# Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 25 Haziran 2005
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2

> Halil Ünlütepe (CHP), 25 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.331 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 951 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Bu 2 nci maddesiyle de, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 9 uncu maddesinin birinci ve son fıkralarında değişikliğe gidilmektedir; bu da, avukatlık mesleğinden alınacaklarla birlikte, Türkiye Adalet Akademisinin de düşüncesi alınarak, kadro ve ihtiyaç durumunun Adalet Bakanlığınca tespit edileceği; ikincisi de, yarışma sınavı ve mülakatın da yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, ben, biraz önce, bu yasanın aceleye getirildiğini, hızlı bir şekilde Meclisten geçirilmeye çalışıldığını söylemiştim. Sayın Bakan, haklı olarak, bu yasa üzerinde birbuçuk yıla yakın bir dönemdir bir çalışma yapıldığını, hazırlıkların uzun bir döneme yayıldığını; bu nedenle, bu yasanın erkene getirildiğini, aceleye getirildiğini söyleyebilmenin haksızlık olduğunu söyledi. Sayın Bakana, bu açıklamasından dolayı teşekkür ediyorum; ama, sevgili arkadaşlar, Anayasanın 87 nci maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerini belirtiyor. Kanun yapmak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aslî görevi. Siz, bu yasa tasarısını yirmi gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermişsiniz, yirmi günde aslî görevini yapmasını istiyorsunuz. Bu, acaba, yürütmenin, şimdiye kadar olduğu gibi, yasama organını by-pass etmesinin bir göstergesi mi? Yani, deminden beri kuvvetler ayrılığı sisteminin güzelliğinden ve özelliklerinden bahsediyoruz. Yasama yürütmeye, yürütme yargıya, yargı yasamaya, belirli bir sacayak oluşmuş, bu oluşum ahenkli bir şekilde yürüyecek. Eğer, sizin düşündüğünüzü kabul edecek olursam -bağışlayın Sayın Bakan- yirmi günlük süreyi yeterli görüyorsunuz. O çalışma mutfaktır, asıl çalışmayı burası yapacaktır. Meclisin aslî görevidir. Meclis, o zaman dilimi içinde bunu yeterince tartışabilmelidir diye düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlar, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü sağlanarak güçlendirilebilir. Yasama ve yürütmenin hukuka uygunluğunun sağlanması bakımından en etkili yöntem, yargısal denetimdir; bu konuda kuşku yoktur. Yargısal denetimin sağlıklı ve etkin bir şekilde yapılabilmesinin önkoşulu, yargının bağımsızlığı, yargıç güvencesi ve adil yargılanmadır. Yargı bağımsızlığıyla kastedilen, biraz önce de söylediğim gibi, yargının yasama ve yürütmeden hem organik hem de işlevsel açıdan bağımsız olmasıdır, yasama ve yürütmenin etki ve müdahalelerinden uzak tutulmasıdır. Burada, sav, savunma ve karar öğelerinden oluşan yargının bağımsız olabilmesi için, savunmanın da bağımsız olması gerekmektedir.

Şimdi, hukuk devleti ilkesiyle yönetilen demokratik bir toplumun temeli, bağımsız yargıdır. Yargı bağımsızlığı, yargı görevinin yerine getirilmesinde hem yasamanın hem de yürütmenin yargıya müdahale etmemesini gerektirir. Bağımsızlık unsuru, mahkemelerin hem yasamadan hem de yürütmeden bağımsız olması gerektiği anlamında yorumlanmalıdır. Bu bağımsızlık, biraz önce de söylediğim gibi, hem kurumsal hem de işlevsel açıdan olmalıdır. Bir mahkemenin bağımsızlık koşullarının karşılanıp karşılanmadığını tetkik etmek için, mahkeme hâkimlerinin atanma koşulları ve görev sürelerinin belirlenme tarzına iyi bakmak gerekir.

Yargıç güvencesi ise, yargıçların, herhangi bir baskı, tehdit veya müdahale olmaksızın, tam bir serbestlik ve tarafsızlıkla yargı işlevini yerine getirebilmesidir. Yürütme ve yasamanın yargıçların meslekî yaşamları ve özlük hakları üzerinde etkili olmalarının önlenmesi gerekmektedir.

