Niye sürdürülemez? Yani, burada, yine bildiğiniz şeyler, yüksek faizler büyük dış fonları çekiyor, kurlar yükseliyor, ithalat ucuzluyor, ithalatın ucuzlama yöntemiyle enflasyonu düşürüyoruz. Bu, tam manasıyla bir istikrar programı değildir. İstikrar programında, siz, imkânlarınızla harcamalarınızı denkleştirirsiniz. Hâlbuki, burada, siz, kuru yüksek tutarak, ithalatınızı ucuz yapıyorsunuz ve enflasyonu böylece düşürüyorsunuz. Bunu devam ettirmek mümkün değil. Fazladan yüksek kur, gayrisafi millî hasılamızı belki yüzde 30, belki yüzde 40, olduğundan büyük gösteriyor. Aynı şekilde, borçlarımızı da daha düşük gösteriyor. Erken girdiğimiz bir kambiyo serbestliği rejimi var. Bundan dolayı dolarizasyon ekonominin üçte 1’i kadar, yani, Türk parasının üçte 1’i kadar dolarizasyon var ekonomimizde. Dolalarizasyon varsa, dış fonlar sürekli olarak giriyorsa, sizin sıkı para politikası yapıp enflasyonu denetlemeniz imkânı yok. Bunun ayrıntısına girmek istemiyorum, ama, böyle bir durum var.

Şimdi, hepsinden önemlisi, bu makro politikalar aslında beş yıllık planın öngördüğü stratejik kalkınma modeline uygun değil. Yani, hem bu makro politikaları sürdürüp hem Dokuzuncu Kalkınma Planı’ndaki hedeflere varmamız mümkün değil. Başka şeyler de söyleniyor, birtakım mikro reformlar yaparsanız bu makro politikaların olumsuz etkilerini ortadan kaldırırsınız diye. Bu da mümkün olmaz. Fakat, Dokuzuncu Kalkınma Planı’nın biraz ayrıntısına bakarsanız, aslında bu planın gerçek anlamda bir strateji de içermediğini görürsünüz. Çünkü, çok soyut nitelikte ilkeler var, hedefler var ve önlemler var. Bu, bir strateji değil. Stratejilerde genelde birkaç sektörü seçersiniz, bütün gücünüzle oraya dayanırsınız. Öncelikler vardır ve gücünüzü odaklama vardır. Oysa, bakıyorum planın içerisine, şimdi, benim bilebildiğim bütün sanayi sektörleri tek tek sayılmış -otomotiv, makine, beyaz eşya, elektronik, savunma, havacılık, kimya, bitki genetiği- şimdi, bütün bu sanayi kollarının tümüne şamil bir yaklaşım; aslında bu eski yaklaşımdır. Yani, sektörel yaklaşımı benimsemişsiniz. O zaman, gerçekten bir stratejik yaklaşım benimsemediğiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Gündüz Suphi Aktan (MHP, İstanbul). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (devlet planma, türkiye istatistik, sermaye.bankacılık, gap bölge,dış ticaret, ihracatı geliştirme) dördüncü tur”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 6 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gunduz-suphi-aktan-23-2007-12-06-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-devlet-planma-turkiy (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
