# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim
- **Tarih:** 18 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2004-02-18-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349

> Hasan Fehmi Güneş (CHP), 18 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.656 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan; sayın milletvekilleri, kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi iddiasını taşıyan bu projeyi, gerçekten, yeterince olgunlaşmadan görüşmek durumunda olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bu tasarı, bu proje, yeterince, Yüce Meclisin önüne getirilecek düzeyde olgunlaşmamıştır, hazırlanmamıştır. Neden bilinmez, aceleye getirilmektedir, yanlış yapılmaktadır. Bir yararı yoktur; böyle görüşülmesinin bir yararı olmadığı görülecektir.

Kamu yönetimi, devlet örgütünün yönetimi demektir. Kamu yönetimi, devletin, toplumun ortak gereksinmelerini karşılamak ve toplumsal yarar sağlamak amacıyla oluşturduğu tüm örgünün ve sürekli, düzenli eylemlerin yönetimi demektir. Kamu yönetimi, bireylerin özgürlüğünü, mutluluğunu, yaşamının kolaylaştırılmasını, daha güzel, daha aydınlık, daha bolluk, daha gönençli bir yaşam sağlanmasını güvenceye almaya yöneliktir. Bu nedenle, kamu yönetimi, tüm bireyleri ilgilendirir, tüm yaşamsal düzeyi ilgilendirir. Toplumsal geleceğimizi şekillendirecek bir düzeni konuşuyoruz. Önemli bir tasarımdır. O nedenle, bütün toplum tarafından kabul edilmelidir, bütün toplumun uzlaşmaya varacağı bir metin olmalıdır. Toplumsal uzlaşma gerekir; çünkü, toplumumuzun uzun bir geleceğini düzenleme iddiasındadır. Yüce Meclisin önüne getirilmeden, gerçekten, toplumun ilgili tüm katmanlarında, özellikle sendikalarda, meslek odalarında, derneklerde, diğer sivil toplum örgütlerinde, üniversitelerde tüm ayrıntılarıyla tartışılmalı, katkı konulmalı, görüş sunulmalı, mükemmel bir ortak ürün olarak benimsenmeli ve Yüce Meclis, bu ortak metni, bu uzlaşma metnini yasalaştırmalı idi. Böyle yapılmadı; ne kadar itiraz edilirse edilsin böyle yapılmadı; çünkü, bu süreci baştan beri yakından izliyoruz, önem veriyoruz, önemle izliyoruz, katkı yapmaya çalışıyoruz. Böyle yapılmadı, böyle yapılmak istenmedi, toplumsal uzlaşma aranmadı; aksine, yapılan ayırımcılıktır. Sivil toplum örgütlerinin bir bölümüne "sivil toplum örgütü" denildi, bir bölümü sivil toplum örgütü sayılmadı; bir bölümü imtiyazlı kabul edildi, bir bölümü dışlandı. Tasarının hazırlanmasında, özellikle sermaye tabanlı örgütlerin aktif katılımı sağlandı; onların görüş, öneri ve yönlendirmeleri tasarıya yansıdı. Buna karşılık, emek tabanlı örgütler, sendikalar, gençlik örgütleri, kadın örgütleri, meslek odaları, ziraatçı örgütler, memur örgütleri, Atatürkçü, çağdaş, ilerici dernekler bu çalışmalarda karşı taraf kabul edilerek, uzak tutuldu, dışlandı. Kimse bunun aksini söyleyemez; böyle yapıldı. Katılımcılık bu mu, demokratiklik bu mu; bu değil. Bütün toplum katmanlarında aykırı konuşacaklara da, itiraz edeceklere de, kabul etmeyeceklere de söz hakkı verilerek tartışılmalıydı; bu yapılmadı. Grup Başkanvekili arkadaşımız -az evvel- diyor ki: "Toplumsal gündemde çok uzun süre kaldı." Kaldı, doğru; çünkü, çok itiraz ediliyor, kabul edilmiyor. Toplumsal gündemde kalışının nedeni bu.

Evet, bu konuda kitaplar yazıldı, bir kütüphaneyi dolduracak kadar kitap yazıldı; ama, lütfen, alın, okuyun; hepsi buna karşı, hepsi itiraz ediyor, bunun yanlışlarını ortaya... (CHP sıralarından alkışlar) Kitap yazıldı da, bunu onaylayan bir kitap yok. Ben, hepsini okumaya çalışan bir arkadaşınızım.

