# Karşılıksız çek ve protestolu senetler ile kredi ve kredi kartları borçlarına ilişkin kayıtların dikkate alınmaması hakkında (s.s.320)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hamit Geylani (Hakkari)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim
- **Tarih:** 21 Ocak 2009
- **Gündem:** KARŞILIKSIZ ÇEK VE PROTESTOLU SENETLER İLE KREDİ VE KREDİ KARTLARI BORÇLARINA İLİŞKİN KAYITLARIN DİKKATE ALINMAMASI HAKKINDA (S.S.320)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2009-01-21-karsiliksiz-cek-ve-protestolu-senetler-ile-kredi-ve-kredi-kartlari-bor

> Hamit Geylani, 21 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KARŞILIKSIZ ÇEK VE PROTESTOLU SENETLER İLE KREDİ VE KREDİ KARTLARI BORÇLARINA İLİŞKİN KAYITLARIN DİKKATE ALINMAMASI HAKKINDA (S.S.320)); konuşma 1.287 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısı üzerine Grubum Demokratik Toplum Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, özel hukuk alanı dâhil hiçbir yasal düzenleme, bölgede ve ülkede yaşanan sosyal, ekonomik, siyasal gelişmeler ve demokratik bir barış ortamından soyut değildir. Bu ve benzeri hadiseler birbirlerini etkilemekte ve birbirlerini tamamlamaktadır. Onun için, izin verirseniz, bu bağlamda çok özet olarak güncelin altını çizerek vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, toplum olarak oldukça zorlu ve yoğun bir dönemden geçiyoruz. Gerek Orta Doğu’da gerekse de ülkemizde çok sancılı bir dönem yaşanmaktadır. İsrail’in masum ve mazlum Filistin halkı üzerinde bir ayı aşkındır süren insanlık dışı uygulamaları nihayet her iki tarafın ateşkes kararıyla şimdilik durmuş gözüküyor. Bugüne kadar çoğu kadın ve çocuk olmak üzere binden fazla insan yaşamını yitirmiştir. Özellikle çocuklara ve sivil halka reva görülen bu kitlesel katliamı bir kez daha kınıyor ve İsrail’i şiddetle protesto ediyoruz. Verilen ateşkes kararlarının kalıcı olmasını umuyor, tüm Orta Doğu coğrafyasında barışın egemen olmasını ve barışın hüküm sürmesini diliyoruz.

Ayrıca, İsrail’in işgal ettiği ve harabeye çevirdiği Gazze topraklarını bir an önce ve bir daha girmemek üzere terk etmesini de bir kaçınılmazlık olarak görüyoruz. Ayrıca, tüm dünya kamuoyunu bu savaşın son bulması ve barışın kalıcı olması için duyarlı olmaya ve katkı sunmaya çağırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, kuşkusuz bölge barışına inanmak ülke barışına inanmaktan geçer ve bu çabanın içinde olmak gerekiyor. Bakınız, Sayın Başbakan bölge savaşının barış elçiliğine soyunurken, aynı zaman dilimi içinde, yani 3 Ocak 2009 tarihinde Türk kobra savaş helikopterleri Şemdinli’nin Derik köyünü bombalamışlardır. On altı yaşındaki Şehriban Duyan adındaki vatandaşımız yaralanmış, onlarca ev kullanılmaz ve oturulmaz duruma gelmiştir.

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Sicil affı mı getiriyor oraya?

HAMİT GEYLANİ (Devamla) - Köy yolu üzerinde çalışma yapan iş makineleri de açılan ateş sonucunda büyük hasara uğramışlardır. Olay yerine giden devlet yetkilileri de köylülere “Özür dileriz. Harabe olan komşu köy bombalanacaktı, yanlışlıkla sizin köy bombalanmış.” demişler. İşte, özrü kabahatinden büyük olan buna derler.

