# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi, Hakkari)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim
- **Tarih:** 13 Temmuz 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-07-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm

> Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi), 13 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA(S.S.506)); konuşma 826 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısının ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti, önümüzdeki seçimlerin yatırımı olarak tasarladığı yasaları tek tek Meclisten geçirmeye çalışıyor. Son bir ay içinde görüştüğümüz ve de ilerleyen günlerde görüşeceğimiz yasaların birçoğu kadro tahsisi gibi yandaş kültür ile seçim yatırımı amaçlanmaktadır. Görüştüğümüz bu yasa tasarısı da aynı çıkar anlayışıyla hazırlanmış ve gündeme alınmıştır.

Tasarıyla birlikte 7’si devlet, 1’i vakıf olmak üzere 8 üniversitenin kurulması öngörülmektedir. Hiçbir hazırlık yapılmadan, akademik, bilimsel eğitim verecek bir kurumu alışveriş merkezi açarmış gibi açmak, seçim yatırımı, siyasi bir hesap olduğu ortadadır.

Türkiye’de eğitim sorunlarının çözülmesi, eğitim ve yükseköğrenim kurumlarının nicelik ve nitelik olarak gelişmesi kuşkusuz gerekli ve zorunludur. Hükûmetler de asıl olarak bunları yapmakla yükümlüdür ancak AKP Hükûmetinin bu yükümlülüğünü şimdiye kadar yerine getirdiğini söylemek olanaklı değildir. Eğitimde ve yükseköğrenimde var olan sorunları, kadrolaşma sonucunda daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir. Şimdiye kadar var olan üniversitelerin ekonomik, akademik ve idari sorunlarının çözümü için çağdaş eğitim noktasında gereken adımların atılmadığı ortadadır. Gelinen noktada, eğitimin diğer alanları gibi yükseköğrenimin de, daha pahalı ve paralı hâle getirilerek ticarileşmesi sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, yeni bir üniversite açmak, üniversitelerin evrensel ölçütlerle belirlenen altyapı hazırlıklarını tamamlamaktan, ekonomik kaynak, akademik ve idari personel planlamasını oluşturmaktan geçer. Bunlar yapılmadan üniversite açılması, liseler düzeyinde öğrenim veren, niteliksiz diplomalı işsizler mezun eden üniversite sayısını artırmak dışında hiçbir anlam ifade edemeyecektir.

Türkiye’de, ilgili kurum ve kuruluşların gerçekleştirdiği araştırmalarda da görüleceği gibi, üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranının gittikçe yükseldiği sonucu ortaya çıkmış. Bakınız, öğretmen yetiştiren kurumların lisans programlarını bitiren ve diğer üniversitelerden formasyon alarak bekleyen işsiz öğretmen sayısı 100 bini aşmıştır. Aynı şekilde, yüz binleri bulan öğretmen açığının da doldurulmaması cevaplandırılması gereken ayrı bir sorundur. Bir yandan atanmayı bekleyen binlerce işsiz öğretmen adayının, bir yandan da binlerce öğretmen açığının olması sadece Türkiye’de yaşanabilecek bir çelişkiler yumağıdır. Onun için, umut kapısı olarak görülen üniversiteler artık gençlerin yaşamlarını karartan yerlere dönüşmektedir.