Bu konuda daha da ileri gidildi değerli arkadaşlar. Yasalarda yetkili ve resmen görevli olan kurumlara bile danışılmadı. Mesela, Danıştay Yasasının 23 üncü maddesinde denilir ki: "Hükümet, çıkaracağı tasarılarla ilgili Danıştaydan görüş isteyebilir." Danıştaydan bu görüş istenilmedi. Danıştaydan bu görüşün istenilmemiş olduğunu, Danıştay Başkanı, kendilerinin düzenledikleri bir toplantıda, çok acı bir dille, çok iğneli bir dille itiraf etti.

Yüzkırkdört yıldır devletimize kamu yöneticisi yetiştiren Siyasal Bilgiler Fakültesinden görüş alınmadı, orada görüşülmedi. Kamu yönetimi uzmanı yetiştiren Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, bizim değerli bir varlığımızdır; buradan görüş alınmadı, geçiştirildi. Mülkiyeliler Birliği, Türk İdareciler Derneği gibi kurumlar -ki, oradakiler, yaşamlarını bu konulara adamış gönüllü insanlardır- yok sayıldı. Bu konuda, sadece, bir özel, çok özel bir üniversiteden görüş alındı -gerisi, 74 özel ve devlet üniversitesi- 74 üniversiteden görüş alınmadı. O üniversiteler toplandılar, bu konuyu konuştular, bu konuda bildiriler yayımladılar, bunun yanlış olduğunu, bunun çıkarılmaması gerektiğini, bunun bir uzlaşma gerektirdiğini açıklayan bildiriler hazırladılar, kaleme aldılar, yayımladılar. Onları okumanızı öneriyorum. Bunların hepsi mi peşin fikirli?!. Bu bilimsel alanlardan gelen seslere kulak verilmedi.

Bu kapalı devre hazırlık, bu gözlerden kaçırma gayreti, bu tasarının kamu yönetimine getireceğini -çoğu maddelerinde- ileri sürdüğü şeffaflık anlayışına uygun mu?! Şeffaflık bu mu?! Şeffaflığı getireceğini ileri sürmektedir. Bu tasarı, savunur gibi göründüğü pek çok ilkeye ters bir tutumla oluşturulmuştur; onu söylemek istiyorum. Demokrasiden, katılımdan şeffaflıktan bahsedilmektedir; ama, hazırlanışında katılım yoktur, demokratiklik yoktur, uzlaşma yoktur, şeffaflık yoktur. Demokratik olmayan, katılımcı olmayan, uzlaşmacı olmayan araçlarla -bu tasarı öyle bir araçtır- demokratik, katılımcı, uzlaşmacı amaçlara, hedeflere varılamaz; oluşturmaya çalıştığınız araç o yönde gitmez, yürümez, yapısı ona uygun değil; çünkü, öyle bir çalışmanın ürünü değil, kendisi demokratik ve şeffaf değil.

Sayın milletvekilleri, tasarının noksanlığı ve olgunlaşmamışlığı bundan ibaret de değil. Biliyoruz ki, kamu yönetimi, bir dizge, bütünlüğü olan bir sistem. Önümüzdeki proje, kamu yönetimi alanını 10 kadar yeni yasayla düzenlemek iddiasındadır. Elimizdeki tasarı bunlardan sadece biridir, "çerçeve" ya da "temel yasa" diye isimlendirilen biri. Hemen ben de belirtmeliyim ki, üniter devletlerin yasama hiyerarşilerinde "çerçeve yasa" kavramı yoktur. Aynı nedenle, bizim yasama düzenimizde de "çerçeve yasa" kavramı kullanılmaz. Bu nedenle, adı ne olursa olsun, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı sıradan bir yasa tasarısıdır, o kadar.

