# Türk ceza kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.353)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hamit Geylani (Hakkari)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim
- **Tarih:** 25 Haziran 2009
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.353)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2009-06-25-turk-ceza-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s

> Hamit Geylani, 25 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.353)); konuşma 1.283 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının tümü üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluk, son yıllarda dünyanın ve ne yazık ki en çok da ülkemizin gündemini işgal eden en önemli konulardan biridir. Yolsuzluğu demokratik sistemleri tehdit eden, gelir dağılımını bozan, hatta ekonomik düzeni kökünden sarsan bir kemirgen olarak kabul etmek gerekir.

Avrupa Konseyinde ve Birleşmiş Milletlerde yolsuzlukla ilgili yapılan çalışmalarda bu kriminolojik ve sosyolojik olay basit bir rüşvet veya başkaca bir haksız menfaat temin etmenin ötesinde, ekonomik düzeni temelden sarsan bir olgu olarak değerlendirilmektedir.

Bugün itibarıyla, ülkemizde yolsuzluğun etkileri tahrip edici boyutlara ulaşmıştır. Yolsuzluk demokrasinin temellerini sarsmakta ve siyasete olan güveni tahrip etmektedir. Yıkıcı etkileri ve negatif sonuçları olan yolsuzluğa karşı yürütülecek mücadelenin de toplumsal ve uzun süreli olması gerekmektedir. Yolsuzlukla mücadelede sadece ceza hukuku araçlarıyla başarıya ulaşılması da olanaklı değildir. Bu alandaki mücadelede devletin işleyişindeki şeffaflık büyük önem arz etmekte, cezai tedbirlerin yanında özel hukuk ve idare hukuku alanında da bazı önlemlerin alınması kaçınılmazdır. Ayrıca, bu mücadeleyi yürütecek personele özel eğitim verilmesi ve kamuoyunun sivil toplum kuruluşları kanalıyla yolsuzluk konusunda aydınlatılması da önem taşımaktadır.

Bugün için, yolsuzlukla mücadele konusu tek başına hiçbir kuruma veya kuruluşa bırakılmayacak kadar önem arz etmektedir. Yolsuzluğun önlenmesinde başarıya ulaşmak için demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanı sıra medya ve sivil toplum kuruluşlarının hep birlikte, belli bir ortaklaşma ve kültür çerçevesinde mücadele etmesi gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, ne yazık ki ülkemizde yolsuzluk devletin en tepesinden başlamakta ve en alt görevdeki bir memuruna kadar uzanmaktadır. Ordudan başlayarak siyasiler, belediyeler, bankalar, gümrük kapıları, ihale birimleri, kısacası bütün kamu kurum ve kuruluşları bir şekilde yolsuzlukla gündeme gelmektedirler.

Geçmiş yıllarda yolsuzlukla ilgili gündeme gelen bazı operasyonlar oldu: Vurgun Operasyonu, Beyaz Enerji Operasyonu, Örümcek Ağı Operasyonu, Bufalo, Balina, Kartal, Kasırga gibi operasyonlar akla ilk gelenlerdir ama sistemin yapısından kaynaklı, kültürü gereği yolsuzluklar ne yazık ki hâlen devam etmektedir.

AKP hükûmetleri döneminde de çok sayıda yolsuzluk dosyası gündeme gelmiştir. Bunların başında Ali Dibo ve hâlen devam eden Deniz Feneri sadece iki örnektir. Yolsuzluğa damardan girdiklerini -tırnak içinde belirtiyoruz- belirten Sayın Başbakan, yolsuzluklara bulaşmış AKP belediyeleri hakkında bugüne kadar gereği neden gereği gibi yapılmamıştır? Genellikle bugüne kadar yolsuzluk dosyalarının hiçbiri gerçek anlamda yargı önüne çıkarılmamış ya da siyasi baskılar nedeniyle sonuçlandırılmamıştır. Kaldı ki bu yolsuzluk dosyaları buz dağının görünen kısmıdır. Devletin yüksek kurum ve kuruluşlarında açığa çıkmamış daha binlerce yolsuzluğun olduğu herkesçe bilinmektedir.

Bakınız, Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Devletler Grubunun Türkiye ile ilgili değerlendirme raporunda da önemli tespitler yer alıyor. Aslında, bu tespitler ülkemiz için üzücü tespitlerdir. Şöyle: Yolsuzluğun Türkiye’de en önemli sorun olduğuna dikkat çekilen raporlarda yolsuzlukların daha çok özelleştirme ve kamu alımlarında görüldüğü, üst düzey siyasilerle ilgili yolsuzluk skandallarının ortaya çıktığı vurgulanıyor. Ayrıca, kamu görevlilerinin yargılanmasının amir iznine bağlı olmasının da doğru olmadığı belirtiliyor bu raporlarda.

