# İçtüzüğün 60 ıncı maddesine göre yerinden kısa söz

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Gürol Ergin (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim
- **Tarih:** 15 Şubat 2011
- **Gündem:** İÇTÜZÜĞÜN 60 INCI MADDESİNE GÖRE YERİNDEN KISA SÖZ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2011-02-15-ictuzugun-60-inci-maddesine-gore-yerinden-kisa-soz

> Gürol Ergin (CHP), 15 Şubat 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 60 INCI MADDESİNE GÖRE YERİNDEN KISA SÖZ); konuşma 2.121 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker hakkında verdiğimiz gensoru önergesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak için söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda tarım ve gıda sektörü geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde stratejik bir önem kazanmıştır. Dünya Gıda Fiyatları Endeksi’nin tarihî rekorlar kırdığı bu dönemde ülkemizde yetersiz destekleme, öngörüden uzak, istikrarsız tarım politikaları, artan girdi maliyetleri ve düşük ürün fiyatları nedeniyle tarımda tarımsal üretim düşmüş, ithalat patlamış, çiftçi icra, haciz, borç batağına sürüklenmiştir.

Sayın Mehdi Eker’in 2005 yılı Haziranında Bakanlık görevini devralmasından sonra çiftçiye verilen sözler tutulmamış, gübre ve mazot fiyatları astronomik olarak artmasını sürdürmüş, Türkiye, üretimine en fazla güvendiğimiz hububatta, dünya lideri olduğumuz bakliyatta ve kırmızı ette bile ithalatçı bir ülke durumuna düşürülmüştür.

2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’na göre bütçeden tarıma her yıl gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i kadar destek ayrılması gerekiyordu. Sayın Bakan kendi döneminde çıkan bu yasaya bile hiç uymamış, 2007-2010 yılları arasındaki dört yıllık süreçte çiftçiye toplam olarak 16 milyar 988 milyon lira eksik ödeme yapılmıştır yani çiftçinin yaklaşık 17 milyar lirası gasbedilmiştir.

Tarım destekleme bütçesi her yıl 5 ila 6 milyar lira arasında değişirken çiftçinin aldığı kredi miktarı 2010 yılı Mayısında 17,8 milyar liraya yükselmiştir. Çiftçinin, bir yandan her yıl daha çok borçlanması diğer yandan borcunu ödeyemez hâle gelişi sonucunda 2010 yılının dokuz aylık döneminde ödeyemediği borç miktarı 1 milyar 25 milyon liraya yükselmiştir.

2010 yılında çiftçiye mazot desteği olarak verilen para 554 milyon liradır. Hükûmetin, çiftçinin bir yılda kullandığı mazottan aldığı vergi ise yaklaşık 3,5 milyar liradır. Hükûmet çiftçiye verdiği mazot desteğinin 7 katını çiftçiden vergi olarak almaktadır. 3 liralık mazotun 1 lira 70 kuruşu vergidir. Çiftçi traktörüne binmekten korkar hâle gelmiştir.

Sayın Bakanın döneminde gübre fiyatları mazottan daha da fazla yükseliş göstermiştir. Bu dönemde gübre tam bir rant aracı olmuştur.

Çiftçinin tarımsal sulamada kullandığı elektrik en pahalı elektriktir. 122 bin tarımsal sulama abonesi borçlu duruma düşmüş, bunlardan yüzde 30’unun elektriği kesilmiştir. Hükûmetin üst üste borç yapılandırmasına gitmesi çiftçinin elektrik borcunu ödeyemeyişinden ötürüdür.

Sayın Bakanın döneminde tarım katma değeri yılda yalnızca yüzde 0,22 oranında artmıştır. 2010 yılının büyüme hızı ise eksidir. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana hiçbir dönemde, AKP’nin iktidarda olduğu sekiz yıllık dönemdeki ve bu Bakanın yönetimde olduğu beş yıllık dönemdeki kadar düşük tarımsal büyüme görülmemiştir. Sayın Bakanın görev yaptığı dönemde bitkisel üretim de hayvansal üretim de düşmüştür. 2005 ila 2010 yılı üretimleri karşılaştırıldığında bu durum net olarak görülmektedir. Bu dönemde buğday üretimi 21,5 milyon tondan 19,5 milyon tona, arpa üretimi 9,5 milyon tondan 7,2 milyon tona, kırmızı mercimek üretimi 520 bin tondan 422 bin tona, lif pamuk üretimi 863 bin tondan 795 bin tona, tütün üretimi ise 135 bin tondan 55 bin tona düşmüştür; mısır üretimi sabit kalmış; çeltik, şeker pancarı ve ayçiçeğinde bir miktar artış olmuştur. Bu rakamları söyleyiş nedenim Sayın Başbakanın bu kürsüde Türkiye'nin kiraz üretimini ne kadar artırdığıyla övündüğü içindir.