Anayasanın 9 uncu maddesi gereği, yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız yargı organlarınca kullanılmaktadır. 138 inci maddesinde de, biraz önce de belirttiğim gibi, yargıçlara, görevleri nedeniyle telkinde bulunulamaz, talimat verilemez, genelge gönderilemez. Bunun da ötesinde, görülmekte olan bir dava hakkında, Yasama Meclisinde, yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili görüşme yapılamaz; hem yasama hem de yürütme organları, mahkeme kararlarını gecikmeksizin uygulamak yükümlülüğündedir.

Bir yargı sisteminin gerçek anlamda bağımsızlığından söz edebilmek için, bu yargının kurumsal ve işlevsel açıdan bağımsız olması gerektiği belirtilmişti. Yargıçların yargısal işlerini yapıp yapamadıklarını kontrol yetkisi, bizatihi yargıçlara tahsis edilmelidir. Türk yargısının kabul edilemeyecek oranda Adalet Bakanlığına siyasal açıdan bağlı olduğu bilinen bir gerçektir. Türk Anayasasının 140 ıncı maddesinin altıncı bendinde -elbette, bu söylediğim şeyler anayasal değişlikleri de içeriyor- "hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar" denilmektedir. Dolayısıyla, yargı bağımsızlığında, yargıç güvencesinde ciddî bir sıkıntıya düştüğümüzü söyleyebilirim.

Yargının bağımsızlığına saygı göstermek, hem hükümetin hem diğer devlet organlarının aslî bir görevidir. Türk Anayasasının 140 ıncı maddesinin altıncı bendi değiştirilebilmelidir. Yargıçların idarî işlemlerini devletin yürütme erkine açıkça bağlamak suretiyle, yargıç bağımsızlığının önemli bir derecede haleldar olduğunu söylemek, herhalde doğru olacaktır. Bu nedenle, öncelikle, bu madde hakkındaki düşüncelerimi de paylaşma ihtiyacı duyduğumu belirtmek istiyorum.

Yargıç güvencesini ve yargının bağımsızlığını tehlikeye düşüren bu sakıncaları gidermenin yoluysa, Anayasada, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, yargı organlarının seçeceği üyelerden oluşan, Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarına oy hakkı sahibi doğal üye olarak yer almak imkânının tanınmadığı bir yapıya kavuşturulmasıdır. Adalet Bakanı ile Bakanlık Müsteşarının, kurulda, oy hakkına sahip doğal bir üye olarak katılması ve Adalet Bakanı da bu kurulun başkanıdır. Bu yapı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, yürütmenin etkilerine açık hale gelmesine ve bağımsız bir konumdan uzaklaşmasına yol açmaktadır.

Türkiye'de yürürlükte bulunan yargı mesleğiyle ilgili sistem, hukukun temel prensiplerine uygun değildir. Bu sistem, kimin hâkim adayı olacağı, kimin olamayacağı hususunda verilecek karar üzerinde siyasal bir birim olan Adalet Bakanlığına önemli derecede etkin olma olanağını sağlamaktadır. Kaç kişinin alınacağını, sınavdan önce, Adalet Bakanlığı belirlemektedir. Adalet Bakanlığı yetkililerince yürütülen sözlü sınav yapılmaktadır. Aynı zamanda, adayların güvenlik soruşturmaları da yapılmaktadır.

Hâkim adaylarının seçimine Adalet Bakanlığının müdahil olması, yargının bağımsızlığıyla çelişmektedir. Hâkim adaylarının seçiminin, en azından, kısmen de olsa, siyasal bir birime bırakılmasının, mesleğe kabulle ilgili kararlarda politik sebeplere dayalı tarafgirlik ve peşin hükümlülüğe götürücü potansiyel bir tehlike meydana getirdiği söylenebilir.

Anayasanın 144 üncü maddesinde, hâkim ve savcılar hakkındaki soruşturmaların, Kurula değil, Adalet Bakanlığına bağlı müfettişler eliyle yürütüleceğinin ifade edilmesi, yargı-yürütme etkileşiminin yoğunlaşmasına neden olabilecek başka bir husus olarak da karşımıza çıkmaktadır. Hâkimler ve savcılar hakkındaki soruşturmaların Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağlı müfettişler eliyle yürütülmesi daha doğaldır, daha uygundur diye düşünüyoruz. Adalet müfettişleri "Teftiş Kurulu Başkanlığı" diye bilinen ve Adalet Bakanlığının merkez teşkilatı içinde çalışan sivil memurlardır. Müfettiş raporları, hâkimlerin mesleklerinde yükselmelerinde, atamalarında, nakillerinde, disiplin soruşturmalarında ve hatta, meslekten ihraçlarında temel bir etkiye sahiptir. Müfettişlerin böyle bir ortamda Bakanlık bünyesinde çalışıyor olmalarının yargı bağımsızlığı ilkesiyle uyum göstermeyecek derecede olduğu tartışmasızdır.

