# Yasama dokunulmazlığı konusunda

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Haluk İpek (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 17 Haziran 2003
- **Gündem:** YASAMA DOKUNULMAZLIĞI KONUSUNDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/haluk-ipek-22-2003-06-17-yasama-dokunulmazligi-konusunda

> Haluk İpek (AK Parti), 17 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YASAMA DOKUNULMAZLIĞI KONUSUNDA); konuşma 1.986 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALUK İPEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 44 milletvekilinin, yasama dokunulmazlığı konusunda, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerinde, AK Parti Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, son yıllarda sıkça gündeme gelen yasama dokunulmazlığı, yasama sorumsuzluğu konusunda herkes kendi görüşlerini, bulunduğu konuma göre, sübjektif değerlendirmelerle kamuoyuna sunmuştur. Kamuoyu, bu nedenle, ağır ve eksik propaganda altında kalmıştır. Bu müesseseler hakkında kamuoyunu aydınlatıcı bilgiler sunulamamıştır. Bu bağlamda, yasama dokunulmazlığının ve yasama sorumsuzluğunun tarihî seyrine, çağdaş ülkelerdeki düzenleme biçimlerine göz atarak, müessesenin, hukuk sistemimiz ve parlamenter demokrasimize göre mukayeseli bir karşılaştırmasını yapmak istiyorum.

Nedir bu yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu; nerede ve hangi ülkelerde çıkmıştır?

Yasama sorumsuzluğu, eski Roma'da görülmekle beraber, bugünkü anlamda parlamenter demokrasinin daha yoğun uygulandığı İngiltere'de ilk olarak ortaya çıkmış. Tabiî, milletvekilleri, parlamenterler, bir kısım düşünceleri, kralı da eleştirecek tarzda açıkladıktan sonra, kralın işine gelmeyen bu ifadelerden ötürü tutuklanmışlar, hapse atılmışlar ve bir kısmı da idam cezasına çarptırılmış. Bakmışlar ki, bu böyle olmuyor; milletvekilleri, düşüncelerini açıkladıktan sonra kralın, kendilerine karşı, birçok tazyikiyle karşılaşıyorlar, bununla ilgili belli bir mücadele sürmüş. Bu mücadeleden sonra, krala bunu kabul ettirmişler; yani, milletvekili, bulunduğu bu kürsüden görüş ve düşüncelerini açıkladıktan sonra bunlardan sorumlu olmasın demişler. Kral, bir müddet ifade hürriyetini kabul etmemiş, sadece evet ve hayır yönünde, olabileceği kadar kabul etmiş; ancak, yine, birkısım mücadelelerden sonra krala bunu kabul ettirmişler. Arkasından, kral, istihbarat teşkilatını da kullanarak, kendi aleyhinde söz söyleyecek olan milletvekillerini önceden tespit edip, bu sefer, o kişinin bu kürsüye gelmesini engellemek için, konuşmadan önce tutuklanmasına karar vermiş; yani, bu kürsüye yanaştırmamış. İlkinde yasama sorumsuzluğu; yani, görüş ve düşüncelerini hiçbir korkuya kapılmadan sorumsuzca bu kürsüden ifade etme hakkı kullanılmışken; ikincisinde ise, dokunulmazlık; yani, bu kürsüye, dışarıdan özgürce gelebilme hakkı tanınmadığı takdirde, yasama sorumsuzluğunun hiçbir işe yaramayacağı anlaşılmış ve dokunulmazlık müessesesi de bundan sonra getirilmiş. İşte, bir milletvekiline, ifade hürriyeti çerçevesinde birkısım haklar tanıyabilirsiniz; ama, ona, dışarıdan Meclise girip bu kürsüye ulaşmasıyla ilgili birkısım engeller getirirseniz, o takdirde yasama sorumsuzluğunu da işlemez bir hale getirebilirsiniz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çağdaş ülkelerdeki duruma ve ülkemizdeki mevcut uygulamalara geçmeden önce, bu müesseselerin kısa bir tarifini yapmak istiyorum.

