# 2003 mali yılı bütçesi 8. ncı tur görüşmelerinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Halil Akyüz (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mart 2003
- **Gündem:** 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 8. NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/halil-akyuz-22-2003-03-26-2003-mali-yili-butcesi-8-nci-tur-gorusmelerinde

> Halil Akyüz (CHP), 26 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 8. NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 850 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HALİL AKYÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığı bütçesi öncelikli olmak üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Orman Bakanlığı bütçeleriyle ilgili kişisel görüşlerimi sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Büyük Meclisin üyelerini saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Dışişleri Komisyonu üyesi olarak, önceki Bakan Sayın Yakış'a samimî gayretlerinden ötürü teşekkür ediyorum, yeni Bakan Sayın Gül'e de çalışmalarında başarılar diliyorum. (Alkışlar)

2003 yılında, bu bütçeyle, Türkiye'yi parlak günlerin beklemediği ortadadır. Yatırımlar, 2002 yılına göre bile daha geride ve kısılmış durumdadır. Yatırımların gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 2,5'dan yüzde 1,6'ya düşürülmüştür. Kamu yatırım ve harcamalarının kısılmasıyla Türkiye'nin güçlenmesini, büyümesini ve borçlarını ödeyebilmesini beklemek nasıl bir hayaldir anlamak mümkün değildir. Bunu tavsiye edip, yirmi yılı aşkın süredir dayatan uluslararası para ve kredi yöneticilerinin de, bu politikalarını sorgulayıp yenilemelerinin vakti çoktan geldi ve geçiyor.

Dışişleri Bakanlığı bütçesinin, özellikle, dövize eşlenmiş harcama kalemleriyle Türkiye'nin beklediği işlevleri karşılamaya yeterli olamayacağı, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu üyeleri tarafından dile getirilmiş; ama, önerileri dikkate alınmamıştır ve bütçe, 531 trilyon 572 milyar olarak bağlanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 8 katrilyon 784 trilyon ve Orman Bakanlığının 225 trilyon liralık bütçeleriyle, yeterli çalışmaları yapabilecekleri kuşkuludur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinde, hükümet, İş Güvencesi Yasası uygulamasını öteleyerek ve kendi getirdiği İş Yasa Tasarısını geri çekip, Meclisin katkılarına da izin vermeyerek, kimden yana olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Halka ve emekli kesimlere verilen sözler kolayca unutulmaktadır.

Orman Bakanlığı bütçesi son derece cılızdır ve orman köylüsüne dönük iyileştirme lafları arkasında, kentleşmiş, belediyeleşmiş orman alanlarındaki fabrikaları, kaçak işyerlerini meşrulaştırmaktan öte gitmeyecek yeni orman afları getirilmeye çalışılmaktadır. Bir ülkede, başbakan çeşitli nedenlerle bunu talep edebilir, maliye bakanı ekonomik nedenlerle orman arazilerini daraltmayı talep edebilir; ama, sanıyorum, dünyada, bir orman bakanının orman alanlarını daraltmasına örnek, yalnız bizim Orman Bakanı olacaktır, öyle görünüyor. Sayın Bakanın, gayet tabiî, ormana olan sevgisini biliyorum; o nedenle de, bu orman alanlarını daraltma işini düzenlerken çok dikkatli olacağını düşünüyorum.

Dışişleri Bakanlığının görevi, Türkiye'nin uluslararası saygınlığını artırmaya dönük barışçı bir dışpolitika izlemesini sağlamak, dünyada barışçı bir toplumlararası ilişki kurulmasında aktif rol oynamak olmalıdır. Günümüz dünyasında, bir ulusun saygınlığının temel ölçütleri, kuşku yok ki, demokrasiye bağlılık, insan haklarına saygı ve ekonomik gelişmişliktir. Bu üç temel öğe, toplumların uygarlaşma düzeyinin de göstergesidir. Birbirlerinden ayrılmadan bir bütün olarak var olduklarında anlamları daha da büyüktür.

Demokrasiye bağlı olmayan, insan haklarına saygı göstermeyen bir devletin zengin olması hiç de önemli değildir; böylesi zenginlikler kalıcı değildir, güven verici değildir. Yurttaşlaşmış ve dünyada bir başına olmadığının bilincindeki insanların, ülke yönetimine ve dış ilişkilere aktif olarak katılımı önemlidir. Dışişleri uygulamalarının açıklığı halk tarafından anlaşılır, paylaşılır ve olgunlaştırılır olması, temel hedeflerden biri olmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi, bugüne kadar piyasa ahlakının biçimlendirdiği, çıkarından başka hiçbir şey gözetmeyen bireyci kimlik yerine, toplumsallaşmış, yurttaşlaşmış bireyi öne çıkaran politikaları ülke içinde savunurken, dünyada da hukuktan yana politikaların güç kazandığı, saygın devletlerin, toplumların oluşturduğu birliklerle ilişkileri güçlendirmekten yanadır.

