# 24.03.2005 tarihli ve 5321 sayılı emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss:873)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hakkı Ülkü (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 21 Nisan 2005
- **Gündem:** 24.03.2005 TARİHLİ VE 5321 SAYILI EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN VE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (SS:873)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2005-04-21-24-03-2005-tarihli-ve-5321-sayili-emniyet-teskilati-kanununda-degisikl

> Hakkı Ülkü (CHP), 21 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 24.03.2005 TARİHLİ VE 5321 SAYILI EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN VE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (SS:873)); konuşma 1.488 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 5321 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geneli üzerinde söz almış bulunmaktayım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına, bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Emniyete 10 000 polis alımına ilişkin olarak, 24 Mart 2005 günü tasarı Genel Kurul gündemine gelmiş, 2 nci maddeye ek 25 inci maddeyle ilgili olarak söz almış ve bazı uyarılarda ve eleştirilerde bulunmuştum. O çerçevede şunları söyledim; demiştim ki: Eğitim programlarıyla yap-boz gibi oynanamayacağını dile getirdikten sonra, bu tasarıda, güvenlik ve asayiş gibi çok önemli bir alanda altı ay gibi çok kısa tutulan bir eğitim sürecinin doğurabileceği sakıncalardan söz etmiştim. Emniyet Teşkilatının hangi meslekten kaç personele ihtiyacı olduğunun da açıkça belirtilmemesinin çok önemli bir eksiklik olduğunu sözlerime eklemiştim. Kanunun Cumhurbaşkanınca geri gönderme gerekçesinde de bu konuların dile getirildiğini görmekteyiz.

Özellikle şunu tekrar belirtmek istiyoruz: Tasarının gerekçesinde, 4 yıllık fakülte mezunlarının gelişen bilim ve teknolojiye daha kolay uyum sağladıkları gerekçesiyle tercih edildiğinin belirtilmesi çok büyük bir itiraftır aslında. İçişleri Bakanlığının ve Emniyet Teşkilatının polis adaylarına doğru düzgün bir eğitim veremediğinin itirafıdır bu. Polislerimizin gelişen bilim ve teknolojiye daha kolay uyum sağlayabilme yeteneğine neden kavuşamadığı ise çok önemli bir sorudur. Emniyet ve güvenliğimizle ilgili günümüzün gerçeği de işte budur.

Bununla birlikte, polislerimizin üstlendikleri zorlu görevin gereği olan maaşı alamadıklarını da belirtmeden geçemeyiz. Yönetim, güvenlik ve asayiş hizmetleriyle ilgili alanda anayasal hak ve özgürlüklere karışma, onları kısıtlama, zor kullanma, hatta gerektiğinde silah kullanma gibi yetkilerle donatılmıştır. Kamu düzenini sağlamak gibi böylesine önemli bir alanda hizmet vereceklerin, ne şekilde eğitildiği, güvenlik meselesinde çağın getirdiği yeni gelişmelere ne derece hâkim oldukları, gerçekten çok önemli bir sorundur. Bu açıdan, öncelikle, yönetimin, güvenlik ve asayiş alanındaki tutum ve davranışlarının diğer alanlara oranla çok daha sıkı bir eğitim ve denetim anlayışı altında yaklaşması bir zorunluluktur.