Değerli arkadaşlar, demokratik ülkelerde bu tür hadiseler karşısında yurttaşa uygulanan bu denli hukuk dışı uygulamalar özür dilemekle son bulmuyor. Bakınız, yirmi beş yıllık şiddet ve çatışma kültürünün ağır sonuçlarını yaşadığımız 2009 yılının ilk aylarında dahi sorunu çözmeyen askerî yöntemler bağrında Ergenekon vakasını besleyerek ve büyüterek ülkeyi bugüne taşımıştır. İşte, hâlen bugün ve bu saatte devlet içinde devlet olanlar, sözüm ona kendilerince kutsal değerler uğruna, ülkemizin kutsal doğasını köstebek yuvasına çevirerek gömdükleri cinayet, suikast silahlarıyla ve savaş hâli cephaneliklerle kirletmişlerdir. Bu binlerce silahtan sonra asit kuyularından veya herhangi bir çukurdan binlerce cesedin de çıkması karşımıza çıkacaktır. Ucunun nerelere kadar uzanacağının ipuçları biraz da olsa basında renk vermeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, bu hadisenin deşilmiş olmasından zamanlaması itibarıyla seçim arifesinde kimse siyasetinin hanesine bir artı olarak saymasın, tam aksine bunlar geç kalmışlığın sorumlularıdır. Biliyorsunuz devlette devamlılık, hatta kusursuz sorumluluk ilkesi vardır. Onun için AKP Hükûmeti bu hadisede gecikmiş olmakla hem kusurlu hem de sorumludur ve ayrıca hiç kimse de ucu kendilerine uzanacağı korkusuyla hadisenin avukatlığına da soyunmasın ve yargıyı da etkilemekten uzak dursun. Çünkü her iki durum da siyasetin dayanılmaz hafifliğidir, doğru olan hadisenin kökten çözümü için katkı sunmaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti, Ergenekon, Filistin, yerel seçimler derken halkın asıl gündemini yani ekonomik krizi unutturmaya çalışmaktadır. Oysaki halkın gerçek gündemi bugün de ağırlıklı olarak yoksulluk ve açlık hadisesidir. Hâlâ işçi kıyımları devam etmekte. Yüzlerce şirket ve binlerce esnaf çareyi işletmelerini kapatmakta görüyorlar.

İşsizlik oranı TÜİK’in son açıklamalarında bile büyük bir artış göstermekte ancak hâlâ gerçek işsizliği ortaya koyamamaktadır. Tüm göstergeler 2009 yılında ekonomik krizin daha da boyutlanacağını göstermektedir.

Türkiye’de yıllardır bankacılık sektöründe ciddi sorunlar yaşanmaktadır, bu herkes tarafından bilinen bir gerçeklik. Gerek yasal düzenlemelerin eksikliği gerekse de tüketici haklarına yeteri kadar önem verilmemesi yurttaşa altından kalkamayacağı sıkıntılar dayatmıştır.

Bugün, dünyada yaşanan ekonomik krizin kaynağı, büyük ölçüde bankacılık sektöründe yaşanan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu sorunlar ülkemizde de var olup sadece kredi sözleşmeleri alanında yaşanan sorunlarla da kalmamıştır. Türkiye bugün hâlâ içi boşaltılan, hortumlanan bankaların yaratmış olduğu ekonomik maliyetin hesabını ödemektedir ve bu hesabın altından da kalkamamaktadır. Ne yazık ki bunun faturası da yoksul halka kesilmekte, bireyler ve firmalar ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bankalardan kredi talep etmektedirler. Aldıkları kredileri de vadesinde ve önceden de ayarlanmış faizle beraber geri ödemek durumunda kaldıklarından, Türkiye şartlarında yüksek enflasyon nedeniyle faiz oranları çok yüksek seviyelerde seyrettiği için bu durum borçlanma maliyetini de büyük ölçüde yükseltmektedir. Özellikle artan faiz yükü, banka alacaklarının tahsili sınırlandırıcı bir etki yaratmakta, tüketiciyi de maddi, manevi bunalıma sürüklemektedir.

Günümüz itibarıyla tüketiciler yaşamlarını kredi kartı ve tüketici kredisiyle sürdürmektedirler. Türkiye’de şu an yaklaşık 42 milyon kredi kartı mevcut olup bunun yüzde 50’sinden fazlası hâlâ aktif durumdadır. Ne yazık ki şu anda 1 milyona yakın tüketici ise kredi kartı borcu nedeniyle icralık duruma gelmiştir. Üzülerek belirtmek gerekir ki bu sayı ekonomik kriz nedeniyle daha da hızla artmaya devam etmektedir. Özellikle enerji kaynaklarına ve gıdaya yapılan zamlar, tüketiciyi, yaşamını sürdüremez, borcunu ödeyemez hâle getirmiştir. Bugün tüketici kredileri ve kredi kartlarının oluşturduğu toplam borç 100 milyar YTL’yi geçmiştir, faizleriyle birlikte -bu rakam- 150 milyar YTL civarında bir borç söz konusudur.

