# Tarım ve hayvancılık sektöründeki desteklemelerin zamanında ödenmemesi veya kaldırılması, temel gıda maddelerinde meydana gelen aşırı fiyat artışları ile de halkın mağduriyetine sebep olduğuna ilişkin tarım bakanı mehmet mehdi eker hakkında verilen gensorusu (11/1)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gürol Ergin (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2008
- **Gündem:** TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRÜNDEKİ DESTEKLEMELERİN ZAMANINDA ÖDENMEMESİ VEYA KALDIRILMASI, TEMEL GIDA MADDELERİNDE MEYDANA GELEN AŞIRI FİYAT ARTIŞLARI İLE DE HALKIN MAĞDURİYETİNE SEBEP OLDUĞUNA İLİŞKİN TARIM BAKANI MEHMET MEHDİ EKER HAKKINDA VERİLEN GENSORUSU (11/1)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2008-04-29-tarim-ve-hayvancilik-sektorundeki-desteklemelerin-zamaninda-odenmemesi

> Gürol Ergin (CHP), 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRÜNDEKİ DESTEKLEMELERİN ZAMANINDA ÖDENMEMESİ VEYA KALDIRILMASI, TEMEL GIDA MADDELERİNDE MEYDANA GELEN AŞIRI FİYAT ARTIŞLARI İLE DE HALKIN MAĞDURİYETİNE SEBEP OLDUĞUNA İLİŞKİN TARIM BAKANI MEHMET MEHDİ EKER HAKKINDA VERİLEN GENSORUSU (11/1)); konuşma 2.245 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker hakkında verilen gensoru önergesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, tarımda ciddi bir tıkanıklıkla karşı karşıyadır. Bu tıkanıklığın ana nedeni, 1999 yılında IMF’yle imzalanan stand-by anlaşması ve 2001 yılında Dünya Bankasıyla imzalanan Tarım Reformu Uygulama Projesi ile Türkiye’deki tarım politikalarını belirleme yetkisinin Ankara’nın elinden çıkıp uluslararası kuruluşların eline geçmiş olmasıdır. Bu tarihten sonra gelen tüm hükûmetler, tarımda ne yapılacağını belirlemede kesinlikle karar dışında kalmış, yalnızca kendisinden isteneni kayıtsız koşulsuz yerine getirmeyi marifet bilmiştir. Bu süreçte mısır dışında hiçbir üründe anlamlı üretim artışı olmamış, hatta birçok üründe, örneğin şeker pancarında, tütünde, nohutta, kuru fasulyede, patateste, soğanda, hatta hatta pamukta ciddi üretim azalışları ortaya çıkmıştır. Bütün bu gerçeklere karşılık, ilgili Sayın Bakan sürekli olarak sanal üretim rakamlarıyla karşımıza gelmiş ve hem kendini hem de kamuoyunu sürekli yanıltmıştır.

2007 yılına gelindiğinde ise, yanlış ve beceriksiz politikalara kuraklık da eklenince, tarımda uzun yıllardan sonra yüzde 7,3 gibi çok önemli bir üretim düşmesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Gıda dâhil tarımsal ürünler dış ticaretinde yıllardan sonra ilk kez eksi verilmiştir. Gıda dışındaki tarımsal ham madde dış ticaretinde ise 2004 yılından itibaren her yıl sırasıyla 2,3; 2,6; 3 ve 3,2 milyar dolar açık verilmektedir. Bu açığı kuraklıkla ya da bir başka doğal nedenle açıklayamazsınız. Bu açık, doğrudan doğruya uygulanan beceriksiz, yanlış, dış talimatlı politikanın sonucudur.

Tarım ülkesi olmasıyla övündüğümüz Türkiye, 2007 yılında yalnızca yağlı tohum, ham yağ ve küspe ithali için 1,6 milyar dolar ödemiştir. Türkiye, tarihinde ilk kez 2005 yılında şeker pancarı küspesi ithal etmiştir. Sayın Tarım Bakanının Türkiye’de tarımı getirdiği yer burasıdır.