Türkiye bugün, önemli bitkisel ürünlerin hiçbirinde kendine yeterli değildir. Kendine yeterlik oranı buğday, arpa ve pirinçte yüzde 90, kuru fasulye ve mısırda yüzde 80, kırmızı mercimek ve ayçiçeğinde yüzde 45’ler düzeyindedir. Tarımsal hammadde dış ticaretimiz Sayın Bakan Eker dönemindeki beş yıllık süreçte toplam olarak 18 milyar 334 milyon dolar açık vermiştir. 2006-2009 yılları arasında ithal edilen 9 milyon 725 bin ton buğdaya 3 milyar dolar, 2 milyon 794 bin ton mısıra 800 milyon dolar ödenmiş, oysa Sayın Bakan, Haziran 2006’da “Türkiye artık, buğday ithal etmiyor.” diye övünmüş, bu övünç, Tarım-Kredi haber bülteninde de manşetten yayınlanmıştır.

Aynı dönemde yağlı tohum ham yağ ve küspe ithalatına toplam 8 milyar 900 milyon dolar ödedik. Bakliyatta bu Bakan döneminde ithalatçı durumuna düştük ve yalnızca 2009 yılında 213 bin ton bakliyat ithalatı yaptık. Pamuk ithalatına son üç yılın her birinde 1 milyar doların üzerinde para verdik. Tütünde dünyanın en iyi tütün ülkesi olan Türkiye, 2009 yılında ithalata 388 milyon dolar ödedi.

Sayın Bakan döneminde tarımda uygulanan politikalarla iç ticaret hadleri radikal biçimde tarım aleyhine döndü, bu durum üreticinin tarımdan kopmasına ve köyünü terk etmesine neden oldu. Bu dönemde 2 milyon 288 bin hektar olan tarım alanı 1 milyon 907 bin hektara indi. Çiftçinin bu dönemde ekmekten vazgeçtiği arazinin büyüklüğü –lütfen, dikkat buyurun- Yalova, Kilis, Bartın, Düzce, Osmaniye, Zonguldak, Iğdır ve Kocaeli illerinin toplam alanından daha büyüktür.

Tarımdan kopup son bir umutla kentlerin varoşlarına savrulan yurttaşlarımız, işsiz kalıp gıda yardımlarına muhtaç hâle gelmiştir. Bu süreç bir kentleşme süreci değil, toplumsal anlamda bir altüst oluş sürecidir. Bütün bu gerçeklere karşılık Sayın Bakan sürekli olarak sanal üretim rakamlarıyla karşımıza gelmiş, hem kendini hem kamuoyunu sürekli yanıltmıştır; eminim, bugün de böyle yapacaktır. Bir Tarım Bakanını düşününüz ki gübre, mazot fiyatı artarken suskun kalacak, pirinç ve buğday fiyatı artarken, kendisinin ve TMO’nun sorumluluğunu hiç aklına getirmeyecek, yalnızca “Spekülasyon yapıyorlar.” diye feryat edecek ve pirinç bulamayanlara bulgur yemelerini önerecek. Neyse ki Sayın Bakan et fiyatlarındaki ciddi tırmanışta “Et yemeyin, patates yiyin.” dememiştir.

