# Emniyet genel müdürlüğüne ait araç, gereç, mal ve malzemenin satış, hibe, hek ve hurda durum ve işlemleri hakkında kanun (s.s.848)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hakkı Ülkü (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim
- **Tarih:** 8 Şubat 2006
- **Gündem:** EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE AİT ARAÇ, GEREÇ, MAL VE MALZEMENİN SATIŞ, HİBE, HEK VE HURDA DURUM VE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN (S.S.848)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2006-02-08-emniyet-genel-mudurlugune-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemenin-satis-hi

> Hakkı Ülkü (CHP), 8 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE AİT ARAÇ, GEREÇ, MAL VE MALZEMENİN SATIŞ, HİBE, HEK VE HURDA DURUM VE İŞLEMLERİ HAKKINDA KANUN (S.S.848)); konuşma 1.948 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 848 sıra sayılı Emniyet Genel Müdürlüğüne Ait Araç, Gereç ve Malzemenin Satış, Hibe ve Hurda Durum ve İşlemleri ile Hizmet Satışına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu tasarının amacı, her ne kadar Emniyete ait araç, gereç ve mühimmatı ihaleyle elden çıkararak Emniyet Genel Müdürlüğüne kaynak yaratmak gibi görünse de, asıl önemli tarafı, 2001 yılında çıkarılan 4645 sayılı yasadaki Emniyet Genel Müdürlüğünün hizmet satışı düzenlemesi kapsamının ucu açık bir şekilde genişletilmesidir. 2001 yılında çıkarılan bu yasada belirlenen ve şahıslar da dahil olmak üzere, özel sektöre satışı öngörülen hizmet tanımına, bu tasarıyla birlikte, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından üretilen eğitim, bilgi, belge, teknik inceleme ve analiz, tesis, bakım, onarım, modernizasyon, sağlık, test, bilişim ve yazılım, veriler ve sorgulamalar, basım, yayım, çekim, montaj, seslendirme, spikerlik, tercüme, güvenlik tertibatı, danışmanlık, havacılık ve benzeri hizmetler de eklenmiştir. Yani, mesele, hükümetin özenle öne çıkarmaya çalıştığı gibi, hurdaya çıkan ya da kullanılmayan malzemenin satışı değildir; mesele, emniyetin ürettiği bilgi, belge, yazılım ve bilişim ile veriler ve sorgulamalar da dahil olmak üzere, ülke güvenliğimiz açısından çok büyük önem arz eden kimi birikim ve hizmetlerin de özel sektöre rahatça sunulabilecek olmasıdır. Asıl büyük değişiklik bu hizmet tanımındadır; fakat, tasarının ne

(x) 848 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

genel gerekçesinde ne de madde gerekçelerinde, sanki bu hizmet tanımında ciddî bir değişiklik yokmuş gibi, kapsam genişletilmiyormuş gibi, hiç söz edilmiyor; konu, basit bir hurda araç satışıymış gibi gösteriliyor.

Değerli arkadaşlar, şu anda yürürlükte olan kamudaki hizmet tanımı, sadece araç, gereç, silah, makine ve teçhizatın kullanımına dair her türlü eğitimi vermek, teknik bilgi ve müşavirlik desteğini, sayılan bu donanımlar ile Emniyet Genel Müdürlüğüne ait bina, arazi ve tesislerden istifade ettirmekle sınırlıdır. Nitekim, bu kapsamda, Emniyet Genel Müdürlüğü, kriminal laboratuvarlarını, atış poligonlarını, helikopterlerini belli dönemlerde kullanıma açmış ve önemli gelirler de sağlamıştır. Bunlar, Emniyetin Genel Müdürlüğüne kaynak yaratan akılcı ve benimsediğimiz uygulamalar da olmuştur; fakat, getirilmek istenen düzenlemede, bu hizmet tanımı içine, bilgi, belge, yazılım, sorgulamalar ve benzeri hizmetler de eklenmek isteniyor şu anda. Özellikle tasarıdaki hizmet tanımının sonunda "ve benzeri hizmetler" diyerek, tehlikeli bir belirsizlik yaratılmış durumda.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; komisyon görüşmelerinde, tasarıya muhalefet şerhimizi koyarken şunu belirttik: Güvenlik ve savunmayı ilgilendiren konularda, MİT ve Millî Savunma Bakanlığı gibi kurumların da görüşü ve onayı alınmalıdır dedik. AKP'li arkadaşlarımız ve hükümet temsilcileri "zaten, hangi malzemenin ve hizmetlerin satışa çıkarılacağını, kurulacak komisyonlar belirleyecek" diyerek yanıt verdiler. Nitekim, bu tasarının 3 üncü maddesinde de bu komisyonların yapısı düzenleniyor.