Ülkemizde, suç sayısı ve türlerindeki artış ve polis sayısındaki yetersizlik bilinen gerçekler olmakla birlikte, bu sorunun çözümünün, polis meslek eğitiminin süresinin ve kalitesinin düşürülmesiyle sağlanabilmesi mümkün değildir. Bildiğiniz gibi, 2001 yılında, 4652 sayılı Polis Yükseköğretim Kanunuyla, 1 yıllık polis okulları, 2 yıllık polis meslek yüksekokulları haline getirilmiştir. 4652 sayılı Yasanın gerekçesinde de, içinde bulunulan bilgi çağının gerekleri hatırlatılarak, polislik anlayışının çağın gereklerine uyumunun sağlanması öngörülmüştür. Avrupa Birliğine uyum sürecinde, Türk Polis Teşkilatının dünyadaki değişimlerin gerisinde kalmasının düşünülemeyeceği; bu bağlamda, dokuz aylık eğitim veren polis okullarındaki eğitim-öğretim süresinin iki yıla çıkarılması ve Yükseköğretim Yasasının gereklerine ve genel çerçevesine uygun biçimde Polis Akademisine bağlanması öngörülmüştür. Fakat, program zenginleştirilemediği için, bir yılın dersi iki yıla yayıldığı için, istenen amaca ulaşılamamıştır. Zaten, bu konuda başarıya ulaşılamadığı, görüştüğümüz tasarının gerekçesinden ve sözlerinden de anlaşılıyor; yani, polislerin eğitimiyle ilgili olarak, sadece sürenin uzatılması yeterli olmuyor, eğitim müfredatının ve iç güvenlik anlayışının da çağın gereklerine uydurulması bir zorunluluk olarak beliriyor.

Bugün, kamu düzeni ciddî sarsıntılar geçirmektedir. Gasp ve kapkaç olaylarının artması, tiner ve uyuşturucu bağımlısı çocuklarımızın sayısının artması ve suça eğilimli bir gençliğin oluşması ve bunların yanında, içinde bulunduğumuz küresel terör tehdidi, güvenlik meselesini her açıdan önemli sorunlardan birisi haline getirmiştir; fakat, ortaya çıkan bu tabloyla baş edebilmenin yolu, çok kısa sürede içeriğinin yeterliliğine dair hiçbir bilgiye sahip olmadığımız bir eğitim vererek 10 000 polis almak değildir.

Meselenin sosyal boyutu sürekli gözardı edilmektedir. Eğitim, sağlık ve kamu yönetiminde, sosyal devletin bir tasfiye süreci yaşadığını hepimiz görüyoruz. Hükümetin gündemini de genel olarak IMF direktifleri ve özelleştirmeler oluşturuyor. Diğer yandan, küresel kapitalizmin getirdiği dönüşümlere o kadar büyük bir hızla uyum sağlıyoruz ki, şaşmamak elde değil. Deminki tartışmalar da bunun bir parçası idi.

Bugün, dünyada, sosyal devletten güvenlik devletine doğru risk toplumu teorileri altında bir geçiş yaşanmaktadır. Burada, neden-sonuç ilişkileri tepetakla edilerek, suç unsurunun ve terörün küresel sömürü ve gelir adaletsizliklerinin bir sonucu değil de, kendiliğinden ortaya çıkan, Bush'un deyimiyle bir iyilik-kötülük meselesi olduğu savunulmakta ve polis devleti anlayışı güçlendirilmektedir. Türkiye'de de, bir yandan, sosyal devlet her alandan tasfiye edilmeye çalışılırken, bir yandan da, yaşadığımız güvenlik sorunları bahane edilerek, güvenlik konusunda özel sektör devreye sokulmakta ve işte böylece, hükümetin yaptığı gibi, niteliğe önem vermeden nicelik artırılmaya çalışılmaktadır.