Değerli arkadaşlar, önemli olan yeni tabela üniversiteleri kurmak değil, mevcut üniversiteleri akademik, bilimsel ölçütleriyle var edebilmektir. Bu nedenle Hükûmet tabela üniversite projesinden vazgeçmeli. Siyasi amaçlar uğruna yüksek lise konumunda kalacak, her yıl binlerce diplomalı işsiz mezun edecek üniversiteler bilime hizmet edemez. Bunun yerine, mevcut üniversitelerin YÖK cenderesinden kurtarılarak bilimsel ve özgür eğitimin yapılmasının önü açılmalıdır diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde milyonlarca genç ve çocuk hâlâ kendi ana dilinde eğitim ve öğrenim göremiyor ilkokuldan üniversiteye kadar. Oysaki demokrasiyi uygulayan ve demokrasiye geçiş iradesi gösteren ülkelerde farklı kültürlere sahip toplulukların dillerini özgürce kullanma, ana dilde eğitim ve kültürlerini geliştirme hakları sağlanmıştır. Artık çağımızda ana dil eğitimi yükümlülük olmanın ötesinde, bir vazgeçilmez hak durumuna gelmiştir. Bu hakkı sağlama noktasında kurulan Uluslararası Anadili Eğitim Örgütü yirmi sekiz yıl önce yani 8 Kasım 1982 tarihli sirkülerlerle Belçika, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Macaristan ve Türkiye’yi iş birliğine çağırmıştır çünkü o dönem itibarıyla bu ülkelerde ana dil eğitimi konusunda sorunlar yaşanmaktaydı. Aradan geçen yirmi sekiz yıla rağmen bu ülkelerin içinde hâlen sorunu çözememiş ve çözme iradesini de gösteremeyen tek ülke, ne yazık ki ülkemiz Türkiye kalmıştır. En önemlisi de otuz yıla yakındır devam eden şiddet ve çatışma kültürünün temel nedeni, evet, temel nedeni asimilasyonla başlayan, Kürt dilinin başta eğitim ve öğretim olmak üzere yaşamın her alanındaki yasaklarla, ret ve inkârla bugüne kadar gelindi ve “Bu, ülkenin ayıbı, utancıdır.” diye bir vurgu yapmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, önemli makamlarda bulunanlar ve isimlerinin kamu kurumlarına verilmesiyle değil, özellikle de siyasetçiler ülkelerinde ve dünyada barışa yaptıkları katkılarıyla, halkına, halklarına ve insanlığına hizmetleriyle anılırlar. Ayrıca, kurulması öngörülen üniversiteler için belirlenen isimlere grup olarak bizim bir rezervimiz yoktur, takdir yine Meclisindir ancak bizim itirazımız ve itiraz ettiğimiz nokta, çifte standart bir yaklaşımın uygulanmasıdır. Bakınız, daha yeni, Hakkâri Üniversitesinin isminin “Hakkâri Ahmedi Hani Üniversitesi" olarak değiştirilmesi için vermiş olduğumuz yasa teklifi gündeme alınmamış ve alınma niyeti, iradesi de görülmüyor. Sayın Bakan ve Komisyon Başkanına buradan sormak istiyorum: Bu teklifimiz neden gündeme alınmamıştır? Hakkâri’ye bu onur ve maneviyat neden fazla görülmektedir?

Değerli milletvekilleri, Ahmedi Hani aslen Hakkâri’nin Han köyünde doğmuş bir bilim, sanat, edebiyat ve felsefe insanı olup Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde yaşamış ve 1707’de Allah’ın rahmetine erişmiştir. Aynı zamanda şair, bilgin, öğretmen, Kürt dil uzmanı, saray kâtibi ve pedagog olan Ahmedi Hani çok sayıda kalıcı ve önemli eserler bırakmıştır, sadece Mem ü Zin’in adını anmak çok büyük bir değer ifade ediyor. Hani, klasik Kürt edebiyatının en büyük simalarından birisi olup bütün Kürtler açısından çok önemli bir şahsiyet olarak bilinmektedir. Böyle bir şahsiyet adının bir bilim yuvasına verilmesi vefa borcu olup, halkın kendi değerleriyle buluşması anlamını taşır. Bu nedenle, bilim, sanat, edebiyat ve felsefe insanı olan Ahmedi Hani adının Hakkâri’nin ilk üniversitesine verilmesi, kuşkusuz başta Hakkârililer olmak üzere bütün bölge halkında büyük bir memnuniyet ve mutluluk yaratacaktır. Bu talebimizi burada bir kez daha yeniliyoruz.

Değerli arkadaşlar, konuşmama son verirken, her gün, ne yazık ki her gün bu çatı altında, çoğu kez de bu kürsüde, Kürtlerin hassasiyetleri ve değerleri üzerinde birbirleriyle laf polemiği yapanları da yadırgadığımızı, ayıpladığımızı ve kınadığımızı belirtmek istiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi, Hakkari). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında(s.s.506)”. TBMM Genel Kurulu, 133. Birleşim tutanağı, 13 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-07-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
