# Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hamit Geylani (Hakkari)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 22 Ocak 2009
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2009-01-22-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina

> Hamit Geylani, 22 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 1.292 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısı üzerine Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki sistem, içinde barındırdığı farklı din, dil, etnik yapı, mezhep ve kültürlere olan olumsuz ayrımcı ve tekli yaklaşımını ne yazık ki kültür ve doğal varlıklarına karşı da sürdürmektedir.

Köklü bir tarihsel kültür ve doğal potansiyele sahip olan ülkemiz bu zenginliği bugüne değin koruyamamıştır. Çünkü her şeyden önce Türkiye’de kültür ve tabiat varlıklarını koruma kültürü yeterince gelişmemiştir. Doğal alanlar ve kültürel miraslar yıllarca başa gelen hükûmetlerin uygulamalarından kaynaklı tahrip edilmiş ve bir kısmı da belli rant çevrelerine peşkeş çekilmiştir.

Bakınız, Avrupa ülkelerinde tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma projeleri için bütçeden ayrılan pay yüzde 1, hatta bazen aşmaktadır. Ancak ülkemizde bu pay yok denecek kadar azdır. Bu da kültürel ve doğal varlıkların korunmasının bir devlet politikası hâline gelmediğini göstermektedir. Tüm insanlığın ortak mirası olan bu varlıkların ve tarihî alanların korunması, gelecek kuşaklara aktarılması başta devletin ve tüm insanlığın ortak sorumluluğudur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin çevreye, tarihsel yapılara ve doğaya önem vermediğinin bir kanıtı da binlerce hektarlık ormanlık alanların yok edilmesidir. Küresel ısınmanın arttığı, sera gazı salınımının had safhaya ulaştığı, çevresel sorunların her boyutuyla baş gösterdiği bir dönemde her yıl binlerce hektarlık ormanlık alanların yakılarak bir bölümünün de turistik bölgelere tahsis edilmesi kabul edilemez bir uygulamadır. En kabul edilemezi de başta seçim bölgem olan Hakkâri olmak üzere bu bölgenin diğer illerinde ormanların büyük bir çoğunluğunun sözüm ona ülkenin güvenliği adına ve güvenlik güçleri tarafından bilinçli olarak yakılarak yok edilmesidir. Bu can yangınlarına devlet de seyirci kalmıştır hatta büyük ölçüde -yaşananları göz önüne aldığımızda- teşvik etmiştir. Evet, ne yazık ki otuz yıla yakındır yaşanan şiddet ve çatışma kültüründe ormanlar yakıldı, sular kurutuldu, tüm bitki çeşitleri yok edildi ve yaban hayvanlarının soyu tüketildi. İşte, bu ekolojik dengenin altüst oluşumu içinde insan sağlığının da ne kadar tahrip olduğunu hepiniz takdir edersiniz.

Değerli milletvekilleri, yıllarca korkular üzerinde inşasını sürdüren bir sistemin demokrasiye kolay kolay evrilemeyeceği bir gerçek, ama millî çıkarlar ve kutsal değerler arkasına sığınarak da içte ve dışta yapay düşmanlar yaratılarak demokrasi de askıya alınamaz, bu da ayrı bir gerçek. Ayrıca, bu korkulardan kaynaklı hak ve özgürlükler de dış düşman fobisine feda edilemez. Her alanda olduğu gibi kültürel ve doğal varlıkların yok edilmesinde de ortak değerlerin arkasına sığınma gerçekçi ve inandırıcı değildir. Dünyada kendi coğrafyasını bombalayarak yurttaşını öldüren, kendi ormanlarını yakan, sularını zehirleyen, köylerini yıkan, yakan ve yurttaşını da zorunlu köy koruculuğuna ve göçe zorlayan tek ülke sanırım bizim ülkemizdir.