Yasama sorumsuzluğu, Anayasamızın 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Genel olarak yasama sorumsuzluğu, milletvekillerinin, parlamenter fonksiyonlardaki gibi, Mecliste kullandığı oy, söylediği söz, ileri sürdüğü düşüncelerden dolayı, suç niteliği taşısa bile, parlamento dışındaki herhangi bir organ tarafından sorumlu tutulamamasıdır; milletvekiline tanınan bu güvenceyle yasama görevini ifa eden milletvekilinin, söylediği sözlerden dolayı hiçbir takibata uğramamasıdır.

Yasama dokunulmazlığı ise, Anayasanın yine 83 üncü maddesinde düzenlenmiş ve genel olarak, milletvekilinin, yasama görevini yerine getirmesiyle ilgili olmayan bazı suçlardan dolayı, milletvekilliği veya sadece toplantı süresince Meclis izni olmaksızın -yani, Meclis, buradaki soruşturmaların başlamasıyla ilgili izin verebilir- kovuşturulamaması demektir.

Yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu arasındaki önemli farkları da şöyle sıralamak mümkündür: Yasama sorumsuzluğu, yasama çalışmalarıyla ilgili eylemlere ilişkin olduğu halde, yasama dokunulmazlığı, yasama çalışmaları dışındaki eylemlerinden dolayı da milletvekilini korur.

Yasama sorumsuzluğu, cezaî, malî bütün kovuşturmaları önler; dokunulmazlık ise, yalnızca cezaî kovuşturmaları önler.

Yasama sorumsuzluğu süresizdir; yani, milletvekilliği sona erdikten sonra da, milletvekili, bu kürsülerden söylemiş olduğu söz ve davranışlardan ötürü sorumlu tutulamamaktadır. Oysa, yasama dokunulmazlığı geçicidir; yani, milletvekilliği sona erdiği tarihten sonra milletvekiline isnat edilen fiil ve eylemlerden dolayı takibatı devam edebilir.

Yasama sorumsuzluğu hiçbir zaman kaldırılamazken, yasama dokunulmazlığı, Meclisin vermiş olduğu bir kararla kaldırılabilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasama sorumsuzluğunun amacı, milletvekilinin, oy kullanırken, görüşünü açıklarken, teklifte bulunurken, yani millî iradeyi yansıtırken, tamamen özgür olmasıdır, sorumlu tutulma endişesinden uzak olmasıdır. Yasama dokunulmazlığının amacı ise, Meclisin bağımsızlığını temin etmek için, parlamento üyelerine tam bir bağımsızlık sağlamaktır. Parlamento üyesinin bağımsızlığının tam olması için, onun parlamentoda bulunmasına engel olunmaması gerekir. Parlamento üyesinin yasama görevini ifasında, yasama sorumsuzluğuna sahip olması, tek başına yeterli değildir. Parlamento üyesinin -her zaman suç isnadıyla karşı karşıya kaldığı bir ortamda- özellikle, asılsız suç isnatlarıyla tutuklanma ve adlî kovuşturmalarla karşı karşıya kalması, Parlamentoda hazır bulunmasını önleyebilecektir. İşte, parlamento üyesini, adlî kovuşturmaların baskısından uzak tutmak için, bu dokunulmazlık kurumu, yasama dokunulmazlığı gereklidir.

Başta hukukçular olmak üzere hepimizin iyi bildiği gibi, ceza soruşturmalarının başlangıcı için belli şartların varlığı yeterli olmaktadır. Örneğin, milletvekillerinden herhangi biri hakkında, kendisinin suç işlediği yolunda, yazılı veya görsel herhangi bir medya organında çıkan haber üzerine, savcılık, derhal harekete geçmek zorunda kalacak ve polis marifetiyle milletvekilini alıp, ifadesine başvuracaktır. Burada, milletvekilini alıp ifadeye götüren polisin dokunulmazlığı vardır, memurun yargılanmasıyla ilgili hükümlere göre. Böyle bir durumda dokunulmazlığın kaldırılması halinde, sabah erkenden kalkan milletvekili, gazete büfesine koşarak, acaba hangi gazetede benimle ilgili bir suç isnadı var korkusuyla yaşayacaktır. Böyle bir baskıyla yaşayan milletvekilinin ve parlamentonun, yapmış olduğu çalışmalarda tam bağımsızlıkla hareket etmesi mümkün değildir; bunu, tüm milletvekillerimizin vicdan muhasebesine sunuyorum.

