# Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 25 Haziran 2005
- **Gündem:** HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina

> Halil Ünlütepe (CHP), 25 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.261 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli parlamenterler; Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 951 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1983 yılında yürürlüğe giren 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda, 50 maddenin üzerinde bir değişiklik yapan kapsamlı bir yasa tasarısını bugün görüşüyoruz. Bu değişikliklerle sorunların çözüleceğine inanıyor muyuz; hayır. Bağımsız yargıya ulaşabilmek için, Anayasamızdan kaynaklanan bazı hükümlerde değişiklik yapılması kaçınılmazdır.

Bu yasa tasarısı da, hep olduğu gibi, aceleye getirilen, kamuoyunda tartışılmayan, birtakım kurumların düşünceleri paylaşılmayan bir yasa tasarısı. Bu yasa tasarısı, Başbakanlıkça, Türkiye Büyük Millet Meclisine, 1 Haziran 2005 günü geldi. 7 Haziranda Komisyonumuz toplandı ve o gün alt komisyona sevk edildi. Altkomisyon, sıkı bir çalışmayla, 16 Haziranda bu raporunu hazırlayarak komisyona sundu, komisyonda görüşüldü ve bugün 25 Haziran. Yani, sanki bir yerlere mesaj verme gibi, sanki bu yasayı koşarak çıkarma yükümlülüğündeyiz gibi bir ortamda, Yüce Mecliste çalışıyoruz. Belki, aklıma şu da geliyor: IMF Genel Direktörünün bu hafta içinde söylediği "şu şu yasalar Parlamentodan şu tarihe kadar çıkmazsa tatile giremezsiniz; o, belirtilen dilimdeki paraları nakletmem, aktarmam" sözü… Bize, bir yerlerden bir telkin mi geliyor?! Sayın Başbakan 1 Temmuzda Parlamentonun tatile girmesini belirten konuşmasını yaptıktan sonra, Başka birisi, sanki Sayın Başbakanın üzerindeymiş gibi "bu yasalar şu tarihe kadar çıkmazsa, kredi dilimini işletmem…" Bu Meclis Polatlı'da top sesleri duyururken kimseden talimat almadı. Bugün, birileri, bir direktör, bize "şunları da çıkaracaksınız" diye bir yönlendirmeye gidiyorsa, bunun ezikliğini, ben, bir parlamenter olarak hissediyorum. Biz, özgür irademizle karar verebilmeliyiz diye düşünüyorum. İşte, böyle bir ortamda, bu yasayı Yüce Mecliste görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yargının çalışma koşullarının olumsuzluğundan, iş yükünün ağırlığından, hâkim, savcı ve yardımcı adalet personelinin yetersizliğinden, azlığından, yargı bağımsızlığının sağlanamamış olmasından hep yakındık, eleştiri konusu yaptık. Benden önce düşüncelerini açıklayan değerli arkadaşlarım, bugünkü adliyelerimizdeki iş kapasitesini yeterince açıkladılar. Yük, ağır; bir yargıcın altından kalkabileceği bir ortam değil. Mahkeme sayısı, iş kapasitesine göre az. Türkiye genelinde 3 703 civarında mahkeme bulunurken -ki, bunların tümü de bugün açık değil- halihazırda bugünkü mahkeme ihtiyacı 6 161 mahkemenin görev yapması gerekiyor, mahkeme sayısı. Eksiklik, 2 458 yeni mahkemenin kurulmasına ihtiyaç olduğudur. Peki, yargıç sayısı yeterli mi; hayır. Zaten, yeni dönemde 4 000'e yakın bir yargıcın alınacağını biliyoruz. Peki, bu yargıç sayısı da buna yeterli midir; bana göre, yeterli değildir; çünkü, bölge mahkemelerinin kurulması, aile mahkemelerinin, çocuk mahkemelerinin de kurulacağını düşünürsek, önümüzdeki dönemde Borçlar Yasası ve Türk Ticaret Yasasının görüşülmesi sırasında yeni yapılanmaları da dikkate alırsak, bu alınacak yargıç sayısının da yeterli olmayacağını söylemek kehanet değildir. Peki, bugün için ihtiyaç duyulan yargıç sayısı 3 300; ama, demin söylediğim mahkemelerin açılması konumunda bu eksikliğin giderilmesi olanaklı değildir.