Değerli milletvekilleri, trilyonlarca liralık yolsuzlukları yapanlar bugüne kadar hep korunmuşlardır. Bugün hâlâ, hortumlanan bankaların faturasını yoksul halk ödemektedir. Hortumcular, dolandırıcılar, ihaleye fesat karıştıranlar, devleti milyonlarca zarara sokanlar, vergi kaçakçıları, hayalî ihracatçılar, haksız kazanç sağlayanlar, ciddi bir şekilde hiçbir cezai müeyyideye çarptırılmazlarken polise taş attıkları iddiasıyla bugün ilköğretim çağındaki yüzlerce çocuk tutuklanmış ve her biri hakkında yirmi yıldan fazla ceza istenmektedir, kimisi de cezalandırılmıştır. Salt düşüncelerini açıklamalarından ötürü, geçmişte ve hâlen, binlerce kişi yıllarca cezaevinde kalmaktadır.

Bakınız, DTP’li 5 milletvekili arkadaşımız, daha kısa bir süre önce, savcılık ve polis tehdidiyle karşı karşıya kaldılar. Peki, bu arkadaşlarımız ne yapmışlar? Cinayet mi işlemişler? İhaleye fesat mı karıştırmışlar? Yolsuzluk mu yapmışlar? Salt düşüncelerini açıklamalarından ötürü haklarında dava açılmış ve dokunulmazlıkları da hukuk çiğnenerek göz ardı edilmek istenmiştir. Daha da acısı, bu Meclis çatısı altında bulunan sayın milletvekillerinin bu tehdit karşısında suskunluğu olmuştur ama hukuk ve demokrasi herkes için gerekli. Altını çizerek vurgulamak gerekir ki, bu anlayış gereği sadece demokratik haklarını kullandıkları gerekçesiyle yurttaşını cezalandıran ve korumayan, ancak trilyonluk yolsuzlukları yapanları koruyup kollayan, mantar gibi türeyen darbe planlarının sahiplerini ortaya çıkarma iradesini gösteremeyen bir devletin Avrupa Birliğine girmesi de hayalden öteye gidemez. Bu da böyle biline.

Görüştüğümüz bu yasa tasarısı da AB müktesebatına uyum çerçevesinde hazırlanmış bir tasarıdır. Ancak bu tasarı Türkiye kamuoyunu tatmin edemeyeceği gibi, AB ve diğer uluslararası kurumları da kandırmaya yetmeyecektir. Zaten salt uyum yasası olması itibarıyla da bu yasanın Türkiye’ye bir şey kazandıramayacağı açıktır. Çünkü inandırıcılığı ve caydırıcılığı yoktur.

Değerli arkadaşlar, yasa tasarısı, AB ile tam üyelik müzakereleri çerçevesinde, Avrupa Konseyi ve Ekonomik İşbirliği Kalkınma Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar nezdinde yerine getirilmesi gereken yükümlülükler bağlamındadır. Bu anlamda, Türk Ceza Yasası, Ceza Yargılama Yasası, Kabahatler Yasası, Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’da değişiklikler yapılmaktadır.

Ne var ki bu yasa tasarısıyla yapılmak istenen sadece günü kurtarmaya yönelik girişimlerdir. Tasarı Türkiye’den uluslararası sözleşmelerle talep edilen beklentileri karşılamaktan oldukça uzaktır. Bu nedenle, getirilen düzenlemelerin yolsuzlukla mücadele konusunda hiç de yeterli olamayacağı açık. AKP Hükûmeti eğer gerçekten yolsuzlukların üzerine gitmekte samimiyse daha önemli yasal düzenlemeler yapmak zorundadır. Bu konuda biz de her koşulda destek olmaya hazırız. Böyle basit birkaç değişiklikle kamuoyunu oyalamaya ve kandırmaya hakkı yoktur.

Yolsuzlukla mücadele yasasını ve siyasi etik yasasını neden hâlâ çıkaramıyorsunuz, sormak gerekiyor. Her iki yasa hakkında da Meclise sunulmuş yasa teklifleri bulunmaktadır. Yine, çalışmaları başlatılmış olan ancak henüz kayda değer hiçbir adım atılmayan siyasi etik komisyonunun kurulması da neden bugüne kadar engellenmiştir?

