# Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim
- **Tarih:** 3 Aralık 2004
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698

> Hasan Fehmi Güneş (CHP), 3 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.072 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; günümüzde, ceza yargılama hukukuna sadece yargılama işlevini ve pür yargılama kavramını çok aşan, onun ötesinde, onun çok ilerisinde anlamlar yüklenmiştir. Ceza yargılama hukuku, hukuk devleti iddiasının da, çağdaşlaşmanın da, demokratikleşmenin de, açıklığın da ölçütü ve göstergesi olarak da değerlendirilmektedir. Ceza yargılama hukuku geleneksel adil yargılama, yargı güvencesi, sarsılmaz adalet duygusu gibi değerlerin yanı sıra, artık, kamusal düzenin, toplumsal esenliğin, barış ve özgürlük özlemlerinin de güvencesi olarak değerlendirilmektedir. Bütün bunlara ek olarak, bireyin korkusuz yaşama özgürlüğünün kalıcılaştırılması, haksızlığa uğrama korkusundan ebediyen arındırılması, insan haklarına dokunulmazlığın kurumlaştırılması da ceza yargılama hukukuna yönelik beklentiler arasına girmiştir. Ceza yargılama hukuku, bu nedenle artık, aydınlanmanın neresinde olduğumuzun da kanıtıdır.

Daha özlü ve anlamlı sözcük ve söylemlerle tanımlanabilecek önemdeki ceza yargılamasına ilişkin bir yasal düzenlemenin, doğal olarak, bu önemine yaraşır bir özen ve duyarlılıkla hazırlanması, tartışılması ve olgunlaştırılması gerekirdi. Ancak, görüşmekte olduğumuz tasarının böylesi bir sürecin ürünü olduğunu kabul ve ifade edemediğim için üzgünüm. Akademisyenlerden ve uygulamacılardan oluşan yetkin bir kurulun hazırladığı ve hükümet tarafından benimsenerek Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen hükümet tasarısı, önce altkomisyonda, sonra asıl komisyonda büyük ölçüde ve ciddî değişikliklere uğramıştır.

Sayın milletvekilleri, bu nedenle, bugün, hükümet tasarısından çok farklı, ona çok benzemez bir metni görüşüyoruz; ilişkileri kopmuş bir metin var elimizde; gerekçeleri ile maddeleri birbirini kaybetmiş bir metni çözmeye, anlamaya ve bundan bir yasa çıkarmaya çalışıyoruz.

Komisyon ve altkomisyon çalışmaları çok kısa bir zaman dilimine sıkıştırıldığından, tasarının son hali, bilim adamlarının, uygulayıcıların görüş ve tartışmalarına sunulamamış, bu çevrelerin katkı ve mutabakatları alınamamıştır. Hukuk dünyamızda ceza yargılaması konusunda oluşmuş çok değerli birikimler bu tasarıya yansıtılamamıştır. Bu nedenle, tasarı -mümkün olduğu halde- yeterince olgunlaştırılamamış, yeterince geniş bir çevrede paylaşılamamış, ortak bir ürün olması şansı kullanılamamıştır. Bu tasarı açısından ciddî bir noksanlıktır.