Güvenliği, polis sayısını artırarak ya da özel güvenlik şirketleriyle çözebileceğimizi sanmak büyük bir gaflettir. Burada, bir kez daha belirtmek istiyorum ki, sosyal güvenlik olmadan iç güvenlik olmaz. İşsizlik, gelir adaletsizlikleri, parçalanmış aileler, plansız ve kontrolsüz iç göç hareketi asıl nedendir. Bir yandan, güvenlik gibi bir kamusal mesele ticarîleştirilirken, diğer yandan da, devlet, geçici bir ihtiyaç için geçici bir çözümü beş yıllık bir süreye yayarak, devletin sağlaması gereken güvenliği niteliksiz bir eğitime bağlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hemen belirtmek isterim ki, bu yasanın asıl amacı, üniversite mezunu işsiz ve umutsuz yüzbinlerce gencimizin ve onların ailelerinin oylarına göz dikmektir, bir anlamda onlara olta atmaktır; çünkü, kanunun yürürlüğe girmesiyle 10 000 kişinin hemen polisliğe alınarak, yetiştirilmesi söz konusu değildir. Bu konuda istihdam zamana yayılmış ve 2005 yılında, yalnızca 2 000 kişinin alınmasının planlandığı da belirtilmiştir. Bu durum, yasanın suçu önlemek için polis açığının ivedi olarak kapatılması amacıyla çok açık bir çelişkiyi ifade etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanının yasayı geri gönderme gerekçesinde de vurguladığı gibi, bu düzenlemeyle, iki yılda yaklaşık 4 000 polis memurunun alınacağı planlandığına göre, iki yıldan sonraki açığın 2 yıllık eğitim, öğrenim veren polis meslek yüksekokullarının sayısı ve kapasitesinin artırılmasıyla giderilebilmesi mümkündür.

Değerli arkadaşlar, bizler, hükümetinizin amacını, iktidarın amacını gayet iyi biliyoruz. Yaptığınız, şu anda yapılan, hemen hemen tüm kamu kuruluşlarında yapılan, sadece, gençlerimizin umutlarıyla oynamak, aynı zamanda, siyasî ahlaka sığmayacak bir şekilde halka bir dahaki seçimlerde size yakın durmaları için bir anlamda rüşvet vermektir, halkın ve çok değerli gençlerimizin çaresizliğini sömürmektir. Hani, geçmişte de plan mı pilav mı diyerek popülist, sığ politikalar üreten ve bunları bu sloganla meşrulaştıran bir siyasî anlayış vardı ya, onun, âdeta, son versiyonu gibi hareket etmektesiniz. Sırf iktidara sahip olmak için, sırf iktidarda kalabilmek için akılla, mantıkla, bilimle bağdaşmayacak vaatlerde bulunup icraat yapabilecek bir anlayışta olduğunuzu gayet iyi biliyoruz, halk da biliyor, tıpkı bu yasada olduğu gibi.

Polis açığının ivedilikle giderilmesi amacını taşıyan bu Kanunla, bir yandan 2005 için önerdiğiniz 2 000 kişiyi işe alırken, diğer yandan da polis meslek okullarının kapasitelerini ve eğitim kalitesini artırmak mümkün değil miydi? Halkımıza, 10 000 üniversite mezununa iş vereceğiz diyerek, bunu da zamana yayarak önümüzdeki seçimlere hazırlık yapmak gibi bir anlayış içerisinde görünmüyor musunuz?

Ben, şimdiden, milletvekili odalarının önünde oluşacak kalabalıkları ve torpil taleplerini gözümün önüne getiriyorum. Binlerce çaresiz gencimiz Meclisin kapısına dayanacak iş talebiyle, polis olabilmek talebiyle.

Ülkemizin bugüne kadarki deneyimlerine bakarsak, objektif bir sınav yapılabileceğine dair de umudumuz olmadığından, eh, gelecek günlerde de o kapılarda arkadaşlarımıza, gençlerimize ne cevap vereceğinizi doğrusu biz de merak ediyoruz.

Her ile bir üniversite açmaya meraklı hükümetin, neden Emniyet Teşkilatının ihtiyaçlarına karşılık verecek şekilde polis akademilerinin ve polis meslek yüksekokullarının sayısını ve kalitesini artırmadığını doğrusu merak ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kanun tasarısı olarak ilk kez Meclis Genel Kurulunda görüşülürken de belirttiğim gibi, Emniyet Teşkilatındaki personel açığı ciddî bir çalışmayla tespit edilmeli, hangi meslekten kaç kişiye ihtiyaç olduğu belirlenmeliydi; fakat, bugün, hükümet, tekrar, geçici ve acil bir ihtiyaç için, kalıcı ve niteliksiz bir çözümü sadece oy nedeniyle yürürlüğe koymaya çalışmaktadır.