Şimdi, şunu da özellikle belirteyim ki, AKP İktidarında, hukuksal açıdan çok sakat bir yasa yapma anlayışı ortaya çıkmış durumda. Kanunla düzenlemek istedikleri bir konuyla ilgili en can alıcı noktaları, tutup, yönetmeliklere ve işte, buradaki gibi, komisyonlara bırakıyorlar ve böylece konu, yasama organının kontrolünden çıkıyor. Oysa, bu gibi hususların, ayrıntılı olarak, kanun içinde madde madde düzenlenmesi gerekiyor; hele ki, ülke güvenliği açısından böylesine önemli bir konuda.

Tasarının 3 üncü maddesinde "konusunda uzman olan en az iki kişinin yer alacağı beş kişiden müteşekkil teknik komisyonlar oluşturulur, gerektiğinde diğer kurum ve kuruluşlardan temsilci alınır" deniliyor. Kullanılan ifadelerin belirsizliğine bakar mısınız!.. "Konusunda uzman, gerektiğinde ve benzeri" gibi ifadeler var. Bu tür anlaşılmaz ifadelerle, ülke güvenliğimiz açısından böylesine önemli bir yasa yapılabilir mi?! Zaten, satışa sunulabilecek araç-gereç ve mühimmatın kapsamını genişletiyorsunuz; hadi, diyelim ki, içinde bulunduğumuz dönemde, isteyen istediği yerden, her türlü, silah, mühimmat ve araç-gereç temin edebiliyor. Peki, arkadaşlar, tasarıdaki ibareye göre, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından üretilen, eğitim, bilgi, belge, teknik inceleme, bilişim, yazılım, veriler ve sorgulamalar, danışmanlık ve benzeri gibi hizmetler de mi böylesine kolayca satılabilecektir?!.

Arkadaşlar, insanların güvenliğini, bakanlar, başbakanlar sağlayamazlar elbette, polis teşkilatı da sağlayamaz. İnsanların güvenliğini, asıl olarak yasalar ve hukuk sağlar. Zaten insanlar da devletine o nedenle vergi verirler. Bir hukuk devletinin amacı da tam olarak budur; insanların haklarını ve güvenliğini, hukukun üstünlüğü içinde korumak. Bu nedenle, yaptığımız kanunlarda, boşlukların ve belirsizliklerin bulunmasına kesinlikle yer veremeyiz, vermemeliyiz. O nedenle, böylesine önemli bir konudaki düzenlemenin hukuka ve kamu yararına uygun olmasını, ancak kanun maddelerinin açık, ayrıntılı ve net olmasıyla sağlayabiliriz. Bu araç ve gereç ile hizmetlerin kimlere, hangi nitelikleri taşıyan kişi ve kuruluşlara satılabileceği de açık bir şekilde düzenlenmelidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yasanın bütünü üzerindeki genel olarak düşüncelerimi belirttikten sonra, ayrıca, son yıllarda, suç olaylarında herhangi bir azalmanın olmadığını, aksine, bir çeşitlilik ve sayısal artış olduğunu gözlemlediğimizi özellikle belirtmek istiyorum. Bakın, Emniyet Genel Müdürlüğünün açıkladığı rakamlara göre, 2005 yılında, suç olaylarındaki artış, önceki yıla göre yüzde 38, trafik kazalarında yüzde 15, terör olaylarında ise yaklaşık yüzde 11 olmuş. Polisin sorumlu olduğu bölgelerde, 2004 yılında 353 578 asayiş olayı meydana gelmiş, bunların sadece yüzde 63'ü aydınlatılabilmiş. 2005 yılında, yüzde 38'lik bir artışla 487 762 suç işlenmiş; fakat, Emniyetimiz, bunların sadece yüzde 55'ini aydınlatabilmiştir. Görüldüğü gibi, suç olayları her geçen gün artıyor, polisimizin bunları aydınlatma oranı ise gittikçe düşüyor.

