# Ankara ve İstanbul'da meydana gelen 4 ayrı terör saldırısı öncesi gerekli önlemleri almadığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/7) ön görüşmesi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hamza Dağ (AK Parti, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim
- **Tarih:** 19 Nisan 2016
- **Gündem:** Ankara ve İstanbul'da meydana gelen 4 ayrı terör saldırısı öncesi gerekli önlemleri almadığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/7) ön görüşmesi münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=47628
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hamza-dag-26-2016-04-19-ankara-ve-istanbul-da-meydana-gelen-4-ayri-teror-saldirisi-oncesi-gere

> Hamza Dağ (AK Parti), 19 Nisan 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Ankara ve İstanbul'da meydana gelen 4 ayrı terör saldırısı öncesi gerekli önlemleri almadığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/7) ön görüşmesi münasebetiyle); konuşma 1.409 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala hakkında vermiş olduğu gensoruyla ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, bu dört saldırıda ve diğer saldırılarda vefat eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve yabancı ülke vatandaşlarına Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum. İnşallah, ülkemizde ve dünyada bu tarzdaki elim terör hadiselerinin bir daha yaşanmamasını da temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, buradan tekrar bütün terör örgütlerini şahsım ve partim adına lanetliyorum. Bizler AK PARTİ olarak başkaları gibi ayrım yapmadan “Terörün dili, dini, ırkı olmaz.” diyerek bu konuda ayrım yapmamayı ortaya koymuş durumdayız. “Benim teröristim iyidir, diğer terörist kötüdür.” gibi bir düşünce açıkçası kabul edilebilir bir düşünce değildir. Ne yazık ki bazı terör hadiseleri olduğunda bu terör hadiseleri DAEŞ tarafından yapıldığında ağızlarını doldura doldura lanetleme yapanlar açıkçası terör hadisesi PKK, PYD tarafından yapıldığında ya lanetlemekten vazgeçmekte ya da yarım ağız bir şekilde bunu söylemektedirler; hatta yaşanan, onlarca kişinin vefat ettiği terör hadiselerinden sonra da taziye çadırlarına giderek bu konuda samimiyetsizliklerini, samimi olmadıklarını çok açık ortaya koymaktadırlar. Bizler bu samimiyetsiz duruşları çok iyi bir şekilde biliyoruz. Milletimiz de aynı şekilde bu samimiyetsiz duruşu bilmekte ve izlemektedir. Bu milletin kanıyla beslenmeyi kendilerine vazife edinenleri bu millet kanlarında boğacaktır.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükûmeti denetlemesine ilişkin Anayasa’mızda değişik yöntemler var; bunlar soru, Meclis araştırması, Meclis soruşturması, genel görüşme ve gensoru. Gensoru önemli bir mekanizma. Gensoru, gerçekten ortaya konulduğu zaman neticesinde sonuç alınabilecek özelliği olan bir mekanizma. Biz dünden beri… İki tane gensoruyu görüştük dün, bugün üçüncüyü görüşüyoruz, perşembe de dördüncüyü görüşeceğiz. Açıkçası son dönemde gensoru müessesesi sulandırılmış vaziyette. Gensoru müessesesiyle ilgili olarak yapılan işlemin Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapması gereken işlemleri yavaşlatma ve engellemeyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Ben bu gensoruya baktığımda ve bu gensoruyla ilgili duruma baktığımızda, 4 tane saldırıyla ilgili bu gensorunun bu saldırının etkileri, toplumda olabilecek panik havası azalmaya başladıktan sonra bu gensorunun verilmesini de açıkçası manidar buluyorum ve üzüntülerimi de ifade etmek istiyorum.

Biliyorsunuz, 1970’lerden bu yana ülkemiz, ASALA’yla başlayarak PKK terör örgütü, Marksist Leninist DHKP-C, MLKP, yine, dini istismar eden Hizbullah, DEAŞ gibi terör örgütleriyle -farklı boyutlarda olan terör örgütleriyle- mücadele etmektedir.