Değerli arkadaşlar, temiz, dürüst bir siyaset ve yönetim için, her şeyden önce, devlete ait işlemlerin mümkün olduğu kadar şeffaf ve halka açık olması gerekiyor. Bunun için de en başta yeni, demokratik ve özgürlükçü bir Anayasa’yla birlikte getirilecek düzenlemeler önem kazanmaktadır.

Milletvekilliği dokunulmazlığının yeniden düzenlenerek demokrasi standartlarına uygun düşen kısıtlamaların getirilmesi de artık günümüzde kaçınılmazdır. Yasama sorumsuzluğu dışında kalan konularda dokunulmazlıkların siyasi etik çerçevesinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, siyasetçilerin mal varlıklarının kontrolü için de yeni bir denetim mekanizmasına ihtiyaç duyulduğu kanısındayız.

Yolsuzlukların üzerine gidilebilmesi için ayrıca hâkim ve savcı bağımsızlığı ile yansızlığının tam sağlanmış olması gerekiyor. Bugüne kadar yolsuzluk dosyalarının bir türlü sonuçlandırılmaması ve birçok yolsuzluk olayının yargıya taşınmamasının nedeni, bağımsız, yansız ve güçlü bir yargı sisteminin olmamasından ve siyasi müdahalelerden kaynaklanmaktadır.

Yine, kamu görevlilerinin yargılanması önündeki engellerin kaldırılması da çağın kaçınılmaz bir gereğidir. Bunlara ek olarak yolsuzlukla mücadele konusunda yetiştirilmiş yargı mensuplarına ve kolluk kuvvetlerine de gereksinim bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bunun dışında yine Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubunun, OECD’nin ve Dünya Bankasının Türkiye’den istediği özerk bir koordinasyon kurulunun kurulması da yaşama geçmelidir. Oysaki tasarıyla getirilmek istenen, Başbakanlık Teftiş Kuruluna bağlı bir düzenlemedir. Başbakanlık Teftiş Kurulu tamamen siyasi etkilerden uzak, özerk ve işlevsel çalışacak bir kurum olmaktan uzaktır. Başbakanlığa bağlı bir kurulun, bağımsız ve tarafsız çalışması mümkün değildir diye düşünüyoruz. Kaldı ki yolsuzlukların en büyüğü hükûmet icraatlarından kaynaklıdır. Kendi kendini denetleyen bir mekanizmadan olumlu hiçbir sonucun çıkmayacağını pratik göstermiştir. Bunun yerine siyasetten uzak, tamamen özgür çalışabilecek “yolsuzlukla mücadele kurulu” adı altında yeni bir mekanizmanın oluşturulması Türkiye'nin en büyük gereksinimlerinden birini oluşturmaktadır. Ancak tasarının 9’uncu maddesiyle -gerçi, sanırım, gruplar arasında bir ortaklaşma sağlanacağı söyleniliyor, onu görüşmelerin devamında göreceğiz; eğer geri çekilirse biz de buna memnuniyetle katılırız- tamamen siyasal iktidarın başında bulunan Başbakana bağlı siyasi baskı ve denetime açık bir yapı oluşturulmaktadır. Yolsuzlukla mücadele, kuşkulara neden olacak, Başbakanlığa bağlı bir kurulun görevi değildir ve olmamalıdır. Zaten bir ülkede yolsuzluk, siyasetçilerden destek görmeden toplumsal bir sorun hâline de dönüşemez.

Ayrıca, bakanların yargılanmasını Parlamentonun iznine bağlayan düzenlemenin de değiştirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Avrupa Konseyi açısından bakıldığında da yolsuzlukla mücadelede her şeyden önce siyasetin temizlenmesi temel bir hedeftir.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak tasarı samimiyetten uzak, yolsuzlukla mücadeleyi gerçekleştirmekten öte son derece yüzeysel düzenlemeler içermekte ve hadiseyi örtbas etmeye yöneliktir. Bu yasa tasarısı yolsuzlukla mücadele etmekten ziyade yeni yolsuzluklara kapı aralamaktadır âdeta. Bu nedenle yasa tasarısını yetersiz ve günü kurtarmaya yönelik bir adım olarak değerlendiriyoruz.

Yolsuzluklardan arınmış dürüst bir yönetim ve gerçek anlamda demokratik bir ülke olma dileğiyle tüm İslam âleminin kutsal kandilini kutlar, şahsım ve grubum adına Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlarım. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hamit Geylani (Hakkari). “Türk ceza kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.353)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2009-06-25-turk-ceza-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