Kültür ve tabiat varlıklarının tahrip edilerek yok edilmesi, sadece saydığımız bu nedenlerle de sınırlı değildir. Bakınız, birçok turistik bölgedeki ormanlık alanlar rantçılara peşkeş çekilmiştir. Sadece bir örnek vermek gerekirse, Antalya’nın en gür ormanlarına sahip Belek’te yaklaşık beş yüz bin ağaç salt golf sahaları için kesildi, talan edildi, Hükûmet de sesli veya sessizliğiyle bu talanın arkasındadır diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, kültür ve doğal varlıkların yok edilmesi denilince Türkiye'de akla ilk gelen yerler Hasankeyf ve Munzur Vadisi’dir. Anadolu kültürleri ve Yakın Doğu kültürlerinin kaynağı bir bölgede, yani Mezopotamya’da yer alan Hasankeyf’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir, ancak şehir ve etrafındaki binlerce mağara, insanların buraya çağlar öncesinden yerleştiğini gösteriyor. “Verimli Hilal” veya “Yukarı Mezopotamya” olarak da adlandırılan bölge çağlar öncesinden bu yana medeniyetlere beşiklik etmiş, dolayısıyla İslam öncesinin ve İslam sonrasının kültürel değerlerini bir arada bugüne kadar taşıyarak getirmiştir. Bu bölge, tarih boyunca Anadolu ve Mezopotamya toprakları arasında geçiş sağlayan bir köprü görevi görmüştür. Mezopotamya uygarlığından günümüze kalan en önemli tanık bize göre Hasankeyf tarihidir. Yapılacak bu Ilısu Barajı’yla tarih ve kültür açısından değeri biçilmeyen on bin yıllık kültür mirası bir yapay suda boğdurulmak isteniyor.

Her alanda olduğu gibi bir çifte standarda bakın: 2007 yılında, Sayın Başbakan Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü’nün açılışında yaptığı konuşmada şöyle diyor: “Tarihî mirasınızı kaybederseniz, Allah korusun -tabii ki Allah korusun; Allah bizi bütün kazalardan, belalardan korusun- ülkenizin, yurdunuzun tapusunu kaybedersiniz, bir daha geri kazanamazsınız; işte esas felaket bu olur.”

Peki, acaba, Sayın Başbakan Hasankeyf’i de ülkenin bir parçası olarak görmek istemiyor mu? Oradaki binlerce yıllık tarihî zenginliği bu ülke için bir miras olarak kabul etmiyor mu?

Ayrıca, objektif bir anlayışta, tarihî, kültürel varlıklar dünyanın neresinde ve hangi bölgesinde olursa olsun korunmaları gerekmez mi? Dünyanın tepkilerine rağmen işlenen bu kültür ve tarih cinayetine bizlerin suskun tanıklığı cinayete ortak anlamına gelmektedir. Onun için, binlerce yıllık değerlerin toplamı, bir daha kazanılması olanaksız olan Hasankeyf’i, ömrü en fazla elli yıl olan barajlara kurban vermeyelim Sayın Bakanım.

Yine, AKP Hükûmetinin Kültür ve Turizm Bakanlığının bürokratlarının Hasankeyf kalıntılarını taşımaktan veya aslına uygun kopyalarını yapmaktan bahsetmeleri ve bunu bir çözüm gibi insanlarımıza sunmalarını da ayrı bir kabahat olarak algılamak gerekir. Sayın Bakan, bağışlayın başka sözcük bulamadım. Çünkü halkımız “kabahat” sözcüğüne büyük anlamlar yüklemektedir. Çünkü sorumlu kişilerin görevleri kopyalarla halkı ve kamuoyunu kandırmak değil. Bu kültürel ve tarihsel değerler hazinesinin yerleşim yerine sahip çıkarak, yeni nesillere gurur duyacakları asıllarını bırakmak gereklidir.

Değerli milletvekilleri, Tunceli il sınırları içerisinde yer alan Munzur Vadisi, millî park korunması birinci derecede önem arz eden bir doğa harikası olmasına karşın, bugün burası da sulara boğdurulmak isteniyor. 42 bin hektarlık bir alana sahip, 1975 yılında millî park olan Munzur Vadisi, dünyada bitki örtüsüyle çok zengin bir alan olduğu kadar, üzerinde barındırdığı diğer canlıların çeşitliliğiyle de büyük bir zenginliğe sahiptir.

