# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gürol Ergin (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 20 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2008-12-20-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Gürol Ergin (CHP), 20 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.330 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 mali yılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye tarımda ciddi bir sıkıntı içindedir. Bu sıkıntının ana kaynağı 1999 yılında IMF’yle imzalanan stand-by anlaşması ve 2001 yılında Dünya Bankasıyla imzalanan Tarım Reformu Uygulama Projesi’dir. Bunu bilmemiz gerekiyor.

Sayın milletvekilleri, Hükûmet sürekli olarak tarım desteklerini artırdığından söz ediyor, ama rakamlara baktığınız zaman bunun böyle olmadığını görüyorsunuz. 2002 yılında, yani o kriz yılında tarıma verilen destek gayrisafi millî gelirin binde 5,3’ü iken, 2009 bütçesinde bu değer binde 4,9’dur. Sayın Bakanın zaman zaman kendi ifadelerinde bile tarımın, krizin en yoğun olduğu yıldaki kadar desteklenmediği anlaşılmaktadır.

Türkiye'de çalışan toplam nüfus içinde yoksulluk oranı yüzde 15,8 iken, tarım sektöründe çalışanlarda yoksulluk oranı yüzde 33,9’dur. Tarımda kişi başına ortalama gelir ortalama millî gelirin üçte 1’inin altındadır. 2003-2008 yılları arasında millî gelir toplam olarak yüzde 34,8 artmış, aynı dönemde tarımsal gelirin toplam artışı yalnızca yüzde 1,1 olmuştur. Bütün bu veriler AKP döneminde çiftçiye destek mi köstek mi olunduğunun en somut örnekleridir.

2009 yılı bütçesinde bütçe giderleri bir önceki yıla göre yüzde 14 arttığı, enflasyonun yüzde 7,5 olacağı tahmin edildiği hâlde tarımsal desteklerdeki artış yalnızca yüzde 1,9’dur.

Bütçe görüşmelerinde Sayın Başbakan “Çiftçinin ekip biçtiği mahsulün hakkını veren anlayışımızı muhafaza ediyoruz.” diyor ve devam ederek bugün asgari ücretle 2002 yılına göre ne kadar daha fazla tavuk eti, yumurta, süt, toz şeker alınabildiğini anlatıyordu. “Halep oradaysa arşın TBMM çatısı altında.” diyordu. Sayın Başbakan bu söylemiyle aslında asgari ücreti ne ölçüde artırdığını değil çiftçinin ümüğünü nasıl sıktığı, çiftçinin ürününün nasıl para etmediğini anlatmış olmaktadır.

Sayın Başbakan, Sayın Deniz Baykal’ın, çiftçinin 3,5 milyon ton mazot kullandığını, bunun için 5 milyar YTL vergi ödediğini söylediğini anımsattıktan sonra “Bu doğru değildir, doğrusu çiftçinin 1,5 milyon ton mazot kullandığı ve 1 milyar 950 milyon YTL vergi ödediğidir.” diyor ve ekliyor: “Resmî rakam budur.” Sayın Başbakanın “resmî” dediği bu rakam çiftçinin tek ve resmî meslek örgütü olan Ziraat Odaları Birliğinin verilerine uymuyor. Ziraat Odaları Birliği, çiftçinin kullandığı mazot miktarını 26 milyon hektar tarım toprağında ekilen ürünleri dikkate alarak yaptığı hesaplama sonunda 3 milyar 518 milyon litre olarak ifade ediyor. Ziraat Odaları Birliğinin rakamları Genel Başkanımız Sayın Baykal’ı teyit etmekte, Sayın Başbakanın söylemini çürütmektedir.

Sayın Başbakan, Sayın Özyürek’in “Mazottan ÖTV’yi kaldıracak mısınız?” sorusuna da “Aynen devam edeceğiz, ülkemiz dışa bağımlı olduğu ürünlerde dıştan gelen zamma karşı keyif bağlamak suretiyle fiyatları düşürmez.” biçiminde yanıt veriyor. Sayın Genel Başkanımızın sözünü ettiği, Sayın Özyürek’in dile getirdiği mazottan alınan verginin mazotun dıştan gelen fiyatıyla hiçbir bağlantısı yoktur. Çünkü Hükûmet mazota maktu bir ÖTV uygulamakta, ayrıca, hem mazot fiyatına hem ÖTV’ye KDV eklemektedir. Böylece bugün İzmit rafinerisi çıkış fiyatı 69,5 yeni kuruş olan 1 litre mazottan 1 lira 23 kuruş vergi alınmaktadır ve çiftçi kullandığı mazota toplam 4 milyar 327 milyon yeni Türk lirası vergi ödemektedir. Doğrusu budur ve aynen Sayın Genel Başkanımızın söylediği gibidir.