Vurgulamak zorundayım ki, bu yöntem, son zamanlarda İktidar Partisi yöneticileri tarafından alışkanlık haline getirilmiştir. Benzer bir uygulamayı Ceza Yasası görüşmelerinde de yaşadık. Bu, doğru değil. Bunu, sayısal olanağın sağladığı bir kolaylık ve kurnazlık olarak sürdürmek şık değil, yakışıklı değil. Ulusal hedeflerimiz ve çıkarlarımız açısından 17 Aralık gibi bazı tarihler önemli olabilir, belirleyici olabilir, zorunluluklar ve dayatmalar getirebilir. Cumhuriyet Halk Partisi, o tür zorlukları daima anlayışla karşılamıştır. Benzer zorlukları yine birlikte aşabiliriz; ancak, sayın milletvekilleri, bu tür gerekçelerle yasama, yasa yapma görevini anlamsızlaştıran, içini boşaltan, böylesi aceleye getirme tutumundan vazgeçilmelidir. Sipariş üzerine fason imalat mantığıyla yasama görevi yerine getirilemez. Bu yaklaşım, Yüce Meclise yönelik bu türlü haksızlıklar sürgit devam etmemelidir. Kendimize ve görevimize saygımızı yitirmemeliyiz, yitirtmemeliyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının içeriğine ilişkin görüş ve önerilerimiz, maddelerin görüşülmesi aşamasında sözcülerimiz tarafından ayrıntılı biçimde sunulacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, önemli ve öncelikli gördüğümüz birkaç konuyu da ben dikkatinize sunmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, adlî kolluk, yıllardır konuştuğumuz, oluşturulmasının gerekliliğini paylaştığımız bir örgütlenme sorunumuzdur. Adlî kolluk, tüm yargılama sürecinde ve özellikle soruşturma ve kovuşturma aşamalarında adlî görevlerin özel, uzman bir örgüt tarafından, en gelişmiş yöntem ve teknikler kullanılarak yerine getirilmesini sağlayacak bir yapı olarak hedeflendi. Bu yapı, hem yargılamanın şüphe ve tartışmalardan arındırılacak veri ve kanıtlara dayandırılmasını, bu yolla yargısal gerçeğe, gerçek adalete ulaşılmasını sağlayacak hem de genel kolluğa, adlî görevi nedeniyle yönelen işkence gibi yıpratıcı eleştiri ve ekgörev yükünden, ayrıca, iki ayrı amire bağlı olmak zorluğundan kurtaracak bir çözüm olarak da önerilmekteydi. Görüşmekte olduğumuz tasarı, bu konuda hiçbir ilerleme ve iyileştirme getirmemiştir, getirememiştir; adlî kolluk, gerçek, çağdaş anlamda kurulamamıştır; mevcut eskimiş ve yetersiz yapı aşılamamıştır. Bizim açımızdan adlî kolluk sorununun çözümü, anlamsız, gereksiz ve yararsız bir çekingenlikle, dokunulamadan, üzerine gidilemeden geçiştirilmiştir. Önümüze getirilen düzenleme çözüm değildir değerli milletvekilleri. Bu konuda çözüm ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, dikkatinize sunmak istediğim bir konu da, savunma kurumunun yargı düzenimizdeki konumuna ilişkindir. Yargılama görevinin, iddia, savunma ve hükümlü makamları tarafından birlikte yerine getirildiği gerçeği, maalesef, uygulamada yeterince somutlaştırılamamıştır. Bu eşitsizlik, Anayasadan başlayarak diğer düzenlemelere de yansımıştır. Baroların, Anayasanın yargı bölümünde değil de meslek kuruluşları bölümünde yer almış olması, giderilmesi gecikmiş bir düzenleme yanlışıdır. Avukatların yargı yeri düzenindeki konumu da, yargılama görevindeki rol ve etkinliğine yaraşır düzeyde yeniden saptanmalıdır. Bu konuda gecikilmemelidir. Tasarı, bu alanda da bir yenilik ve iyileştirme getirememiştir.