Ayrı bir örnek daha vermek istiyorum: Kritik bir anayasa oylamasına gelmek için İstanbul'dan hareket eden 8-10 milletvekili, yolda aşırı hız yaptığı iddiasıyla veya herhangi bir iddiayla, trafik polisleri tarafından sulh ceza mahkemesine çıkarılabilir. Kendilerinin orada 3-4 saat alıkonulmaları halinde anayasa oylamasının neticesinin değişebileceğini de varsayarsak, bu dokunulmazlığın ne kadar önemli olduğunu hepimiz, kendi vicdanımızda çok daha iyi değerlendiririz.

Yasama dokunulmazlığı, yalnızca bizde olan, yani, bize ait olan bir müessese olmayıp, çağdaş demokrasilerde ve gelişmiş ülkelerin anayasalarında da yer almıştır. Biraz önce CHP'li milletvekili arkadaşımızın da burada ifade ettiği gibi, Batı demokrasilerinin önemli birkısmında, hem yasama sorumsuzluğu hem yasama dokunulmazlığı vardır. Hatta -zannediyorum Danimarka'da- milletvekillerine yalnızca hukukî sorumsuzluğu değil, hem hukukî hem cezaî sorumsuzluğu sağlayan ülkeler de vardır.

Ben, bunlarla ilgili, kısa kısa bilgiler vereceğim. İlk örnek Almanya'dan : Almanya Anayasasının 46 ncı maddesinde "Bundestag üyesi, hiçbir zaman, Bundestagta veya bir Bundestag komisyonunda yaptığı konuşmadan veya kullandığı oydan dolayı adlî takibata veya disiplin kovuşturmasına maruz bırakılamaz. Bu kural, şeref ve haysiyete tecavüzde işlemez. Bir Bundestag üyesi, suçüstü durumunda veya suçun işlenmesini takip eden gün içinde yakalanmadıkça, cezayı gerektiren bir suçtan dolayı Bundestagın izni olmaksızın -yani, Meclisin izni olmaksızın- tutuklanamaz ve hesap vermeye çağrılamaz" denilmektedir.

Fransa Anayasası, madde 26: "Hiçbir parlamento üyesi, görevinin ifası sırasında açıkladığı görüşlerden ve kullandığı oylardan dolayı kovuşturulamaz, aranamaz, alıkonulamaz ve yargılanamaz. Parlamento oturum halindeyken, parlamento üyeleri, üyesi oldukları meclislerin izni olmadan, cezayı gerektiren bir fiil veya ikinci dereceden bir suçtan dolayı kovuşturmaya tabi tutulamaz." Yine, Meclisin iznini gerektirir bizde olduğu gibi.

Norveç Anayasası madde 66: "Temsilciler, kamusal bir suç işlerken yakalanmaları durumu hariç, Stortinge gidip gelmeleri ve Stortinge katılımları sırasında dokunulmazlığa sahiptirler, tutuklanamazlar." Yine, Meclisin izni gerekir.

Avusturya Anayasası, madde 57: "Ulusal Meclis üyeleri görevlerini yerine getirirken kullandıkları oylardan dolayı sorumlu tutulamazlar ve görev süreleri boyunca yaptıkları yazılı ve sözlü açıklamalardan dolayı yalnızca Ulusal Meclise karşı sorumlu olurlar. Ulusal Meclis üyeleri cezayı gerektiren bir suç işlemeleri halinde, suçüstü halinde yakalanmaları hariç olmak üzere -aynen bizde olduğu gibi- ancak, Ulusal Meclisin izniyle tutuklanabilirler." Yine, Meclisin dokunulmazlığını kaldırması gerekiyor bizde olduğu gibi. "Ulusal Meclis üyeleri, resmî faaliyetleriyle bağlantılı olmayan ve cezayı gerektiren bir fiilden dolayı, yalnızca Ulusal Meclisin onayıyla resmî bir kovuşturmaya tabi tutulabilirler."

Finlandiya'da, bir temsilci, temsilci olma konumundan kaynaklanan görevlerini yerini getirmekten alıkonamaz; yani, sorumsuzluğu... Bir temsilci, Parlamentoda dile getirdiği görüşlerden ya da görüşülen bir konuda ortaya koyduğu tutumdan dolayı yargılanamaz, hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu, ancak, Parlamentoda verilen oyların altıda 5'i -yani, yarıdan bir fazla kuralından daha katı bir kural konulmuş- tarafından desteklenen bir karar alınmasıyla mümkün olabilir.