Öte yandan -önemli olduğu için anlatmak durumunda olduğumu zannediyorum- son günlerde yaşanan olaylar, Trabzon İlimizi tam bir suç kenti haline getirmiştir. Trabzon'da, her gün silahlar konuşuyor, linç girişimleri oluyor, mafya tetikçileri kentte cirit atıyor; fakat, bu olayların da bir türlü önüne geçilemiyor.

4422 Sayılı Yasada, çıkar amaçlı suç örgütü olarak 45 tane suç sayılmış. Bunlardan, bugün, Türkiye'de, birinci sırada akaryakıt var, ikinci sırada Tekel var, üçüncü sırada da elektronik malzeme kaçakçılığı var. Bunları sıralayabiliriz; ama, bu üçü, herhalde, hepimize belli ipuçları veriyor. Üstelik de bunu ben söylemiyorum, Hanefi Avcı söylüyor ve bunu söyler söylemez de görev yeri değiştiriliyor.

Türkiye'de, yılda 2,5 milyar dolarlık akaryakıt kaçakçılığı yapılıyor; ele geçirilen kaçak miktarı ise, sadece 15 000 000 Yeni Türk Lirası kadar. Tonlarca eroin kaçakçılığı yapılıyor. Hükümetin yanlış uygulamaları yüzünden içki ve sigara kaçakçılığı da büyük bir sektöre dönüşüyor; ancak, alınan önlemler yetersiz.

Bir başka önemli konu, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele konusunda eğitim gören uzmanlaşmış elemanlar, tam görevlerini yapmaya başlarlarken, görünmeyen eller, derhal, orada bulunan personeli başka birimlere dağıtıyor. Hatta, bir defasında buna dayanamayan Sayın Emniyet Genel Müdürü, konusunda yeterli eğitim almış, uzman ve deneyimli personelin, kamu otoritesi açısından, birimlerinin dışında başka bir yere gönderilmemesini ve buna göre hareket edilmesini 81 il emniyet müdürüne yazmak zorunda kalmıştır. Bu da, Emniyetin içinde bulunduğu durumu gösteren farklı bir başka örnektir.

Bir başka konu da, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünden bir yetkilinin açıklamasıdır. Bu açıklamaya göre, Türkiye'de mafya gruplarının 23 000 dolaylarında silahlı adamı var; yani, neredeyse Türkiye'deki orta ölçekli birçok ilçe büyüklüğünde. Deyim yerindeyse bir ordu kurulmuş, adı mafya ordusu. Türkiye'de, 150 ayrı çete grubu faaliyette bulunuyor. Bunların döviz büroları bile var. Bürokrasiyle içli dışlılar ve tabiî, bu çete mensuplarının yüzde 80'i, tahmin edeceğiniz gibi, ilkokul mezunu. Otoparklar haraca bağlanmış durumda. Kimi ihale işlerini takip ediyor, kimileri başkalarının mallarına zorla el koyuyor. Bölgelere göre de isimler almış bunlar; Sakaryalılar, Karadenizliler, Egeliler, Adanalılar, Güneydoğulular, İç Anadolulular, İstanbulllular gibi.

Polisin içi nasıl peki; polis görev yapmaya çalışıyor; ama, içinde de birtakım olumsuzluklar var. Biz, burada, zaman zaman polisin özlük haklarını savunuyoruz; biraz sonra onu da gündeme getireceğim. Polisin içi, bu ülkede kaçakçılara ve cinayet şebekesine pasaport veren emniyet mensuplarının olduğunu da gösterdiği için üzüntü verici. Bazıları da tarikatlarla ilişkili; hatta, Amerika'daki vaize kadar uzanıyor bu tarikat ilişkileri.