Bir Tarım Bakanı düşününüz ki gübre fiyatı artarken, mazot fiyatı artarken, ilaç fiyatı artarken suskun kalacak; pirinç ve buğday fiyatı artarken kendisinin ve Toprak Mahsulleri Ofisinin sorumluluğunu hiç aklına getirmeyerek yalnızca “Spekülasyon yapıyorlar.” diye feryat edecek ve pirinç bulamayanlara bulgur yemelerini önerecek. Marie Antoinette’in herhâlde kulakları çınlamıştır.

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki günlerde et fiyatlarında da ciddi bir tırmanış olacak. Bu durumda da Sayın Bakan herhâlde “Et yemeyin; patatesle, fasulyeyle idare edin.” diyecek.

Bu arada, Güneydoğu Anadolu’da yaşanan kuraklık kırmızı mercimek üretimini de çok düşürdüğünden fiyatı yükseliyor. Toprak Mahsulleri Ofisi önlem almazsa mercimeği de 5 yeni Türk lirasından yiyeceğiz. Bakalım Sayın Bakan mercimek yerine neyi yememizi önerecek.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidara geldiği 2002 Kasımından itibaren uyguladığı çiftçiyi ezen yabancı patentli tarım politikalarını inatla sürdürerek çiftçiyi üretemez hâle getirdi. Buğdayda düşük fiyat, düşük prim politikası uygulanarak, çiftçiye alım sıkıntısı yaşatılarak buğday üretiminin artması engellendi. 2002 yılında 9 milyon 300 bin hektar olan buğday ekim alanı, 2006 yılında 8 milyon 490 bin hektara indi. Yalnızca 2007 yılında 225 bin kişi tarım yapmayı bıraktı. Köyler boşaldığı hâlde kırsal alanda işsizlik oranı bir önceki yıl yüzde 6,4 iken 2007’de yüzde 6,6’ya tırmandı. Kuraklık da etkili olunca 2007 yılında ihtiyacımızı karşılamak için 2 milyon ton buğday ithal etmek zorunda kaldık. Oysa, Sayın Bakan, Haziran 2006’da “Türkiye artık buğday ithal etmiyor.” diye övünüyor, tarım kredi haber bülteni de bu övünmeyi manşetten veriyordu.

2007 Ocak ayında çimlenme ve kardeşlenmenin yetersiz olduğu buğdayda en az 2 milyon ton üretim kaybı olacağı ortaya çıkmıştı. Bu durumu görmesi gerekenlerin en başında gelen Sayın Bakan, 2 Şubat 2007 tarihinde Radikal gazetesinde çıkan açıklamasında, yağışların olmaması nedeniyle Türkiye'nin buğdaysız kalıp ekmek sıkıntısı yaşayacağına ilişkin açıklama yapanları spekülasyon yapmakla suçlamış ve “Türkiye’de şu anda bir kuraklık tehlikesi yok. Kuraklık eylem planı hazırlıyoruz, ancak bugün için değil, yirmi beş yıl sonrası için.” demişti. Yirmi beş yıl sonrasını gören Sayın Bakan maalesef gözünün önünü göremiyordu.

Sayın Bakan bu demecinden iki ay sonra, 4 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da İHA’ya yaptığı açıklamada ise “Türkiye’de bu yıl bir tarımsal kuraklık riski yok. Bunu açık ve net söylüyoruz. Bugün itibarıyla gerek hububatın ve gerekse diğer bitkilerin gelişimi normal bir şekilde devam ediyor. Bu nedenle, bunun üzerinde hiç kimse spekülasyon yapmasın. İnşallah, Türkiye’de tarımla ilgili hiçbir problem beklemiyoruz.” ifadelerini kullanmıştı. “Tarımsal kuraklık riski yoktur.” diyen Tarım Bakanına karşılık, 4 Temmuz 2007 tarihinde dört ürüne kırk il için Kuraklık Kararnamesi yayımlandı. 11 Haziran 2007 tarihinde kararlaştırılan Bakanlar Kurulu Kararı bekletilip, 4 Temmuz 2007 tarihinde, yani seçimden on sekiz gün önce yayımlanarak çiftçinin uğradığı kuraklık afeti bile oya tahvil edilecek bir fırsat olarak değerlendirildi.