Sayın Bakan 2 Şubat 2007 tarihli açıklamasında, kuraklık nedeniyle Türkiye’nin buğdaysız kalıp ekmek sıkıntısı yaşayacağına ilişkin açıklama yapanları spekülasyon yapmakla suçlamış ve “Türkiye'de şu anda kuraklık tehlikesi yok. Kuraklık Eylem Planı hazırlıyoruz ancak bugün için değil, yirmi beş yıl sonrası için.” demiştir. Yirmi beş yıl sonrasını gören ancak gözünün önünü göremeyen Sayın Bakan bu demecinden iki ay sonra, 4 Nisan 2007’de Şanlıurfa’da yaptığı açıklamada “Türkiye'de bu yıl bir tarımsal kuraklık riski yok, bu nedenle hiç kimse spekülasyon yapmasın. İnşallah, Türkiye'de tarımla ilgili hiçbir problem beklemiyoruz.” ifadesini kullanmıştır. Bunları söyleyen Sayın Bakan, üç ay geçmeden, dört ürün ve kırk il için kuraklık kararnamesi yayımlamak zorunda kalmıştır. Biz şimdi bu Bakana nasıl inanacağız?

2007 sonbaharından itibaren piyasada buğday arz açığının hissedilmeye başlamasıyla Bakanlık, Toprak Mahsullerine, geç alınmış bir kararla, sıfır gümrükle 800 bin ton buğday ithal yetkisi verdi. Eğer bu ithalat vakit geçirilmeden zamanında yapılmış olsaydı, ton başına 150 dolar daha düşük fiyat ödeyecek ve 300 milyon dolar zarar etmeyecektik.

2007 yılında yaşanan kuraklıktan 5 milyar liranın üzerinde zarar gören çiftçiye ödenen ise yalnızca 514 milyon lira oldu. Bu süreçte, Denizli’de bir çiftçimiz, pembe tablolar çizen Sayın Başbakana “Sen bunları külahıma anlat.” diye gerçekleri hatırlatma gereğini duydu.

Doğu Karadeniz’de 5 Nisan 2004 gecesi yaşanan don felaketinde, 2090 sayılı Kanun’a göre, zararın 297 milyon liralık kısmının çiftçilere ödeneceği belirtildi. 2004-2009 yılları arasında zararın yalnızca 128 milyon liralık kısmı ödendi. 2011 bütçesine de bu miktarın ödenmesi için ödenek konmadı. Hükûmet, bu tavrıyla Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki 135.236 ailenin 169 milyon lira tutarındaki alacağını âdeta gasbetti.

Son yıllarda sürekli küçültülen TMO, sanki üstlendiği görevi hakkıyla yapıyormuş gibi trajikomik bir biçimde fındık işine girdi ve milyarlarca dolar görev zararı yaptıktan sonra fındık işini bıraktı. Sayın Bakana “Ne işin vardı senin fındık alımında? Sen kendi görevini hakkıyla yapsana.” diye sormazlar mı?

Narenciyeye gelince: Bu yıl Hatay’da, Adana’da, Mersin’de, Antalya’da, Muğla’da narenciye üreticileri büyük sıkıntı içinde. Hasat başladığında 83 kuruş olan limon, bugün 25-30 kuruş, mandalina 30-40, portakal 40 kuruş. Greyfurt 15 kuruşa düştü ama alıcı yok. Bütün narenciye dallarda kaldı. Sıkıntı karşısında Bakanlığın kılı bile kıpırdamadı.

Sayın Bakan, zirai mücadelede de sınıfta kaldı. Gerekli karantina önlemleri zamanında alınmadığı için domates güvesi önce Ege Bölgesi’ne, sonra Akdeniz’e yayıldı. Türk halkı bu Bakan sayesinde tarihinde ilk kez 10 liradan domates yedi.

2008 yılında, sanayici, süt fiyatlarını keyfî bir kararla 10-15 kuruş indirip 53 ila 57 kuruş arasına çekti, Tarım Bakanının umurunda olmadı. Bugünlerde de sanayici, süt fiyatlarını yine tüm Türkiye’de aşağı çekti. Çiftçi feryat ediyor, Tarım Bakanının yine umurunda değil. Çiftçinin sorunlarına bu kadar duyarsız kalan bir kişi Tarım Bakanlığı koltuğunda daha fazla oturabilir mi?

