# 2003 mali yılı bütçesinde 7 nci tur görüşmeleri

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gürol Ergin (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mart 2003
- **Gündem:** 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 7 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesinde-7-nci-tur-gorusmeleri

> Gürol Ergin (CHP), 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİNDE 7 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.092 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere, Grubum adına, söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, Büyük Türk Ulusunu ve sizleri saygıyla selamlıyor, aziz çiftçilerimize, köylü yurttaşlarımıza, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sevgilerini, saygılarını sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, zamanın sınırlı oluşu nedeniyle, görüşlerimi ve eleştirilerimi belli noktalarda yoğunlaştıracağım.

Değerli milletvekilleri, bu bütçeye iyi dikkat edin; bu bütçe, uzun yıllardan sonra, ilk kez, bir tek parti hükümeti bütçesidir. Bu bütçe neyi ifade ediyorsa, bu hükümet odur, Adalet ve Kalkınma Partisi odur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, 1980'li yılların ortalarından itibaren, tarımda, tam anlamıyla bir geriye gidiş başlamıştır. Türkiye'de, tarımda yıllık gelişme hızı 1980'lerden sonraki yirmi yıl içerisinde yüzde 1,1 düzeyindedir; oysa, nüfus artışımız yüzde 1,8'dir. Bu, şu anlama gelir: Bundan sonra doğacak her 2 Türk çocuğundan 1'i aç kalmaya mahkûm edilmektedir.

Bu niye böyle olmuştur; çok özetle söylüyorum, Türkiye'de, 1980'li yıllardan başlayarak, bir tarım düşmanlığı, bir çiftçi düşmanlığı toplumu sarmış; kimi bilgisizlikten, kimi ihanetten ötürü, birkısım çevreler, tarımın fazla desteklendiğini, tarımdan desteklerin çekilmesi gerektiğini sürekli öne sürmüşler ve 1984'ten itibaren bütün hükümetler, bu politikalara uyarak, tarımda desteği gittikçe kısmışlardır. Oysa, hiçbir yıl ve hiçbir kez, Türkiye'de tarım, Avrupa Birliği ülkeleri kadar desteklenmemiştir; ama, bu yalan yıllarca söylenmiştir. 1980'li yıllarda Tarım Bakanlığı işlevsiz hale getirilmiş, ülkede üretim hızla azalmış, hesapsız kitapsız dışalıma gidilmiş, bütün bunlar yetmezmiş gibi, 1990'lı yıllarda tarımsal KİT'ler birbiri ardına özelleştirilmiş, geçtiğimiz üç yıl içerisinde ise, tarımda var olan bütün destekler kaldırılmıştır. Sabit sermaye yatırımları içerisinde tarımın payı gittikçe azaltılmış; bu oran, 1980'lerde yüzde 10'un üzerindeyken, 2002'de yüzde 4,3 düzeyine inmiştir ve korkarım, 2003'te bu oranı da göremeyeceğiz.

Arkadaşlar, yatırım yoksa üretim yok! Türkiye, 1980'de dışarıdan aldığı tarım ürününün tam 7 katı dışarıya tarım ürünü satarken, ilk kez 1996 tarihinde -cumhuriyet tarihinde ilk kez- Türkiye'nin dışarıdan aldığı tarım ürünü miktarı dışarıya sattığının üstüne çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, gübresine, ziraî mücadele ilacına destek alamayan, muhtaç olduğu halde, devlet tarafından buğday tohumluğu alamayan insanlarla Türkiye'de tarım yapamazsınız. Bugün, Türkiye'de ziraî kredinin faizi yüzde 59, ticarî kredi faizi de aynı. Hiçbir ülkede ticarî kredi faiziyle tarım yapılamaz. Dünyada, tarımını şu ya da bu şekilde; ama, bir şekilde bankacılık sistemiyle desteklemeyen tek bir ülke yoktur. Türkiye'de Ziraat Bankasının özelleştirilmesi çalışmaları hızla ilerlemektedir; ama özelleştirilse de özelleştirilmese de, artık, bugün uyguladığı kredi politikalarıyla Ziraat Bankası, Ziraat Bankası olmaktan çıkarılmıştır. Daha acı olanı tarımsal afet yasası devreden çıkarılmış, çiftçi, afet karşısında kaderiyle ve kendisiyle baş başa bırakılmıştır.

