# Grup önerisi hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gürol Ergin (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim
- **Tarih:** 2 Aralık 2010
- **Gündem:** GRUP ÖNERİSİ HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2010-12-02-grup-onerisi-hk

> Gürol Ergin (CHP), 2 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 1.032 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HES’lerin planlanmasına ilişkin sorunlar ile inşaat ve işletme aşamalarında çevreye verdikleri zararlar konusundaki Meclis araştırması önergesinin lehinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken Sayın Başkan, sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hamzaçebi’nin bu araştırma önergesi dışında daha önce vermiş olduğu ve Trabzon’un Arsin ilçesi sınırları içindeki Selimoğlu Regülatörü ve HES’iyle diğer HES’lere ilişkin yazılı soru önergeleri de vardır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi HES’ler yenilenebilir enerji kaynaklarının bir bölümünü oluşturmaktadır. Türkiye’mizin giderek artan enerji gereksiniminin karşılanmasında yenilenebilir enerji kaynakları olarak rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi ve su enerjisi özel öneme sahiptir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkemizin enerji gereksiniminin karşılanmasında yenilenebilir tüm enerji kaynaklarının değerlendirilmesinin gerektiği bilincindeyiz. Bu çerçevede, hidroelektrik santrallerine de gereksinmemiz olduğunu bilmekteyiz. Ancak ülkemizde özellikle son yıllarda farklı doğal bitki örtüsüne sahip farklı akarsular üzerinde yapılacak HES’ler için hazırlanan çevresel etki değerlendirme raporlarının neredeyse tıpatıp aynı oldukları, ayrıca iletim hatlarının geçeceği yerlerle ilgili yeterli bilimsel çalışma yapılmadığı görülmekte, bu durum da kamuoyunda tedirginlik yaratmaktadır. Aynı akarsu üzerinde birden fazla HES yapılmasının, akarsu üzerinde toplam uzunluğu bazen 30 kilometreyi bulan boruların yapılmasına ve bu durumun da uzun bir mesafe boyunca suyun çekilmesine ve çevrenin büyük oranda zarar görmesine neden olduğu görülmektedir. Her ne kadar ilgili yönetmelikte akarsuyun on yıllık ortalama akımının yüzde 10’u oranında can suyu bırakılması yönünde bir hüküm varsa da bu oranda suyun bırakılıp bırakılmadığı konusunda tereddütler vardır. Ayrıca, proje alanları jeolojik, topoğrafik ve iklimsel özellikleri ile sel ve heyelana karşı son derece hassastır. Doğaya yapılan müdahaleler havzanın toprak ve su dengesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne bugüne dek 1.500’ün üzerinde HES başvurusu yapılmış ve 7 Haziran 2010 tarihi itibarıyla 583 projeye EPDK tarafından lisans verilmiştir. Bu tesislerin 94 adedi tamamlanmış ve işletmeye alınmıştır ancak bugüne kadarki deneyimler, bundan sonraki HES projeleriyle ilgili havza planlaması, çevre koruma, inşaat denetimi ve işletme programı açısından acil önlemler alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bugüne kadar yapılan HES projelerinin planlama aşamasında, planlama havza bazında yapılmamış, havzadaki diğer var olan ve yapılması düşünülen projeler dikkate alınmamıştır. Proje aşamasında, proje denetim hizmetleri aksamakta, teknik olarak yeterli proje yönetimi yapılamamakta, projeler genellikle inşaata başlandıktan sonra onay görmektedir. İnşaat aşamasında, inşaatın resmî kontrol ve denetimlerinde zafiyet yaşanmakta, çevresel etki değerlendirme raporlarındaki yükümlülüklere uyulmamakta, inşaat sırasında çevre tahribatı yaşanmaktadır. İşletme aşamasında ise, HES planlamaları havza bazında, hatta aynı nehir üzerindekiler için de nehir bazında bile yapılmamakta, tekil projeler olarak havza içinde ya da nehir boyunca ardışık olarak inşa edilen HES’lerin işletmeleri konusunda bütüncül plan bulunmamaktadır.

Türkiye’nin hidroelektrik enerji potansiyelinin hesaplamalarında uzmanların görüşlerinde bir mutabakat vardır fakat 190 milyar kilovatsaat/yıl olarak hesaplanan net teknik potansiyelinin içinden ekonomik olarak yapılabilir hidroelektrik tesislerde üretilecek yıllık elektrik üretimi miktarında ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