Yargıçlığa giriş sınavları da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılmalıdır. Türkiye'de görev yapan 8 000-9 000 civarında yargıç ve savcımız vardır. Bölge adliye mahkemelerinin kurulmuş olmasıyla birlikte, önümüzdeki günlerde bu sayının daha da artacağı bilinmektedir ve 4 000'e yakın yeni hâkim ve savcı alınacağı da bilinmektedir. Üzerinde görüşme yaptığımız kanun tasarısı yeterince ihtiyaçları karşılamaktan uzak. Yazılıyı kazanan adaylar, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik gereği, mülakata tabi tutulmaktadırlar. Mülakata katılanlar, Adalet Bakanlığının yüksek dereceli personelidir. Bakanlığa bağlı personelce yapılan mülakattan vazgeçilmelidir. İtalya'da, bu tür işlem, 23 kişilik bir kurulca yapılmaktadır. Kurulun yüzde 80'i yargıçlardan oluşmaktadır; mahkeme yargıçlarından oluşmaktadır, yüksek yargı organları başkanlarından oluşmaktadır.

Mesleğe alınmada, mülakat sisteminde objektif kriterleri getirmek zorundayız bugün. Mülakat kurulunun yönetmeliğe bırakılmaması gerekir, yasada belirlenmesi ve olabildiğince de objektif kriterlere bağlanması gerekir. Hâkim ve savcı alımında yetkili olan, mülakat kurulu; biraz önce de söylediğim gibi, Adalet Bakanlığına hiyerarşik olarak bağlı olan Bakanlık bürokrasisi yapmaktadır. Mevcut hâkim ve savcı sayısının yarısı kadar hâkim ve savcının yeniden alınması söz konusudur. Yargının adil, etkin ve yansız olmasını istiyorsak, göreve alınma kriterlerinin objektif kriterlere bağlanmasında yarar olduğunu düşünüyorum.

Bu yasa Komisyonda görüşülürken Yargıtay adına düşüncelerini belirten değerli yargıç, bu sınavın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılmasını; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi düşüncesini açıklarken, bu sınavın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılması gerektiğini belirtiyor. Danıştay ise, bu mülakat sisteminin Anayasaya aykırı olduğunu, Danıştay İdarî Dava Daireler Kurulunun Anayasa Mahkemesinde dava açtığını belirtiyor.

Şimdi, üç yüksek yargıcın düşünceleri, bu sistemin uygun olmadığı yönünde birleşiyor. Açıkçası, bunun anlamı, yargıçların Bakanlığın baskısı altında olduğunun bir ifadesidir. Bunu daha açık bir şekilde nasıl söyleyebilirler?! Hele hele, Danıştay gibi yüksek bir kurulun mülakat sistemini Anayasa Mahkemesine götürmüş olması, bizim, bu yeni düzenlemede daha dikkatli ve daha özenli davranmamız gerektiğini belirtmektedir ve öyle düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, hâkim ve savcıların sorumluluklarını üstlenmede tamamen yetersiz veya isteksiz olmaları hallerinde hukuk devleti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - ... sürdürülemez ve insan haklarını uygulayamazsınız.

Böyle bir ortamda, yargının yürütmeyi de yargılayabileceğini düşünürsek, o zaman bu mülakat sisteminden ivedilikle uzaklaşmanın gerektiğini daha açık bir şekilde söyleyebiliriz.

Bu nedenle, burada, ya bizim önerdiğimiz sistemde olduğu gibi, yüksek mahkemelerden alınan üyelerden kurulan bir kurulca yargıç ve savcıların imtihanı yapılabilir veya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu imtihan yapılabilir veya Adalet Akademisi kurulmuştur, bu Akademik Kurulca da bu yapılabilir.

Doğrusu budur diyorum ve bunu birlikte yaratmak bize güç verecektir. Bunu eğer bugün kabul edebilirsek demokrasinin bir açılımını daha birlikte yerine getirmiş olacağımızı düşünüyorum.

Bu duygularla, Yüce Parlamentoyu selamlıyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