Tarlalarda hasar tespitinin hasattan sonra yapılması tam bir garabet örneği oldu. Ürün hasadı tamamlandıktan sonra hasar tespitinin yapılamayacağını bilmek herhâlde ziraatçı olmayı gerektirmiyordu.

Son yıllarda sürekli küçültülen, tarımcı olmayan yöneticiler elinde yanlış yönetilen Toprak Mahsulleri Ofisi üreticiden ancak 630 bin ton buğday alabilmiş, aracının eline geçen buğday hızla pahalanmaya başlamıştır. Böylece, üretici de tüketici de TMO’nun basiretsizliği yüzünden zarara uğramıştır.

İşin en trajikomik tarafı, TMO sanki üstlendiği görevi hakkıyla yapıyormuş gibi bir de fındık işine girmiş ve bugün borçlanarak aldığı fındığı satamamanın sıkıntısını yaşamaktadır. Sayın Bakana “Ne işin vardı senin fındık alımında, sen üstlendiğin kendi görevini hakkıyla yapsana.” diye sormazlar mı?

2007 sonbaharından itibaren piyasada buğday arz açığının hissedilmeye başlamasıyla Bakanlık 25 Eylül 2007 tarihinde TMO’ya sıfır gümrükle 800 bin ton buğday ithal etme görevi verdi. Ancak, son beş ayda dünya piyasalarındaki buğday fiyatları çok yükselmiş olduğundan 800 bin tonluk ihalede ancak 219 bin ton buğday için bağlantı yapılabildi. Sonra 26 Şubat 2008’de TMO 100 bin tonluk bir buğday ithalat bağlantısı daha yaptı.

Ayrıca, yüzde 180 gümrük vergisi uygulanabilen buğdayda vergi, 28 Kasım 2007’de yüzde 8’e düşürüldü, özel sektöre ithalat yetkisi tanındı. 23 Şubat 2008 tarihinde ise ekmeklik buğday ithalatındaki vergi sıfırlandı. Bakanlık, eğer TMO vasıtasıyla zamanında gerekli ithalatı yapsaydı ton başına 150 dolar daha düşük fiyatla ithalat yapabilecekti. Gecikmenin ülkemize toplam faturası en iyimser tahminle 300 milyon dolar olmuştur. Ayrıca eğer ithalatı TMO yapmış olsaydı buğdaydaki spekülasyonlar önlenebilecek, bunun yanında TMO’nun piyasaya düzenlemek için gerekli stoku oluşturması da mümkün olabilecekti.

Bakanlık, bu çok ciddi kriz sürecini, her zamanki sorunları küçümseyici bir tavırla ve yüzeysel yaklaşımlarla aşabileceğini sandı, sorunu uncu ve fırıncıların üzerine yıkarak sorumluluktan kaçmaya çalıştı.

Bugün tarımda yaşanan üretim düşüklüğünü kuraklığa bağlayanlara, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasını hatırlatmak isterim. AKP İktidarı yalnızca oy hesabıyla Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünü kapatmış, sulama yatırımları yerine il özel idareleri aracılığıyla kolayca oya tahvil edilen hizmetleri tercih etmiştir. Eğer Köy Hizmetleri kapatılmamış olsaydı, daha çok çiftçinin tarlasına su ve tarla içi hizmetler götürmüş olsaydı, sorun bu ölçüde yakıcı olmayacaktı. Tüm eleştirilere kulaklarını tıkayarak Köy Hizmetlerini kapatanların bugün yaşadığımız sıkıntıdaki vebali çok büyüktür.

2002 yılından sonra GAP kapsamındaki sulama hizmetlerinde de bir arpa boyu yol alınmamıştır. 2002’de GAP’ta sulanan alan -resmî rakamlarla- 215 bin hektar, bugün 263 bin hektardır. Toprağa suyu götürmezseniz topraktan hangi yüzle ürün vermesini bekleyeceksiniz? Aradan altı yıl geçtikten sonra “GAP’a 12 milyar dolar ayırıyoruz.” derseniz size inanmazlar, sadece gülerler “Daha önceleri neredeydiniz?” diye sorarlar.