Kredi kartı borçlarının bu noktaya gelmesinde en büyük etken tüketicilerin gelirleri ile giderleri arasındaki oransızlıktır. Kuşkusuz insanlar ihtiyaçlarını mutlaka karşılamak durumundadırlar ancak gelirleri yetmiyor, dolayısıyla tüketici kredi kartına sığınıyorlar. Ancak bugün oluşan bu borç birikimi sonucu, insanlar artık çalıştıkları ve elde ettikleri geliri ailelerine, çocuklarına harcamaktan öte öncelikle kredi kartı borçlarına kullanıyorlardır. Çoğu tüketici, oluşan kredi kartı borçlarını ödemek için yeni kredi kartları almayla karşı karşıyadırlar, bu da vatandaşın yaşadığı ekonomik krizin vahametini anlatmaya yeterdir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan yasa tasarısı kamuoyunda “sicil affı” olarak değerlendirilse de özünde tam bu gerçeği yansıtmadığı düşüncesindeyiz. Tasarı, Merkez Bankasının kara listesinde olan gerçek ve tüzel kişilerin kayıtlarının silinmesini öngörmektedir. Böylece, bankalar ve finansal kiralama şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi ve diğer işlemlerde silinmiş kayıtların dikkate alınamayacağını hükme bağlıyor. Ancak bu tasarıyla ulaşılmak istenen hedefin tutturulacağı konusunda da büyük ölçüde endişelerimiz vardır, çünkü bu yasa tasarısı bankalara hiçbir zorunluluk ve yaptırım uygulamamaktadır. Özellikle özel bankalar, serbest piyasa koşulları içinde hiçbir gerekçe göstermeden talep edilen kredi ve kredi kartı başvurularını reddedebileceklerdir. Bu nedenle, bankalara ilişkin hiçbir yaptırımın bu tasarıda düzenlenmemiş olmasını ciddi bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Elbette ki bankaların, özellikle de özel bankaların kâr etme amacıyla kurulduğunu biliyor ve bir ölçüde de doğal karşılıyoruz, ancak bu bankaların asıl amacı ve görevi de topladıkları mevduat karşılığında üreticilere ve ihtiyaç sahibi firma ve kişilere sınırlı bir kâr karşılığında kredi dağıtmak da olmalıdır. Ne yazık ki, günümüzde hiçbir banka yüzde 100 kâr etme güdüsü ve hırsından başka hiçbir amaç gözetmemektedir. Kaldı ki, Merkez Bankası tarafından kayıtların silinmesi de fazla bir şey ifade etmiyor. Nitekim, bankaların ortaklaşa oluşturdukları kredi kayıt bürolarındaki, şirketlerdeki kayıtlar silinmediği sürece bu düzenlemenin pek de bir anlamı olamayacağı açıktır. Yine, görüşmekte olduğumuz tasarının bankaların kendi aralarında tuttukları sicil kayıtlarının da silinmesini düzenlemesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bakınız, bu tür af niteliğindeki düzenlemeler olumlu olarak karşılansa da yoksul halkın, üreticinin ve tüketicinin gerçek ekonomik derdine derman olmadığı ortada. Yaşanan ekonomik kriz, yoksulluk ve işsizlikle bu tür ufak düzenlemelerle baş edilemez, piyasaları da bu şekilde canlandırmak olanak dışıdır.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 2003 yılında da kapsam bakımından aynı, sadece süreler bakımından biraz farklı bir sicil affı yasası çıkarılmıştı. Ancak görüldüğü gibi, çıkarılan yasa hedeflenen iyileştirmeyi sağlayamamıştır. Görüştüğümüz bu yasanın geleceğinin de aynı olacağı kuşkusunu taşıyoruz, çünkü bu yasa tasarısının içeriğiyle birlikte çok fazla yenilik getirmediği ortada. Düzenlemeyle birlikte aftan yararlanabilmek için borcun tamamının ödenmesi şartı aranmaktadır. Oysa, asıl mağdur olanlar borcunu hâlâ ödeyemeyip faiz yükü altında ezilen tüketiciler kesimidir. Dolayısıyla, bu yasa tasarısı özellikle yaşadığımız bu kriz ortamında yurttaşların temel sorunlarını çözmekten oldukça uzaktır.

Bu düzenleme en azından, yoksulluk sınırında yaşayan vatandaşların kredi kartı ve kredi borçlarının faizlerinin silinmesini de öngörmeliydi diye düşünüyoruz.

Yasa kapsamının daha da genişletilerek, zor durumda olan üretici ve tüketicinin bu ve benzeri yasalarla ekonomik durumlarının iyileştirilmesi gerektiği düşüncesiyle yasaya olumlu oy vereceğimizi belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hamit Geylani (Hakkari). “Karşılıksız çek ve protestolu senetler ile kredi ve kredi kartları borçlarına ilişkin kayıtların dikkate alınmaması hakkında (s.s.320)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 21 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2009-01-21-karsiliksiz-cek-ve-protestolu-senetler-ile-kredi-ve-kredi-kartlari-bor (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