Sahi, Beyaz Enerji Operasyonunu kimler yapmıştı?! Sizler için büyük şok olmuştu; yani, AKP İktidarı için. İktidar Partisinin sayın yöneticileri şaşırmışlardı ve olan da astlara olmuştu, bazı devlet memurlarına olmuştu. Çeşitlilikleri isterseniz anlatmaya devam edelim biraz daha.

Yatağan'da bir termik santral var, kömürle çalışıyor. Arıtma tesisi olmadığı için, orada vatandaşlar zehir solumaktalar. Zaten, yeterince de çevre katliamı var.

Bir de "Kül Operasyonu" başlatıldı Organize Suçlar ve Kaçakçılık Daire Başkanlığı tarafından. Kömürün yakılması sonucu oluşan atık kül, özel bir firmaya, ucuz olarak satılıyor; içinde uranyum, kurşun, bizmut gibi radyoaktif maddeler olan küller, çimentoyla karıştırılıp, Çine Barajı inşaatında kullanılıyor. Santral müdürü "külleri taşeronlar sattı" diyor kendisine sorulunca. Muğla Ziraat Odası Başkanı "bu baraj suyu, bölgedeki tarımı bitirir" diyor, "ürünleri de insan sağlığı için son derece tehlikelidir" diyor; ama, birilerinin cebine 15 000 000 YTL giriyor. Çık çıkabilirsen işin içinden.

Bir başka örnek de, Ankara'da, İstanbul'da, Kocaeli'nde, Urfa'da, Aydın'da, Balıkesir'de ve Tekirdağ'da eşzamanlı bir operasyonla ortaya çıkarılan sahte akaryakıt üretimi; üstelik, Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden bir şube müdürünün de içinde bulunduğu 25 kişilik bir grubun, aynı konu hakkında defalarca işlem yapılmasına rağmen. Hani, bazı istasyonlarda görürsünüz ya "burada ucuz mazot var" diye yazar; işte, kimya sanayiinde kullanılan solvent ve türevlerinin ithaliyle sağlanıyor bu tür ucuz ve sahte akaryakıt imalatı. Oysa, bunu önlemek çok kolay. Türkiye'nin yılda 120 000 ton solvente ihtiyacı var, Türkiye yılda 250 000 ton solvent ithal ediyor. Buradan belli ki, bunlar akaryakıt kaçakçılığında ve temiz olmayan akaryakıtta kullanılıyor.

Tabiî, burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi, en yüce Meclis; ağlama duvarı değil, ağlama yeri de değil, sadece şikâyetlerin dile getirildiği bir yer de değil. Biz, muhalefet olarak, denetleme görevini alabildiğine yapmaya çalışıyoruz, denetliyoruz; ama, siz, ne yazık ki, pembe gözlüklerle, her şeyin güzel olduğunu söylüyorsunuz. Gaspın, soygunun, vurgunun, hırsızlığın temel nedenlerinin yoksulluk olduğunu görmezlikten geliyorsunuz. Bu durum, insanları başka önlemler almaya sevk ediyor; bu da silahlanmayı mubah olmaya, mubah kılmaya başlıyor. O zamanlar da yeni bir organize suç örgütü çıkıyor ortaya; silah satanlar. Böyle bir toplumsal görünüm ve suç örgütlerinin sayısının artışı… Sizin zamanınızda arttı Sayın Bakan. İftar sofraları ve çadırlarıyla sorunları çözeceğinizi zannettiniz.

Şimdi, görülüyor ki, avcı hikâyeleri gibi hırsız hikâyeleri, fıkraları anlatılmaya başlandı; hırsızların nasıl temiz soygun yaptığına dair hikâyeler. Bana da birisi geçen gün anlattı, dedi ki: "Bir eve hırsız girmiş, evin hanımı uyanmış; hırsız, almak istediklerini almış; evin hanımının kendisini gördüğünü görmüş, evin hanımına yanaşmış, bir öpücük de kondurarak, 'göstermiş olduğunuz anlayışa çok teşekkür ediyorum; onun için, ben, size bir şey yapmadan evden çıkıyorum, bundan sonra da evinize gelmeyeceğim; teşekkürlerimi sunuyorum, saygılarımı sunuyorum' diye evden ayrılmış." Böylesi bir duruma gelmişse ülke, düşünmek lazım.