Değerli milletvekilleri, AKP İktidarında buğday üreticisi yüzde 22, pamuk üreticisi yüzde 30, pancar üreticisi yüzde 27 fakirleşmiştir. Kuraklıktan 5 milyar yeni Türk lirasının üzerinde zarar gören, zararının yalnızca 514 milyon yeni Türk liralık kısmı Hükûmetçe karşılanan çiftçiye, seçimden sonra, Hükûmetten üst üste darbeler geldi. Çiftçi mazot, gübre, ilaç ve elektrikteki zamların şokuyla sarsıldı. Çiftçi isyan etme noktasına geldi.

Daha iki gün önce, Denizli’de bir çiftçimiz pembe tablolar çizen Sayın Başbakana “Sen bunları külahıma anlat.” diye gerçekleri hatırlatma gereğini duydu.

Sulamada kullandığı elektriğin fiyatında indirim bekleyen çiftçinin kullandığı elektriğin fiyatı 13,5 kuruştan 15,5 kuruşa çıkarıldı.

İki hafta önce bu kürsüden yaptığım konuşmada, ekim sezonunun yaklaştığı bugünlerde MEDAŞ’ın enerji borcundan ötürü kestiği elektrikleri açması gerektiğini, çiftçilerin tarım ve kredi kooperatiflerine, Ziraat Bankasına ve TEDAŞ’a olan borçlarının faizlerinin silinerek, ana paranın üç yılı ödemesiz on yıla yayılarak borçların yeniden yapılandırılması gerektiğini söylemiş, başlatılan icra takiplerinin derhâl durdurulmasını istemiştim.

Benim bu talebime karşılık, Sayın Bakan çiftçi borçlarının daha önce yeniden düzenlendiğini, faizlerin silinerek yerine tarımsal TEFE kadar faiz getirildiğini söylemiş ve çiftçi borçlarında yeni bir düzenlemeye gitmeyeceklerini ifade etmişti. Sayın Bakanın bu tavrı üzerine o gün Meclis sıralarında söylediğimi bugün kürsüden yineliyorum: Sayın Maliye Bakanının haksız hukuksuz davranışlarından ötürü ödemesi gereken vergi borçlarına 4 kez af getiriliyor, bu oluyor da, Hükûmetin yanlış ve tutarsız politikalarından ötürü sürekli zarar ettiği için borcunu ödeyemeyen çiftçiye niye ikinci bir kez ödeme kolaylığı getirilemiyor? Kaldı ki Sayın Bakanın affedilen vergi borcu, milyonlarca çiftçinin tarım krediye, Ziraat Bankasına ve TEDAŞ’a olan toplam borcundan daha fazla. Sonra, sulamada kullanacağı elektriği kesilen çiftçi tarlasını sulayamayacak da ürünü nasıl elde edecek? Borcunu nasıl ödeyecek? Bu mümkün olabilir mi? Elektrik borcu olan çiftçilerin elektriklerinin bağlanmasında kesin zorunluluk vardır ve eğer bir Tarım Bakanı bunu sağlayamıyorsa oturduğu koltuğu daha fazla işgal etmemelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Tarım ilacı fiyatlarında da Temmuz 2007 seçimlerinden sonra ciddi artışlar oldu. Fiyat artışı böcek ve mantar ilaçlarında yüzde 15-20, yabancı ot ilaçlarında yüzde 30-40.

Gübrede durum çok daha vahim. Nisan 2007’de 16,5 YTL olan 1 torba şeker gübre Nisan 2008’de 29 YTL; 29 YTL olan üre 40 YTL; 31 YTL olan DAP 80 YTL; 24 YTL olan taban gübresi yani kompoze gübre 53 YTL oldu. Gübreye son bir yılda gelen zam, ortalama yüzde 116. Enflasyonun yüzde 8,4 olduğu bir ülkede çiftçinin gübresine yüzde 11,6 zam yapmak çiftçiye zulmetmektir.