Hatırlarsanız, yine, bu yasa konuşulurken, polislerin, fazla çalışma ücreti adı altında ödenen para için İçişleri Bakanlığının herhangi bir çalışması var mı diye sormuştuk.

Yine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, diğer meslek sınıflarının tamamına yakın bölümüne 8 inci dereceden itibaren ekgösterge verilmesine rağmen, emniyet hizmetleri sınıfı personeline 4 üncü dereceden itibaren ekgösterge verilmesi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir demiştik. Bu soruya da cevap bulamamıştık.

Emekli Sandığı ödeme listelerinde en az ücret alan kamu personelinin polis memuru olduğunu, bunu bizim gördüğümüzü, sizin de görmeniz gerektiğini ve bu konuda herhangi bir çalışma mevcut mudur diye sizlere sormuştuk.

Askerlerle aynı işi yaptığı halde, zorunlu askerî hizmete tabi tutulması konusunda Bakanlık ne düşünmektedir diye ayrıca sormuştuk.

Örgütlenme yasağının kaldırılması halinde, bir yanımızda insan hakları kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, diğer yanımızda polis sendikası ve toplumun her kesiminin katılımına açık, yani, çağdaş, demokratik ve özgürlükçü bir polis görev ve yetki yasası hazırlayalım demiştik; ama, günü kurtarmak için o gün o yasa öylece çıkarıldı ve Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderildi. Oysa, günü kurtarmak yerine, geleceği kurtarmak için bazı şeyler yapmış olsaydık, ne polis yasası geri döner ne de başka yasalar, sık sık, ya Anayasa Mahkemesinden ya da Cumhurbaşkanından döner idi.

Deminden beri, burada, bazı arkadaşlarımızın haklı olarak şikâyet ettiği gibi, pek yol alamadan, bazı maddeleri görüşemeden ya da bazı yasal yükümlülükleri yerine getirmeden, Meclisin, belki, bazı arkadaşlarımız tarafından yanlış yönlendirilmesiyle, bazı arkadaşlarımızın yanlış anlamalarıyla, belli ölçüde, zaman zaman tıkanılmışlığını yaşamaktayız. Kimimiz öfkelenmekteyiz, kimimiz biraz daha sabırlı davranmaktayız; ama, sonuç olarak, bir öfke tezahürü göstermektedir kendini, özellikle bugün. Bugün de çalışma günümüzün son günü; vallahi, ben de öfkeliyim. Niçin öfkeliyim biliyor musunuz? Çeşitli liselerde öğrenim gören 3 400 gence "öfkeli misin" diye sormuşlar, yüzde 58'i öfkeliymiş benim gibi. Gençlerin bir bölümü çok tehlikeli öfkeliymiş ve bunların oranı yüzde 41'miş. Bir başka araştırma sonucunda, gençlerin öfkelerinin, ÖSS canavarının ağzından püsküren alevler gibi ciğerlerini yaktığı söylenmiş. Benim de bir başka anlamda öfkem var. Ben ikibuçuk yıldır, burada, sizlerle birlikte görev yapıyorum. Geçmişte belediye başkanlığı yaptım. Geçmişte yapmış olduğum iş ve işlemlerden dolayı benim hakkımda birtakım soruşturmalar açılmış; ama, ben mahkemeye çıkamıyorum; öfkeliyim. Dokunulmazlığımın kaldırılmasını istedim, müsaade etmiyorsunuz; öfkeliyim.

---

**Kaynak gösterme:** Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “24.03.2005 tarihli ve 5321 sayılı emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun ve cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss:873)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2005-04-21-24-03-2005-tarihli-ve-5321-sayili-emniyet-teskilati-kanununda-degisikl (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