Hayvancılığımız çok ciddî yara almıştır. Büyükbaş, küçükbaş hayvan sayıları hızla azalmıştır. Bakanlığımızın bütçe tasarısında ipekböcekçiliğinden, tiftik keçisinden söz ediliyor... Bunlar kaldı mı, neyinden söz ediyorsunuz? Türkiye'de bugün ipekböcekçiliği diye bir olay kalmamıştır. Ankara'da tiftik keçisi, Ankara keçisi yoktur.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, ayrıca, çok ciddî, toprakta mülkiyet sorunu vardır. Bakınız, 4 100 000 işletmenin 102 000'inin hiç toprağı yoktur. Güneydoğuda çok vahim bir durum vardır. Güneydoğuda varlıklı 405 ailenin toprağı, yoksul 50 000 ailenin toprağının 70 katıdır. Bu, şu anlama gelir: Bu bölgede 6 aile, 50 000 aile kadar toprağa sahiptir. Bu sorunu çözmediğimiz sürece, tarım, dededen kalma bir olay olarak sürdürülüp gider, meslek haline gelemez.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de 1980'den sonra yaşanan olaylar aslında bir karşı devrim niteliğindedir. Son dönemde, 1923'lerden başlayarak kurulmuş olan kurumların hepsi ya tasfiye edilmiş ya da tasfiye sürecine sokulmuştur. Bakınız, 1925 yılında Tekel, yabancı reji idaresinden alınıp, devlet tekeli kurulmuş. 1926'da şeker fabrikaları faaliyete başlamış. 1935'te Tarım Satış ve Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği kurulmuş. 1937'de, Atatürk, Ziraat Bankasını çiftçiye daha iyi hizmet edebilsin diye anonim şirket olmaktan çıkarıp KİT haline getirmiş. 1938'de Toprak Mahsulleri Ofisi, Zirai Donatım Kurumu ve TİGEM'in öncüsü olan kuruluşlar kurulmuş. Zaman içerisinde Süt Endüstrisi Kurumu ve Çaykur kurularak Türk çiftçisi olabildiğince desteklenmeye çalışılmıştır. Şimdi, Ziraat Bankası elden çıkarılmak isteniyor, Toprak Mahsulleri Ofisi işlevsizleştiriliyor, devlet üretme çiftlikleri özelleştirilerek büyük sermayenin emrine veriliyor, şeker fabrikaları özelleştirilmeye çalışılıyor, Tekel, yeniden yabancılara devredilmeye çalışılıyor, Ziraî Donatım Kurumu ise çoktan işlevsizleştirildi, traktör fabrikaları kapatıldı; ancak, bununla da yetinilmedi, 1963 yılında kurulmuş olan ve çiftçinin, gerçekten çok ciddî gereksinimi olan Süt Endüstrisi Kurumu ve Et ve Balık Kurumu fabrika ve işletmeleri, “özelleştirme” adı altında kapatıldı. Şimdi de Tekelin kapatılmasına, Tekelin yabancı uluslararası kuruluşlara verilme aşamasına gelindi. Aynı şekilde, yabancı kuruluşlar, Türkiye Şeker Fabrikalarının kârlı olan fabrikalarını almaya, diğerlerini devletin üzerine yıkmaya çaba göstermektedirler.