Zeytin ağacı sayısını artırmaya çalışan Bakanlık, şimdi, Zeytincilik Yönetmeliği’nde değişiklik yapma çabasında. Zeytincilik Yasası, zeytinliklerde zeytinyağı tesisi kurma dışında hiçbir faaliyete kesinlikle izin vermez iken, Bakanlığın yaptığı yönetmelik değişikliğinde, zeytinliklerde, jeotermal kaynaklı sera yatırımları, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri, madencilik, petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri, savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar ve bakanlıklarca kamu kararı alınmış plan ve yatırımlar yapılabilir hâle getirilmek isteniyor. Sayın Bakana soruyorum: İlgili yasaya yüzde yüz aykırı böyle bir yönetmelik düzenlemesini hangi hukuk, hangi mantık anlayışıyla yapıyorsunuz? Bu değişikliği gerçekleştirseniz bile, yargıdan mutlaka döneceğini bilmiyor musunuz? Öyleyse amacınız nedir, bu kürsüden açıklayın.

Sayın Bakan sürekli olarak hayvancılığı desteklediklerini ve desteğin giderek artırıldığını ifade ederken Bakanlar Kurulu 2008’de çıkardığı bir kararnameyle hayvancılık desteklerini yarı yarıya azalttı. Sayın Bakan bugün de yine hayvancılığa ne kadar büyük destekler verildiğinden söz ediyor. Bu nasıl destek ki destek arttıkça hayvancılık darboğaza giriyor! Keşke bu destekler yapılmasaydı çünkü destekler ya bir kısım haramzadelere yedirilip buharlaştırıldı ya da doğru yönde, doğru amaçla kullanılamadı.

Türkiye’de bugün inkâr edilmesi mümkün olmayan bir et sıkıntısı var. Kırmızı et üretimi 2006’da 439 bin ton iken, 2009’da 412 bin ton. Et üretimindeki düşüşün nedeni belli. Sayın Bakanın ette yaşanan sıkıntıya gösterdiği gerekçe ise evlere şenlik; şöyle diyor Sayın Bakan: “Efendim, AKP döneminde refah o derece ciddi arttı ki insanımız çok daha fazla et yemeye başladı, onun için sıkıntı çekiyoruz.” Biraz ciddiyet Sayın Bakan, biraz ciddiyet. Sayın Bakan basında bugün yer alan bir habere göre “Ette 450 bin tonluk bir üretim var deniliyordu, oysa TÜİK rakamlarına göre on bir ayda kırmızı ette toplam 750 bin tonluk üretim tespit edildi.” diyor. Sayın Bakanın söyledikleri gerçek olsa dağ, taş, tüm memleket hayvanla dolu olurdu. Sayın Bakan milleti çocuk yerine koyuyor. 750 bin tonluk üretim TÜİK’in üretim miktarını belirleme yöntemini değiştirmesinden doğdu. Tıpkı millî gelir hesaplamalarında olduğu gibi yöntem değiştirildi, miktar artmış göründü. Eğer aynı yöntem geçmişe de uygulanırsa geçmişteki rakamların 750 bin tonun üzerinde olduğu net olarak ortaya çıkar. Adama sormazlar mı: Et üretimi 450 bin tonlardan 750 bin tonlara çıktıysa, yani et üretimi arttıysa bu et ithalatı ne anlama geliyor? Milleti ne ayak oyunları ile ne de hesap oyunları ile kandırmaya çalışmayın. Sayın Bakanın “Şu ana kadar 60 bin ton et, 130 bin ton canlı hayvan ithal ettik, fiyatları düşürdük.” şeklindeki övünmesi ise akıl ve mantık dışı. Kendi çiftçine ürettirmeyeceksin, çiftçini, milletini zora sokacaksın, sonra da “Et ithal ettim, fiyatlar düştü.” diye övüneceksin, böyle bir bakanlık yönetim anlayışı olamaz. Kaldı ki geçtiğimiz aralık ayında Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünün, il tarım müdürlüklerine gönderdiği yazıyı biraz önce burada Milliyetçi Hareket Partisinin sayın sözcüsü açıkladı, ben de tekrar etmek istiyorum, şöyle diyor Koruma ve Kontrol: “Ülkemize ithal edilecek olan her yaştaki sığır cinsi kasaplık hayvanların beyin, göz, spinal kord, tonsil ve distal ileum’ları ile her yaştaki koyun cinsi hayvanların dalak ve ileum’ları, on iki aylıktan büyük hayvanların beyin ve gözleri dâhil kafatası tonsil’ler ve spinal kord’larının en kısa sürede uzaklaştırılarak imha edilmesi, sayılan risk materyallerinin insan tüketimine sunulmaması için mezbahalarda takiplerinin yapılması, gıda ve yem zincirine girmeyecek şekilde gömülerek ya da yakılarak imha edilmesi…” talimatını veriyor.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce de söylendi, bunun bir tek anlamı var, bu hayvanlarda deli dana hastalığı riski olduğunu bu Bakanlık biliyor, bu Bakan biliyor ama bu hayvanların etlerini bu millete hiç tereddüt etmeden yediriyor.