Emniyetin asayiş raporları bile, artık, gerçekleri pek yansıtmamaya başladı. Her emniyet müdürü, yerini koruyabilmek için, kendi bölgesindeki hırsızlık olaylarını bile, sıradan, eski dilde vakayi adiyeden sayıp, toplantılarda gündeme getirmemeye çalışıyorlar ki, bu da çok tehlikelidir. Biliyorsunuz, illerde ve ilçelerde, her sabah, emniyet ve kaymakamlığın başkanlığında asayiş sorunlarının konuşulduğu toplantılar yapılır. Bu toplantılarda, gece gasp olmuş, gece cinayet olmuş, gece hırsızlık olmuş, gece tinerciler birilerini yaralamış; bunların büyük bir kısmı o günkü emniyet raporlarına ya da kaymakamlığın veya valiliğin asayiş raporlarına girmiyor. Bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğunu tahmin edebiliyor musunuz.

Bu arada, şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ve çok önemli olduğunu zannediyorum Sayın Bakan. İzmir'de sekiz gündür emniyet müdürü yok. Emniyet müdürü emekliye ayrıldı ve İzmir'e emniyet müdürü atanmadı. Emniyet müdürünün sekiz günlük o boşluğu döneminde İzmir'deki gasp olayları, araba çalma, adam yaralama ve bütün buna benzer suçlar da belki 5 misli arttı. Kentte hırsızlık var -tüm Türkiye'de olduğu gibi, tabiî, İzmir'de de var- Ankara'da var, İzmir'de var. Alsancak'ta gezilemiyor. Okul önlerinde gaspçılar ve tinerciler her gün biraz daha çoğalıyor. Çocuklar öldürülüyor, bıçaklanıyor. Öğretmenler tehdit altında. Daha dün Bornova'daki bir müdür yardımcısı, bir başka okuldan gelen öğrenciler tarafından vuruldu. Ayrıca, 3 öğrenci de çeşitli yerlerinden yaralandı. Her gün mağazalar soyulmakta, insanlarımız vurulmakta ve sokak ortasında, caddede, güpegündüz eşyaları gasp edilmektedir. İlçelerde de böyle, kasabalarda da böyle. Hatta, Çankaya'nın, Ankara'nın merkezi Oran'da da bu böyle.

Peki, bütün bu olumsuz tablo ortadayken hükümetiniz ne yapıyor?! Şeffaf toplum, saydamlık, hesap verilebilirlik, dokunulmazlıkların kaldırılmaması, yolsuzlukla mücadele yasasının çıkarılmaması, siyasî etik yasasının çıkarılmaması konularında iktidarın sicili zaten bozuk. Geleceğimiz elden gidiyor. Çocuklarımızı suça, şiddete ve ölüme gönderiyoruz. Hırsızlıkla suçlanan her 100 kişiden 34'ü çocuk. Her 100 cinayetin 9'unda çocuklar var. Çocuklara ilişkin suç istatistiklerine uyuşturucu, bali ve tiner kullanan çocukları da ekleyin, Türkiye'ye ne yaptığınıza bir bakın. Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanınız yurtlarda ve yuvalarda yaşanan trajediler için "eh, vallahi, kamu yönetimi temel kanunu çıkmış olsaydı, bunlar olmazdı" diyor; yani, iktidarın suçu yok. Peki, Hanımefendinin çözümü ne; buralarda çocuk muhbirler oluşturmayı gündeme getirmek.

Gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanımızın derdi de, Futbol Federasyonunun başına istediği adamı getirmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hakkı Ülkü (CHP, İzmir). “Emniyet genel müdürlüğüne ait araç, gereç, mal ve malzemenin satış, hibe, hek ve hurda durum ve işlemleri hakkında kanun (s.s.848)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 8 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hakki-ulku-22-2006-02-08-emniyet-genel-mudurlugune-ait-arac-gerec-mal-ve-malzemenin-satis-hi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