Peki, Avrupa Birliğine girmek istediğimiz ülkelerdeki hâkim sayısı nedir diye baktığımızda, iş kapasite oranları elbette çok düşük. Örneğin, Almanya'da 20 901 hâkim, Türkiye'de ise bugün 4 303 veya bize göre eşdeğerde olan İngiltere'de hâkim sayısı 28 500. Dolayısıyla, bu yapılanmada ciddî birtakım eksiklilerimizin olduğunu söyleyebiliriz.

Sevgili arkadaşlar, hukuk devletinin temel özelliklerinden biri bağımsız yargıdır. Demokratik hukuk devleti üç ayağa bağlıdır kuvvetler ayrılığı sistemine göre; yani, yasama, yürütme ve yargı. Anayasamızda bu kuvvetler ayrılığı sistemi kabul edilmiştir. Anayasamızın 7 nci maddesinde yasama, 8 inci maddesinde yürütme, 9 uncu maddesinde de bağımsız yargı işlenmiştir, her birine ayrı bir maddeyle, konumları açıklanmıştır. Bu 9 uncu maddede aynen şu denilmektedir; Türk Milleti adına bağımsız yargı organlarınca kullanılacağı hüküm altına alınmıştır; yani, yargıda Anayasa teminatı altında olan bir bağımsız yargı organı.

Keza, Anayasamızın 138 inci maddesine de baktığımızda, orada da hâkimlere yargısal görevleri nedeniyle talimat verilemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Peki, bunların hüküm altına alınmasına rağmen hukuk sistemimizde yargı bağımsızlığıyla ters düşen hukuk kurallarının da bulunduğunu kabul etmek zorundayız. Yargı bağımsızlığı, yargı görevinin yerine getirilmesinde, hem yasama meclisinden hem de yürütmeden yargıya müdahale edilmemesi olarak anlaşılmalıdır; yani, mahkemelerin, hem yasama meclisinden hem de yürütmeden bağımsız olmasıdır.

Demokrasi, bir yönetim biçimi olmasının yanı sıra bir yaşam biçimidir de. Yasama ve yürütme organlarının hukuka uygunluğunun sağlanması bakımından en etkili yöntem yargısal denetimdir. Yargısal denetimin sağlıklı ve etkin olabilmesi, yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi ve adil yargılama olanaklarının sağlanmasına bağlıdır. Zaman zaman çoğunluğun yönetimi kolayca keyfîliğe kaçabilmektedir. Bu, demokrasi hayatımızda görülmüştür. Ne var ki, çağdaş demokrasiler, siyasî iktidarın sınırlandırılması konusuyla yakından ilgilenmekte ve hukuk devleti anlayışını, siyasal iktidarı sınırlandıracak temel unsurlardan biri olarak algılamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu 1 inci maddede yaptığımız en önemli değişiklik (k) bendinde şudur: İdarî yargıda ihtiyaç oranında iktisat ve maliye alanlarından, siyasaldan mezun olanların idarî yargıda değerlendirilmesi. Bu tasarı Meclise geldiğinde, bu oran, yüzde 20'ye düşürülmüştü. Şimdi, her dönemde "ihtiyaç oranında" diye belirtilmektedir. Bu ihtiyaç oranının tespiti izafîdir.

Şimdi, idarî yargıda yargıçların tamamen hukuk fakültesi mezunlarından giderilmesi, hukuk devleti olmanın gereklerinden biridir. İhtiyacı karşılayabilecek miktarda hukuk fakültesi ve buradan mezun olan insan kaynağı vardır. İdarî yargıda davaların bir kısmının teknik özellikleri olabilir -örneğin, vergi boyutu olabilir- ama, teknik nitelikteki bir değerlendirme için bilirkişilik yolunun açık olduğu bilinmektedir. Yargıçlık kurulu arasına, bir anlamda, bilirkişilik kurumunu da yerleştirmiş bulunuyoruz.