Hükümet programında "özelleştirmenin temel amacı, etkinlik ve verimliliği artırmaktır" deniliyor. Vicdanınıza sesleniyorum; süt fabrikaları, et ve balık kombinaları özelleştirildi de verimlilik arttı mı, etkinlik arttı mı?! (CHP sıralarından alkışlar) Tarımsal alanda yapılan özelleştirmelerin, Türk tarımını da Türk çiftçisini de perişan ettiği herkes tarafından bilinirken, yeni özelleştirmeleri histeri halinde istemenin nedeni nedir?! Tekelin sigara ve içki fabrikalarını, Türk Şeker’in şeker fabrikalarını yabancılara vermek, Türkiye ekonomisine ve Türk Halkına ne getirecektir?!

Değerli milletvekilleri, tarım çökünce, tarıma girdi sağlayan sanayi de çöküyor. Bakın Türkiye'de pulluk üretim miktarlarına, bakın traktör üretim miktarlarına, hepsi bir çöküş dönemi yaşıyor. Türkiye'nin en büyük traktör üreticisi firma, son 10 yılda, yılda 30 000 traktörü iç satış olarak satarken, bu firmanın satışları, 2000 yılında 20 000'e, 2001 yılında 10 000'e, 2002 yılında ise 5 000'e düşmüştür. Üretimi düşürse olmuyor, üretimi sürdürse olmuyor; sanayi de sıkıntıdadır.

Şimdi, günümüze gelelim. Her şeyden önce, Sayın Bakana ve Bakanlığa başarı diliyorum. Hükümet programında "personel alımında objektif kriterler getirilerek, terfilerde liyakat esas alınacaktır" deniliyor. Bu nasıl bir liyakat anlayışıdır ki, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığında, görevden alınanların yerine atanan 3 Müsteşar Yardımcısından biri tarih öğretmeni, diğeri ekonomisttir. (CHP sıralarından alkışlar) Yeni atanan müsteşar yardımcıları içerisinde bir ziraat mühendisi yoktur. Tarım Bakanlığı, bir uzmanlık Bakanlığıdır ve tarım uzmanları tarafından yönetilmesi gerekir. Liyakatten, siyasî tercihten vazgeçtik, hiç olmazsa, tarım eğitimi almış insanlar atansaydı Tarım Bakanlığının üst yönetimine.

Sayın Başbakan, hükümet programında şöyle söylüyor: "Eski siyaset mantığı ve köhnemiş siyasî akıl tarafından uygulanan ekonomi politikaları başarısızlıkla sonuçlanmış, halkımız görülmemiş bir şekilde yoksulluğa maruz bırakılmıştır." Ancak, gerek hükümet programında gerekse Bütçe Kanunu Tasarısında, yeni bir mantığın, çağdaş siyasî aklın zerresine rastlamamaktayız. "58 inci hükümet ile 59 uncu hükümet arasında organik bir devamlılık ve hükümet etme mantığı açısından süreklilik vardır" diyen 59 uncu hükümet programı ve 2003 yılı bütçesi, aslında, yalnız 58 inci değil, 57 nci hükümet programı ile de ciddî bir uyum içindedir. Tarım, köylü ve çiftçi konularında 57 nci hükümet neyi uygulamışsa, aynısını 58 ve 59 uncu hükümet programlarında ve 2003 yılı bütçesinde görüyoruz.

Tarım bakımından 57 nci hükümetin haklı olarak çok eleştirilen yanı, ulusal çıkarı gözeten politikalar bir yana bırakılarak, tamamen IMF patentli politikaları uygulamaya koyması ve bu politikaların sonucunda köylünün, çiftçinin perişan edilmesiydi. Türk köylüsü, Türk çiftçisi, AKP'yi, herhalde, IMF politikalarını noktası virgülüne kadar uygulasın diye iktidara getirmiş olacak ki, bugün, IMF politikalarını, öncüllerinden daha bir hevesle ve imanla uygulamak isteyen bir bütçeyle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Gürol Ergin (CHP, Muğla). “2003 mali yılı bütçesinde 7 nci tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesinde-7-nci-tur-gorusmeleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