Sayın Başbakan traktör satışlarına da değinmekte, 2002-2008 yılları için traktör satışlarını Otomotiv Sanayicileri Derneği ve New Holland Traktörü, onları kaynak alarak belirtmektedir. Sayın Başbakan Otomotiv Sanayicileri Derneğinin verdiği rakamları verdiğine göre, biz de aynı derneğin rakamlarını verelim. Otomotiv Sanayicileri Derneğinin Türkiye’de 2003-2008 yılları için verdiği satış rakamlarının en yükseği 2006 yılı için olup 28.386’dır. Sayın Başbakanın verdiği rakam 2006 yılı içindir ve 42.033’tür. Otomotiv Sanayicileri Derneği 1998 için 48.568 rakamını vermektedir. Yani AKP’nin iktidar olduğu dönemde hiçbir yıl 98’deki traktör satışlarına ulaşılamamıştır.

Ayrıca, Sayın Başbakanın verileri ile 2007 satışları 2006’dan, 2008 satışları 2007’den daha düşüktür. Sayın Başbakan verdiği rakamlarla yalnızca 98’in gerisinde kalındığını kanıtlamıyor, 2006’dan bu yana traktör satışlarının sürekli düştüğünü de bizzat açıklamış oluyor.

Girdi fiyatları bir felakettir. Tam bir yıkımdır. 2008 yılında çiftçi 2007 yılına göre taban gübreyi yüzde 136, üst gübreyi yüzde 75, DAP’ı yüzde 153, şeker gübreyi yüzde 97 daha yüksek fiyattan kullanmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle 2008 yılı Ocak-Ağustos dönemindeki gübre kullanımı 2007’nin aynı dönemine göre yüzde 12 azalmış, bir kısım çiftçi hiç gübre kullanmadan ekim yapmak zorunda kalmıştır. Bu durum 2009’un ürününe yansıyacaktır. Hiç kimse 2009’da da ürün düşük olduğu zaman bunu başka koşullara bağlamasın. Enflasyonun yüzde 11 dolayında olduğu bir ülkede çiftçinin gübresine yüzde 100’ün üzerinde zam yapmak çiftçiye yapılan en büyük zulümdür.

Değerli arkadaşlarım, tek tek ürünlere girmek istemiyorum ama genel olarak söylersek: Şeker pancarında ve tütünde Hükûmetin uyguladığı kotalarla üretim büyük ölçüde düşmüş, şeker pancarında 20 milyon tondan 13-15 milyon tona, tütünde 160 bin tondan 90 küsur bin tonlara inmiştir. Buğdayda bu yıl zaten fiyat verilmemiş, çiftçi tamamen tüccarın insafına terk edilmiştir. Ayçiçeğinde, çeltikte çiftçiye verilen taban fiyatlar asla maliyeti karşılayan fiyatlar olmamıştır ve Rusya’yla yaşanan büyük sıkıntıdan ötürü, Hükûmetin neden olduğu büyük sıkıntıdan ötürü bugün narenciye güneyde, Çukurova’da dallarda hâlâ yatıp uyumaktadır.

Değerli arkadaşlarım, zeytinyağında büyük bir felaket yaşanıyor. Zeytinyağında fiyatlar bugün 3 milyona kadar inmiştir. Çayda hâlâ fiyat bir türlü Sayın Başbakanın 2002’de telaffuz ettiği 750 bin liraları bulmamıştır, çay üreticisi perişandır. Çayda en büyük sorun, Hükûmetin bir türlü önüne geçemediği kaçak çay olayıdır. 50 bin ton! Yılda en az 50 bin ton Türkiye'ye kaçak çay girmekte, Hükûmet bir türlü bunun önünü almamaktadır.