TÜİK’in kullandığı yöntemi değiştirerek üretilen et miktarını birdenbire yükseltmesi Sayın Bakanın o kadar hoşuna gitmiş ve TÜİK’e öylesine güven duymuş ki bu sefer de TÜİK’ten kırsal kesimdeki yoksulluk oranını değiştirmesini istiyor. “2002 yılında yüzde 34,48 olan ve 2009’da yüzde 38,9’a yükselen kırsal kesimdeki yoksulluk oranı doğru değil, TÜİK bunu düzeltecek.” diyor. Konuyu makalesine alan yazar da bugün “CHP gensorusuna yanıt, sanırım, Tarım Bakanlığı yerine Türkiye İstatistik Kurumundan gelecek.” şeklinde müstehzi bir ifade kullanıyor.

Sayın Bakan, gerçekleri TÜİK’i yanlış rakam vermeye zorlayarak değiştiremezsiniz. Bugün, Türk çiftçisinin yüzde 38’i yani 5 çiftçiden 2’si yoksul. Yoksul köylü sayısı 6,5 milyon, aç yatağa giren köylü sayısı 250 bin. Bunlar, TÜİK’in rakamları.

Hayvancılıkta başarısız olunan bir başka konu da hayvan hastalıklarıyla mücadele. Tüberküloz ve brusella çok yaygın. Bakanlığın kooperatiflere hayvan alımı için 2008 yılında açtığı on beş ihaleye, şartnamede hayvanların brusella ve tüberkülozlu olmaması şartı konulduğu için hiçbir firma girmedi çünkü Türkiye’de, brusella ve tüberküloz olmadığından emin olunan hayvan yoktu. Bakanlık çözümü, brusella ve tüberkülozu yok etmede değil de ihale şartnamesinden bu iki hastalığın aranacağı şartını kaldırmakta buldu.

Şap, Türkiye’yi kasıp kavuruyor. Şimdi öğreniyoruz ki Anadolu’da giderek yaygınlaşan şap, şaptan ari ilan edilen Trakya’yı da tehdit ediyor. Bulgaristan Tarım Bakanı, şap girmemesi için, Türkiye sınırına 142 kilometrelik tel örgü çekileceğini bildiriyor. Bu arada, bizim Gümrük Müsteşarlığımız da Tarım Bakanlığına yazdığı bir uyarı yazısı ile ithal hayvanların sağlık kontrollerinin yetersizliğine dikkat çekiyor. Gümrük Müsteşarlığına göre, Bulgaristan sınırından giren hayvanlar yeterince sağlık kontrolünden geçirilmiyor. Bunu biz söylemiyoruz, Gümrük Müsteşarlığı söylüyor.

Gıda denetimlerinde büyük sıkıntı var. Salmonella ve listeria’lı olduğu belirlenen 12 ton hamburger köftesi tespit edildiği hâlde, bu köfteler imha edilmeyip halkımıza yedirildi. Bu duruma neden göz yumduğunu Tarım Bakanının açıklaması gerekir.

Sayın Bakan, kene ilacı ihalesi konusundaki sorularımıza doyurucu hiçbir cevap vermediniz. Memnun olmadığınız ilk raporu veren müfettişleri niçin görevden aldığınızı, bu müfettişler hakkında niçin uydurma gerekçelerle soruşturma açtığınızı açıklayamadınız. Sayın Bakanın kendisini memnun eden ikinci raporu veren müfettişleri ödüllendirişi de ayrı bir anlam taşımaktadır.

Sayın Bakanın Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunda yaşanan özellikle ihale oyunları konusundaki sorularımıza verdiği yanıtlar da gerçeğe hiçbir şekilde uymamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Gürol Ergin (CHP, Muğla). “İçtüzüğün 60 ıncı maddesine göre yerinden kısa söz”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 15 Şubat 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-23-2011-02-15-ictuzugun-60-inci-maddesine-gore-yerinden-kisa-soz (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