Burada bir çelişkiye dikkatinizi çekmek istiyorum: Nil Nehri üzerinde sadece bir baraj bulunmaktadır. Mısır gibi bir ülke enerji sıkıntısı yaşamaz iken, küçük bir kent olan Tunceli’nin can damarı Munzur suyu üzerinde sekiz barajın inşa projesini anlamak bence herkesi zorlamaktadır. Barajların yapılması hâlinde, her şeyden önce, bölgedeki iklimde de önemli negatif değişiklikler yaşanacak ve bugüne kadar görülmemiş bakterilerin ve hastalıkların ortaya çıkmasına da neden olacaktır.

Kar sularıyla beslenen bir su kaynağı olan Munzur Nehri, suyunun azalması, hatta tümden yok olması tehlikesiyle de karşı karşıya gelecektir. Bu da Tunceli coğrafyasında sosyal, ekonomik, demografik, ekolojik ve jeolojik dengelerin altüst oluşuna neden olacaktır ve dolayısıyla insan yaşamının altüst oluşunu da beraberinde taşıyacak ve bağrında gösterecektir.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nın doğası gereği Munzur Vadisi’nin özellikleri itibarıyla sit alanı statüsüne kavuşturulması gereklilik, hatta bir zorunluluktur diye düşünüyoruz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü Parlamentoyu Ilısu Barajı ve Munzur Vadisi barajının yapımına “Dur!” demeye çağırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nın 12’nci maddesi uyarınca belediyelerin görev alanlarında kalan kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi amacıyla kullanılmak üzere Emlak Vergisi Yasası’na göre mükellef hakkında tahakkuk eden emlak vergisinin yüzde 10’u oranında taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı olarak tahakkuk ettirilmekte ve ilgili belediyesince emlak vergisiyle birlikte tahsil edilmektedir. Tahsil edilen bu miktar il özel idaresi tarafından açılan hesapta toplanmakta ve belediyelerce kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan projeler kapsamında kullanılmak üzere il sınırları içindeki belediyelere vali tarafından aktarılarak valinin denetiminde kullanılmaktadır.

Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısının 1’inci maddesi ile il özel idarelerinde toplanan bu paraların yüzde 30’una kadar, il özel idarelerinin, kültür ve tabiat varlıklarının korunması amacıyla kullanabileceklerini de düzenliyor. Bu, her ne kadar olumlu bir gösterge olarak önümüzde duruyor ise de beraberinde bizce bazı sorunları da taşıyacaktır çünkü tasarı ile il özel idaresinin bu hesapta biriken paranın ancak yüzde 30’unu kullanabilecekleri hükme bağlanıyor. Ne var ki, bu kaynağın kullanımı valinin inisiyatifine ve insafına bırakılmıştır. Bu durumda, valinin yönetiminde çalışan il özel idaresinin yapacağı harcamaların kimin tarafından nasıl denetleneceği sorunu ortaya çıkacaktır. Vali, hem denetleyen hem yöneten hem de proje uygulayan makam konumunda değil midir? Bu nedenle, anılan özel hesapta toplanan paranın denetimi için farklı bir mekanizmanın kurulması gereklidir diye düşünüyoruz. Çünkü harcamaların daha şeffaf olması için, toplanan bütün paraların gelir ve gider cetvellerinin kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Bunun için de İnternet veya başka bir vasıtayla halka ulaştırılması kaçınılmaz olacaktır.

Tasarının, Türkiye'nin her bölgesindeki ve her tür kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına hizmet edeceğini umuyor -daha doğrusu ummak istiyoruz- ülkemize hayırlı olması dileğiyle destek sunacağımızı belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hamit Geylani (Hakkari). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 22 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2009-01-22-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