HES’lerle ilgili başlıca çevresel sorunlar şunlardır: Yapılan projelerde çevresel boyut yeterince dikkate alınmamaktadır; öngörülenden fazla ağaç kesilmekte, orman ve mera alanları dikkate alınmamaktadır; can suyuna miktar, denetim, havza özellikleri bakımından gereken önem verilmemektedir; inşaat atıkları sorunu bulunmaktadır; suyun sıcaklığı, sertliği ve oksijen miktarı gibi biyolojik, fiziksel ve kimyasal açılardan suyun kirliliğine neden olunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, HES olayına, Muğla’da yaşananları önemli bir örnek olarak vermek isterim. Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesindeki Yuvarlakçay’da yapılmak istenen hidroelektrik santrali nedeniyle çevre köylülerinin yaşadıkları dramı sizlere daha önce yine bu kürsüden 27 Ocak tarihinde anlatmıştım. Yöre insanının yaşadığı dram Muğla İdare Mahkemesinin 8 Ekim 2010 tarihinde verdiği yürütmeyi durdurma kararıyla şimdilik mutlu sona ulaştı. Dilerim, o insanlara aynı sıkıntı bir kez daha yaşatılmaz. Yuvarlakçay’da kurulmak istenen hidroelektrik santrali yalnızca 6 bin kişilik bir topluluğun ihtiyacını giderebilecek bir elektrik üretecektir. Buna karşılık korkunç bir çevre tahribatına, yöredeki bir belde ve altı köyün yüzlerce yıldır o suyla beslenen 14 bin insanının aç ve susuz kalmasına, alternatif ve ekolojik turizmin, doğa sporları merkezi olma özelliğinin yok edilmesine neden olacaktır. Bu dramın bölge insanına yaşatılmasında Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığının, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünün, İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün ve son derece yanlı raporlar düzenleyen bilirkişilerin ama hepsinden önemlisi halkına insafsız davranan iktidarın çok büyük vebali vardır.

Koruma Kurulu, 15 Mayıs 2009 tarihindeki toplantısında önce bu bölgedeki 30 ağacın anıt ağaç olduğuna karar vermiş ancak yine aynı toplantıda daha sonra bu ağaçlardan 8’inin kesilmesini kararlaştırmıştır.

Özel Çevre Koruma Kurumu, 2009 yılı başında içme suyu şişeleme tesisi yapmak isteyen bir şirkete Yuvarlakçay’ın her iki tarafındaki 500 metrelik mesafenin su yatağını koruma sınırı olarak belirlendiğini, bu sınırlar içerisinde herhangi bir faaliyet olamayacağını belirterek izin vermemiş ama her ne hikmetse, daha sonra çok daha vahim çevre katliamına yol açacak hidroelektrik santrali kurulması isteminde, bu alanın koruma alanı olduğunu unutup izin vermiştir.

Bilirkişi, raporunda Yuvarlakçay’da balık yetişmediğini belirtmiştir. Oysa çevre köylüleri bu çaydan tuttukları balıkları tüketmektedir.

Köyceğiz Orman İşletme Müdürlüğü ise anıt ağaçları acımasızca kesmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu çayın suyu içilebilir nitelikte bir sudur. Altı köy ve bir belde bu su ile topraklarını sulamaktadır. Yuvarlakçay’ın debisi 3,5 metreküp/saniyedir. Projede kadim hakkı olduğu hâlde Zeytinalanı köyünün su hakkı tamamen unutulmuş, Pınarköy’deki iki değirmen, Araplar ve Uzuncabük mahalleleri hesaba katılmamıştır. Yapılacak santral yaz aylarında çalışmayacağından, yazın görülen elektrik sıkıntısının giderilmesine hiçbir katkısı olmayacaktır. Eğer proje 1.900 litre/saniye kadimden gelen tarımsal amaçlı su kullanım haklarını korursa, kalan 1.400 litre/saniye sudan üretilecek elektriğin hiç kimseye yararı olmayacaktır. Santralin yapılmasıyla Köyceğiz, Dalyan havzasının tuzlu su yoğunluğu artacak, tarım toprakları çoraklaşacaktır. Hidroelektrik santralinin yapılmasıyla köylüler bu sudan ne içme suyu ne de kullanma suyu olarak yararlanabileceklerdir. İnanılmaz güzellikteki doğa katledileceğinden yörenin turizm özelliği ortadan kalkacaktır. İşte, yörenin binlerce köylüsü bu gerçeği gördüğü için, kendi yaşamına, çocuklarının yaşamına kastedildiğini bildiği için, kendisine zulmedildiğini anladığı için, eksi 10 derece soğukta, suyunun başında aylarca çadırlarda gecelemiştir. Yuvarlakçay’daki suyuna sahip çıkan Beyobası, Pınarköy, Zeytinalanı, Kavakarası, Tepearası’nda yaşayan köylü kardeşlerimiz “Suyumu vermemek için ölmeyi göze aldım.” diyen seksen yaşındaki nineleriyle verdikleri yaşam mücadelesindeki şanlı direnişleri sonucunda ve yargı kararıyla kendilerine zulmedenleri dize getirmişlerdir. Fırtına Deresi’nin ve İkizdere’nin sahipleri de sularına, topraklarına, kısaca, yaşamlarına tıpkı Yuvarlakçay’a sahip çıkan Köyceğiz halkı gibi sahip çıktılar. Fakat onların yaşamlarına sahip çıkması, Koruma Kurulunun haksız HES’lere “dur” demesi hem Başbakanı hem de Çevre ve Orman Bakanını kızdırdı. Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, 27 Ekim 2010’da Rize İkizdere Vadisi’ni sit alanı ilan etti. Böylece İkizdere, Anzer ve Ovit yöresinde planlanan yirmi iki HES projesi rafa kalkmış oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2010-12-02-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