Kurguyu oluşturan diğer 8-10 yasadan haberimiz yok. Onların sadece 3'ü biraz açıklandı, diğerleri hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. 10 kadar yasanın bir sistem bütünlüğü oluşturup oluşturmadığını, uyum içinde olup olamayacağını bilemiyoruz, kontrol edemiyoruz; çünkü, onları göremedik. Bu nedenle, 10 kadar gelecek düzenlemenin, bu yasayla, şimdi görüşmekte olduğumuz yasa tasarısıyla uyumlu olup olmadıklarını görmeden, siz Sayın Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, siz de görmeden, bilmeden, bir bütün oluşturup oluşturmadığı konusunda bir kanaate varmadan "bu yasayı onaylayın, ötekiler de bunlara uygun gelecek" sözüyle buna oy vermenin yasama ciddiyetiyle, yasama ağırlığıyla mütenasip olduğuna inanıyor musunuz, kabili telif görüyor musunuz?! (CHP sıralarından alkışlar) Bunu kabul edemeyiz; bu bir noksanlıktır, bu, yasama ciddiyetine aykırılıktır. Hazırlanması gizli kapaklı yürütülen, bütünleyici parçaları saklanan tasarı ne getiriyor? Bu tasarı ne, bu tasarı ne değil? Yakından bakın lütfen bu tasarıya değerli milletvekilleri. Bu tasarı, bir kamu yönetimi yasası tasarısı kimliğinden çok, bir işletme yönetimi yasası tanımına uymaktadır. (AK Parti sıralarından "doğru" sesi)

Evet, doğru, bu bir işletme yönetimi yasasıdır. Devlet başka bir şey; devlet daha büyük, daha büyük... İşletme ile devlete "doğru, öyle geliniyor" derseniz, çok mahcup olursunuz, çok mahcup olursunuz. Doğru değil... Doğru değil...

SABRİ VARAN (Gümüşhane)- Sana göre...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla)- Sana göre de doğru olmaması lazım. Bana göre değil, hiç değil, genel olarak değil. Bir aykırı düşünce onu değiştirmez.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ayrıca, bu tasarı, size göre de, bana göre de yerli değil, özgün değil. Tasarının gerekçesinde bakın ne deniliyor; aynen aldım, okuyorum: "Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar ülkemize sağladıkları malî destek karşılığında çeşitli yapısal değişim projelerini benimseme koşulu getirmiş; bu kapsamda kamu yönetiminin yeniden yapılandırılmasına ilişkin hususlar da gündeme gelmiştir." Bugün yürütülmekte olan birçok reform, bu etkinin açık göstergesidir. Onlar dayattılar da çıkarıyoruz diyorsunuz. Bir başka deyişle, tasarı, tasarıyla getirilen model, Dünya Bankası, OECD, IMF gibi kuruluşların borç anlaşmalarında önkoşul olarak dayattıkları ortak üründür. Bu, bir el atmadır. O yüzden, belki aceleye getirilmek istenmektedir; çünkü, bu, defolu bir itiraftır; çünkü, temel amaç, temel ayıp, ulusal, yönetsel, sosyoekonomik düzenin makro düzeyde, sektörel düzeyde, politika düzeyinde, plan program düzeyinde küresel kapitalizmin istem ve beklentilerine uyarlanmasıdır; yani, yapısal uyarlama, bu dayatmalara boyun bükmektir. Bu küresel plan, inanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin icadı değil, onun teslim olduğu bir plandır.

Tasarı, kamu yönetimini iyileştirmiyor da. Tasarı, kamu yönetimindeki olumsuzlukları gidererek, daha modern, daha çağdaş, daha demokratik, daha katılımcı bir yapı oluşturacak yöntemleri getirmiyor, bu doğrultuda bir açılım içermiyor. Bu düzenleme, bir ileriye atılış değil, bu düzenleme, bir reform hiç değil.

Biz, devrimci bir partiyiz. Mustafa Kemal, Cumhuriyet Halk Partisini, aydınlanma devriminin siyasal örgütü olarak tanımlamış ve yönlendirmiştir. Biz, bu kurumsal kimliğimizle, bu kurumsal kimliğimize uygun düşecek bir süreçten geliyoruz. Çağdaşlık yönündeki, ilericilik yönündeki, köklü reformlar yönündeki tüm ulusal kazanımlarda öncülüğümüz var, emeğimiz var, katkımız var, imzamız var. Yine, o tür girişimlerde katkımız olur, imzamız olur; ama, işte, bu tam bağımsız çizginin siyasal kurumu olarak iddia ediyoruz ki, bu tasarı, reform ifade etmiyor, ilerici değil, çağdaş değil, iyileştirici değil. Sayın milletvekilleri, tasarı, kamu yönetimi, kamu hizmeti, toplum yararı, ulusal çıkar, kamusal ortak gereksinme gibi kamu, devlet ve toplum yaşamımızın temel değerlerini yürürlükten kaldırmaktadır. Kamu hizmetini, kamu görevini kamu kurumlarının görevi olmaktan çıkarmakta, yerli-yabancı -tercihen yabancı- özel sektöre devretmekte, kamu kurumu yerine yerli-yabancı -tercihen yabancı- şirketler, kamu hizmetini talep eden vatandaş yerine sıradan müşteri, kamu hizmetlerini talep etme hakkı yerine maliyet, fiyat, kamu yararı yerine kârlılık anlayışını yasalaştırmaktadır. Bu yönelişin temel hedefi sosyal devlettir; çünkü, modelin özü, devleti, kamu hizmeti üretecek ekonomik olanaklardan yoksun bırakmaktadır; kâr için değil, sadece kamu yararı için kamu hizmeti sunan kamu kurumlarını özel sektöre devretmektir. Buna müsaade edecek misiniz? Devletin aslî ve sürekli görevlerini özelleştirmektir. Bu amaçla, memur kavramını aşındırmayı, kamu çalışanlarını tasfiye etmeyi hedeflemektedir. Bu planda, devlet, ekonomik, sosyal ve yönetsel yaşamdan çekilmektedir değerli milletvekilleri.