Bölgesel ve küresel örgütlenmelerde daha aktif bir paydaş olmayı ve geleceğin dünyasının kurulmasında yer almayı, geleceğin Irak'ının kurulmasında yer alma safsatasından daha anlamlı bulmaktayım. Amerika Birleşik Devletlerinin, dünya çapında gelişkin bir uluslararası hukukun olgunlaşmasını teşvik etmek yerine, kendi hegemonyasını sürdürmekten başka hiçbir şeyi gözünün görmediği anlaşılıyor. Dev bir güce sahip olmak harikadır; lakin, bu gücü dev gibi kullanmak zorbalıktır. Amerika Birleşik Devletlerinin, dünya topluluklarının barış çığlıklarına "insanlar ölmesin" çağrılarına kulağını tıkayarak, uluslararası hukuk ve meşruiyet örgütlenmelerini dağıtarak kendine yol açma politikasına “dur” demek gerekiyor. Amerika Birleşik Devletlerinin izlediği bu politika, Birleşmiş Milletlerin zaten zayıf olan imajını dağıtma yönünde etki yapacak gibi görünse de, bu tür kuruluşların önemini ve gerekliliğini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Dünyanın masum ve güçsüz halklarının zorba güçlere karşı dayanışmasının yolu mutlaka bulunacaktır. Birleşmiş milletlerin son konumu, sahibinin sesi olmaktan, azıcık da olsa, çıkabileceği yönündedir.

Avrupa Birliği içerisinde barışçı çözümlerden yana ağırlık koyan ülkelerin tavrına Türkiye'nin daha aktif destek vermesi, belki de, Amerika Birleşik Devletlerini izlediği hatalı, zor yoldan döndürebilecekti; oysa, Adalet ve Kalkınma Partisinin ikircikli ve zaaf dolu çizgisi, bugün gelinen noktanın, yaşanan acıların da, bir ölçüde, hazırlayıcısı olmuştur. Hükümete önerilen rüşvetler de, “Kuzey Irak'ta şu olursa, şu olur; şu olmazsa, bu olur" tehditleri de, Türkiye'nin itibar etmemesi gereken politikalardır.

Her şeyi savaş nedeni sayan bir dışpolitika olamaz. Bununla bir yere varılamaz. Yanlışlıkta birleşmenin bir anlamı yoktur. Bu bakışla bakıldığında kolayca görülecektir ki, Irak'ın kuzeyinde zayıf, örgütsüz ve Irak Devletiyle de pek barışık olmayan bir toplumun bu konumunun devamında ısrar etmek, zaman zaman ortaya çıkabilecek belirsizlikleri ve tehditleri de göze almayı gerektirmektedir.

Türkiye, kimliği belli ve kendi düzenini kurmuş güçlü bir komşuyla komşu olmaktan korkmayacak kadar çağdaş ve güçlü bir ülkedir. Dünyada devlet anlayışı değişmektedir. Artık, ben güçlü olayım, komşum zayıf kalsın anlayışı eskimiş bir yaklaşımdır. Komşudaki fakirlik sana da bulaşır. Onun için, birlikte kalkınmak ve güçlenmek hedeflenmelidir.

Avrupa Birliği vizyonundaki uluslararası örgütlenmeler, bu ilkeyi de gündemlerinin ilk sıralarına almıştır. Dünyanın bir yerinde açlık, sefalet, insan onuruna yakışmayan durumlar yaşanırken, sen, mutlu ve müreffeh yaşayamazsın, aç ve sefil insanların göçünü önleyemezsin.

Birleşmiş Milletler ve AGİK gibi kuruluşların, artık, büyük devletlerin ulusal politikalarını dünyaya kabul ettirmelerinin aracı olmaktan çıkarılmalarının yanı sıra, bölgesel ve küresel barışın korunması için, toplumlar arasındaki ekonomik uçurumların kapatılması, dünyada hakça bir ekonomik düzen kurulması için etkin çalışmalarda bulunmalarını savunmak ve sağlamak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Halil Akyüz (CHP, İstanbul). “2003 mali yılı bütçesi 8. ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 26 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-akyuz-22-2003-03-26-2003-mali-yili-butcesi-8-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
