# Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi, Hakkari)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim
- **Tarih:** 1 Temmuz 2010
- **Gündem:** DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524-2

> Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi), 1 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DISİŞLERİ BAKANLIIĞININ KURULUŞ VE VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.524)); konuşma 837 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısının birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının genel gerekçesinde şu satırlar dizilmiştir -tırnak içinde-: “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, uluslararası ilişkilerin genişleyen kapsamı ve dış politikada alınan yeni inisiyatiflerle birlikte, çok çeşitli alanlarda ve coğrafyalarda yeni sorumluluklar üstlenmektedir.” Yine tasarının genel gerekçesinde görüldüğü gibi bununla, bu söylemle Afrika, Güney ve Doğu Asya, Kafkasya, Orta Asya, Güney ve Kuzey Amerika ve Orta Doğu ile Avrupa’yı içeren küresel bir alan kastedilmektedir. Ayrıca 2009, 2010, 2011 yılları içerisinde 42 yeni temsilcilik açmakla ve açılacakla toplam temsilcilik sayısının da 212’ye çıktığı belirtiliyor.

Eğer tüm bunlar doğruysa buna bir diyeceğimiz yok, hatta “Daha da büyüyelim ve daha da büyük inisiyatifler sahibi olalım.” diyoruz. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal iç politikada kendi coğrafyasındaki sorumluluk ve inisiyatifin karnesine bakmak gerekmez mi? Her alanda uluslararası itibar, inisiyatif ve sorumluluk, ülkenin iç barışı, demokrasi standartları, emeğe ve insan haklarına saygıyla, evrensel hukuk normlarından geçmektedir. Onun için, Türkiye'nin, iç barışını sağlayamadığı, Avrupa Birliğine üye olma sürecinde ciddi sorunlar yaşadığı, dış politikada yeni gelişmelerin ve beraberlerinde sorunların yaşandığı bir dönemde yasa tasarısının gerekçesi oldukça havada kalıyor.

Türkiye yıllardır iç politikada yaşadığı başarısızlıkları dış politika alanında da yaşamaya devam ediyor. Türkiye'nin uluslararası siyaset arenasında etkin bir rol üstlenebilmesi için öncelikle iç sorunlarını kalıcı bir şekilde, barışçıl yöntemlerle çözmek zorundadır. Bunu yaparken de otuz yıllık ezberci bakış açısını değil, demokratik yollardan çözmeyi esas almalıdır.

Bu nedenle, başta Hükûmet ve 23'üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, sorumluluk sahibi bütün birey ve kurumlar, artık uluslararası bir boyut kazanan Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü ajandalarının baş gündemine almak zorundalar. Devlet, Hükûmet, sorumluluk sahibi ve insan olmanın gereği de tam da budur. Bu gereğin yerine getirilmesiyle ülkenin iç sorunlarının büyük ölçüde çözüleceği gibi, dış politika alanında da özellikle Orta Doğu’da aktör olabilecek koşulların sağlanmasını da beraberinde getireceği düşüncesindeyiz.

Değerli arkadaşlar, siyaset arenası, hepimizin de tanık olduğu üzere, çok hızlı bir şekilde değişim ve dönüşüm içindedir. Siyasi ve ekonomik güç dengeleri sürekli değişim içinde olmakla birlikte Türkiye'nin bu değişim sürecinde doğru politikalar belirleyemediği, yaşanan son olaylarda da ortaya çıkmaktadır.

