# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Harun Öztürk (DSP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim
- **Tarih:** 16 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/harun-ozturk-23-2008-12-16-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Harun Öztürk (DSP), 16 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 715 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçeler millete hizmet götürmenin bir aracıdır. Yoksulluğun, işsizliğin önlenmesinde ve gelir dağılımının düzeltilmesinde araç olarak kullanılırlar. Hükûmet bu aracı altı yıldır bu saydığımız amaçlar doğrultusunda ne yazık ki kullanamamıştır. Hükûmet aksini söylese de altı yıldır ekonomiyi iyi yönetememiştir. 2002 yılında devraldığı göstergeleri neredeyse bütünüyle bozmuş ve ülkeyi ekonomik krize, bozduğu ve kırılgan hâle getirdiği bir ekonomiyle sokmuştur. Bu nedenledir ki krizin etkisi ülkemizde diğer ülkelerden daha fazla hissedilecektir.

Hükûmetin ithalata dayalı, istihdam yaratmayan büyüme modeli iflas etmiştir. Düşük kur yüksek faiz politikası tıkanmıştır. Büyüme ve ihracatın motorları durmuştur. Son üç aydır üretim artışı değil, üretim gerilemesi yaşanmaktadır. Kapasite kullanım oranları geçen yılki düzeyin 10 puan altındadır. Yıllardır tarıma bütçeden, yasaya aykırı olarak, millî gelirin yüzde 1’inin altında pay ayrılmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonunda, tarımsal desteği millî gelirin yüzde 1’i düzeyine çıkarmak amacıyla, Demokratik Sol Parti olarak vermiş olduğumuz önerge AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Yatırım ve üretim artışıyla desteklenmeyen, ithalat ve para politikalarıyla kontrol altına alınmaya çalışılan enflasyon kontrolden çıkmıştır. Ekonomik krize ülkeyi bu kırılganlıklar içinde sokan AKP Hükûmeti hâlâ bağımsız ve etkin bir kriz yönetimi oluşturamamıştır. Göle maya çalma olarak nitelendirilebilecek varlık barışı yasasıyla KOBİ’lere yönelik yetersiz bazı kredileri ve mevduat munzam karşılığı indirimi dışında ortada ne bir kriz yönetimi ne de elle tutulur bir kriz tedbiri vardır. Hükûmetin iddia ettiğinin aksine, ekonomik göstergeler kriz nedeniyle bozulmamıştır, özellikle 2004 yılından sonra ekonomik göstergeler zaten bozulmaya başlamıştı.

Değerli milletvekilleri, umutlar IMF’yle yapılacak anlaşmaya bağlanmıştır. Anlaşma sağlanırsa olacaklara birlikte bakalım: Yüksek reel faizlere dayalı sıcak para girişi yeniden ülkeye çekilmeye çalışılacak, yeterli sıcak para girişi olursa kurlar gerileyip TL yeniden değer kazanacak, üretmek yerine ithalat yapmak yeniden ucuz hâlâ gelecek, ithalat yaptıkça ihracatımız artacak, ithalat ihracattan daha çok artacağı için dış ticaret açığı ve cari açığımız yeniden yükselecek, açıkların finansmanı için devlet ve özel sektör bu kez artan maliyetler ve kısalan vadelerle borçlanmak zorunda kalacak, merkezî yönetim bütçesi yeniden sadece borç ödemeye endekslenecek, kalan kamu kurumları ile bankalardaki devlet ve yerli payları ölü fiyatına satılacak, sorunlarımız kısır döngü içinde birikerek ne yazık ki artmaya devam edecek.

Değerli milletvekillerim, bu filmi daha önce görmedik mi? Sadece ithalata ve dış ticaret açıklarına dayalı büyüme modelinin sürdürülemez olduğunu ne zaman anlayacağız? Millete niçin acı ilaçlar içirmeye devam etmek istiyorsunuz? Hükûmetin, işsizlikle mücadele konusunda rakamları çarpıtmaktan başka yaptığı bir şey yoktur, işsizliği azaltmak konusunda hiçbir öngörüsü de bulunmamaktadır. Uyguladığı ve uygulamaya devam edeceği anlaşılan ithalata dayalı büyüme modelinin işsizliğe çare olmadığını Hükûmet dışında bilmeyen kalmamıştır. Eylülden eylüle bir yıl içinde 295 bin kişi işini kaybetmiştir. Bu rakamların içerisine, krizin alevlendiği ekim ve kasım ayları dâhil değildir.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluklarla mücadele vaadiyle iktidara gelen AKP Hükûmeti, bugün boğazına kadar yolsuzluklara batmış durumdadır. “Hortumları kestik” demekle hortumlar kendiliğinden kesilmiş olmuyor. Yolsuzlukla mücadele için siyasetçi-iş adamı-bürokrat üçgeninden hangisine dokundunuz? Yönetiminizde milletvekilliği, yargıdan kaçmak için sığınılacak bir liman hâline getirildi. Siyasetçiye dokunmadınız. Liyakate dayanmayan ve vücut dilinden anlayan bürokrat atamaları ile bürokratı siyasetin emrine verdiniz. Üçgenin bu halkasını da siyasete tabi ve onun işaretine bakar hâle getirdiniz. İş adamı halkasıyla ilgili olarak, iş adamı ve siyaset arasında var olan çıkar ilişkisini güçlendirdiniz. Kamunun mal ve hizmet alımlarını giderek daha çok Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkardınız. Son yaptığınız değişiklikle, kamu ihalelerinde şikâyet ve itirazı neredeyse imkânsız hâle getirdiniz. İhalelerde kamuoyu denetimini, yarattığınız yandaş medya aracılığıyla etkisiz hâle getirdiniz. Bütün bunlara rağmen çıkıp yolsuzluk hortumlarını kesmekten bahsediyorsunuz. Hükûmetin yolsuzluk karşısında bunca kayıtsızlığı ve yolsuzluk yapanları korumak için kol kanat olması, olsa olsa hortumların çapını büyüterek iktidar yandaşlarına döşemek anlamına gelir.

Değerli milletvekilleri, “kara delik” gerekçesiyle öncelikle zarar eden KİT’lerin elden çıkarılması beklenirken ulusal çıkarlarımız için stratejik konumları göz ardı edilerek satın alanların yerli ve yabancı olup olmadıklarına bakılmaksızın özelleştirmeye kâr eden kuruluşlardan başladınız.

Elektrik piyasasını özelleştiriyorsunuz. Elektrik üretimini artırmak için vergi teşvikleri veriyor musunuz? Veriyorsunuz. Bu teşvikler nereden çıkıyor? Gelir kaybı şeklinde devlet bütçesinden çıkıyor. Maliyetlere dayalı otomatik fiyatlandırma yoluyla halka ve sanayiye altından kalkamayacakları yüksek fiyattan elektrik satıyorsunuz. Şimdi “Ne yapalım da sanayi ve vatandaşlara daha ucuz elektrik verebilelim.” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Akla hemen düşük tarife uygulaması ve üzerini devletin karşılaması formülü gelecektir. Peki, bu sübvansiyonu nereden ve kime yapacağız? Devlet bütçesinden özel sektöre. Peki, eskiden kime ve nereden yapıyorduk? Yine devlet bütçesinden devlet KİT’lerine. O zaman stratejik tesisleri niye özelleştirdik değerli arkadaşlarım?

---

**Kaynak gösterme:** Harun Öztürk (DSP, İzmir). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/harun-ozturk-23-2008-12-16-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