Toprak Mahsullerine gelince… Toprak Mahsulleri, Toprak Mahsulleri Ofisi olmaktan çıkmış, toprak mahsullerini ithalat ofisi hâline gelmiştir! Ofis, müdahale kuruluşu görevini bırakmıştır, zamanlı zamansız ithalat yapmaktadır. Sonuçta da buğday, mısır ve çeltik üreticisi tüccar karşısında çaresiz kalmaktadır. Benim çiftçimin hububatını almayan Ofis, yabancı üreticinin ürününü almakla meşgul olmaktadır; bir de hiç üstüne görev değilken fındık alımıyla meşgul olmakta. AKP’nin fındıkta yaptığı siyasi müdahale, hem fındık üreticisini yakmış hem TMO’yu 1,5-2 milyar YTL görev zararına uğratmış hem de devleti yaklaşık 1 milyar dolar ihracat gelirinden mahrum bırakmıştır. Bir yanda bilgisizlik, diğer yanda iyi niyet eksikliği olduğunda böyle sonuçların çıkması mukadderdir.

Değerli arkadaşlarım, hayvancılık konusuna özellikle yer vermek istiyorum. Türkiye, hayvancılıkta çok büyük sorunlar yaşıyor. Bu yıl Bakanlık, çıkardığı bir kararnameyle hayvancılıkta destekleme yöntemini değiştirdi; destekleri üçte 1 oranında azalttı. Daha önce çiftçinin almış olduğu desteklerden damızlık düve, buzağı, suni tohumlama, soğutma tankı gibi destekleri kaldırdı; 5 hayvandan az olana verilen destekleri tümden kaldırdı. Başlangıçta süt desteğini de tamamen kaldırmıştı ama gelen baskıya dayanamayarak 4 yeni kuruş süte destek vermeye başladı yani onu da indirdi. Değerli arkadaşlarım, aynı kararnameyle çiftçinin ürettiği kaba yem için de verilen destekler yüzde 20 dolayında azaltıldı.

Şimdi, yıllardır uygulanan bu yanlış politikaların sonucunda gelinen durum, ayrıca küresel krizin de etkisi altında, tam bir felakete dönmüş olmaktadır. Krizden en çok fındık, pamuk, zeytinyağı, kanola ve çiğ süt üreticileri etkilenmişlerdir. Fındıkta ihracat geliri, ihraç miktarında ciddi bir azalış olmamasına karşın, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43 azalmıştır. Lif pamuk fiyatı, 371 iplik fabrikasından 201’i kapanınca 2,20 YTL’den 1,75 YTL’ye düşmüştür. Hasat öncesi 4,5 YTL olan zeytinyağı fiyatı bugün 3 YTL’dir. Kanolanın hasat döneminde 1 lira olan fiyatı bugün 65 yeni kuruştur ve en önemlisi çiğ sütte yaşanmaktadır. Bugün süt üretiminde bir felaket vardır. Süt üreticileri çok ciddi bir felaketle karşı karşıya kalmışlardır. Daha iki ay önce 62,5 yeni kuruş olan sütün fiyatı, Manisa’mda 41 kuruştur. Bu fiyatlarla süt üretimi yapılamaz. Süte verilen prim 4 yeni kuruştur, bunun en az 1 lira olma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Hükûmeti bu anlamda göreve davet etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca artık sanayi süt almama şeklindeki tavrıyla çiftçinin karşısına geçip üreticiyi tehdit etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ergin, devam edin efendim.

GÜROL ERGİN (Devamla) – Aynen Milas’ta yaşandığı gibi “eğer 500’e verirsen sütünü alırım, yoksa sütünü almam.” denmektedir. Sütaş Burdur’da 95 ton sütü almayı bırakmıştır. Çeşitli firmalar Isparta’da, Manisa’da, Denizli’de yılbaşından itibaren süt alımını bırakacaklarını bildirmişlerdir. Danone, Meriç bölgesinde süt alımını bırakmıştır. Bu çok vahim, müthiş bir gelişmedir.

Değerli arkadaşlarım, hiç sözü uzatmadan şunu söylüyorum: Bir kere okul sütünü yeniden başlatacaksınız. Eğer süt tüketimini artırmak, Türk çocuğunun gereği gibi beslenmesini istiyorsanız okul sütünü artıracaksınız. Biraz önce dediğim gibi sütte primi, kesinlikle 4 kuruştan en az 10 kuruşa çıkaracaksınız.

Bu arada çiftçimizin sözleriyle sözlerimi tamamlayayım. Çiftçi diyor ki: ”Sera üretimi yapıyoruz, yılda iki üç ürün alıyoruz; değil borcumuzu, borcun faizini ödeyemez hâle geldik. Biz üretici olarak onurlu kimliğimizi, çiftçi, üretici kimliğimizi istiyoruz.”

Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Gürol Ergin (CHP, Muğla). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2008-12-20-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