Yargının bütün unsurlarıyla bağımsızlığının sağlanabilmesinin önşartı, nitelikli hukuk eğitimidir. Hukuk fakültesindeki eğitimin nitelik kaybı bir tarafa, hukuk formasyonu edinmeyen ve başka fakültelerden mezun olan kişilerin yargıç misyonu ve inisiyatifini kazanmaları mümkün olamaz. Hukukçu olmayan hâkim uygulaması yargının işlevini kaybetmesine ve hiyerarşik ilişkilerin doğmasına yol açmaktadır. Bu şuna benziyor: Hukuk fakültelerinde öğrencilere bütçe okutulmasına, hukuk fakültesinde öğrencilere adlî tıp okutulmasına, sosyoloji, felsefe dersi okutulmasına benziyor. Peki, adlî tıp okuyunca, hukuk fakültesi öğrencileri adlî tıp alanında uzman olarak değerlendirilebilir mi?! Şimdi, ciddî bir sıkıntının içindeyiz. Anayasamızın 140 ıncı maddesi -açık ve net söylediği- meslekten hukukçu olma koşulunu getiriyor. Bir hukuk fakültesini bitirmiş olmak zorunluluğunu getiriyor. Gerçi burada benden önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan değerli arkadaşımız da -ki, grup adına konuştu, grubunun düşüncesi- bizim gibi dedi, meslekten hukukçuların idarî yargıda görev almasını. Dilerim, grup adına konuşan arkadaşımızın düşüncesi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu da bağlar. Bu değişiklik, bu hukuk garabeti ortadan kaldırılır diye düşünüyorum.

Yasanın mevcut hükmü, idarî yargıda görev yapacak yargıçlar için hukuk fakültesinden mezun olma şartını aramamakta. Bu idarî yargı önemli bir yargıdır; çünkü, kişi ile kamu otoritesi arasındaki uyumsuzlukları çözecek olan bir makamdır. Şimdi ise biz, başka bir yöntemi uygulamaya gidiyoruz ki, bu, ciddî sıkıntılar yaratacaktır; dilerim, bu yanlışlıktan dönülür.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, bir şey daha, bu (k) bendinde avukatlıktan savcı ve yargıçlık mesleğine geçişte bir teklif getiriliyor; buradaki koşullar da şudur: Fiilen üç yıl avukatlık yapmak. Otuzbeş yaşını doldurmamış olmak, yazılı yarışmada kazanmak ve mülakatta kazanmak.

Elbette, biraz önce de söylediğim gibi, Türkiye'de bir yargıç ihtiyacı vardır. Yargıç ihtiyacının giderilmesi gerekir; ama, biz yargıç ihtiyacını gidereceğiz derken, ehliyetsiz şoförlerle yola çıkma gibi bir durumla karşı karşıya kalmayalım. Hukuktaki oynama, hukuktaki yanlışlıklar, toplumda büyük hastalıklar getirir, büyük sıkıntılar getirir. Bu nedenle, Türkiye'deki staj sisteminin aksaklığı ve gerekli denetiminin yapılamaması; iki, mesleğe yeni başlayan genç arkadaşlarımızın daha ziyade icra dairelerinde ve o alanlarda çalışmış olması, bu alandaki bu sürenin azlığını ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Toparlıyorum.

Bu, hâkimler ve savcılar için, avukatlık mesleğine geçişte beş yıllık süre aranıyorsa, silahların eşitliği prensibi gereği de, aynı kuralın avukatlar için de gerekeceği kanaatindeyim.

Ayrıca, avukatın konumunu en iyi takip eden meslek odasıdır. Üç yıllık bir süre içinde mesleğe uyumu, disiplin altında olup olmadığı ve meslekle ilgili çalışmalarının karnesi kendi birliğinde, baroda bulunacaktır. Bu tür geçişlerde, baronun da düşüncesinin alınmasında yarar olduğu kanaatindeyim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tüm sorunları gidermemektedir; ama, bu yasa, birtakım ihtiyaçları da karşılamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu yasaya, deminki koyduğumuz çelişkilerin dışında olumlu bakıyoruz. Yeterli değil, ama, bir ilerlemedir.

Ben, bu 1 inci madde üzerinde düşüncelerimi Sayın Genel Kurulla paylaşma ihtiyacını duydum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Halil Ünlütepe (CHP, Afyonkarahisar). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/halil-unlutepe-22-2005-06-25-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