Terör, toplumları hedef alan bir insanlık suçudur. Terörizm insanlarda korku ve yılgınlık oluşturarak devlet otoritesini sarsmak amacındadır. Bu amaçları doğrultusunda sistematik şiddet uygulamaktadır terör örgütleri. Türkiye son dönemde amaçları farklı, ideolojileri farklı terör örgütleriyle mücadele içindedir. Türkiye'yi terör örgütlerinin hedef seçmesinin sebepleri: Jeopolitik konumu, jeostratejik konumu ve son dönemde, özellikle on beş yıldan bu yana bölgesinde ve ülkede büyüyen, gelişen bir ülke olması terör örgütlerinin Türkiye'yi hedef almasının sebeplerinden birisidir. Aynı zamanda, Suriye’de yaşanan istikrarsızlıklar ve çatışma ortamı, 877 kilometrelik sınırımız ve çatışma ortamının Türkiye'ye yakın olması PKK, KCK, PYD gibi, DEAŞ gibi terör örgütlerinin daha rahat hareket etmesine ve ülkemize yönelik eylemlerini artırmasına sebep olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en kapsamlı ve en büyük terörle mücadelesi içindedir. Bu mücadele içinde hainlik yapanları tekrar bu kürsüden kınıyorum. Unvanı akademisyen olan, ancak bize göre tek unvanları hainlik olan sözde akademisyenlerin bildirisi başta olmak üzere bu terörle mücadeleyi akamete uğratmak için birçok bildiri ve rapor hazırlandığını biliyoruz. Kolluk kuvvetlerine karşı sivilleri kalkan yapıp bölge halkını maddi ve manevi zarara uğratanları görmezden gelerek hazırlatılan bildiriler konusunda bu kişiler bize insan hakları dersi bugüne kadar veremediler, bundan sonra da veremeyeceklerdir. Bu noktada azami gayret gösteren, sivil ile terörist arasında ayrım yaparak bu mücadeleyi en iyi şekilde yapan güvenlik güçlerimize de buradan bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, son dönemde gensoruya sebep olan bu hadiselere baktığımızda, terör hadiselerine baktığımızda iki terör örgütünün ön plana çıktığını görüyoruz; biri PKK, diğeri DAEŞ. Biliyorsunuz, PKK terör örgütünün Marksist-Leninist, Maocu bir ideolojiyle kurulduğu söylenmesine rağmen yine tek ideolojisi kan ve nefret olmuştur ve tarih boyunca Türkiye’nin düşmanlarına taşeronluk yapmaktan da uzak durmamıştır. İlk eylemini 15 Ağustos 1984 tarihinde Siirt Eruh ve Hakkâri Şemdinli’de gerçekleştirmiştir. O dönemden bu döneme birçok eylem yaparak sivil insanların doğrudan ölümüne neden olmuştur. Ülkemize tarih boyunca en büyük maddi ve manevi zararı veren bir terör örgütüdür. 1984 yılından bu yana terör nedeniyle 8 binden fazla insanımız şehit verilmiş, kadın, çocuk, kundaktaki bebek denilmeden PKK terör örgütü tarafından vahşice insanlarımız öldürülmüştür. Hiçbir maddi değerle ölçülemeyecek bu duruma rağmen, aynı zamanda 1,5 trilyon civarında -verilere göre- bir zararı söz konusudur. Bu topraklara ve başta Kürtlere olmak üzere her türlü acıyı, göz yaşını reva gören bu terör örgütü, son dönemlerde, amacını ve nedenini açıklayamadığı bir şekilde şehir merkezlerinde şiddet eylemleri başlatmıştır. İnsanları evlerinden, şehirlerinden zorla göçe sürükleyen terör örgütüyle kolluk kuvvetlerimiz zorlu ve başarılı bir mücadele içine girmiştir. Evine gitmek için otobüs bekleyen insanları şehit eden, sivil insanları kendine kalkan yaparak polisimize, askerimize kurşun sıkan teröristler ve bu teröristleri haklı ve bunları meşru bir muhalefet aracı olarak görenler, her iki cihanda da kaybetmeye müstahaktır. Dillerinde barış, kalplerinde kin ve nefretten başka duygu olmayanların bunu anlayabilmelerini biz açıkçası beklemiyoruz.

DAEŞ terör örgütü ise 2011 yılından bu yana Suriye’de başlayan istikrarsızlık ortamıyla birlikte radikal Selefi bir din devleti kurmak noktasında ortaya çıkmış ve o bölgedeki istikrarsızlıktan faydalanan bir terör örgütüdür. Kendilerinden olmayan her türlü Müslümanı tekfir, kâfir ilan eden bir yapıdır. Türkiye gibi özellikle demokratik özelliği olan devletlerle ilgili de divanıharp yani küfür devleti olarak addetmekte, burada memurluk yapılamayacağını, askerlik yapılamayacağını, oy kullanılamayacağını, hatta imamların arkasında namaz kılınamayacağını söyleyen bir yapıdır.

Avrupa’nın varoşlarında ötekileştirilmiş, yabancılaştırılmış, İslamofobia’yla nefret söylemlerine muhatap olmuş kişiler DAEŞ’in hitap alanında yer almaktadır. Gerek Diyanet İşleri Başkanlığımız gerekse İçişleri Bakanlığımız bu konuda ciddi bir çalışma yapmaktadır.

Bu noktada, ne yazık ki, meşru yollardan AK PARTİ iktidarını deviremeyeceğini, seçimle AK PARTİ’yi mağlup edemeyeceğini düşünen bazı muhalefet partileri, açıkçası DAEŞ terör örgütüyle AK PARTİ iktidarını ve Türkiye Cumhuriyeti devletini iş birliği içinde gösterme gayreti içindedirler. Burada da lojistik desteği bir diğer terör örgütü FETÖ’den almaktadırlar.