Devlet, piyasa lehine daraltılmakta ve faaliyetleri yer yer yasaklanmaktadır; yer yer yasaklayan maddeler vardır. Sırası geldikçe arkadaşlarım söyleyecek. Bu, devletin saygınlığına yaraşmaz; bu, devletin saygınlığını geliştirmez, devleti büyütmez, kamu yönetimini yenileştirmez; bir tek şey yapar; yok eder, yok eder, yok eder.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Neyi?..

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Kamu yönetimini yok eder. Anlamadıysanız, yazılı vereyim isterseniz... (CHP sıralarından alkışlar)

Bu proje, toplumsal refaha, toplumsal esenliğe yükseltici etki yapmaz, yaşamı kolaylaştırmaz, toplumsal mutluluğu kalıcılaştırmaz.

Tasarıyı hazırlayanlar, sosyal devlete, Romalı komutan Caton gibi, Caton'un Kartaca'ya baktığı gibi bakmaktadırlar. Kartaca-Roma arasındaki uzun Pön Savaşları sonunda, Caton "Kartaca yıkılmalıdır" diye emretmiş ve Kartaca yerle bir edilmiştir. Tasarı da, sosyal devleti yok etmek istemektedir; oysa, sosyal devlet korunmalıdır. Biz, bu milletin vekilleri olarak, yürürlükteki Anayasanın devleti oluşturan öğeleri arasında saydığı sosyal devleti savunmakla da yükümlüyüz; yemin ettik bu konuda. Sosyal devlet sonlanırsa, ilaç bulamayan bebekler, okul bulamayan çocuklar, üniversite kapısında bekleyen gençler, milyonlarca işsiz, günde 1 doların altında gelirle açlık sınırında yaşayan yoksullar, fakirler, tüm toplum mağdurları sahipsiz kalırlar, yalnız kalırlar, umutsuz kalırlar. Buna hakkımız yok; bu yıkıntıya katkı yapmamalıyız. Bu nedenle "toplum için sosyal devlet" kavramı yerine, "piyasa için devlet" kavramını koymaya odaklanan bu girişime karşı çıkılmalıdır. Biz, karşı çıkıyoruz, sonuna kadar karşı çıkacağız.

Bu tasarı, üniter devlete, üniter yapıya duyarlı değil. Düzenlemeyle, merkezde aşırı düzeyde yığılmış yetkilerin, görevlerin ve kaynakların yerele aktarılarak, hem merkezin demokratik hantal yapısının yeniden düzenleneceği, dinamizm ve etkinlik kazandırılacağı hem de yerel yönetimlerin güçlendirileceği, devlet örgüsünün çağdaşlaştırılacağı iddiası vardır. Bu yönelişin çok aşırı bir yansıması olarak, tasarının 7 nci maddesinde, merkezî idarenin görev ve hizmetleri sayılarak sınırlandırılmış, geriye kalan tüm görev ve yetkiler yerel yönetimlere bırakılmıştır. Bu, federalist bir yaklaşımdır; çünkü, merkezin asıl öğe olduğu yapı üniter yapıdır, yerel yönetimlerin asıl unsur olduğu yapı federatif yapıdır. Bu nedenle, yapılanma tasarımı "üniter devlet kavramına terstir. Üniter yapıyı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 18 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2004-02-18-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