Çek Cumhuriyeti Anayasası, madde 27: "Milletvekili veya senatör, Millet Meclisi veya Senatoda veya bunların organlarında kullandığı oylar sebebiyle kovuşturulamaz. Bir milletvekili veya senatör hakkında, Millet Meclisi veya Senatoda yaptıkları konuşmalardan dolayı herhangi bir cezaî kovuşturma başlatılamaz. Kanunda başka türlü bir düzenleme olmadıkça, hafif bir suç işleyen bir milletvekili veya senatör, yalnızca üyesi bulunduğu meclisin disiplin makamına karşı sorumlu olur."

Danimarka Anayasası, madde 57: "Hiçbir Folketing üyesi, suçüstü durumu hariç olmak üzere, Folketingin izni olmadan hiçbir biçimde kovuşturulamaz veya hapsedilemez. Hiçbir Folketing üyesi, Folketingin izni olmadıkça, Folketingde açıkladığı görüşlerinden dolayı sorumlu tutulamaz."

Görüldüğü üzere yasama sorumsuzluğu ve yasama dokunulmazlığı, sanıldığının aksine, sadece bize has, özel bir uygulama olmayıp, parlamentoları olan tüm demokratik ülkelerde meclisin ve üyelerin özgürce çalışmasını sağlayan kurallardır. Dokunulmazlığı biz icat etmedik; bu kuralları, parlamenter sistemin olmazsa olmazı için Batı'dan aldık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihî gelişimini, tanımlarını ve çağdaş demokratik ülkelerdeki uygulamalarını anlattığım bu müesseseleri ve özellikle yasama dokunulmazlığını, mukayeseli bir şekilde, Türk hukuk sistemi açısından değerlendirmek istiyorum.

Özellikle şunu herkes bilmeli ki, bizim hukukumuzda işlenen suçların hepsi doğrudan soruşturma kapsamında değildir. Başka ve açık bir ifadeyle, yalnız milletvekillerinin dokunulmazlık zırhı olduğu, diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarının önünde herhangi bir engel, izin müessesesi olmadığı doğru değildir. Sürekli olarak milletvekili dokunulmazlığı gündeme getirildiği için, bu konuda kamuoyu yanlış bilgilendirilmiştir. Anayasamıza göre, devletimiz, yasama, yürütme, yargı erki olarak, kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Yasamayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve üyeleri; yürütmeyi, cumhurbaşkanı ve hükümet; yargıyı ise, yüksek mahkemeler ve ilk derece mahkemeleri hâkim ve savcıları teşkil etmektedir.

Yargıyı temsil eden ve yargıyı ifa eden yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler ve cumhuriyet savcıları doğrudan soruşturma ilkesine tabi değildirler; genelden farklı olarak ve yargı bağımsızlığı ilkesinin uygulanmasına yönelik koruma amaçlı özel soruşturma sistemleri vardır. Hiçbir Yargıtay üyesini hiç kimse direkt olarak sorgulayamaz; bu, esasen, o yargı mensubunun şahsını korumak için değildir, yargı müessesesini korumak içindir. Vatandaşın tabi olduğu soruşturma sistemine tabi değildirler. Bu bağlamda, hukukumuzda bu tür düzenlemeler istisnaî değil, kural halindedir. Örneğin; mevzuatımızı gözden geçirdiğimizde, yargılamayı geciktiren, engel teşkil eden bazı koruma ya da bu şekilde sonuç doğuran düzenlemelerin olduğu görülecektir. Kamuoyunda bu tür engeller yeterince bilinmemektedir. Hukukumuzda yer alan bu tür engellerin bazıları şunlardır:

1136 sayılı Avukatlık Kanununda, görevleriyle ilgili işledikleri suçların takibi, Adalet Bakanlığının iznine tabidir.

2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlar için, getirilen bir izin sistemi, öngörülen farklı bir yargı mercii vardır.

1512 sayılı Noterlik Kanunundaki düzenlemeler, yine, aynı şekildedir.

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanmasına İlişkin Kanunda izin sistemi vardır. Hiçbir memuru yargılayamazsınız, dokunulmazlığı vardır.