Mazotta AKP dönemindeki artış yüzde 136, son bir yıldaki artış yüzde 30. Bu artışta en büyük neden, Hükûmetin 22 Temmuz seçimlerinden sonra mazottan aldığı özel tüketim vergisine yüzde 10,8 zam yapmasıdır. Çiftçinin bugün 1 litre mazota ödediği 2,95 YTL’nin 1,3 YTL’si yalnızca vergidir. Bu nedenle, çiftçinin mazotunun pahalı oluşu dünya petrol fiyatı artışından değil Hükûmetin uyguladığı insafsız vergilerden ötürüdür.

Çiftçi, 22 Temmuz seçimlerinden sonra ilk mitingi yirmi gün önce Kahramanmaraş’ta, ikincisini dün Tire’de yaptı. Tire’de, sürekli yağmur altında, 15 bin süt üreticisi, hem düşürülen süt fiyatlarını hem de yeni, hayvancılığı destekleme kararnamesini şiddetle protesto etti. Nasıl etmesin ki? Sanayici, Burdur’da, Isparta’da, Çanakkale’de, Edirne’de, İzmir’de, Tekirdağ’da, Mersin’de, Balıkesir’de, 66 ila 68 yeni kuruş arasında olan süt fiyatlarını keyfî bir kararla 53 ila 57 yeni kuruş arasına çekti; Tarım Bakanının umurunda olmadı. Bugün süt, Aydın’da, Uşak’ta 50 yeni kuruş; Kars’ta 35 yeni kuruş. Çiftçinin sorunlarına bu kadar duyarsız kalan bir kişi Tarım Bakanlığı koltuğunda daha fazla oturabilir mi? Sonra, süt fiyatlarını düşürenler peynirin, tereyağının fiyatlarını niye düşürmediler de aksini yaptılar? İlgili bir bakan sanayicileri çağırıp bu soruları sormaz mı?

Hükûmet, gayrisafi millî hasılaya oran olarak 2007’de yüzde 0,86 olan tarım desteğini 2008’de yüzde 0,75’e düşürdü. Oysa Tarım Kanunu’nda tarıma verilecek desteklerin yüzde 1’den az olamayacağı yasal zorunluluğu vardı. Şimdi soruyorum: Tarım Bakanlığı koltuğunda oturan Sayın Bakan, çiftçinin aleyhinde olan bu açık haksızlığa, bu kanuna aykırı duruma nasıl “evet” diyebildiniz?

Değerli milletvekilleri, Tarım ve Köyişleri Bakanı için verilen bu gensorunun ne derece yerinde olduğu, Hükûmetin hayvancılık desteklerine ilişkin olarak çıkardığı kararnameyle de teyit edilmektedir. Sayın Bakan sürekli olarak, hayvancılığı desteklediklerini ve bu desteğin giderek artırılacağını ifade ederken Bakanlar Kurulunun çıkardığı kararname hayvancılık desteklerinin en az yarı yarıya azalacağını göstermektedir. Hayvancılığın desteklenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamesi, süt hayvancılığımızda, kaliteli süt üretiminde ve üretilen sütün kayıt altına alınmasında elde edilen tüm kazanım ve gelişimi de ortadan kaldıracak niteliktedir. Sütün desteklendiği dönemde kooperatifler teknik eleman istihdam ederek hayvancılığın geliştirilmesi ve kurdukları laboratuvarlar ile sütte kalitenin artırılması yönünde ciddi çalışmalar yapmışlardır. Bundan böyle bu çalışmalar bir anlam ifade etmeyecektir. Sütün kayıt altına alınmasında çok önemli mesafeler alınmış olup, sütün önemli bir bölümü kayıt altında iken kayıt dışına çıkacak, devletin ciddi anlamda vergi kaybı olacaktır.

Anaç sığır başına destek verilmesi doğrudan gelir desteğinin hayvancılıktaki versiyonudur. Kararnamede öngörülmese de uygulama esaslarında öngörülen beş baş ve altının desteklenmemesi bu ülke gerçeğini görmezlikten gelme ve ülke genelinde yüzde 68 oranındaki üreticinin yok sayılması anlamına gelecektir. Sosyal destek fonundan verilen hayvancılık projeleri her aileye iki baş olarak verilmiştir.