Bir kez daha altını çizerek yinelersek, özellikle Türkiye siyasi tarihinin otuz yıllık dilimine damgasını vuran ve seksen beş yıldır çözüm bekleyen Kürt sorununu, iç dinamiklerle, demokratik ve barışçıl bir şekilde, kendi coğrafyamızda, kendi halklarımızla çözmekten başka seçeneğimizin olmadığının altını çizmek istiyorum. Buna karşın, evet buna karşın, sorunu “bir terör sorunu” olarak ele alan yanlış yaklaşım ve bunu dış politikanın da ana eksenine oturtmanın, ABD, AB ve diğer bölge ülkelerini, Türkiye'nin iç sorunlarına dâhil etmenin, varlığımıza, bütünlüğümüze, beraberliğimize bir eksiklik, bir saygısızlık olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 2003 sonrasında Irak’ta yaşanan sorunların Türkiye’yi ilgilendiren boyutu Kürt realitesidir. Irak’ın ve Türkiye'nin Kürt sorunları giderek birbirleriyle bağlantılı bir hâle gelmiştir, İran ve Suriye’deki sorunlar da bu bağlamın birer parçasıdır. Türkiye’yle bölgesel Kürt yönetimi arasındaki ilişkilerin bölge barışı eksenli gelişmesi noktasında anlam kazanır ancak böyle bir anlam yüklenebilir. Ne var ki AKP Hükûmeti, ABD’nin de dayatmasıyla Orta Doğu’da yine kardeş kardeşe kırdırma politikasıyla, sınır oynama oyunlarıyla bir gündem oluşturmaktadır. Oysaki onurlu çözüm, komşu sınırlarına saygı, kendi sınırlarımızın içinde demokratik, toplumsal barışı inşa etmektir. Artık, hadise, egemen güçlerin uzlaştıkları güvenlik ve ekonomik dar çerçeveye sığmıyor değerli arkadaşlar. Buna rağmen, günümüzde Kürt sorununun inkâr ve imha siyasetiyle ortadan kaldırılması için âdeta iktidarı, muhalefeti, asker ve sivil bürokrasiyle tehlikeli bir birliktelik sergiliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetin her siyasal elit kuşağı, bir öncekinden daha derin travmaları kendisinden sonraki kuşağa miras bırakarak çözümsüzlüğün bir tabu hâline getirilmesini sağlamıştır. Türkiye'nin ve diğer bölge ülkelerinin siyasal, sosyal ve tarihî gerçekleri yadsınarak uygulamaya koyulmaya çalışılan tüm dış politikaların Türkiye’ye ve çevre ülkelere istikrarsızlıktan başka bir şey getirmeyeceği de açıktır. Avrupa Birliğiyle bütünleşmek isteyen, dünyada barışın ve diyaloğun tesis edilmesi için Medeniyetler İttifakı Projesi’nde rol alan, Orta Doğu’da, Balkanlarda ve Kafkaslarda yaşanan sorunlar için arabulucu rolü üstlenmek isteyen bir Başbakan ve Hükûmeti söylem ve icraatlarıyla Kürtlerin en temel hakları olan Kürt dilinin, kültürünün ve kimliğinin anayasal güvence altına alınmasına ve anayasal yurttaşlığa neden karşı çıkmaktadır ve bu muhalefet de bu anlayışa neden çanak tutmaktadır? İşte çifte standart denilen kültür hadisesi budur.

Değerli arkadaşlar, bilinen bir gerçeği yineleyelim: Türkiye'nin Orta Doğu’daki sorunu ve rolüyle AB’ye üyelik tartışmaları tamamen Kürt sorununa odaklanmış durumdadır. Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde demokratikleşme ve dolayısıyla sivilleşmeye yönelik icraatların durma noktasına geldiği de ortadadır. İşte tam da burada Kürk realitesinin ayrı bir aidiyet hakları temelinde kabul edilmesinin en temel engel olduğunu hep birlikte ve her gün görüyoruz. Bu görüntüler ortada iken yine Türkiye'nin kendi sorunlarını çözmeden Orta Doğu’ya ders vermeye kalkışması, modeller önermesi uluslararası arenada ciddiyetten uzak görülmektedir. İç meselelerini çözemeyen, ülkesinde barışı tesis edemeyen bir Türkiye, Orta Doğu’da güç olamayacağı gibi, bu tutumu nedeniyle giderek de yalnızlığa itilecektir. AKP, bugünkü tarih itibarıyla da deşifre olan, ayrıca gizli kapaklı İsrail-Filistin sorununda samimi ve gerçekçi olmadığını, ülkesinde yaşananlara bigâne kalarak ülke kentlerini ve çocuklarını kaderlerine terk etmekle kanıtlamaktadır. Sayın Bakan deminki konuşmasında İran hamiliğinden de söz etti. Ancak bakınız, İran’da yaşayan Kürt yurttaşlarının siyasi idamlarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi, Hakkari). “Dısişleri bakanlıığının kuruluş ve ve görevleri hakkında (s.s.524)”. TBMM Genel Kurulu, 127. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-07-01-disisleri-bakanliiginin-kurulus-ve-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-524-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