Bankacılık mevzuatındaki düzenlemelere dikkat ederseniz, veznede herhangi bir yolsuzluk yapmış olan banka memurunu, bankanın en üst düzeyindeki yöneticisi izin vermezse, yargılayamazsınız.

MİT görevlileri hakkındaki soruşturmalar için Başbakandan izin alınması gerekmektedir.

Yüksek yargı üyelerinin yargılanma sistemleri çok farklıdır ve dokunulmazlığı vardır.

Askerî yargıdaki düzenlemeler de aynı şekildedir.

Diplomatların dokunulmazlıkları vardır ve yargılanma süreçleri farklıdır.

Doktorların meslekî suçlarıyla ilgili düzenlemeler, yine aynı şekildedir.

Denizcilik mevzuatındaki düzenlemeler bu şekildedir.

İl İdaresi Kanunundaki düzenlemeler, vali ve kaymakamların yargılanmaları, yine, dokunulmazlıklar kapsamındadır.

Yabancı askerlerle ilgili düzenlemeler.

Siyasî suç kavramının sonuçları ve uluslararası anlaşmalar sonucu doğan sınırlamalar.

Yüce Divanla ilgili düzenlemeler.

Yine, bunların hepsinde, dokunulmazlık müesseseleri vardır.

Bu düzenlemeleri genişletmek mümkündür. Hukukumuz, bu tür koruma ve sınırlamalar üzerine sistemleşmiştir. Yani, dokunulmazlık için, sadece Türkiye Büyük Millet Meclisini göstermeyi ve arkasından, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki o milletvekilini değil de, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi kurumunu koruma maksadıyla getirilmiş düzenlemeleri "bu dokunulmazlığı kaldırırsak, yolsuzlukların önüne geçeriz" diye Türkiye Büyük Millet Meclisinin hedef gösterilmesini, hukuk sistemimiz açısından hiç doğru bulmuyorum.

Arkadaşlar, bizim hukukumuzda doğrudan soruşturma, kural değil, istisna olmuştur. İzin sistemi, âdeta kural haline getirilmiştir. Bu sistemde milletvekili dokunulmazlığının somut olarak kaldırılmasını savunmak, hukuk tekniği açısından eksik ve yanlış olacaktır. Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması savunulurken, bu konu, neredeyse bütün kamu görevlilerinin ayrı ayrı sahip oldukları, bu, bir nevi "idare izin verirse dokunulur" dokunulmazlığıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bir önceki dönemde, Sayın Kemal Derviş tarafından, kamu bankaları ortak yönetiminin yönetim kurulu üyeleri için getirilmek istenilen bu nevi düzenlemelerin gerekçelerini savunanları ve gerekçelerini hatırlayınız. Bütün kamu görevlileri için kabul edilen bu izin sistemi varken, milletvekilliği dokunulmazlığını kaldırmak doğru olmayacaktır.

Burada, bu görevleri yapanlara verilen dokunulmazlıklar, onların şahsıyla ilgili olmayıp, temsil ettikleri kurumların tam ve bağımsız çalışmasını temin etmek içindir. Cumhurbaşkanının sahip olduğu sorumsuzluk ve dokunulmazlık, cumhurbaşkanının şahsı için değildir; onun temsil ettiği makamın tam ve özgür çalışmasını temin etmek içindir. Sistemin sağlıklı çalışması için konulmuş olan kurumların sahip olduğu haklardan, Parlamentoyu hedef alarak, milletvekillerinin çalışmasını özgürce yapması için konulmuş olan dokunulmazlık müessesesinden yararlanmasını engellemeye kalkmak, esasen, milletvekilinin değil, milletin sınırlandırılmasını amaçlamaktadır.

Yürütme ve yargı organlarını temsil eden kişilerin özel soruşturma sistemlerindeki gerekçeleri, milletvekilleri için de savunmak gerekir. Millî iradenin temsilinde ve ifasında sağlanmış olan bu tür düzenlemelere, millî iradenin temsili açısından bakılmalıdır. Nasıl ki, Anayasamızda düzenlenen hâkim teminatı, hâkim bağımsızlığı, bağımsız yargı için getirilmiş ise, yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu da millî iradenin temsili açısından öngörülmüş bir düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Haluk İpek (AK Parti, Ankara). “Yasama dokunulmazlığı konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 17 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/haluk-ipek-22-2003-06-17-yasama-dokunulmazligi-konusunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