Diğer yandan, orman köylerinde yaşayan orman köylüsü genelde geçimlik üretim yapabilmekte, anaç sığır miktarı beş başın altında bulunmaktadır. Ülkemizin en dar gelirli kesimini oluşturan orman köylüsü ve sosyal destek alan üreticiler bu desteklerden hiç yararlanamayacaklardır.

Bakanlar Kurulu kararnamesinde 5200 sayılı Kanun ile kurulmuş dernek statüsündeki üretici birlikleri zikredilirken 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na göre kurulmuş birlikler ve merkez birlikleri zikredilmemektedir. Ülkede üretilen sütün 3 milyon tonunu pazarlayan ve kayıt altına alan Köy-Koop Merkez Birliği görmezden gelinmiştir. Geçmiş yıllarda olduğu gibi sadece belli örgütlerin desteklenmesi Bakanlığın yanlı davranışının yeni bir örneğidir ve sosyal barışı zedeleyecektir.

Bu destekleme modeli, yalnızca üreticiye ödenen hayvancılık desteklerinin azaltılmasını hedeflemektedir. Bir sağmal hayvan için 2007 yılında yapılan destek miktarı ile yeni kararnameye göre yapılacak destek miktarı karşılaştırıldığında görülen şudur: Ön soy kütüğüne kayıtlı işletmelerde üretici, hayvan başına 313,5 YTL zarar edecektir. Soy kütüğüne kayıtlı olan işletmelerde hayvan başına kayıp ise 550 YTL olacaktır. Bu hesaplamada yem bitkileri için 2008 yılında öngörülen yaklaşık yüzde 20 eksik ödeme de dikkate alınmamıştır.

Etkin bir mücadele programı uygulamayan Bakanlık brusella ve tüberküloz hastalıklarını bahane ederek ithalatı açmayı planlamaktadır. Şayet ithalat açılırsa ülke hayvancılığının sonu hazırlanmış olur. Kaldı ki gelen hayvanlar hastalıklı ortamda nasıl sağlıklı kalacak? Sonra Sayın Bakana sormazlar mı “Brusella ve tüberkülozla mücadele etmesi gereken sen değil misin?” diye?

Yeni çıkan kararnamede, örgütlü olsun olmasın tüm üreticilere aynı oranda destek verilmesi Türkiye’de köylü, çiftçi örgütlülüğünü bitirecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ergin.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Bakanlık, bir yandan çiftçi örgütlerinin güçlendirilmesine yönelik Dünya Bankası kaynaklı Çiftçi Örgütlerinin Güçlendirilmesi Projesi’ni uygularken, diğer yandan desteklemelerde çiftçi örgütlerini dikkate almayarak tam bir çelişkiye düşmektedir.

Bakınız, 23 Nisan 2008, Milliyet gazetesinde Erzurum Kasaplar Odası Başkanı Kenan Ejder şöyle diyor: “Erzurum’un kırmızı et ihtiyacını karşılamak için başka illerden kasaplık hayvan getirmek zorunda kaldık.”

Sayın milletvekilleri, sözü edilen il Erzurum, hayvancılığın merkezi. Bu il yıllarca böyle oldu. Bugün gelinen noktaya bakın, yazıklar olsun! (AK Parti sıralarından “Sana yazıklar olsun!” sesi)

Evet, bana yazıklar olsun, çünkü doğruları söyleyip sizleri uyandırmaya çalışıyorum sevgili arkadaşlarım.

AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sen yalan bulamazsan doğru söylersin!

GÜROL ERGİN (Devamla) – Bir daha söylesene, ne söyledin? Söyle söyle, ağzının payını vereyim şurada. Söyle!

---

**Kaynak gösterme:** Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Tarım ve hayvancılık sektöründeki desteklemelerin zamanında ödenmemesi veya kaldırılması, temel gıda maddelerinde meydana gelen aşırı fiyat artışları ile de halkın mağduriyetine sebep olduğuna ilişkin tarım bakanı mehmet mehdi eker hakkında verilen gensorusu (11/1)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2008-04-29-tarim-ve-hayvancilik-sektorundeki-desteklemelerin-zamaninda-odenmemesi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