AK PARTİ legal yollardan milletin iktidarıyla ve milletin oylarıyla iktidara gelmiş, illegal yapılara mesafesini hep koymuş ve illegal yapılarla mücadelesini bundan sonra da sürdürmeye devam edecektir. Ancak PKK gibi terör örgütüne, DHKP-C gibi terör örgütüne “terör örgütü” diyemeyenlerin, biz, bu durumu anlayabileceğini ve algılayabileceğini düşünmüyoruz.

Ben bir Müslüman olarak, İslam’ı yaşamaya çalışan bir kişi olarak buradan çok açık, net bir şekilde söylüyorum ki DAEŞ bir terör örgütüdür ve aynı zamanda, İslam’ın huzur ortamına, İslam’ın sükûn ortamına ve İslam’ın manevi tatmin ortamına, dünyada insanlar akın akın İslam’a gelirken İslam’a en büyük zararı veren yine bu terör örgütüdür. Ve biz çok açık, net bir şekilde bu terör örgütünü her yerde ilan ederken, ne yazık ki, bu kürsüden ve defalarca oturduğumuz yerden PKK terör örgütü müdür, DHKP-C terör örgütü müdür dememize rağmen, bu Meclis içinde birçok milletvekilinin bu konuda bu örgütlere “terör örgütü” diyemediğini görmekten de üzüntü duyduğumuzu ifade etmek istiyorum.

DAEŞ daha eylemlerine başlamadan ve dünyada birçok konu da bilinmeden 30 Eylül 2013 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından bir terör örgütü olarak ortaya konulmuştur. DAEŞ’in “hicret” sözünü söylemesiyle beraber yabancı terörist savaşçılar gündeme gelmiş ve o andan itibaren de ülkemizde 37.053 kişiye giriş yasağı konulmuş, 3.124 kişi de yurt dışına gönderilmiştir.

DAEŞ sadece Türkiye’de veya Suriye’de, Irak’ta eylemler içinde değil, biliyorsunuz, hepinizin de takip ettiği gibi, yurt dışında da eylemleri söz konusudur. Bu konuda Fransa’da 13-14 Kasım tarihlerinde 100’den fazla kişinin vefat ettiği, 200’den fazla kişinin de yaralandığı bir eylemi gerçekleştirmiştir. 22 Mart 2016 tarihinde de Belçika Brüksel’de benzer bir eylemi gerçekleştirmiştir.

DAEŞ, başta Müslüman ülkeler olmak üzere, tüm dünya için tehdit olmaya devam etmektedir. Sözde İslam adına yapılan bu mücadele en çok Müslümanlara zarar vermektedir ve İslamofobia’nın bir şekilde artırılmasına sebebiyet vermektedir. Biz, hem DAEŞ terör örgütüne hem İslam karşıtlığına hem İslamofobia’ya ve İslam düşmanlığına bugüne kadar karşı olduk, bundan sonra da karşı olmaya devam edeceğiz.

Sayın Bakanımızla ilgili verilen gensoru önergesine baktığımda açıkçası çok şaşırdığımı, gerekçesinin çok garip olduğunu söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, gensoruda Gezi olayları meşru bir muhalefet olarak gösterilmiş. Çok net bir şekilde söylüyorum ki, sokakları yakıp yıkan, kaldırım taşlarını yerinden oynatan, durakları yerle bir eden ve düşünce, ifade özgürlüğü, toplantı gösteri yürüyüşü bağlamında düşünülmeyecek bu eylemleri meşru muhalefet görmek –açıkçası, çok garip bir şekilde- ve bu sebebi ortaya koymak, düşünülebilecek ve kabul edilebilecek bir şey değildir. Cumhuriyetin kurucu partisi olarak ifade edenlerin bu birtakım illegal örgütlerle kol kola olması da bizi ziyadesiyle üzmektedir. Özellikle son dönemde illegal yapılarla Hükûmeti devirmek adına kurulan ittifak, bu meşru muhalefet düşüncesiyle kapatılamaz.

Değerli arkadaşlar, biz temmuz ayından bu yana Türkiye Cumhuriyeti olarak ve ülkeyi yöneten Hükûmet olarak bir mücadele içindeyiz. Birçok terör örgütüne karşı mücadele yapıyoruz -DHKP-C, DAEŞ, PKK- ve bu terör örgütüne karşı mücadele yaparken, ne yazık ki, karşımızda bir ortaklık görüyoruz. Bu örgütlerle mücadele ederken bazen CHP’nin, bazen HDP’nin…

---

**Kaynak gösterme:** Hamza Dağ (AK Parti, İzmir). “Ankara ve İstanbul'da meydana gelen 4 ayrı terör saldırısı öncesi gerekli önlemleri almadığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Efkan Ala hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/7) ön görüşmesi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 19 Nisan 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamza-dag-26-2016-04-19-ankara-ve-istanbul-da-meydana-gelen-4-ayri-teror-saldirisi-oncesi-gere (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=47628

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