Sayın milletvekilleri, hukuka uygunluk konusunda duyarlılık iddiası sergileyen bu tasarıda, aynı zamanda gizli izleme, gizli dinleme, gizli soruşturmacı görevlendirme gibi tüm uçları kötü kullanmaya açık, vicdanları rahatsız edici yöntemlerin de düzenlenmesi, yargının tartışılmaz saygınlığına yakışmamaktadır. Açık yargılama, yüce adalet, dokunulmaz insan hak ve özgürlükleri, özel yaşamın kutsallığı ve benzeri soylu kavramların yanında gizlilik ve sinsilikle donatılmış yöntemler, gerçekten yakışmamaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu düzenleme, yargı makamlarının hukuka uygunluk özen ve duyarlılıklarını zorlamakta, zedelemekte, incitmekte, tartışılır düzeye indirmektedir. Bu tür ya da benzer düzenlemelere kaçınılmaz düzeyde zorunluluk olduğu düşünülüyorsa -ki, buna kesinlikle katılmıyoruz, katılamayız- yeri, yargı güvencesini kurumlaştırmak iddiasındaki bu tasarı olmamalıdır. Kaldı ki, suç öncesi, yani, eylem öncesi döneme ve özel yaşam alanına kaymasının denetlenemeyeceği böyle bir uygulama, pek çok özgürlükleri kısıtlayıcı, tehdit edici bir taciz terörü iğrençliğini resmîleştirebilir. Bundan kaçınmalıyız; buna müsaade etmemeliyiz; bu gidişin önünü, bugün, burada kesmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, benzer uygunsuz bir düzenlemeyi de, 77 nci maddede görmekteyiz. "Kadının muayenesi" başlıklı bu madde, lütfen, hemen geriye çekilerek yeniden yazılmalıdır. Anılan maddede sergilenen bakış açısı, toplumsal düzeyimize de, kadınlarımıza da, Türk hekimlerine de yeterli saygı ve güveni taşımamaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) Yasalar, haksızlık ve incitme aracı olmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, toplumlar, ancak kalıcılığı sağlanmış özgürlükler ortamında gelişir, kalkınır, gönence ulaşır. Kişiler de, ancak özgür koşullarda yeteneklerini geliştirir, başarılı ve mutlu olurlar. Sevgi ve mutluluk, özgürlüğün öteki adıdır. Özgürlüğün güvencesi ise, demokratik hukuk devletinin doğal ürünü olan adalet ve güven duygusudur. Bu kavramlar, yargılama düzeniyle sebep - sonuç ilişkisi içerisindedir.

Hukuk devletinin vazgeçilmezlerinden biri, tabiî hâkim -yani, doğal yargıç- diğeri, olağan yargı yeridir. Hukuk devletinde, özgürlükçü yapılarda olağandışı, olağanüstü yargı ve yargılama olmaz, olmamalıdır. Olağandışı yargı, çağdaşlık aydınlığını karartır, söndürür. Görüşmekte olduğumuz tasarının Beşinci Kitabının Birinci Kısmının Dördüncü Bölümünde, 250, 251 ve 252 nci maddelerinde, olağandışı yargılama getirilmekte, olağandışı mahkemeler kurulması öngörülmektedir. Anılan olağandışı yargılamanın soruşturma, kovuşturma ve tüm aşamaları için özel kurallar konulmakta; mahkemelerin oluşturulması, yargı çevrelerinin saptanması, görev ve yetkilerinin belirlenmesi, genel geçer kurallardan farklı kurallara bağlanmaktadır. Bu bölümde, tasarı, açıkçası, devlet güvenlik mahkemeleri benzeri olağandışı yargı yerlerini, yargı düzenimizin sürekli bir bölümü, olağandışı yargı yöntemlerini de kimi konu, eylem ve sanıklar için kalıcı hale getirmektedir. Yargı yeri kurma ve yargılamada tabiî hâkim kuralına böylesi pervasız ölçüde ve düzeyde aykırı olan, olağandışı yargılamayı kalıcılaştıran, kurumlaştıran bu düzenleme, katiyen kabul edilemez. Hukuk saygısı ve özgürlük tutkusu buna izin veremez. Onun tecelli edeceği yer de bu Yüce Meclistir. Toplumumuzu böyle ağır bir tehdit altında yaşamaya müebbeten mahkûm edemeyiz, etmemeliyiz, o sorumluluğu üstlenmemeliyiz.

Dikkatinize ve duyarlılığınıza saygıyla sunuyorum.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 3 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2004-12-03-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
